Unutmanın gücü: Bazen iyileşmek için hatırlamaktan çok bırakmaya ihtiyacımız olabilir

Zihnimiz bazı anıları yıllarca özenle saklarken, bazılarını neredeyse hiç iz bırakmadan geride bırakır. İlk iş görüşmeniz, mezuniyet gününüz ya da hayatınızın seyrini değiştiren beklenmedik bir telefon konuşması bunun en iyi örneklerinden biridir. Öte yandan geçen salı öğle yemeğinde ne yediğinizi ya da geçen hafta marketten aldığınız ürünlerin tamamını büyük ihtimalle hatırlamayabilirsiniz.

İlginç olan ise beynimizin bunu bir eksiklik olarak görmemesidir. Çünkü zannettiğimizin aksine, güçlü bir hafıza her şeyi eksiksiz hatırlamak anlamına gelmez. Asıl beceri; hangi bilgilerin saklanacağına, hangilerinin ise zaman içinde sessizce geride bırakılacağına karar verebilmektir.

Çoğumuz unutmayı istemeden yaşadığımız bir durum, hatta zaman zaman can sıkıcı bir hafıza problemi olarak değerlendiriyoruz. Oysa nörobilim bugün bize bambaşka bir şey söylüyor: Unutmak, beynimizin kusuru değil; sağlıklı çalıştığının önemli göstergelerinden biri olabilir. Çünkü hayat boyunca zihnimiz milyonlarca bilgiyle karşılaşıyor. Eğer bunların tamamını aynı netlikte saklayabilseydik, yeni bilgilere yer açmakta, karar vermekte ve hatta günlük yaşamı sürdürmekte bile zorlanabilirdik.

Bu yazımızda, unutmanın neden sandığımız kadar olumsuz bir süreç olmadığını, beynimizin hangi anıları neden koruduğunu ve bazen bırakabilmenin neden hatırlamak kadar önemli olduğunu birlikte keşfediyoruz.

Unutmak aslında beyninizin size karşı değil, sizin için çalıştığının bir işareti

Uzun yıllar boyunca hafızanın, yaşadığımız olayları eksiksiz şekilde depolayan bir arşiv olduğu düşünüldü. Oysa bugün biliyoruz ki beynimiz bir kamera gibi çalışmıyor. Yaşadıklarımızı olduğu gibi kaydetmiyor; onları her hatırladığımızda yeniden yorumluyor, eksik parçaları tamamlıyor ve bazen fark etmeden yeniden şekillendiriyor.

Bu nedenle hafıza, sabit bir kayıt sistemi olmaktan çok canlı ve sürekli güncellenen bir yapı olarak kabul ediliyor. Bu bakış açısı, unutmaya da farklı bir yerden yaklaşmamızı sağlıyor. Çünkü unutmak çoğu zaman hafızanın güçsüz olması değil; beynin önceliklerini yeniden düzenlemesidir.

Bunu evinizde yaptığınız mevsimlik bir düzenleme gibi düşünebilirsiniz. Kullanmadığınız eşyaları ayırır, ihtiyaç duymadıklarınızı kaldırır ve yaşam alanınızı daha ferah hale getirirsiniz. Beynimiz de benzer bir düzenleme yapıyor. İşine yaramayan ayrıntıları zamanla geri plana alıyor; gerçekten önemli olan bilgileri ise daha ulaşılabilir bir yerde tutuyor. Aksi halde, her gün yaşadığımız binlerce küçük ayrıntı arasında kaybolmamız kaçınılmaz olurdu. Sabah evden çıkarken hangi ayağınızla ilk adımı attığınız, iki ay önce otobüste yanınıza oturan kişinin kıyafetinin rengi ya da geçen ay aldığınız market fişindeki toplam tutar… Bunların hepsini aynı netlikte hatırladığınızı düşünün. İlk bakışta kulağa etkileyici gelse de aslında bu, zihinsel bir yükten başka bir şey olmazdı. İşte bu yüzden unutmak, hafızanın rakibi değil; onun en önemli yardımcılarından biridir.

Beynimiz neye “Hatırla”, neye “Bırak gitsin” diyor?

Peki bazı anılar yıllarca bizimle kalırken bazıları birkaç gün içinde silinip gidiyor? Bunun cevabı büyük ölçüde üç temel mekanizmada saklı: dikkat, tekrar ve duygu. Her gün sayısız bilgiyle karşılaşıyoruz. Ancak bunların yalnızca çok küçük bir bölümü uzun süreli hafızaya taşınıyor.

İlk belirleyici unsur dikkat.

Aslında hafızamız, yaşadığımız her şeyi değil; dikkatimizi verdiğimiz şeyleri saklıyor. Bir arkadaşınız size yeni tanıştığınız birinin adını söylerken telefonunuza bakıyorsanız, büyük ihtimalle birkaç dakika sonra o ismi hatırlamakta zorlanırsınız. Çünkü bilgi zihninize hiç güçlü bir şekilde kaydedilmemiştir.

Bir diğer önemli unsur ise tekrar.

Bir bilgiyi ne kadar sık kullanıyor, hatırlıyor ya da üzerine düşünüyorsanız, beyniniz o bilginin gelecekte de işe yarayacağını varsayıyor. Kullanılmayan bilgiler ise zamanla sessizce geri plana çekiliyor. Belki de bu yüzden yıllardır bisiklet sürmemiş olsanız bile nasıl dengede kalacağınızı unutmazken, birkaç hafta önce okuduğunuz bir haberin ayrıntıları hafızanızdan kolayca silinebiliyor.

Duygular hafızanın en güçlü işaretleyicilerinden biri

Hafızayı şekillendiren en önemli unsurlardan biri de duygular. Beynimiz yalnızca “ne yaşadınız?” sorusuna odaklanmıyor. Aynı zamanda “Bu yaşadığınız sizin için ne kadar önemliydi?” sorusunun da cevabını arıyor. Yoğun duygular taşıyan anılar bu yüzden çok daha güçlü iz bırakıyor. İlk kez “Seni seviyorum.” dediğiniz an, hayatınız boyunca unutamadığınız bir vedalaşma, tüm gücünüzle çabaladıktan sonra gelen bir başarı haberi ya da sizi derinden sarsan bir hayal kırıklığı… Bütün bu anılar yalnızca yaşandıkları için değil; güçlü duygular taşıdıkları için hafızamızda daha uzun süre kalıyor.

Nörobilim bunu beynin duyguları işleyen bölgesi olan amigdala ile hafızada önemli rol oynayan hipokampus arasındaki güçlü iletişimle açıklıyor. Duygular beynimize şu mesajı veriyor: “Bu önemli. Bunu sakla.”

Ancak ilginç olan şu ki, hafıza ile duygu her zaman birlikte hareket etmiyor. Alzheimer hastalarıyla yapılan dikkat çekici araştırmalardan birinde katılımcılara mutlu ve hüzünlü filmler izletiliyor. Bir süre sonra filmin konusunu hatırlayamıyorlar. Ancak hissettikleri duygu devam ediyor. Yani bazen yaşadığımız olayı unutuyoruz; fakat onun bizde bıraktığı his uzun süre bizimle kalabiliyor. Belki de bu yüzden bazı insanları neden sevdiğimizi ya da neden onlardan uzak durmak istediğimizi tam olarak açıklayamasak bile, hissettiklerimiz bize yol göstermeye devam ediyor.

Kaynak: psychologytoday

İlginizi çekebilir: Öğrendiğimiz şeylerin çoğunu neden hızlıca unutuyoruz?

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!