X

Shutter Island Benzeri 10 Müthiş Gerilim Filmi

Bazı filmler bittiğinde hikâye tamamlanır; Shutter Island bittiğinde ise zihnimizde yeniden başlar. Bakışlar, konuşmalar ve önemsiz sandığımız ayrıntılar başka anlamlar kazanır. Martin Scorsese’nin kurduğu bu karanlık dünyada bizi etkileyen şey, Teddy Daniels’la birlikte gerçeği ararken kendi gördüklerimizden bile şüphe etmeye başlamamızdır.

Shutter Island’ı sevenlerin bayılacağı 10 film listesinde, aynı güvensizlik hissini farklı hikâyelerle yaşatan yapımları bir araya getirdik. Hafızanın yanıltıcı yollarından tekinsiz hastane koridorlarına uzanan bu filmler; güçlü karakterleri, boğucu atmosferleri ve ustalıkla örülmüş gizemleriyle izleyiciyi içine çekiyor. Her birinde peşinden gidecek bir sır var; fakat hangi ayrıntıya güveneceğinize karar vermek size kalıyor.

1. The Machinist – Makinist (2004)

Brad Anderson’ın yönettiği The Machinist, bir yıldır uyuyamayan fabrika işçisi Trevor Reznik’in giderek tekinsizleşen hayatını anlatıyor. Bedeni tükenirken çevresinde yaşanan tuhaf olaylar, Trevor’ı herkesin kendisinden bir şey sakladığına inandırmaya başlıyor. Ancak bulduğu her ipucu, cevaplardan çok yeni sorular getiriyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Brad Anderson
Yıl 2004
Tür Psikolojik Gerilim, Dram
Başroller Christian Bale, Jennifer Jason Leigh, Aitana Sánchez-Gijón

Christian Bale’in etkileyici performansı, filmin solgun renkleri ve insanı sürekli diken üstünde tutan atmosferiyle birleşiyor. Sıradan bir iş günü ya da kısa bir konuşma bile Trevor’ın gözünden bakıldığında tehditkâr hâle geliyor. Seyirci, gerçeği çözmeye çalışırken olayları yorumlayan kişinin algısına ne kadar güvenebileceğini sorguluyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Makinist de gizemini, merkezindeki karakterin ruhsal dünyasıyla birlikte kuruyor. Teddy Daniels’ın soruşturmasında olduğu gibi, burada da küçük ayrıntılar önem kazanırken gerçeği arama çabası giderek kişisel ve sarsıcı bir yolculuğa dönüşüyor.

2. Jacob’s Ladder – Dehşetin Nefesi (1990)

Adrian Lyne’ın yönettiği Jacob’s Ladder, Vietnam Savaşı’ndan dönen Jacob Singer’ın hayatına sızan korkutucu görüntüleri ve açıklanamaz olayları anlatıyor. Jacob, yaşadıklarının kaynağını bulmaya çalışırken anılarıyla içinde bulunduğu zaman arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Tanıdık yüzler ve sıradan mekânlar bile güven vermemeye başlıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Adrian Lyne
Yıl 1990
Tür Psikolojik Korku, Dram, Gizem
Başroller Tim Robbins, Elizabeth Peña, Danny Aiello

Film, seyirciyi Jacob’ın belirsizliğine ortak ederek huzursuzluk yaratıyor. Neyin gerçek olduğunu çözmeye çalışırken onun korkusunu, özlemini ve yorgunluğunu da hissediyoruz. Tim Robbins’in kırılgan performansı, ürpertici görüntülerin arasında hikâyenin duygusal ağırlığını koruyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü burada da geçmişin izleri, karakterin bugün gördüğü dünyayı şekillendiriyor. Shutter Island’ın kâbuslarla örülü atmosferinden ve giderek derinleşen gerçeklik şüphesinden etkilenenler için Jacob’s Ladder, korku tarafı daha yoğun, sarsıcı bir deneyim sunuyor.

3. Memento – Akıl Defteri (2000)

Christopher Nolan’ın yönettiği Memento, yeni anılar oluşturamayan Leonard Shelby’nin, eşinin ölümünden sorumlu tuttuğu kişiyi arayışını anlatıyor. Leonard; fotoğraflar, notlar ve vücuduna yaptırdığı dövmeler sayesinde soruşturmasını sürdürmeye çalışıyor. Ancak elindeki bilgilerin bağlamını hatırlayamaması, kime güveneceğini belirlemeyi zorlaştırıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Christopher Nolan
Yıl 2000
Tür Psikolojik Gerilim, Gizem, Suç
Başroller Guy Pearce, Carrie-Anne Moss, Joe Pantoliano

Hikâyenin parçalı kurgusu, seyirciyi Leonard’ın belirsizliğine ortak ediyor. Bir konuşmanın öncesini bilmeden insanların niyetlerini anlamaya, yeni bir bilgiyle önceki düşüncelerimizi değiştirmeye çalışıyoruz. Her ipucu, gerçeğe yaklaşmak kadar yanlış bir sonuca inanmak anlamına da gelebiliyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Memento da gerçeği arayan karakterin bakış açısını sorgulatıyor. Teddy Daniels’ın peşinden giderken yaşadığımız şüphe, burada hafızanın boşluklarından doğuyor; filmi bitirdikten sonra sahneleri yeniden düşünme isteği ise aynı derecede güçlü.

4. Angel Heart – Şeytan Çıkmazı (1987)

Alan Parker’ın yönettiği Angel Heart, özel dedektif Harry Angel’ın kayıp şarkıcı Johnny Favorite’i bulmak için tutulmasıyla başlıyor. Başlangıçta sıradan görünen araştırma, Harry’yi New Orleans’ın tekinsiz sokaklarına ve karanlık sırlarına sürüklüyor. Görüştüğü insanların başına gelenler, soruşturmayı giderek korkutucu bir hâle getiriyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Alan Parker
Yıl 1987
Tür Gizem, Psikolojik Gerilim, Korku
Başroller Mickey Rourke, Robert De Niro, Lisa Bonet

Loş odalar, bunaltıcı sıcak ve tedirgin edici karşılaşmalar, filmin yoğun atmosferini oluşturuyor. Mickey Rourke’un yorgun ve huzursuz dedektifi, Robert De Niro’nun sakin ama tehditkâr varlığıyla karşı karşıya geliyor. Harry araştırmayı derinleştirdikçe, tehlikeyi uzaktan izleme şansını da kaybediyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü burada da bir soruşturma, araştırmacının güven duygusunu adım adım aşındırıyor. Küçük ayrıntılara dikkat ettiren anlatımı ve giderek ağırlaşan atmosferiyle Angel Heart, gizemin içine çekilip gördüklerinden kuşkulanmayı sevenlere güçlü bir deneyim sunuyor.

5. The Others – Diğerleri (2001)

Alejandro Amenábar’ın yönettiği The Others, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, gözlerden uzak bir malikânede iki çocuğuyla yaşayan Grace’in hikâyesini anlatıyor. Çocuklarının ışığa karşı aşırı hassasiyeti nedeniyle ev sürekli karanlık tutuluyor. Üç yeni hizmetlinin gelişiyle birlikte duyulan sesler ve açıklanamayan olaylar, Grace’in evde yalnız olmadıklarından şüphelenmesine yol açıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Alejandro Amenábar
Yıl 2001
Tür Gotik Korku, Gizem, Gerilim
Başroller Nicole Kidman, Fionnula Flanagan, Christopher Eccleston

Kapalı perdeler, kilitli kapılar ve sisle çevrili bahçe, malikâneyi giderek daralan bir dünyaya dönüştürüyor. Nicole Kidman, çocuklarını korumaya çalışan Grace’in kararlılığını ve büyüyen korkusunu etkileyici biçimde yansıtıyor. Film, boş görünen bir odanın bile tehdit oluşturabileceği hissini ustalıkla kuruyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Diğerleri de dış dünyadan kopuk bir mekânda, karakterin gördükleri ve inandıkları üzerinden gizem yaratıyor. Her konuşmayı dikkatle dinleten, küçük ayrıntıların anlamını sorgulatan anlatımıyla sonrasında üzerine konuşmak isteyeceğiniz bir film.

6. Forgotten – Unutulmuş (2017)

Jang Hang-jun’un yönettiği Forgotten, ailesiyle yeni bir eve taşınan Jin-seok’un, ağabeyinin kaçırılmasına tanık olmasıyla başlıyor. Ağabeyi 19 gün sonra geri döndüğünde yaşadıklarını hatırlamıyor. Jin-seok ise onun davranışlarındaki değişiklikleri fark ederek karşısındaki insanı gerçekten tanıyıp tanımadığını sorgulamaya başlıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Jang Hang-jun
Yıl 2017
Tür Psikolojik Gerilim, Gizem, Suç
Başroller Kang Ha-neul, Kim Mu-yeol, Na Young-hee

Evden gelen sesler, kaçamak cevaplar ve küçük tutarsızlıklar, sıradan aile hayatını giderek tedirgin edici hâle getiriyor. Film, en yakınındaki insanlara güvenememenin yarattığı korkuyu başarıyla büyütüyor. Jin-seok’un şüphelerinin peşinden giderken her yeni bilgi, olayları yeniden değerlendirmemizi gerektiriyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Forgotten da seyirciyi, çevresinde neler döndüğünü anlamaya çalışan bir karakterin sınırlı bakış açısına yerleştiriyor. Paranoyayı adım adım yükselten ve gizem derinleştikçe duygusal ağırlık kazanan hikâyesiyle listenin güçlü keşiflerinden biri.

7. Identity – Kimlik (2003)

James Mangold’ın yönettiği Identity, şiddetli bir fırtına nedeniyle yolları kapanan on yabancının, gözlerden uzak bir motelde mahsur kalmasını anlatıyor. İçlerinden biri öldürüldüğünde sığınacak yer olarak gördükleri motel bir tuzağa dönüşüyor. Ölümler devam ederken aralarındaki beklenmedik bağlantılar da ortaya çıkmaya başlıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen James Mangold
Yıl 2003
Tür Psikolojik Gerilim, Gizem
Başroller John Cusack, Ray Liotta, Amanda Peet

Dinmeyen yağmur, karanlık odalar ve dış dünyayla kurulamayan iletişim, gerilimi sürekli canlı tutuyor. Karakterlerin geçmişlerine ilişkin ayrıntılar açığa çıktıkça şüphe bir kişiden diğerine kayıyor. Seyirci, kimin tehlikede olduğunu anlamaya çalışırken kimin tehlike oluşturduğundan da emin olamıyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Kimlik de kaçışın zor olduğu bir mekânda, küçük ipuçlarıyla izleyicinin varsayımlarını sınayan bir gizem kuruyor. Shutter Island’ın herkesten şüphelendiren atmosferini sevdiyseniz, bu motelde geçen tempolu hikâye de sizi içine çekecektir.

8. A Tale of Two Sisters – Karanlık Sırlar (2003)

Kim Jee-woon’un yönettiği A Tale of Two Sisters, iki kız kardeşin aile evinde yaşadığı huzursuzluğu merkezine alıyor. Babalarının sessizliği ve üvey anneleriyle aralarındaki gerilim, evde gerçekleşen açıklanamaz olaylarla birleşiyor. Odalar, eşyalar ve aile üyelerinin davranışları, dile getirilmeyen bir geçmişin izlerini taşıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Kim Jee-woon
Yıl 2003
Tür Psikolojik Korku, Gizem, Dram
Başroller Im Soo-jung, Moon Geun-young, Yum Jung-ah

Özenli kadrajlar ve sessizliğin içinden yükselen sesler, evin güzelliğini bile tedirgin edici hâle getiriyor. Kız kardeşler arasındaki yakınlık ise bu soğuk atmosferin duygusal merkezini oluşturuyor. Film boyunca korkunun kaynağını anlamaya çalışırken aile içindeki kırgınlıkları da çözmeye uğraşıyoruz.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Karanlık Sırlar da geçmişin ağırlığını, algıya duyulan şüpheyle birleştiriyor. Gördüklerinizi yeniden değerlendirmeye çağıran anlatımı ve gizemin altında hissedilen acısıyla güçlü bir tercih; üstelik listenin korku tarafı en belirgin filmlerinden biri.

9. The Game – Oyun (1997)

David Fincher’ın yönettiği The Game, varlıklı ve kontrolcü iş insanı Nicholas Van Orton’ın, kardeşinden aldığı sıra dışı doğum günü hediyesiyle başlıyor. Kendisine özel hazırlanan bir oyuna katılan Nicholas, kısa süre sonra yaşadığı olayların hangilerinin bu deneyimin parçası olduğunu ayırt edemiyor. İş hayatından özel yaşamına kadar her şey tehdit altında görünmeye başlıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen David Fincher
Yıl 1997
Tür Psikolojik Gerilim, Gizem
Başroller Michael Douglas, Sean Penn, Deborah Kara Unger

Fincher, Nicholas’ın düzenli ve mesafeli dünyasını adım adım belirsizliğe sürüklüyor. Michael Douglas’ın performansı, kontrolü kaybetmeye alışık olmayan bir adamın büyüyen çaresizliğini hissettiriyor. Her karşılaşma şüpheli, her yardım teklifi olası bir tuzak hâline geliyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Oyun da çevresindeki insanların kendisinden bir şey sakladığını düşünen bir karakterin peşine takıyor bizi. Nicholas’la birlikte ipuçlarını birleştirirken kurduğumuz açıklamalar sürekli sarsılıyor; bu da filmin paranoyasını son ana kadar canlı tutuyor.

10. Session 9 (2001)

Brad Anderson’ın yönettiği Session 9, terk edilmiş bir psikiyatri hastanesindeki asbesti temizlemek için işe başlayan bir ekibi anlatıyor. Zaman baskısı altında çalışan işçiler arasında gerilim yükselirken ekip üyelerinden biri, eski terapi seanslarının ses kayıtlarını buluyor. Kayıtlardaki konuşmalar, hastanenin boş koridorlarına giderek daha ürpertici bir anlam kazandırıyor.

Film Bilgileri
Yönetmen Brad Anderson
Yıl 2001
Tür Psikolojik Korku, Gizem
Başroller Peter Mullan, David Caruso, Stephen Gevedon

Dökülen duvarlar, karanlık geçitler ve uzaktan gelen sesler, hastaneyi hikâyenin baskın bir parçasına dönüştürüyor. İşçilerin kişisel sorunları ve birbirlerine duydukları güvensizlik de bu atmosferi besliyor. Film, sıradan bir iş gününün yavaş yavaş kâbusa dönüşmesini sabırla işliyor.

Shutter Island’ı sevenler neden izlemeli? Çünkü Session 9, psikiyatri hastanesinin tekinsizliğini karakterler arasındaki psikolojik gerilimle birleştiriyor. Shutter Island’ın kapalı koridorlarından, belirsizlik hissinden ve ağırlaşan atmosferinden etkilenenler için huzursuz edici bir kapanış sunuyor.

Shutter Island’ın ardından benzer bir film ararken bizi yeniden yakalayan şey, karakterle birlikte gerçeği aramanın ve kendi çıkarımlarımızdan şüphe etmenin yarattığı gerilim. Bu listedeki filmler de hafızanın boşlukları, geçmişin izleri ve tekinsiz mekânlar üzerinden o duyguyu farklı biçimlerde yaşatıyor.

İlk tercihinizi Shutter Island’a yakın bir psikolojik atmosferden yana kullanacaksanız The Machinist; daha yoğun bir kâbus hissi için Jacob’s Ladder, sürükleyici bir gizem içinse Forgotten güçlü başlangıçlar. Hangisini seçerseniz seçin, küçük ayrıntılara dikkat edin: Bir bakışın ya da sıradan bir konuşmanın anlamı, hikâye ilerledikçe değişebilir.

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale