X

Unutmanın gücü: Bazen iyileşmek için hatırlamaktan çok bırakmaya ihtiyacımız olabilir

Zihnimiz bazı anıları yıllarca özenle saklarken, bazılarını neredeyse hiç iz bırakmadan geride bırakır. İlk iş görüşmeniz, mezuniyet gününüz ya da hayatınızın seyrini değiştiren beklenmedik bir telefon konuşması bunun en iyi örneklerinden biridir. Öte yandan geçen salı öğle yemeğinde ne yediğinizi ya da geçen hafta marketten aldığınız ürünlerin tamamını büyük ihtimalle hatırlamayabilirsiniz.

İlginç olan ise beynimizin bunu bir eksiklik olarak görmemesidir. Çünkü zannettiğimizin aksine, güçlü bir hafıza her şeyi eksiksiz hatırlamak anlamına gelmez. Asıl beceri; hangi bilgilerin saklanacağına, hangilerinin ise zaman içinde sessizce geride bırakılacağına karar verebilmektir.

Çoğumuz unutmayı istemeden yaşadığımız bir durum, hatta zaman zaman can sıkıcı bir hafıza problemi olarak değerlendiriyoruz. Oysa nörobilim bugün bize bambaşka bir şey söylüyor: Unutmak, beynimizin kusuru değil; sağlıklı çalıştığının önemli göstergelerinden biri olabilir. Çünkü hayat boyunca zihnimiz milyonlarca bilgiyle karşılaşıyor. Eğer bunların tamamını aynı netlikte saklayabilseydik, yeni bilgilere yer açmakta, karar vermekte ve hatta günlük yaşamı sürdürmekte bile zorlanabilirdik.

Bu yazımızda, unutmanın neden sandığımız kadar olumsuz bir süreç olmadığını, beynimizin hangi anıları neden koruduğunu ve bazen bırakabilmenin neden hatırlamak kadar önemli olduğunu birlikte keşfediyoruz.

Unutmak aslında beyninizin size karşı değil, sizin için çalıştığının bir işareti

Uzun yıllar boyunca hafızanın, yaşadığımız olayları eksiksiz şekilde depolayan bir arşiv olduğu düşünüldü. Oysa bugün biliyoruz ki beynimiz bir kamera gibi çalışmıyor. Yaşadıklarımızı olduğu gibi kaydetmiyor; onları her hatırladığımızda yeniden yorumluyor, eksik parçaları tamamlıyor ve bazen fark etmeden yeniden şekillendiriyor.

Bu nedenle hafıza, sabit bir kayıt sistemi olmaktan çok canlı ve sürekli güncellenen bir yapı olarak kabul ediliyor. Bu bakış açısı, unutmaya da farklı bir yerden yaklaşmamızı sağlıyor. Çünkü unutmak çoğu zaman hafızanın güçsüz olması değil; beynin önceliklerini yeniden düzenlemesidir.

Bunu evinizde yaptığınız mevsimlik bir düzenleme gibi düşünebilirsiniz. Kullanmadığınız eşyaları ayırır, ihtiyaç duymadıklarınızı kaldırır ve yaşam alanınızı daha ferah hale getirirsiniz. Beynimiz de benzer bir düzenleme yapıyor. İşine yaramayan ayrıntıları zamanla geri plana alıyor; gerçekten önemli olan bilgileri ise daha ulaşılabilir bir yerde tutuyor. Aksi halde, her gün yaşadığımız binlerce küçük ayrıntı arasında kaybolmamız kaçınılmaz olurdu. Sabah evden çıkarken hangi ayağınızla ilk adımı attığınız, iki ay önce otobüste yanınıza oturan kişinin kıyafetinin rengi ya da geçen ay aldığınız market fişindeki toplam tutar… Bunların hepsini aynı netlikte hatırladığınızı düşünün. İlk bakışta kulağa etkileyici gelse de aslında bu, zihinsel bir yükten başka bir şey olmazdı. İşte bu yüzden unutmak, hafızanın rakibi değil; onun en önemli yardımcılarından biridir.

Beynimiz neye “Hatırla”, neye “Bırak gitsin” diyor?

Peki bazı anılar yıllarca bizimle kalırken bazıları birkaç gün içinde silinip gidiyor? Bunun cevabı büyük ölçüde üç temel mekanizmada saklı: dikkat, tekrar ve duygu. Her gün sayısız bilgiyle karşılaşıyoruz. Ancak bunların yalnızca çok küçük bir bölümü uzun süreli hafızaya taşınıyor.

İlk belirleyici unsur dikkat.

Aslında hafızamız, yaşadığımız her şeyi değil; dikkatimizi verdiğimiz şeyleri saklıyor. Bir arkadaşınız size yeni tanıştığınız birinin adını söylerken telefonunuza bakıyorsanız, büyük ihtimalle birkaç dakika sonra o ismi hatırlamakta zorlanırsınız. Çünkü bilgi zihninize hiç güçlü bir şekilde kaydedilmemiştir.

Bir diğer önemli unsur ise tekrar.

Bir bilgiyi ne kadar sık kullanıyor, hatırlıyor ya da üzerine düşünüyorsanız, beyniniz o bilginin gelecekte de işe yarayacağını varsayıyor. Kullanılmayan bilgiler ise zamanla sessizce geri plana çekiliyor. Belki de bu yüzden yıllardır bisiklet sürmemiş olsanız bile nasıl dengede kalacağınızı unutmazken, birkaç hafta önce okuduğunuz bir haberin ayrıntıları hafızanızdan kolayca silinebiliyor.

Duygular hafızanın en güçlü işaretleyicilerinden biri

Hafızayı şekillendiren en önemli unsurlardan biri de duygular. Beynimiz yalnızca “ne yaşadınız?” sorusuna odaklanmıyor. Aynı zamanda “Bu yaşadığınız sizin için ne kadar önemliydi?” sorusunun da cevabını arıyor. Yoğun duygular taşıyan anılar bu yüzden çok daha güçlü iz bırakıyor. İlk kez “Seni seviyorum.” dediğiniz an, hayatınız boyunca unutamadığınız bir vedalaşma, tüm gücünüzle çabaladıktan sonra gelen bir başarı haberi ya da sizi derinden sarsan bir hayal kırıklığı… Bütün bu anılar yalnızca yaşandıkları için değil; güçlü duygular taşıdıkları için hafızamızda daha uzun süre kalıyor.

Nörobilim bunu beynin duyguları işleyen bölgesi olan amigdala ile hafızada önemli rol oynayan hipokampus arasındaki güçlü iletişimle açıklıyor. Duygular beynimize şu mesajı veriyor: “Bu önemli. Bunu sakla.”

Ancak ilginç olan şu ki, hafıza ile duygu her zaman birlikte hareket etmiyor. Alzheimer hastalarıyla yapılan dikkat çekici araştırmalardan birinde katılımcılara mutlu ve hüzünlü filmler izletiliyor. Bir süre sonra filmin konusunu hatırlayamıyorlar. Ancak hissettikleri duygu devam ediyor. Yani bazen yaşadığımız olayı unutuyoruz; fakat onun bizde bıraktığı his uzun süre bizimle kalabiliyor. Belki de bu yüzden bazı insanları neden sevdiğimizi ya da neden onlardan uzak durmak istediğimizi tam olarak açıklayamasak bile, hissettiklerimiz bize yol göstermeye devam ediyor.

Kaynak: psychologytoday

İlginizi çekebilir: Öğrendiğimiz şeylerin çoğunu neden hızlıca unutuyoruz?

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale