“Ruh, düşüncelerinin rengine boyanır.” -Marcus Aurelius
Bazen hayatımızda kayıplar, ayrılıklar, hastalıklar ya da bir anda gelen büyük değişimlerle pek de kolay olmayan dönemlerden geçeriz. Bazen de bir rutin içine sıkışır, hayatın monotonluğundan yakınırız. Kimi zaman ise bizi belli kalıplara sokan yakın ilişkiler içinde ruhumuzun giderek grileştiğini ve renksizleştiğini hissederiz.
İçsel olarak bize sıkışmış hissettiren bu gibi durumlarda ne yapacağımızı bilemeyip bu hisler içinde uzunca bir süre kalabilir ya da kendimize küçük delikler açıp bu sıkışmışlığı dağıtmanın yollarını arayabiliriz. Bu her zaman her durumda kolay bir şekilde gerçekleşmez elbette. Fakat yine de denemeye değecek küçük fırçalar, ruhumuzu yeniden renklendirebilecek minik dokunuşlar bulabiliriz.
Hepimiz bu hislere aşinayız aslında; hayatımızın belli dönemlerinde, az ya da çok, bu grileşmeyi yaşarız.
Şuan bu yazıyı okuyorsanız ve sevdiğiniz şeyleri bile zoraki yapar hale geldiyseniz ya da hiç yapmak istemiyorsanız, ama bu halimden de sıkıldım nereden başlayacağımı bilemiyorum diyorsanız, gelin Marcus Aurelius’un alıntısından ilhamla ruhumuza renklerini geri kazandıracak yolları birlikte açalım!
Ama önce, üzerine bunca söz söylenen bu ‘Ruh’ dediğimiz şey tam olarak nedir?
Ruh hakkında düşünürken felsefenin yüzyıllardır cevap aradığı ruh-beden ikiliği tartışmasının aslında hepimizin gündelik hayatının merkezinde olduğunu fark ettim. Görmesek de her an hissettiğimiz, bizi fiziksel varlığımızın ötesinde ayakta tutan o gizli güç, yani ruhumuz, bedensel sağlığımızdan sosyal ilişkilerimize kadar her şeyi doğrudan etkilemekte.
Duygular, düşünceler, yaşantılar hepsi tek bir şeyi beslemiyor mu?
-Ruhumuzu.
Ruh, en basit tanımla göremesek de varlığını her an hissettiğimiz, bizimle birlikte yaşayan bir parçamız diyebiliriz o halde. Ruhsal olarak dengede ve sağlıklı olduğumuzda; bedenen de güçlü oluyor, sosyal ilişkilerimizde daha canlı ve iyi hissediyoruz. Oysa ruhumuz yaralandığında, zihnimiz kederle bulandığında en güzel manzara bile görünmez olabiliyor. Bazen yara almasak da hayatın akışında gündelik eylemler rutinleşip monotonlaşmaya başladığında iç dünyamız da yavaş yavaş rengini kaybedebiliyor.
Peki, solmaya yüz tutan bu parçamıza dışardan bir destek almadan eski canlılığını vermek, o tuvale yeniden renk katmak mümkün mü?
Ruhunuzu yeniden renklendirmenin veya ona eski rengini kazandırmanın yolları
Ruhumuzu yeniden renklendirmek her zaman büyük, köklü değişimler gerektirmiyor; çoğu zaman küçük ama bilinçli adımlarla başlıyor.
Sanatçının yolu kitabından bir alıntı ile de bunu desteklemek istiyorum:
“En büyük değişimler küçük şeylerle başlar.”
İşte ruhunuzu renklendirecek küçük ama etkili 6 temel adım:
1. Sosyal bağlar ve küçük sosyal temaslar
Netflix’te uzun yaşamın sırlarını anlatan bir belgesel izlemiştim yıllar önce. Belgesel dünyanın en uzun süre yaşayan insanların olduğu 5 bölgeyi inceliyordu. Ve burada insanlara uzun yaşamın sırrı sorulduğunda ve günlük hayatları incelediğinde hepsinde şu dikkatimi çekmişti: Aile ve arkadaşlığın ön planda olduğu güçlü sosyal bağlar!
Yakın arkadaşlar ile kurulan derin ilişkiler, yaşadığınız bölgede çevrenizle kurduğunuz mikro temaslar ruhu canlı tutan ve bizi iyi hissettiren şeylerin başında geliyor. Kötü hissettiğinizde size iyi gelecek ve dinleyecek dostlarınızın olması, derdinizi unutturacak güçlü topluluk desteğine sahip olmak ruhun en iyi ilaçlarından biri. Üstelik bunun için illa derin, ömür boyu sürecek dostluklara da ihtiyacınız yok.
Araştırmalar, mahallenizden bir esnafla ya da komşunuzla kurduğunuz kısa, sıcak bir sohbetin bile günlük mutluluğunuzu ölçülebilir şekilde artırdığını gösteriyor.
2. Yeşil ve Mavi Egzersiz: Doğada vakit geçirmek, hareket etmek
Ruh, özü gereği özgürdür. Hareket etmek, değişmek ister. Ama hayat bazen bizi “olması gereken kalıplara” sokabilir. İşte bu gibi durumlarda imdadımıza doğa ve hareket içeren aktiviteler yetişir.
Psikolojide “Yeşil ve Mavi Egzersiz” olarak adlandırılan bir kavrama dikkat çekmek istiyorum. “Yeşil ve Mavi Egzersiz” doğanın içinde (yeşil) veya su kenarlarında (mavi) yapılan yürüyüş, bisiklet gibi hafif aktiviteleri kapsıyor. Yani illaki maratonlar koşmamız gerekmiyor. University of Essex tarafından yapılan araştırmalar, doğada geçirilen sadece 5 dakikalık hafif bir yürüyüşün bile özsaygıyı ve duygu durumunu olumlu etkilediğini gösteriyor.
Ruhu renklendirmenin en zahmetsiz yolu, ayaklarımızın bizi götürdüğü o açık havadadır.
Ağaçların arasından süzülen ışık, kuş cıvıltıları, toprak kokusu ya da deniz kenarında yürürken atılan adımlar… Beden hareket ettikçe, zihinde biriken o donuk ve gri düşünceler de dağılmaya başlar.
Eğer seviyorsanız bir bisiklet alarak yaşadığınız çevreyi keşfetmekle başlayabilir, gezi gruplarına üye olarak günlük trekking aktivitelerine katılabilirsiniz.
2. “Düşük baskılı yaratıcılık” ve sanatsal uğraşlar
Estetik kaygıdan uzak üretmek, bir şeyler yazmak veya resim yapmak zihni rahatlatan, ruhu özgür kılan bir başka alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Sabah sayfaları, günlük workshoplar, seramik heykel gibi sanatları keşfetmek bir hamura şekil vermek, “güzel bir şey yapmalıyım” baskısı olmadan bir şeyler çizmek içimizde biriken kara bulutları da dağıtmanın en etkili yollarından biri olarak gösteriliyor. Sanatı bir performans olarak değil de güvenli bir alana dönüştürdüğünüzde vücuttaki stres hormonu da büyük oranda azalıyor.
3. Yeni bir şey öğrenmek (Nöroplastisite)
Yeni şeyler öğrendiğiniz ve deneyimlediğiniz anları bir düşünün. O anlarda hissedilen heyecanın bilimsel de bir karşılığı var. Beynimiz, yaşımız kaç olursa olsun yeni bilgiyle karşılaştığında yeniden şekillenme kapasitesine sahip. Bilim buna nöroplastisite diyor. Yani yeni bir şey öğrendiğimizde beynimiz biyolojik olarak yeniden şekilleniyor, beyin her yeni deneyimde yeni sinaptik bağlar kuruyor.
Rutinlerinizden biraz çıkmak ve zihne taze kan pompalamak için gündelik hayatınızda yeni bir dil öğrenmeye vakit ayırabilir, dansa başlayabilir, online kurslara katılabilir, farklı ülkelerin mutfaklarını keşfedip deneyebilirsiniz.
Öğrenmek de ruhu renklendiren en güçlü ilaçlardan biri. Çünkü öğrenirken büyüdüğünüzü hissedersiniz ve büyüyen hiçbir ruh sıkışmaz.
4. “Mikro-Mola” ve duyusal şimdiki zaman (Somatic Grounding)
Bizi sıkışmış hissettiren şeylerden birisi de zihnin sürekli geçmiş kayıplarla meşgul olması veya gelecek kaygısı taşımasıdır. Yapılan çalışmalar ve araştırmalar da insan zihninin zamanının %47’sinde yaptığı işten başka bir yerde olduğunu göstermektedir. Bu durumda bizi doğrudan mutsuz eden şeylerden birisi de yaşadığımız ana odaklanamamamızdır. Böyle hissettiğimiz zamanlarda gün içine “mikro mola’lar” serpiştirmek bedeni an’a geri çağıracak pratikler uygulamak biraz da olsa rahatlatıcı olabilir.
Mesela gün içinde verdiğiniz kahve molasında sadece içtiğiniz ilk 3 yuduma tüm duyularınızla odaklanmak, yürüyüşe çıktıysanız bulunduğunuz bölgedeki kokulara odaklanmak, bedenin hareketlerine dikkat etmek otomatik pilottan çıkmak gibi basit şeyleri uygulamaya çalışmak; gri alanla teması kesmenin basit yollarından biri olarak denemeye değer.
5. Konfor alanından ufak sapmalar: Seyahat etmek…
Seyahat etmek, günlük hayatın rutin akışını kıran en yaratıcı ve yenileyici yollardan biri olarak ruh paletine en canlı rengi verecek bir başka alternatiftir.
Yeni bir şehir, hiç bilmediğiniz bir sokak ya da ilk kez gördüğünüz bir mimari zihnimize alışılmışın dışında bir şeyler sunar. Gezdikçe yeni deneyimler edinir, zihnimizi esnetir ve hayatın monotonlaşan ritminden sıyrılarak ruhumuza nefes aldırırız. Bunaldığınız zamanları küçük rotalarla renklendirerek konfor alanınızın sınırlarını esnetebilirsiniz.
Son Söz: Palet Sizin Elinizde!
Özetle insan ruhu doğrudan düşünceler, eylemler ve seçimlerimizle şekilleniyor.
Beslendiğimiz kaynakları değiştirmek, yeni kaynaklar bulmak veya bize iyi gelmeyen şeyleri kesmek biraz da bizim elimizde.
Küçük bir doğa yürüyüşü, estetik kaygı duymadan atılan bir fırça darbesi, bir dostla edilen derin bir sohbet ya da hiç geçmediğiniz bir sokak… Hepsi ruhumuza o eski canlılığını kazandırmak için elimizin altındaki minik fırçalardır.
Ve son olarak bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
-“Yaşam kişinin cesareti ile orantılı olarak büzülür veya genişler.” Anais Nin.
İlginizi çekebilir: Neşeyi yaşamımıza dahil etmek: ‘Neşenin Gücü’ kitabından öğrenilecek dersler