X
    Kategoriler: FeaturedHaftanın TemasıLIVE UPYaşam

Taç çakrası, üçüncü göz çakrası, boğaz çakrası ve kalp çakrası: Üst bedende yer alan spiritüel enerji merkezleri

Çakraların, bedenimizde yaşam enerjisi olarak da bilinen ‘prana’nın devamlı olarak akışta kalmasını sağlayan, fiziksel bedenimizi spiritüel bedenimize bağlayan, birbiriyle olduğu kadar fiziksel bedenle de bağlantılı enerji noktaları olduğundan Çakralar ve anlamları: Bedendeki enerji noktalarının fiziksel ve ruhsal iyi oluş üzerindeki etkilerÇakralar ve anlamları: Bedendeki enerji noktalarının  yazımızda detaylı olarak bahsetmiştik. 

Bedenimizde sürekli olarak akmaya devam eden, dinamik yapıdaki bu enerji noktalarımız, omuriliğin hemen yanına konumlanmış şekilde, kuyruk sokumundan başımızın en tepesindeki noktaya doğru lineer bir yörüngede sıralanmış halde bulunuyor.

7 ana çakradan oluşan çakra sistemi, Batı dünyasında en bilinen ve kabul gören çakra modellerinden biri ve Reiki, kristal şifa, yoga duruşları gibi pek çok bütünsel şifa pratiği, her bir çakra için ayrı özellikteki uygulamalar içeriyor. 7 ana çakradan oluşan ruhani bedenimiz henüz soyut bir kavram olarak görülse de, fiziksel bedenle bağlantılı olduğuna ve zihin sağlığımızı, duygu durumumuzu, ve genel iyi oluşumuzu etkileyen bir işleve sahip olduğuna inanılıyor.

Spiritüel bedenimizde bulunan 7 ana çakranın bedenin üst bölümünde kalan kısmını oluşturan 3 enerji merkezi olan taç çakrası, üçüncü göz çakrası, boğaz çakrası bedenin spiritüel enerji merkezleri olarak açıklanıyor ve kişinin duygularıyla, hisleriyle, spiritüel bağlantısıyla, sezgileriyle bağlantısı olduğu düşünülüyor. Bedenin alt kısmında bulunan 3 çakra olan karın çakrası, sakral çakrası ve kök çakrası ise fiziksel enerji merkezleri olarak biliniyor ve beden algımızla, fiziksel dünyayla olan bağlantımızla bağlantısı bulunuyor. Bu üçlü çakra merkezinin tam ortasında yer alan kalp çakrası ise spiritüel enerjiyle fiziksel enerjinin kesişim noktasında bulunuyor ve ruhani varoluşumuzu fiziksel varoluşumuzla bir araya getiriyor.

Bu yazımızda, 7’li çakra sistemiminde bedenimizin üst kısmında bulunan taç çakrası, üçüncü göz çakrası, boğaz çakrası ve bu çakraları alt kısımda bulunan fiziksel enerji merkezleriyle birleştiren kalp çakrasını detaylı olarak inceleyeceğiz.

Taç Çakrası – Sahasrara: Nihai bilgelik ve spiritüel bağlantı

Sanskritçe ismi Sahasrara olan taç çakra, ilahi bilgeliğin, bilincin, aydınlanmanın, hayal gücünün, optimizmin, maneviyatın ve yüksek benlikle (ilahi güç, Tanrı, evrensel bilinç, evren gibi) olan bağlantımızın merkezi olarak görülüyor. Fiziksel tüm formların ötesine geçen taç çakra özveri, inanç, adanmışlık, açık fikirlilik, zeka ve etik değerler gibi özelliklerle kendini gösteriyor.

Başın en tepe noktasında bulunan, rengi mor olarak tasvir edilen ve merkezi sinir sistemiyle bağlantısı olduğu düşünülen taç çakrasının ana elementinin düşünce olduğuna inanılıyor.

Taç çakrasındaki enerjinin dengede olması ne anlama gelir?

Taç çakrası dengede olduğunda bireyin zeka, bilgelik, analitik düşünme gibi becerilerini geliştirmesi ve dolayısıyla daha stratejik düşünebilmesi, bilincinin daha açık olması, evrende var olan her şeyin arasındaki bağlantıyı çok daha kolay yorumlayabilmesi mümkün hale geliyor.

Taç çakrasındaki enerjinin dengesiz olması ne anlama gelir?

Taç çakrasındaki enerjinin tıkalı olması ya da bedendeki diğer enerji merkezleriyle dengesizliğe girmesi ilgisizlik, güvenememe, kafa karışıklığı ve aşırı düşünmenin yanı sıra bedeninizden ve dünyadan kopukluk hissetmenize neden olabiliyor. Taç çakra dengesiz hale geldiğinde, ruhsal olarak bağlantısız hissedebileceğiniz için yaşamda herhangi bir yönünüz ya da amacınız olmadığını hissedebilirsiniz. Tıkalı bir taç çakrası, depresyon ve sinir sistemi bozukluklarına, boşluk ve eksiklik hislerine yol açabilir.

Taç çakrasının dengesizliğe girmesinin psikolojik belirtileri: Depresyon, kafa karışıklığı, inanç kaybı, umutsuzluk, amaçsızlık, demans, epilepsi, şizofreni.

Taç çakrasının dengesizliğe girmesinin fizyolojik belirtileri: Işığa hassasiyet, baş ağrısı, otoimmün bozukluklar, nörolojik rahatsızlıklar.

Taç çakrasını tekrar dengeye getirmek için:

Taç çakrayı dengelemek ve açmak kendi içimizle, algıladığımız evrenle ve spiritüel var oluşumuzla derin bir bağlantı kurabilmek için son derece önemlidir. Taç çakrasına giren ve taç çakrasından çıkan enerji, diğer altı çakradaki enerjinin de akışını da etkiler. Taç çakrayı dengelemek ve pozitif enerji akışını sürdürebilmek için kristaller / değerli taşlar takmak ya da taşımak önemlidir. Ametist ya da kaya kristali, taç çakradaki enerji akışını en iyi dengeleyen doğal taşlar olarak biliniyor. Ayrıca lotus çiçeği yağı ve tütsü kullanımının da bu çakrayı dengeye getirmeye yardımcı olmak amaçlı kullanılabileceği söyleniyor.

Özellikle karmaşık, düzensiz, işlevini düzgün şekilde yerine getiremeyen bir zihin yapısıyla kendini gösteren enerji blokajlarının temizlenmesi ve enerji akışının tekrar dengeye getirilebilmesi için kullanılabilecek bir diğer etkili uygulama da, zihninizi kontrol etmenize olanak sağlayacak meditasyon pratikleri olacaktır.

Bedeniniz aracılığıyla zihninizi rahatlatmanıza yardımcı olabilecek nefes teknikleri, bedeninizin gevşemesine ve rahatlamasına olanak veren Yoga’daki Savasana pozu bu çakranın tekrar dengeye gelmesine yardımcı olabilir.

Üçüncü Göz Çakrası – Ajna: Sezgisellik ve içgörü

Orta beyinde, sol ve sağ optik sinirlerin kesiştiği bölgede yer alan, gözlerle ve epifiz beziyle bağlantılı olan üçüncü göz çakrası içgörü, zihin, zeka, fikirler, rüyalar, içsel bilgelik ve sezgilerle bağdaştırılır.

Üçüncü Göz çakrasındaki enerjinin dengede olması ne anlama gelir?

Üçüncü göz çakrasının ana elementi ışıktır. Güçlü bir sezgisellik ve farkındalık, algılama ve gözlem yeteneği, hafıza ve hayal gücü üçüncü göz çakrasının dengede olduğunu gösterir.

Üçüncü göz çakrasını dengelemek ve açmak netliği, ilhamı ve yeniliği beraberinde getirir. Hayallerimizin peşinden cesaretle gidebilmemizi sağlar ve doğuştan gelen psişik yeteneklerimizi ve ruhsal bağlantılarımızı derinleştirir. Dengeli bir üçüncü göz çakrası, kendi hayatımızın zaman çizelgesini kontrol etmemize yardımcı olur; geçmişimizden öğrenmemizi, şimdiki anda var olmamızı ve geleceğimizi daha net görmemizi sağlar. Sezgilerimiz daha güçlü ve net hale geleceği için rüyalarımızı yorumlamak kolaylaşır. Hayat amacımızla daha derin bir bağlantı hissederiz. Üçüncü göz çakrasındaki dengenin getirdiği bu “kontrol” hissi, hedeflerimize ulaşmamız için gerekli olan olasılıkların kapılarını aralar.

Üçüncü göz çakrasındaki enerjinin dengesiz olması ne anlama gelir?

Üçüncü göz çakrası dengesizliğe girdiğinde, zihninizdeki düşüncelerle bir düşünce bombardımanına tutulabilir, bu düşünceleri etkili bir şekilde işleyemeyebilir, kendinizi duygusal ve entelektüel bir çatışmanın arasında sıkışmış hissedebilirsiniz. Sezgilerinizi yitirebilir, net kararlar veremeyebilir ve sonucunda pişman olacağınız seçimler yapabilirsiniz.

Üçüncü göz çakrasının dengesizliğe girmesi baş ağrısı, hafıza sorunları, odaklanma problemleri ve görme bozukluklarıyla kendini gösterebilir. Yine kafa karışıklığı ve kişinin kendi bilgeliğine güvenmemesi de bu çakrada bir dengesizlik olduğunun göstergesi olabilir.

Sanskritçe adı ‘komuta merkezi’ anlamındaki ajna olan üçüncü göz çakrası tüm endokrin sistemi salgılarının kontrolünden sorumlu olan hipofiz beziyle bağlantılıdır. Bu özelliğiyle de üçüncü göz çakrası aslında bir kontrol merkezi olarak görülür.

Üçüncü göz çakrasının dengesizliğe girmesinin psikolojik belirtileri: Kabus görmek, psikolojik kaynaklı baş ağrısı ve migren, nörolojik problemler, öğrenme güçlükleri, halüsinasyonlar.

Üçüncü göz çakrasının dengesizliğe girmesinin fizyolojik belirtileri: Görme bozuklukları ve göz hastalıkları, glukoma, kulak problemleri ve duymada zorluk, saç dökülmeleri.

Üçüncü göz çakrasını tekrar dengeye getirmek için:

Üçüncü göz çakrasını dengeye getirmek için aromaterapi uygulamalarından destek alınabilir. Özellikle Hindistan cevizi, vanilya ve yasemin yağlarının üçüncü göz çakrasını dengeye getirdiğine inanılıyor. Ayrıca ametist, safir ve lapis taşlarının da üçüncü göz çakrasındaki enerjiyi dengeleme konsunda etkili olduğu biliniyor.

Üçüncü göz çakrasını tekrar dengeye getirmek için sempatik ve parasempatik sinir sistemlerinin dengeye getirilmesi son derece önem taşıyor. Pranayama nefes egzersizleri, parasempatik sinir sisteminin aktivasyonunu sağlayarak üçüncü göz çakrasının tekrar dengeye gelmesine yardımcı olduğu bilinen nefes tekniklerini içeriyor. Üçüncü göz çakranızı dengeye getirmek için ayrıca Yoga’daki aşağı bakan köpek, çocuk pozu, ağaç pozu, kartal pozu, yunus pozu, handstand pozu ve çeşitli görselleştirme tekniklerinden de yararlanabilirsiniz. 

Boğaz Çakrası – Vishuddha: İfade ve iletişim alanı

Sanskritçe adı Vishuddha olan boğaz çakrası gerçeğin ve açıklığın sembolü olarak bilinir. Sesinizdeki gerçekliği, samimiyeti, ve eşsizliği olduğu kadar başkalarını dikkat vererek dinleme, samimi iletişim kurma ve kendinizi sözle, yazıyla, sanatla etkili şekilde ifade edebilme becerilerinizle bağlantılıdır. Fiziksel bedendeki boyun, boğaz, kulaklar, dil, çene, dişler ve tiroid beziyle bağlantılı olan boğaz çakrası, diğer tüm çakralardan gelen bilgilerin iletişiminden sorumludur. Boğaz çakrasının ana elementi düşüncelerinizi dile getirmenize olanak veren sestir.

Boğaz çakrasındaki enerjinin dengede olması ne anlama gelir?

Boğaz çakrasının dengeli ve uyumlu çalışması yaratıcılık ve dürüstlük becerilerinizi geliştirmenin yanı sıra iyi bir dinleyici olmanız ve dış dünyayla nezaketle iletişim kurmanıza da olanak verir.

Boğaz çakrasını dengelemek ve açmak, kendinizin ya da başkalarının eleştirme ya da yargılama endişesi olmaksızın, duygularınızı ifade etmenize ve özgürce iletişim kurmanıza olanak tanır. Duygularımızdaki ve eylemlerimizdeki dürüstlüğü ve uyumu destekleyerek daha otantik ve özgür yaşamamıza yardımcı olur. Dengeli bir boğaz çakrası, kişiler arası ilişkilerde ve iş yaşamında başarılı şekilde iletişim kurmanıza yardımcı olur ve özellikle kendini ifade etme becerisinin iyi olmasını gerektiren işler yapanlar için son derece önemlidir.

Boğaz çakrasındaki enerjinin dengesiz olması ne anlama gelir?

Boğaz çakrasındaki enerji akışının dengesizliğe girmesi topluluk önünde konuşma korkusu, zayıf bir ses tonu, aşırı derecede utanma duygusu ve iletişim bozukluklarını beraberinde getirir. Karşımızdaki kişiyi dikkatle dinleyemememiz; çok yüksek sesle, agresif ve saldırgan bir tavırla iletişim kurmamız, konuşulanları doğru şekilde algılayamamamız bu çakrada bir dengesizlik olduğunun işareti olabilir.

Boğaz çakrasındaki herhangi bir dengesizlik durumunda sözlü olarak, beden diliyle ya da duygusal olarak iletişim kuramadığınızı hissedebilirsiniz. Boğaz çakrası kendimizi ifade etme becerimizle doğrudan bağlantılı olduğu için bu çakradaki dengesizlik özellikle bilinçaltımızdaki düşüncelerimizin ve duygularımızın dışarı aktarılamamasına, aktarılsa da sorunlu bir iletişim şekliyle aktarılmasına yol açabilir. Şiddetli travmalar bu çakranın kapanmasına neden olarak duyguları ve düşünceleri ifade etmeyi oldukça zorlaştırabilir.

Boğaz çakrasının dengesizliğe girmesinin psikolojik belirtileri: Gerginlik, öfke, korku, dikkat eksikliği, izolasyon ve yalnızlık hissi.

Boğaz çakrasının dengesizliğe girmesinin fizyolojik belirtileri: Boğaz, ses, tiroid ve kulak problemleri; boyun, çene, omuz tutulmaları; sinüzit ve boğaz ağrısı, diş sıkma ve buna bağlı çene ağrıları, ses kaybı, diş ve diş eti problemleri.

Boğaz çakrasını tekrar dengeye getirmek için:

Boğaz çakrasındaki enerjinin tekrar dengeye gelebilmesi için sesinizi kullanarak yaratıcı iletişim becerilerinizi geliştirebileceğiniz şarkı söylemek, mantra söylemek, yazmak, günlük tutmak gibi aktivitelerden yararlanabilirsiniz. Ayrıca meyan kökü, nane, zencefil, zerdeçal, papatya gibi içerikleri bulunduran bitki çayları içebilir; Yoga pratiklerinize nefes egzersizlerini, boyun rulosuyla yapacağınız masajları ve Deve duruşunu dahil edebilirsiniz.

Kalp Çakrası – Anahata: Sevginin ve şefkatin merkezi

Sevgi, empati, şefkat gibi duyguların merkezi olan kalp çakrası, üst ve alt çakra sistemlerinin tam ortasında yer alır. Bedenin üst kısmındaki üç ana çakranın (taç, üçüncü göz, boğaz) yarattığı enerji akışıyla bedenin alt kısmındaki üç ana çakranın (karın, sakral, kök) enerji akışının kesişim noktası olan kalp çakrası, kendinize ve başkalarına karşı hissettiklerinizi; sevgi, şefkat, güvenlik, güven, macera, kendine şefkat, affetme gibi duygularla kendinizi ve diğer insanları nasıl kabul ettiğinizi belirler. Spiritüel enerji merkezi olan çakralarla fiziksel enerji merkezi olan çakraların tam ortasında yer alan bu enerji noktasının ana elementi havadır. Dolayısıyla bu çakrayı dengeleyen en etkili uygulamalar, nefes pratiklerini içerir.

Kalp çakrası, tüm çakraların merkezinde olduğu için ruhsal, zihinsel ve bedensel iyi oluşumuz için hayati bir çakra olarak kabul edilir.  

Sanskritçe’deki adı Anahata olan kalp çakrası tüm göğüs boşluğunun önüne, arkasına, yanlarına ve kalbe açılır. Dolaşım sistemi, immün sistem, solunum sistemi içinde yer alan tüm organlarla, özellikle akciğerlerle, kalple, diyaframlar ve timüs beziyle bağlantılıdır.

Kalp çakrasındaki enerjinin dengede olması ne anlama gelir?

Kalp çakrasının dengede olması neşe, şefkat, nezaket ve iyi niyetle kendini gösterir. Dolayısıyla hem kendinize hem de diğer insanlara karşı koşulsuz bir sevgi ve yargısız bir kabul içinde olur, sevgiyi samimiyet ve içtenlikle verebilir ve alabilirsiniz.  

Kalp çakrasındaki enerjinin dengesiz olması ne anlama gelir?

Bizi fiziksel ve ruhsal dünyamıza bağlayan her nefes kalp çakrasıyla çevrelenir ve eğer bu çakra dengesiz ya da tıkalıysa çevremizdeki tüm insanlara, kendimize ve evrene duyduğumuz sevgi azalabilir. İlişkilerimizde sevgi ve şefkat eksikliğinden kaynaklanan sorunlar yaşayabilir, umudumuzu kaybedebilir; sevgiyi, empatiyi ve şefkati gözden kaçırabiliriz. Kalp çakrasındaki enerji akışında yaşanan herhangi bir dengesizlik kızgınlık, kendini geri çekme, izolasyon hissi, keder ve üzüntü, benmerkezcilik, empati eksikliği ve kin tutma gibi özelliklerle kendini gösterebilir.

Kalp çakrasının dengesizliğe girmesinin psikolojik belirtileri: Empati yoksunluğu, inançsızlık, kin tutma, umutsuzluk, güvensizlik, izolasyon, bağlanma problemleri.

Kalp çakrasının dengesizliğe girmesinin fizyolojik belirtileri: Dolaşım ve solunum bozuklukları, çakranın bağlantılı olduğu tüm bölgede duyumsanan kasılmalar ve gerginlikler, astım, göğüs hastalıkları, sırt ağrıları, erken yaşlanma.

Kalp çakrasını tekrar dengeye getirmek için:

Kalp çakrasının dengede ve akışta olması, kişinin kendine ve başkalarına duyduğu sevgiyi artırır. Hem başkalarına hem de kendinize karşı şefkatli olmanıza, empati kurmanıza ve affedici olmanıza olanak tanıyarak sizi çevrenizdeki sevgi dolu dünyaya yeniden bağlar.

Kalp çakrasını tekrar uyumlu ve dengeli hale getirmek için, Kedi, Kobra, Yukarı Bakan Köpek, Ters Savaşçı, Köprü, Tavşan, Deve gibi pozisyonlar dahil olmak üzere üst ve orta sırtınızı, omuzlarınızı ve göğsünüzü açan yoga duruşlarıyla birlikte sevgi ve şefkat meditasyonu, şükür günlüğü, Pranayama nefes çalışmaları gibi uygulamalarla kalp çakranızı güçlendirebilirsiniz.

Bir sonraki bölümde, bedenin alt kısmında yer alan fiziksel enerji merkezleri olarak bilinen üç çakra ile (karın, sakral, kök) ilgili detaylı bilgilere yer vererek yazımıza devam edeceğiz…

Kaynaklar: Well + Good, Curative Soul, Mind Valley

Uplifers :Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve hastalıklardan korunmak için tüketmeniz gereken mikro besinler ve bağışıklığı destekleyen yiyecekler

Güçlü bir bağışıklık sisteminin beden sağlığı için ne kadar önemli olduğundan daha önce pek çok yazımızda detaylı olarak bahsetmiştik. Özellikle pandemi döneminde gündemden düşmeyen bağışıklık sistemini destekleme önerileri, soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıkların arttığı şu dönemde çok daha önemli hale geldi.



Bağışıklık sisteminin desteklenmesinde ve güçlendirilmesinde beslenmenin rolü

Bağışıklık sistemi karaciğer ve bağırsak gibi organlar, beyaz kan hücreleri, proteinler (antikorlar) ve hormonlardan oluşan, oldukça karmaşık bir sistem. Bağışıklık sisteminin en önemli fonksiyonuysa vücudunuzu enfeksiyondan ve hastalığa neden olan bakteri, virüs, parazit ve mantarlardan korumak.

Her birimizin vücudunun ve bağışıklık sisteminin çok özel ihtiyaçları olsa da, kendinize iyi bakmak ve bağışıklığınızı güçlendirmek için yaşam tarzınıza entegre edebileceğiniz bazı yaşam alışkanlıkları mevcut. Bağışıklık sistemi, bedenin tamamına yayılan, pek çok farklı organı ve hormonu kapsayan bir sistem olduğu için güçlü olması da ancak bütünsel bir yaklaşım izleyerek mümkün. Toksinlerden mümkün olabildiğince arınmak (sigara içmemek ya da alkol tüketimini sınırlandırmak gibi), fiziksel aktivite ve egzersize zaman ayırmak, uyku düzenine dikkat etmek ve en önemlisi vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitaminleri, mineralleri ve besin öğelerini içeren, dengeli ve sağlıklı bir beslenme düzeni izlemek güçlü bir bağışıklık sisteminin olmazsa olmazlarından. 

İlginizi çekebilir: Bağışıklık sistemini güçlendirmek için nasıl beslenmeliyiz?

Bu yazımızda bağışıklık sistemini destekelemek için vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besin öğeleri olan vitaminlere, minerallere, probiyotiklere ve faydalarına göz attıktan sonra; tüm bu besin öğelerini içeren bağışıklık sistemi destekçisi besinleri yakından inceleyeceğiz. 

A vitamininin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

Antioksidan özellikteki vitaminlerden biri olan A vitamini ciltte, solunum yollarında ve bağışıklık sisteminin %80’ini oluşturan bağırsaklarda bulunan hücrelerin işlevini ve bütünlüğünü destekleyen önemli vitaminlerden biri. A vitamini, vücuttaki herhangi bir antijene (yabancı maddeye) karşı verilen bağışıklık sistemi tepkilerinin düzenlenmesinde ve bağışıklık sistemi hücreleri olan T ve B lenfositlerinin (bağışıklık hücreleri) üretilmesinde rol oynar. A vitamini, havuç ve kabak gibi bitkisel besinlerde, vücutta iltihaplanmayla savaşmaya yardımcı olan antioksidanlar olan karotenoidler şeklinde bulunabilir.

İlginizi çekebilir: A vitamininin faydaları nelerdir? Hangi besinlerde A vitamini bulunur?

B vitamininin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

B vitaminlerinin tamamı, özellikle de B6 vitamini, B9 vitamini (folik asit) ve B12 vitamini, bağışıklık fonksiyonlarını önemli ölçüde destekler. B6 vitamini eksikliği, antikor üretimini yavaşlatacağı, hatta durdurabileceği için diğer tüm bağışıklık fonksiyonlarını da bağlantılı olarak zayıflatabilir. B9 vitamini olarak adlandırılan folik asit ve B12 vitaminlerindeki bir eksiklik ise, özellikle hastalığa yatkın olmayı ve bağışıklık tepkilerinin doğru ve düzgün çalışmamasını beraberinde getirebilir. Bağışıklık sistemi destekleyicisi olan bir diğer vitamin olan B12 vitamini yalnızca hayvansal ürünlerde bulunur, bu nedenle vegan ya da vejeteryan besleniyorsanız kanınızdaki B12 vitamini seviyelerini düzenli olarak ölçtürmeniz ve doktorunuz gerekli görürse B12 vitamini ihtiyacınızı besin takviyeleriyle karşılamanız da gerekebilir.

İlginizi çekebilir: B vitamininin faydaları nelerdir? En çok hangi besinlerde bulunur?

C vitamininin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

Faydaları saymakla bitmeyen C vitamini, bağışıklık sistemini destekleyen en önemli vitaminlerin başında geliyor. C vitamini bağışıklık sisteminin soğuk algınlığına neden olan virüslerle savaşmasına, vücuttaki antioksidan aktiviteyi artırmaya ve demir gibi minerallerin emilimine yardımcı olur. Enfeksiyonlarla mücadele söz konusu olduğunda, C vitamininin bağışıklık artırıcı gücünün antioksidan özellikleriyle bağlantılı olduğu biliniyor. Kendisi başlı başına antioksidan özellikte olan C vitamini, vücuttaki E vitamini gibi diğer antioksidanların yenilenmesine de yardımcı olarak, metabolizma faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan serbest radikallerin hücrelere zarar vermesini de engelliyor. Bağışıklık faaliyetlerinde aktif olarak kullanılan C vitamininin fazlası vücutta depolanamadığı için, günlük olarak tüketilmesi gerekiyor.

İlginizi çekebilir: C vitamini hakkında her şey: Nasıl işe yarıyor, nasıl kullanılıyor?

D vitamininin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

D vitamini, bağışıklık sistemi hücreleri olarak bilinen beyaz kan hücrelerinin üretimi için son derece önemli bir vitamindir. Beyaz kan hücreleri olarak bilinen ve vücudu dışarıdan gelen zararlı organizmalardan koruyan bu savaşçı hücreler, insan vücudunda kemik iliğinde üretilir. Kemik hücrelerinin üretimini sağlayan D vitamini de bu yönüyle dolaylı olarak da olsa bağışıklık sisteminin en önemli destekçilerindendir.

Büyük çoğunluğu güneş ışığıyla sentezlenebilen D vitamini, az miktarda da olsa yağlı balıklar ve yumurta gibi besinlerde bulunur. Özellikle kış aylarında, evde olmanın da etkisiyle güneş ışığı alamadığımız için D vitamini eksikliği yaşayabiliriz. Böyle durumlarda D vitamini içeren besin takviyeleri kullanılabilse de, öncelikle bir uzmanla görüşmenizin faydalı olacağını hatırlatmak isteriz.

İlginizi çekebilir: D vitamini depolarınız ne durumda: D vitamini neden bu kadar önemli?

E vitamininin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

E vitamini de tıpkı C vitamini ve A vitamini gibi antioksidan özellikteki bir vitamindir. E vitamininin enfeksiyonla mücadeleye yardımcı olabilecek güçlü bir antioksidan olduğunun bilinmesinin yanı sıra, bağışıklık sistemi hücrelerine zarar veren serbest radikallerin vücuttan uzaklaştırılması konusunda da oldukça etkilidir. E vitamini özellikle kabuklu yemişlerde ve yağlı tohumlarda bol miktarda bulunur.

İlginizi çekebilir: E vitaminin faydaları ve en çok E vitamini içeren besinler nelerdir?

Çinkonun faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

Besinler yoluyla vücuda alınması gereken en önemli minerallerden biri olan çinko, vücudumuzun bu minerali depolayamaması nedeniyle günlük olarak vücuda alınması tavsiye edilen minerallerden biri. Çinko, vücutta enfeksiyon oluşumunu önleyen nötrofiller ve makrofajlar gibi bağışıklık hücrelerinin fonksiyonlarını destekler. Dolayısıyla çinko eksikliği, vücudun enfeksiyon riskine açık hale gelmesine neden olabilir. Çinko mineralinin ayrıca virüslerin hücre çeperinden geçerek çoğalmasını, dolayısıyla viral hastalıkların oluşmasını doğrudan engellediği de biliniyor. Bu nedenle burun tıkanıklığı, burun akıntısı, nezle, boğaz ağrısı, öksürük gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla başa çıkmak için düzenli ve yeterli miktarlarda çinko tüketmeniz ve vücudunuzda bulunan çinko seviyesine dikkat etmeniz gerekiyor.

İlginizi çekebilir: Çinko eksikliğinin belirtileri nelerdir?

Demirin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

Hücrelere oksijen taşınmasını sağlayan kırmızı kan hücrelerinin üretiminde hayati bir rolü olan demir minerali, bu yönüyle sağlıklı bağışıklık fonksiyonları için kritik öneme sahiptir ve eksikliği tüm sistemleri olduğu gibi bağışıklık sisteminin çalışmasını da dengesizliğe sokar. Kırmızı et, balık, kümes hayvanları, yumurta, fasulye, mercimek, bezelye, tam tahıllar, fındık, ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler bol miktarda demir içerir.

İlginizi çekebilir: Kan değerlerini artıran besinler nelerdir?

Selenyumun faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi

Selenyum minerali, vücudu korumaya yardımcı olan bir antioksidandır. Selenyum ayrıca vücudun arındırılmasına yardımcı olan ve detoks etkisi gösteren glutatyon peroksidaz enziminin üretiminde de hayati bir öneme sahiptir. Selenyum minerali özellikle Brezilya fıstığı, ceviz, ton balığı, sığır eti, kümes hayvanları, güçlendirilmiş ekmekler ve diğer tahıl ürünlerinde bulunur.

İlginizi çekebilir: Yeni normalleşmede bağışıklık için ne yesek: C ve E vitamini, çinko ve selenyum deposu besinler 

Probiyotiklerin ve prebiyotiklerin faydaları ve bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri

Her ne kadar ayrı fonksiyonları varmış gibi görünse de, sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi birbiriyle doğrudan bağlantılı olan iki sistem. Bağışıklık sisteminin büyük bir bölümünü bağırsaklar oluşturuyor. Dolayısıyla sağlıklı bir sindirim sistemi sağlıklı bağırsaklar, sağlıklı bağırsaklar ise bağışıklık sisteminin düzgün çalışması anlamına geliyor. Lif yönünden zengin gıdalarla beslenmek, besin değeri yüksek olan mevsim meyveleri ve sebzeleri tüketmek, beslenme düzeninize bağırsak florasındaki bakteri çeşitliliğini destekleyen probiyotik içerikli besinleri eklemek bağışıklık sisteminizi destekleyebilir. Vücuda dost bakteriler olan probiyotikleri içeren besinleri tüketmenin yanı sıra, bu dost bakterilerin besini olan prebiyotikleri de tüketmeniz, bağırsak floranızı zenginleştirmenize ve bağışıklık sisteminizin güçlendirilmesine yardımcı olacaktır.

Birçok fermente yiyecek ve içecek doğal probiyotikler içerir. Yoğurt, kefir, kombucha, turşu gibi mayalı gıdalar en iyi probiyotik kaynaklarının başında geliyor. Probiyotiklerin beslenmesi için gerekli olan prebiyotiklerse, meyve ve sebzelerin, baklagillerin ve tam tahılların sindirilemeyen liflerinde bulunuyor. Sindirilemeyen ve metabolizma faaliyetlerinde kullanılamayan prebiyotikler, sağlıklı bakterilerin gelişmesine yardımcı olmak için bir tür yakıt görevi görürler.

İlginizi çekebilir: Probiyotik nedir? Probiyotiklerin faydaları nelerdir?

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için hangi besinler tüketilmeli?

Bağışıklık sistemi sağlığınızı korumak, bağışıklık hücresi oluşumuna destek olmak, bağışıklık sistemini desteklemek ve güçlendirmek için yukarıda sağdığımız tüm mikro besin öğelerinden zengin bir beslenme düzeni izlemeniz şart. Besin değeri yüksek mevsim meyve ve sebzeleri, taze ve işlenmemiş gıdalar daha sağlıklı bir bağışıklık sistemine kavuşmanıza yardımcı olabilir.

Aşağıdaki besinler sağlıklı bir bağışıklık sistemi için gerekli olan mikro besin öğelerince en zengin ve en fazla çeşitliliğe sahip olan kaynaklar olmalarının yanı sıra, tüm sistemlerinizin düzgün çalışmasına ve bütünsel sağlığınıza da sayısız fayda sağlayacaktır. 

İlginizi çekebilir: Bağışıklık sistemi için en faydalı 10 besin

Turunçgillerin faydaları

Hasta olduğumuzda aklımıza ilk gelen şey C vitamini kaynaklarına yönelmek. C vitamininin en önemli kaynaklarından biri ise kolaylıkla tahmin edebileceğiniz üzere turunçgiller. Greyfurt, portakal, mandalina, limon gibi neredeyse tüm turunçgiller C vitamini bakımından oldukça zengin besinler.

İlginizi çekebilir: Kış mevsimi meyveleri: Bağışıklık destekleyici, vitamin deposu kış meyveleri, faydaları ve meyveli tarifler 

Kırmızı biberin faydaları

En fazla C vitamini içeren besin kaynaklarının turunçgiller olduğu düşüncesi yaygın olsa da, kırmızı biber de turunçgillerin zenginliğini aratmayacak miktarda C vitamini içeriyor. Ortalama büyüklükteki bir kırmızı biber 127mg C vitamini içerirken, aynı miktardaki portakalda sadece 45mg C vitamini bulunuyor. Kırmızı biber zengin C vitamini içeriğinin yanı sıra vücutta bağışıklık sistemini destekleyen A vitaminine dönüşen beta-karoten yönünden de oldukça zengindir.

İlginizi çekebilir: Portakal, tek C vitamini kaynağı değil: C vitamini deposu 10 besin

Brokolinin faydaları

Kış aylarının en sevilen sebzelerinden biri olan, lahanagiller ailesinin sevilen üyesi brokoli tam bir vitamin ve mineral deposu. A vitamini, C vitamini ve E vitaminlerinin yanı sıra lif ve diğer birçok antioksidanla dolu olan brokoli, söz konusunda bağışıklık sistemini desteklemek olduğunda tabağınıza koyabileceğiniz en faydalı sebzelerden biri. Brokolinin yüksek besin değerinden maksimum düzeyde faydalanabilmek için olabildiğince az pişirerek tüketmeniz öneriliyor. Özellikle buharda pişirmenin, besin değerini korumasına yardımcı olduğu biliniyor.

İlginizi çekebilir: Brokolinin faydaları nelerdir? Brokoli ile yapılan sağlıklı tarifler

Sarımsağın faydaları

Akdeniz mutfağının en sevilen doğal aroma vericilerinden biri olan, girdiği her yemeğe lezzet katan sarımsak, vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına en çok destek olan, bağışıklık sistemi destekleyicilerinin başında geliyor. Sarımsağın bağışıklık artırıcı özellikleri, içeriğinde bulunan allisin gibi yüksek konsantrasyonda kükürt içeren bileşiklerden geliyor.

İlginizi çekebilir: Aç karnına sarımsak yemenin sağlığınıza faydaları

Zencefilin faydaları

Zencefil de tıpkı turunçgiller gibi, özellikle üst solunum yolu hastalıklarında en sık başvurulan besinlerin başında geliyor. İltihap oluşumunu azaltıcı etkisiyle boğaz ağrısı gibi iltihaplanma ve enfeksiyona dayalı hastalıkların belirtilerini gözle görülür şekilde azaltıyor. Zencefil antienflamatuar özelliğiyle enfeksiyonların sebep olduğu ağrıların azaltılmasına da yardımcı oluyor.

İlginizi çekebilir: Zencefilin faydaları nelerdir? Zencefil nasıl kullanılır?

Ispanağın faydaları

C vitamini yönünden oldukça zengin olan ıspanak aynı zamanda bol miktarda antioksidan ve beta karoten içerdiği için bağışıklık sistemimizin enfeksiyonla mücadelesine destek olan bir besin. Demir içeriğiyle hücrelere oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin üretilmesine de destek oluyor. Brokoliye benzer şekilde ıspanağın da besin değerini koruyabilmek için mümkün olabildiğince az pişirilmesi öneriliyor. Ispanağı çiğ ya da çok az pişirilmiş şekilde tüketmek, içeriğindeki A vitamininin emilimini de kolaylaştırıyor.

İlginizi çekebilir: Enerji deposu ıspanakla hazırlayabileceğiniz lezzetli tarifler

Yoğurdun faydaları

Harika bir probiyotik kaynağı olan yoğurt, vücudun hastalıklarla savaşmasına yardımcı olan bağışıklık sisteminin en önemli destekçilerinden biri. Probiyotik özelliğiyle bağırsak sağlığını desteklemesinin yanı sıra az miktarda da olsa D vitamini içeren yoğurt, vücudun doğal savunma mekanizmasını en iyi destekleyen besinlerin başında geliyor.

İlginizi çekebilir: Kefir ve yoğurt hakkında her şey: Hangisi daha sağlıklı?

Bademin faydaları

Soğuk algınlığını önlemek ve enfeksiyonlarla savaşmak söz konusu olduğunda, C vitaminiyle birlikte E vitamini de önemli bir göreve sahip. Güçlü antioksidan özellikte olan E vitamini yağda çözünen bir vitamin, dolayısıyla faydasını maksimum seviyede görebilmek için sağlıklı yağlar içeren besinlerle birlikte alınması için gerekiyor. Badem gibi kuruyemişler E vitamini deposu olmalarının yanı sıra, E vitamini emilimi için gerekli olan sağlıklı yağlardan da son derece zengin besinler.

İlginizi çekebilir: Badem sütü inek sütüne iyi bir alternatif mi: Ne kadar besleyici, hangi vitaminleri barındırıyor?

Ayçekirdeğinin faydaları

Ayçekirdeği fosfor, magnezyum gibi minerallerin yanı sıra B6 vitamini ve E vitaminleri gibi mikro besin öğelerince de zengin bir gıda. Badem gibi ayçekirdeğinde de bol miktarda bulunan E vitamini, bağışıklık sistemi fonksiyonlarının düzenlenmesi ve sürdürülmesinde önemlidir. Yüksek miktarda E vitamini içeren diğer yiyecekler arasında avokado ve koyu yapraklı yeşillikler de bulunuyor. Ayçekirdeği, bağışıklık sistemini destekleyen mikro besinlerde biri olan selenyum minerali bakımından da inanılmaz derecede zengin bir kuruyemiş.  

Özet olarak sağlıklı bir bağışıklık sisteminin ne yediğinizle doğrudan bağlantısı bulunuyor. Daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olarak hastalıklardan korunmak için için protein, sağlıklı yağlar, vitaminler ve mineraller açısından dengeli bir beslenme düzeni izlenmesi gerekiyor. Beslenme alışkanlıklarınız nedeniyle bağışıklık sisteminiz için gerekli olan besin öğelerini doğal kaynaklardan karşılayamıyorsanız ya da vücudunuzda besinlerin emilimiyle ilgili bir problem varsa, doktorunuza danışarak besin takviyeleriyle de bu besin öğelerini vücudunuza alabilirsiniz. 

Kaynaklar: The Thirty, Health Line, Care Of, Sight and Life