X

Plop Tatil: Bu yaz daha az gezin, daha çok dinlenin

Yıl boyunca aynı döngünün içinde yaşıyoruz. Sabah alarmıyla başlayan günler, bitmek bilmeyen buluşmalar, yetiştirilmesi gereken işler, ev düzeni, alışveriş listeleri, çocukların ihtiyaçları, trafik, telefon bildirimleri… Birçoğumuz için tatil planı yapmak bile başlı başına yeni bir yapılacaklar listesi oluşturuyor.

Nereye gidilecek, hangi koylar görülecek, hangi restoranlar denenecek, hangi müze kaçırılmayacak, gün doğumu nerede izlenecek… Daha yola çıkmadan zihnimiz yeni bir programla doluyor. Oysa bazen bedenimizin de zihnimizin de ihtiyacı yeni deneyimler değil; hiçbir şey yapmak zorunda olmamaktır.

Son zamanlarda sosyal medyada ve seyahat dünyasında konuşulmaya başlayan “plop vacation” yani “plop tatili” tam da bu fikri savunuyor. Daha az plan, daha az koşturmaca ve çok daha fazla dinlenme…

Bu yazımızda, son dönemin dikkat çeken seyahat anlayışlarından biri olan “plop tatili”nin ne anlama geldiğini, neden bu kadar ilgi gördüğünü ve gerçekten dinlenmek isteyenler için neden düşündüğünüzden çok daha iyi bir seçenek olabileceğini keşfedebilirsiniz.

Plop tatili nedir?

“Plop” kelimesi İngilizcede kabaca kendinizi olduğunuz yere bırakmak, bir yere çöküp kalmak anlamına geliyor. Yemek kitabı yazarı Caroline Chambers ise bu kelimeyi bambaşka bir tatil anlayışını anlatmak için kullanıyor.

Bu yaklaşıma göre plop tatilinde sabah uyandığınızda tek yapmanız gereken plaj ya da havuz çantanızı hazırlamak oluyor. Sonrasında ise günün geri kalanını deniz kenarında ya da havuz başında geçiriyorsunuz. Birkaç sayfa kitap okuyabilir, serinlemek için suya girebilir, kahvenizi ya da soğuk içeceğinizi yudumlayabilir ve kendinizi hiçbir programa bağlı hissetmeden günün akışına bırakabilirsiniz.

Seyahat dünyasında buna uzun zamandır “fly and flop” adı veriliyor. Yani bir destinasyona uçuyor, ardından tatilin büyük bölümünü gerçekten dinlenerek geçiriyorsunuz. Chambers ise bu yaklaşımı daha samimi bulduğu “plop” kelimesiyle ifade etmeyi tercih etti ve sosyal medyada da hızla popüler hale geldi.

Her tatilin amacı keşfetmek mi olmalı?

Sosyal medya sayesinde tatil anlayışımız son yıllarda ciddi anlamda değişti. Gittiğimiz şehirlerde görülmesi gereken onlarca yer, mutlaka denenmesi gereken kafeler, gün batımı noktaları, gizli koylar ve paylaşılması gereken sayısız kare var.

Bazen fark etmeden tatili de bir performansa dönüştürebiliyoruz. Sabah erkenden kalkılıyor, gün boyunca kilometrelerce yürünüyor, akşam ise ertesi günün rotası planlanıyor. Tatil bittiğinde telefon galerisi yüzlerce fotoğrafla doluyor ama bedenimiz çoğu zaman eve dinlenmeden dönüyor.

Elbette yeni kültürler keşfetmenin, farklı coğrafyalar görmenin ve alışılmışın dışına çıkmanın paha biçilemez bir tarafı var. Yerel yaşamı deneyimlediğiniz, turistik rotaların dışına çıktığınız yolculukların insana çok şey katıyor elbette. Ancak plop tatil yaklaşımına göre bazı dönemlerde gerçekten ihtiyacımız olan şey yeni deneyimler değil; sinir sistemimizi sakinleştirecek kadar yavaşlayabilmek.

Dinlenmek de bir tatil planıdır

Çoğu zaman dinlenmeyi boş durmakla karıştırıyoruz. Oysa gün içinde sürekli karar vermek zorunda kalan beynimiz için hiçbir plan yapmamak bile başlı başına iyileştirici bir deneyim olabiliyor.

Bu yaklaşımın temelinde, iş hayatı, ev düzeni ve çocukların sorumluluğu arasında yaşayan kişiler için tatilde en büyük lüks, gün boyunca hiçbir detayla ilgilenmemek. Ne öğle yemeğini düşünmek, ne hangi plaja gidileceğine karar vermek, ne de sürekli bir yerden başka bir yere yetişmeye çalışmak…

Bazen havuz kenarında uzanıp sipariş verdiğiniz içeceğin masanıza gelmesini beklemek bile zihninizin haftalardır özlediği sakinliği sağlayabiliyor. Aslında plop tatilinin en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor. Çünkü amaç yalnızca fiziksel olarak dinlenmek değil; sürekli tetikte çalışan zihni de yavaşlatabilmek.

Küçük çocuklu aileler için neden daha konforlu olabilir?

Çocuklarla yapılan tatiller çoğu zaman dinlenmekten çok küçük çaplı bir organizasyonu yönetmeye dönüşebiliyor. İhtiyaç çantası, yedek kıyafet, atıştırmalıklar, oyuncaklar, güneş kremi, şapka… Üstelik bütün bunları gün içinde defalarca taşımak gerekiyor.

Özellikle küçük çocuklu aileler için bu tatil anlayışı önemli bir kolaylık sunuyor. Gün boyunca ihtiyaç duyacağınız her şeyi tek bir çantaya yerleştiriyor ve gününüzü tek bir alanda geçiriyorsunuz. Böylece sürekli yer değiştirmek zorunda kalmıyor, çocuklar da aynı ortamda daha rahat adapte olabiliyor. Bu elbette çocuklarla geçirilen tatilin tamamen sessiz geçeceği anlamına gelmiyor. Çocuğunuz havuza girmek isteyebilir, kumdan kale yapmak isteyebilir ya da siz daha ilk yudumu almadan çocuğunuzun bir ihtiyacı için kalkabilirsiniz.

Yine de gün boyunca koşturmak yerine tek bir yerde kalabilmek, ebeveynlerin de gerçekten nefes alabildiği küçük molalar yaratabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda otellerin çocuk kulüplerinden yararlanmak ya da kısa süreli bir bakıcı desteği almak da ebeveynlere yalnızca kendilerine ait birkaç saat kazandırabiliyor.

Asıl lüks daha fazlasını yapmak değil, daha azını yapmak olabilir

Bugün birçok kişi tatilden döndüğünde “İyi ki her yeri gezmişiz.” demekten çok “Keşke biraz daha dinlenebilseydim.” diye düşünüyor. Belki de bunun nedeni, günlük hayatın temposunu tatilde de sürdürmeye çalışmamız.

Denizin sesini dinlemek, kitabın aynı sayfasını birkaç kez okumak, şezlongda uyuyakalmak, çocuğunuzun oyununu sessizce izlemek ya da hiçbir şey yapmadan gökyüzüne bakmak… Bunların hiçbiri sosyal medyada büyük bir başarı gibi görünmeyebilir. Ancak bedeniniz ve zihniniz için düşündüğünüzden çok daha değerli olabilir.

Belki de bu yaz biraz “plop” yapmanın zamanı gelmiştir

Tatilin elbette tek bir doğru şekli yok. Kimileri yeni şehirler keşfetmekten, kilometrelerce yürümekten ve her gün farklı deneyimler yaşamaktan keyif alırken kimileri için gerçek tatil, hiçbir yere yetişmek zorunda hissetmemektir. Plop tatili de tam olarak bunu hatırlatıyor: Dinlenmek, yavaşlamak ve hiçbir şey yapmamak da son derece geçerli bir tatil planıdır. Belki bu yaz kendinize her günü doldurmanız gereken uzun bir liste hazırlamak yerine, birkaç saatliğine bile olsa deniz kenarında, havuz başında ya da sadece gölgede oturup zamanın akmasına izin verebilirsiniz.

Kaynak: huffpost

İlginizi çekebilir: Seyahat planlamasında yeni dönem: Amaçlı bir şekilde tatile çıkma trendi hakkında bilmeniz gerekenler

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale