X

İnsan ruhu nasıl boyanır?

“Ruh, düşüncelerinin rengine boyanır.” -Marcus Aurelius 

Bazen hayatımızda kayıplar, ayrılıklar, hastalıklar ya da bir anda gelen büyük değişimlerle pek de kolay olmayan dönemlerden geçeriz. Bazen de bir rutin içine sıkışır, hayatın monotonluğundan yakınırız. Kimi zaman ise bizi belli kalıplara sokan yakın ilişkiler içinde ruhumuzun giderek grileştiğini ve renksizleştiğini hissederiz.

İçsel olarak bize sıkışmış hissettiren bu gibi durumlarda ne yapacağımızı bilemeyip bu hisler içinde uzunca bir süre kalabilir ya da kendimize küçük delikler açıp bu sıkışmışlığı dağıtmanın yollarını arayabiliriz. Bu her zaman her durumda kolay bir şekilde gerçekleşmez elbette. Fakat yine de denemeye değecek küçük fırçalar, ruhumuzu yeniden renklendirebilecek minik dokunuşlar bulabiliriz.

Hepimiz bu hislere aşinayız aslında; hayatımızın belli dönemlerinde, az ya da çok, bu grileşmeyi yaşarız.

Şuan bu yazıyı okuyorsanız ve sevdiğiniz şeyleri bile zoraki yapar hale geldiyseniz ya da  hiç yapmak istemiyorsanız, ama bu halimden de sıkıldım nereden başlayacağımı bilemiyorum diyorsanız, gelin Marcus Aurelius’un alıntısından ilhamla ruhumuza renklerini geri kazandıracak yolları birlikte açalım!

Ama önce, üzerine bunca söz söylenen bu ‘Ruh’ dediğimiz şey tam olarak nedir? 

Ruh hakkında düşünürken felsefenin yüzyıllardır cevap aradığı ruh-beden ikiliği tartışmasının aslında hepimizin gündelik hayatının merkezinde olduğunu fark ettim. Görmesek de her an hissettiğimiz, bizi fiziksel varlığımızın ötesinde ayakta tutan o gizli güç, yani ruhumuz, bedensel sağlığımızdan sosyal ilişkilerimize kadar her şeyi doğrudan etkilemekte.

Duygular, düşünceler, yaşantılar hepsi tek bir şeyi beslemiyor mu?

 -Ruhumuzu.

Ruh, en basit tanımla göremesek de varlığını her an hissettiğimiz, bizimle birlikte yaşayan bir parçamız diyebiliriz o halde. Ruhsal olarak dengede ve sağlıklı olduğumuzda; bedenen de güçlü oluyor, sosyal ilişkilerimizde daha canlı ve iyi hissediyoruz. Oysa ruhumuz yaralandığında, zihnimiz kederle bulandığında en güzel manzara bile görünmez olabiliyor. Bazen yara almasak da hayatın akışında gündelik eylemler rutinleşip monotonlaşmaya başladığında iç dünyamız da yavaş yavaş rengini kaybedebiliyor.

Peki, solmaya yüz tutan bu parçamıza dışardan bir destek almadan eski canlılığını vermek, o tuvale yeniden renk katmak mümkün mü? 

Ruhunuzu yeniden renklendirmenin veya ona eski rengini kazandırmanın yolları

Ruhumuzu yeniden renklendirmek her zaman büyük, köklü değişimler gerektirmiyor; çoğu zaman küçük ama bilinçli adımlarla başlıyor. 

Sanatçının yolu kitabından bir alıntı ile de bunu desteklemek istiyorum: 

“En büyük değişimler küçük şeylerle başlar.” 

İşte ruhunuzu renklendirecek küçük ama etkili 6 temel adım:

1. Sosyal bağlar ve küçük sosyal temaslar

Netflix’te uzun yaşamın sırlarını anlatan bir belgesel izlemiştim yıllar önce. Belgesel dünyanın en uzun süre yaşayan insanların olduğu 5 bölgeyi inceliyordu. Ve burada insanlara uzun yaşamın sırrı sorulduğunda ve günlük hayatları incelediğinde hepsinde şu dikkatimi çekmişti: Aile ve arkadaşlığın ön planda olduğu güçlü sosyal bağlar! 

Yakın arkadaşlar ile kurulan derin ilişkiler, yaşadığınız bölgede çevrenizle kurduğunuz mikro temaslar ruhu canlı tutan ve bizi iyi hissettiren şeylerin başında geliyor. Kötü hissettiğinizde size iyi gelecek ve dinleyecek dostlarınızın olması, derdinizi unutturacak güçlü topluluk desteğine sahip olmak ruhun en iyi ilaçlarından biri. Üstelik bunun için illa derin, ömür boyu sürecek dostluklara da ihtiyacınız yok.

Araştırmalar, mahallenizden bir esnafla ya da komşunuzla kurduğunuz kısa, sıcak bir sohbetin bile günlük mutluluğunuzu ölçülebilir şekilde artırdığını gösteriyor.

2. Yeşil ve Mavi Egzersiz: Doğada vakit geçirmek, hareket etmek

Ruh, özü gereği özgürdür. Hareket etmek, değişmek ister. Ama hayat bazen bizi “olması gereken kalıplara” sokabilir. İşte bu gibi durumlarda imdadımıza doğa ve hareket içeren aktiviteler yetişir. 

Psikolojide “Yeşil ve Mavi Egzersiz” olarak adlandırılan bir kavrama dikkat çekmek istiyorum. “Yeşil ve Mavi Egzersiz” doğanın içinde (yeşil) veya su kenarlarında (mavi) yapılan yürüyüş, bisiklet gibi hafif aktiviteleri kapsıyor. Yani illaki maratonlar koşmamız gerekmiyor. University of Essex tarafından yapılan araştırmalar, doğada geçirilen sadece 5 dakikalık hafif bir yürüyüşün bile özsaygıyı ve duygu durumunu olumlu etkilediğini gösteriyor.

Ruhu renklendirmenin en zahmetsiz yolu, ayaklarımızın bizi götürdüğü o açık havadadır.

Ağaçların arasından süzülen ışık, kuş cıvıltıları, toprak kokusu ya da deniz kenarında yürürken atılan adımlar… Beden hareket ettikçe, zihinde biriken o donuk ve gri düşünceler de dağılmaya başlar. 

Eğer seviyorsanız bir bisiklet alarak yaşadığınız çevreyi keşfetmekle başlayabilir, gezi gruplarına üye olarak günlük trekking aktivitelerine katılabilirsiniz.

2. “Düşük baskılı yaratıcılık” ve sanatsal uğraşlar

Estetik kaygıdan uzak üretmek, bir şeyler yazmak veya resim yapmak zihni rahatlatan, ruhu özgür kılan bir başka alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Sabah sayfaları, günlük workshoplar, seramik heykel gibi sanatları keşfetmek bir hamura şekil vermek, “güzel bir şey yapmalıyım” baskısı olmadan bir şeyler çizmek içimizde biriken kara bulutları da dağıtmanın en etkili yollarından biri olarak gösteriliyor. Sanatı bir performans olarak değil de güvenli bir alana dönüştürdüğünüzde vücuttaki stres hormonu da büyük oranda azalıyor. 

3. Yeni bir şey öğrenmek (Nöroplastisite)

Yeni şeyler öğrendiğiniz ve deneyimlediğiniz anları bir düşünün. O anlarda hissedilen heyecanın bilimsel de bir karşılığı var. Beynimiz, yaşımız kaç olursa olsun yeni bilgiyle karşılaştığında yeniden şekillenme kapasitesine sahip. Bilim buna nöroplastisite diyor. Yani yeni bir şey öğrendiğimizde beynimiz biyolojik olarak yeniden şekilleniyor, beyin her yeni deneyimde yeni sinaptik bağlar kuruyor. 

Rutinlerinizden biraz çıkmak ve zihne taze kan pompalamak için gündelik hayatınızda yeni bir dil öğrenmeye vakit ayırabilir, dansa başlayabilir, online kurslara katılabilir, farklı ülkelerin mutfaklarını keşfedip deneyebilirsiniz.

Öğrenmek de ruhu renklendiren en güçlü ilaçlardan biri. Çünkü öğrenirken büyüdüğünüzü hissedersiniz ve büyüyen hiçbir ruh sıkışmaz.

4. “Mikro-Mola” ve duyusal şimdiki zaman (Somatic Grounding)

Bizi sıkışmış hissettiren şeylerden birisi de zihnin sürekli geçmiş kayıplarla meşgul olması veya gelecek kaygısı taşımasıdır. Yapılan çalışmalar ve araştırmalar da insan zihninin zamanının %47’sinde yaptığı işten başka bir yerde olduğunu göstermektedir. Bu durumda bizi doğrudan mutsuz eden şeylerden birisi de yaşadığımız ana odaklanamamamızdır. Böyle hissettiğimiz zamanlarda gün içine “mikro mola’lar” serpiştirmek bedeni an’a geri çağıracak pratikler uygulamak biraz da olsa rahatlatıcı olabilir. 

Mesela gün içinde verdiğiniz kahve molasında sadece içtiğiniz ilk 3 yuduma tüm duyularınızla odaklanmak, yürüyüşe çıktıysanız bulunduğunuz bölgedeki kokulara odaklanmak, bedenin hareketlerine dikkat etmek otomatik pilottan çıkmak gibi basit şeyleri uygulamaya çalışmak; gri alanla teması kesmenin basit yollarından biri olarak denemeye değer.

5. Konfor alanından ufak sapmalar: Seyahat etmek…

Seyahat etmek, günlük hayatın rutin akışını kıran en yaratıcı ve yenileyici yollardan biri olarak ruh paletine en canlı rengi verecek bir başka alternatiftir.

Yeni bir şehir, hiç bilmediğiniz bir sokak ya da ilk kez gördüğünüz bir mimari zihnimize alışılmışın dışında bir şeyler sunar. Gezdikçe yeni deneyimler edinir, zihnimizi esnetir ve hayatın monotonlaşan ritminden sıyrılarak ruhumuza nefes aldırırız. Bunaldığınız zamanları küçük rotalarla renklendirerek konfor alanınızın sınırlarını esnetebilirsiniz.

Son Söz: Palet Sizin Elinizde!

Özetle insan ruhu doğrudan düşünceler, eylemler ve seçimlerimizle şekilleniyor. 

Beslendiğimiz kaynakları değiştirmek, yeni kaynaklar bulmak veya bize iyi gelmeyen şeyleri kesmek biraz da bizim elimizde. 

Küçük bir doğa yürüyüşü, estetik kaygı duymadan atılan bir fırça darbesi, bir dostla edilen derin bir sohbet ya da hiç geçmediğiniz bir sokak… Hepsi ruhumuza o eski canlılığını kazandırmak için elimizin altındaki minik fırçalardır. 

Ve son olarak bir alıntı ile bitirmek istiyorum.

-“Yaşam kişinin cesareti ile orantılı olarak büzülür veya genişler.”  Anais Nin.

İlginizi çekebilir: Neşeyi yaşamımıza dahil etmek: ‘Neşenin Gücü’ kitabından öğrenilecek dersler

Seda İstifciel: Mehabalar, ben Seda. 2014 yılından beri çeşitli markalara ve e-ticaret alanında içerik uzmanlığı yapmaktayım. Ege Üniversitesi Felsefe bölümünü bitirdikten sonra kısa bir öğretmenlik tecrübem oldu. Sonrasında sosyal medya, SEO ve blog tarafında farklı mecralarda ve markalarla çalışmaya başladım. Okumak ve yeni yerler keşfetmek sanırım bu hayatta en keyif aldığım şeylerin başında geliyor. Burada görmekten keyif aldığım yerleri ve okuduğum kitaplarla ilgili etkilendiğim, sorgulamayı sevdiğim konuları paylaşmaktan mutluluk duyacağım. Doğayı, tüm hayvanları özellikle de kuşları, huzurlu ve şirin mekanları fotoğraflamayı, buralarda kahve içip hayaller kurmayı seviyorum.

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale