X

Eylül ayı İstanbul sergi rehberi

Eylül, İstanbul sergi takviminin yeniden ritim kazandığı aylardan biri. Yazın yavaşlayan kültür sanat gündemi sonbaharla birlikte yeni açılışlar, uzun soluklu koleksiyon sergileri, arşiv odaklı anlatılar ve çağdaş sanat seçkileriyle daha yoğun bir akışa kavuşuyor. Bu ayki İstanbul sergi programı; kent belleğinden fotoğrafa, kavramsal sanattan sanatçı retrospektiflerine uzanan geniş bir alana dağılıyor. Bazı sergiler eylül ayında kapanmadan son kez ziyaret edilebilirken, bazıları yeni sezonun ilk güçlü durakları olarak takvime dahil oluyor.

Ay boyunca İstanbul’da görülmeye değer sergi rotalarını sizler için derledik.

Aynı Mavinin Altında | İstanbul Modern, 8 Eylül 2026 – 31 Aralık 2027

Görsel: istanbulmodern

İstanbul Modern’in onuncu koleksiyon sergisi olan Aynı Mavinin Altında, eylül ayının en güçlü yeni açılışlarından biri. Müzenin sürekli sergi salonu ve farklı katlarına yayılan seçki, Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın 1940’lardan bugüne uzanan dönüşümünü tarihsel ve tematik bir akış içinde ele alıyor. Yerli sanat üretimini uluslararası sanatçıların işleriyle yan yana getirerek koleksiyona daha geniş bir okuma alanı açıyor. Adını deniz, ufuk, düş, özgürlük ve mesafe gibi çağrışımları olan mavi renginden alan sergi; resim, fotoğraf, video, heykel ve yerleştirme gibi farklı mecralar üzerinden kimlik, kent, göç, hafıza ve doğa gibi güncel meseleleri de gündeme taşıyor.

Panorama: Hayaller ve Yerler | İstanbul Modern, 19 Şubat – 18 Ekim

Görsel: istanbulmodern

Eylül ayında hala görülebilecek önemli İstanbul Modern sergilerinden biri diğeri de Panorama: Hayaller ve Yerler. Güncel fotoğraf ve mercek temelli sanat odağında hazırlanan sergi, farklı kuşaklardan 18 sanatçının 2010’lardan itibaren ürettiği işleri bir araya getiriyor. Sergide fotoğraf, hareketli görüntü, yerleştirme, yapay zeka uygulamaları ve arşivsel malzemeler aynı anlatı içinde buluşuyor. Dünyadaki baskı, kriz ve çalkantılara düşsel manzaralar, alternatif görsel coğrafyalar ve içsel mekanlar üzerinden yanıt veren işler; izleyiciye fotoğrafın bir belgeleyici tarafının yanı sıra hayal kuran ve yeni görsel alanlar açan tarafını da gösteriyor.

Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası | İstanbul Modern, 22 Ocak – 6 Eylül

Görsel: istanbulmodern

Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası, eylülün ilk günlerinde son kez görülebilecek sergiler arasında yer alıyor. Türkiye sanat tarihinde opera, tiyatro, sinema, resim ve edebiyat arasında kendine özgü bir hat kuran Semiha Berksoy’un 200’ü aşkın yapıtı bu özel seçkide bir araya geliyor. Erken dönem desenleri, opera temalı resimleri, otoportreleri, portreleri ve çarşaf resimleri; sanatçının kişisel mitolojisini, sahneyle kurduğu bağı ve çok katmanlı üretim dünyasını görünür kılıyor. Berksoy’un Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarında’daki rolü, sahne aldığı operalar ve yayımlanan öyküsü de serginin biyografik ve kültürel arka planını güçlendiriyor. 

Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları | Salt Beyoğlu, 16 Eylül 2026 – 14 Mart 2027

Görsel: artcolumn

Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları, Eylül ayının yeni sezon açılışları arasında özellikle dikkat çeken bir seçki. SALT Beyoğlu’nda açılacak sergi, Özer Kabaş’ın 1960’lardan 1990’lara uzanan üretimini ele alırken resim, özgün baskı, takı tasarımı, tiyatro, sinema ve arşiv malzemeleri gibi çok disiplinli bir alana odaklanıyor. Kabaş’ın sanatçı kimliğini farklı açılardan okumaya imkan veren sergi, bir sanatçının üretimini dönemin kültürel atmosferiyle birlikte düşünmek isteyenler için güçlü bir durak olabilir. 

80 Yıldır Yarınlardayız | SALT Galata, 3 Haziran – 30 Eylül 2026

Görsel: saltonline

Eylül ayında son kez ziyaret edilebilecek sergilerden olan, 80 Yıldır Yarınlardayız, 1946 yılında kurulan Garanti BBVA’nın 80 yıllık tarihini Türkiye’nin ekonomik, toplumsal, kültürel ve teknolojik dönüşümüyle birlikte ele alıyor. Kurumsal arşiv malzemeleri, görsel kültür, iletişim dili, finansal sistemlerin değişimi ve gündelik hayatla ilişkili belgeler üzerinden ilerleyen sergi, bir banka tarihinden çok daha geniş bir alana odaklanıyor. Türkiye’de kurumsal hafızanın toplumsal dönüşümle nasıl kesiştiğini merak edenler için arşiv odaklı ve araştırma temelli bir sergi olarak değerlendirilebilir.

Yoko Ono: İçses ve İçyapı | Sakıp Sabancı Müzesi, 25 Haziran – 27 Aralık 2026

Görsel: artcolumn

Yoko Ono: İçses ve İçyapı, 2026 sonbaharında İstanbul’un en güçlü uluslararası sergi duraklarından biri. Yoko Ono’nun Türkiye’de bugüne dek gerçekleşen en kapsamlı sergisi olan bu özel seçki, sanatçının 1950’lerin sonlarından bugüne uzanan yetmiş yılı aşkın üretimine odaklanıyor. Erken dönem talimat parçaları, kavramsal işler, performans, film, enstalasyon ve katılımcı yapıtlar; Ono’nun farklı disiplinlere yayılan öncü pratiğini görünür kılıyor. Serginin Sakıp Sabancı Müzesi’nin galeri alanlarının yanı sıra bahçeye ve Atlı Köşk’e yayılması, izleyiciyi eserlerle karşılaşmaya iterken hayal gücü, hafıza, barış, katılım ve insanlar arası bağlar üzerine düşünmeye davet ediyor ve geniş bir müze deneyimine dönüştürüyor.

Seyahat Sanatı | Meşher, 8 Mayıs 2026 – 23 Mayıs 2027

Görsel: artdog

Seyahat Sanatı, Beyoğlu hattında uzun soluklu ve güçlü bir sergi arayanlar için öne çıkıyor. Sadberk Hanım Müzesi ve Ömer Koç koleksiyonlarından seçilen eserlerle hazırlanan sergi, seyahat etme sanatına karşılık gelen “ars apodemica” kavramından yola çıkıyor. Osmanlı coğrafyasına yapılan yolculuklar; seyahatnâmeler, tablolar, haritalar, dönem objeleri ve görsel belgeler üzerinden çok katmanlı bir anlatıya dönüşüyor. Sergi, geçmişte yapılmış yolculukları yalnızca rota ya da gezi deneyimi olarak değil; bilgi alışverişi, kültürel karşılaşma, gözlem, temsil ve yeni bakış açıları üretme biçimi olarak ele alıyor. Beyoğlu’nda sergi gezisi planlayanlar için hem tarih hem görsel kültür hem de koleksiyon merakı açısından güçlü bir durak.

Bir Yaka, İki Hikâye | Metrohan, 21 Mayıs – 20 Eylül 2026

Görsel: sandviç

Bir Yaka, İki Hikâye, eylül ayında kapanmadan görülebilecek önemli kent hafızası sergilerinden biri. Metrohan’ın üçüncü katında yer alan sergi, Süleymaniye ve Zeyrek’in UNESCO Dünya Mirası alanları içinde yer alan ahşap konut mirasını, mahalle yaşamını ve belgeleme sürecini odağına alıyor. İstanbul’un tarihî dokusunu yalnızca anıtsal yapılar üzerinden değil; gündelik hayat, konut kültürü, sokak ölçeği ve yaşayan hafıza üzerinden okumaya davet ediyor. Süleymaniye ve Zeyrek gibi iki güçlü semtin kent içindeki kırılgan mirasını görünür kılan sergi, mimarlık, kent tarihi ve İstanbul’un değişen mahalle dokusuyla ilgilenenler için özellikle değerli.

CANNES! | Ara Güler Müzesi, 22 Nisan – 11 Ekim 2026

Görsel: bianet

Kentin en güçlü uzun soluklu sergilerinden biri olarak öne çıkan CANNES!, eylül ayında kapanış tarihine yaklaşıyor. Bu nedenle sinema, fotoğraf ve arşiv meraklıları için ay boyunca değerlendirilebilir. Ara Güler’in Cannes Film Festivali’nde farklı yıllarda çektiği fotoğrafları bir araya getiren sergi, arşivden ilk kez gün ışığına çıkan karelerle sinema tarihinin parlak dönemlerine bakıyor. 1950’lerin sonu ve 1960’lar, Cannes Film Festivali’nin altın çağı olarak anılan döneme karşılık gelirken, Ara Güler’in foto muhabirliği bu atmosferi yıldız portreleri, festival anları ve sahne arkası karşılaşmalar üzerinden görünür kılıyor. Sergi, Cannes’ı kırmızı halı estetiğinin ötesine taşıyarak dönemin sinema dili, ünlü kültürü ve fotoğrafın tanıklık gücüyle birlikte düşünmeye teşvik ediyor.

Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları | Artİstanbul Feshane, 13 Aralık 2025 – 13 Aralık 2026

Görsel: habername

Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları, Artİstanbul Feshane’nin büyük ölçekli sergi programı içinde öne çıkan güçlü başlıklardan biri. İBB Sanat Koleksiyonları’ndan hazırlanan seçki, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan yüzyıllık sanat birikimini kentin kurumsal hafızasıyla birlikte ele alıyor. Sergide 187 sanatçının 627 eseri yer alıyor; Atatürk Kitaplığı, Aşiyan Müzesi ve Şehir Müzesi gibi ana koleksiyonlardan eserler, bağış yoluyla İBB Sanat Koleksiyonları’na eklenen yapıtlarla birlikte sunuluyor. Farklı dönemlerden ve tekniklerden oluşan bu geniş seçki, İstanbul’un kültürel hafızasının nasıl biriktiğini, korunduğunu ve yeni anlamlarla yaşamaya devam ettiğini görmek isteyenler için güçlü bir Feshane rotası oluşturuyor.

İftihâr ve Yâdigâr | Sadberk Hanım Müzesi, 9 Ekim 2025 – 31 Aralık 2026

Görsel: timeout

İftihâr ve Yâdigâr, ilk bakışta çok niş görünen ama tarih, görsel kültür ve koleksiyon merakı açısından oldukça zengin bir sergi. Oğuz Aydemir’in bağışladığı hatıra mendilleri koleksiyonundan seçilen 82 mendil, 19. yüzyıl ortasından 20. yüzyıl ortasına uzanan bir dönemi farklı olaylar, semboller ve görsel anlatılar üzerinden takip etmeyi sağlıyor. Uluslararası fuarlar, savaşlar, ulus-devletlerin yükselişi, hanedan törenleri, propaganda dili ve gündelik hafıza gibi birçok başlık bu küçük tekstil objeleri üzerinde izlenebilir hale geliyor. Sergi, hatıra mendillerini dayanıklı, taşınabilir ve politik anlamlar yüklenebilen kültürel belgeler olarak okumaya izin veriyor.

Cümle Fener Burada | ANAMED, 11 Mart 2026 – 24 Ocak 2027

Görsel: artfulliving

Cümle Fener Burada, Fenerli Rumların 18. yüzyıldaki toplumsal, kültürel ve mekansal dünyasına odaklanan araştırma temelli bir sergi olarak eylül rotasının öne çıkanlarından biri. Hane, mahalle, saray ve şehir ekseninde kurgulanan anlatı; arşiv belgeleri, nadir kitaplar, haritalar, mimari çizimler ve dijital canlandırmalar aracılığıyla Fener’in kent içindeki tarihsel konumunu görünür kılıyor. İstanbul’u semt belleği, azınlık tarihi, diplomasi, mimarlık ve gündelik yaşam ilişkileriyle birlikte okumak isteyenler için oldukça güçlü bir durak. 

Yaz Göğünün O Güzel Adası | Splendid Palace, 18 Haziran – 18 Eylül 2026

Görsel: galerist

Eylül ayında kapanmadan görülmesi gereken sergilerden biri de Galerist ve Galeri Nev iş birliğiyle hazırlanan Yaz Göğünün O Güzel Adası sergisi. Türkiye fotoğraf tarihinin iki güçlü ismi Yıldız Moran ve Şahin Kaygun’u Büyükada’nın simge yapılarından Splendid Palace’ta bir araya getiren sergi, adını Lord Byron’ın Fair Island of a Summer’s Sky dizesinden alıyor ve adanın yaz mevsimiyle kurduğu zamansız ve biraz da nostaljik atmosferi fotoğraf üzerinden yeniden düşünmeye açıyor. İki farklı sanatçının üretimleri, fotoğrafın hem tanıklık eden hem de görüntüyü dönüştüren gücünü aynı mekânda izlemeyi mümkün kılıyor. Büyükada’nın belleğinde özel bir yere sahip olan Splendid Palace’ın atmosferi de serginin deneyimini güçlendiriyor. 

Düşler Zamanı: Japonya | İBB Kültür AŞ Dijital Deneyim Merkezi, 20 Mart – 21 Eylül 2026

Görsel: sanatokur

Eylül ayında kapanmadan görülebilecek dijital sergi deneyimlerinden biri olan sergi, 17-19. yüzyıl Japon sanatının estetik dünyasını çağdaş bir görsel anlatıyla buluşturuyor. İzleyiciyi Japon kültürünün doğa, incelik, sembol ve ritüel katmanları arasında dolaşan zamansız bir atmosferin içine davet ediyor. Geleneksel sanat mirasını dijital teknolojilerle yeniden yorumlaması, sergiyi klasik bir müze ziyaretinden çok mekanın tamamına yayılan duyusal bir deneyime yaklaştırıyor. VR ve AR uygulamaları, etkileşimli yüzeyler ve farklı dijital içerik alanlarıyla zenginleşen sergi; ışık, ses ve mekan ilişkisi içinde deneyimlenen bir anlatıya dönüştürüyor. Özellikle dijital sanat uygulamalarını ve kültürler arası görsel dünyaları merak edenler için eylül rotasına eklenebilecek dikkat çekici duraklardan biri.

İlginizi çekebilir: Dünyanın en iyi müze ve sanat galerileri

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale