Kore dizilerindeki kusursuz ciltler ve Hollywood yıldızlarının pahalı sabah ritüelleri ile kendi rutininiz arasındaki ortak nokta ne biliyor musunuz? Kolajen!
Yaşlanma karşıtı bakım ve cilt sağlığı söz konusu olduğunda başrol koltuğuna oturan kolajene hepimiz bir şekilde aşinayız. Son yılların en popüler güzellik ve cilt bakım ürünlerinden olan kolajen, artık sadece bir trend olmaktan çıkıp günlük bakım rutinlerinin vazgeçilmez parçası haline gelmiş durumda.
Özellikle 20’li yaşların sonlarına doğru vücuttaki doğal üretim hızı yavaşlayan bu temel proteini ek takviyelerle desteklemenin; cilt ışıltısını geri kazanma, elastikiyetini artırma ve nemi dengeleme konusunda harikalar yaratmasıyla biliniyor. Üstelik cilt bakımının yanı sıra tırnak ve saç bakım rutinlerine de eklenebiliyor. Haliyle bu kadar geniş kullanım alanına sahip olan bu etkili bakım ürününün, en doğru nasıl kullanılacağı da bazen kafa karışıklığı yaratabiliyor. Sizler için kolajen kullanımına dair tüm detayları paylaştığımız harika bir rehber hazırladık. İşte uzman tavsiyelerine göre adım adım kolajen kullanım rehberi!
Kolajen takviyeleri vücutta nasıl çalışır?
Kolajeni dışarıdan almanın en direkt yolu olan takviyeler, aslında doğrudan cilt veya saç sağlığı üzerinde etki bırakmaz. Düzenli takviye aldığınız zaman tüm faydanın sihirli bir şekilde doğrudan cilde gideceğini düşünmek, gerçekçi bir yaklaşım değildir. Aslında arka planda çok karmaşık süreçlerle ilerleyen bu sistem, ilk önce hücre bazında yaşanan değişikliklerle kendini gösterir. Ağız yoluyla aldığınız kolajen takviyeleri, sindirim sistemine ulaştığında doğrudan emilip kana karışmaz. Bunun yerine içindeki proteinin yapı taşları olan amino asitlerine parçalanır. Mide ve bağırsaklarda bu şekilde parçalandıktan sonra kan dolaşımına aktarılır ve vücudun en uzak dokularına ulaşabilir. Kan yoluyla hücrelere taşınan amino asitler sayesinde ilgili bölgedeki kolajen üretimi uyarılır ve vücut kendi kendine kolajen üretmiş olur.
Kolajenin hücresel dağılımı tüm vücuda yayıldığından düzenli kullanım sonunda alınan etkiler de genel olur. İlk etkiler 2 hafta gibi kısa bir sürede ortaya çıkmakla birlikte genel sağlık üzerine bıraktığı olumlu etkileri gözlemlemek için en az 8 aylık bir zamana ihtiyaç vardır. Bu aşamada; cilt bariyerinde güçlenme, kırışıklıklarda azalma, doku kalitesinde artma, renk eşitsizliklerinde azalma, yara izlerinde iyileşme gibi senkronize faydalar gözlenebilir.
Kolajen içmek için en iyi zaman hangisi?
Kolajen kullanımında uzmanların en net olduğu konulardan biri istikrardır. Bu nedenle kullanım aşamasında kolajen uygulama saatinden çok süreklilik önemlidir. Düzenli ve istikrarlı rutinler oluşturmak cilt sağlığınıza, uygulama saatinden bağımsız olarak katkı sağlayacaktır. Kesin ve katı bir uygulama zorunluluğu olmamakla birlikte şu zaman dilimlerinden birini seçerek, kişisel alışkanlıklarınız ve yaşam tarzınızla en uyumlu rutini oluşturabilirsiniz:
1. Sabah aç karnına
Birçok uzman, kolajen emiliminin asidik ortamda daha iyi olduğunu vurgular. Bu nedenle henüz midedeki asidik ortamın korunduğu sabah saatleri, kolajen tüketimi için harika bir seçenektir. Sabah uyandıktan sonra bir bardak suyla birlikte alınacak sıvı kolajen takviyesi, mide asidik ortamında daha kolay emilerek hızla kana karışabilir.
2. Gece yatmadan önce
İnsan vücudu uyku esnasında kendini yenileyecek ve onaracak şekilde programlanmıştır. Derin uyku sürecindeki hücresel onarım sayesinde doku ve organlardaki aktivite yoğunluğu artar, yeni güne daha zinde bir bedenle başlama şansı olur. Bu nedenle kolajen takviyesini bu onarım sürecine dahil etmek de oldukça iyi bir stratejidir. Kolajen yatmadan önce içildiğinde zaten yenilenme sürecine girecek vücuda ihtiyacı olan temel yapı taşları sağlamış olur ve yaşlanma karşıtı etkilerini daha hızlı gösterebilir.
3. Antrenmandan sonra
Antrenman sırasında yorulan kaslardaki toparlanma hızını artırmak ve eklem sağlığını desteklemek için kolajen tüketimi, egzersiz sonrasına kaydırılabilir. Günlük spor ve egzersiz rutinlerinin ardından kolajen almanın vücuttaki onarım mekanizmaları üzerinde olumlu etkileri vardır. Kan akışının halihazırda hızlı olduğu bu süreçte amino asitler daha hızlı parçalanır ve hareketle yorulan kaslara daha kolay taşınır. Böylece kas ağrıları azalır, dokulardaki iyileşme hızlanır ve daha parlak bir görünüm mümkün olabilir.
4. Öğünlerle birlikte
Hassas mideye sahip bireyler için kolajeni aç karnına tüketmek iyi bir seçim olmayabilir. Aç karnına kolajen alırken hissedilen mide bulantısı ya da rahatsızlık, takviyenin etkisini de azaltabilir. Bu nedenle mide hassasiyeti durumunda kolajenin yemekle birlikte alınması tavsiye edilir. Vücutta yemek yeme esnasında aktifleşen enzimler sayesinde sindirim hızı artabilir, bağırsak etkinliğinin de katkısıyla emilen amino asitler doku ve organlara daha çabuk taşınabilir.
Hangi kolajen tipini seçmelisiniz?
Piyasada sunulan toz, likit, kapsül formlu sayısız kolajen bulunur. Ürün çeşitliliğinin bu kadar fazla olduğu bir senaryoda hangi kolajen tipini almanız gerektiğini kararlaştırmakta zorlanabilirsiniz. En doğru seçimi yapabilmek adına etiket okuma alışkanlığı geliştirmeniz şarttır. Tercih ettiğiniz form hangisi olursa olsun, ürün içeriğine dair edineceğiniz bilgiler daha doğru seçimler yapmanıza yardımcı olabilir:
- “Hidrolize Kolajen” ya da “Kolajen Peptitler”, kolajenin parçalanmış formlu halidir ve bu nedenle daha hızlı emilerek kana karışır. Bu moleküller sıcak kahveler ve soğuk içeceklere karıştırarak tüketime uygundur.
- “Deniz (Marine)” ya da “Sığır (Bovine)”, ürün içeriğindeki kolajen yapısının insan kolajenine benzediğini gösterir. Yapısal benzerlik sayesinde bu tür kolajenler insan dokularıyla uyumlu çalışır ve ciltteki olumlu etkilerini daha hızlı gösterir. Fakat içerikteki deniz ürünleri ve hayvansal katkılar sebebiyle her yaşam tarzına uyumlu olmayabilir.
- Bitkisel ve vegan kolajenler, cilt sağlığına olumlu etki etmekle birlikte ne yazık ki diğer alternatifler kadar yeterli değildir. Bu nedenle diğerlerindeki kadar hızlı ve etkili sonuçlar göstermez.
Kolajen emilimi nasıl artırılır?
Kullandığınız ürün piyasadaki en kaliteli kolajen olsa bile beklediğiniz mucizevi etkiyi göstermeyebilir. Aldığınız takviyeden maksimum fayda sağlamak için emilimi artıracak yeni yöntemler geliştirmeniz gerekir ve bazı günlük yaşam alışkanlıkları bu süreçte size rehberlik edebilir:
- Kolajen emilimini hızlandırma konusunda en başarılı maddelerden biri C vitaminidir. Sıvı formdaki kolajeni, kivi, greyfurt, narenciye sularıyla karıştırarak tüketmek etki hızını artırabilir.
- Şeker ve rafine karbonhidrat, vücuttaki kolajen üretimini ve emilimini sekteye uğratır. Kolajen liflerine yapışarak onları sertleştiren şeker molekülleri, kolajenin olumlu etkilerini de ortadan kaldırır. Şekerden ve rafine karbonhidrattan uzak bir beslenme alışkanlığı oluşturmak, kolajenden faydalanmak adına kritik önem taşır.
- Çinko ve bakır gibi mineraller, hücresel enzimleri çalıştırarak kolajen üretimini hızlandırır. Günlük beslenmeye dahil edilen kabak çekirdeği, badem, ıspanak gibi çinko ve bakır yönünden zengin gıdalar, kolajen etkinliğini artırabilir.
- Demir mineralleri, kolajen proteinlerinin bağırsaktan emilimini yavaşlatabilir. Özellikle eş zamanlı tüketim olması halinde kolajen takviyesinden edinilecek faydaları sıfırlayabilir. Bu nedenle demir takviyelerinin kolajen ile birleştirilmemesi çok önemlidir.
- Kolajen liflerin nem etkisini artırmaya en yardımcı içeriklerden biri hyalüronik asittir. İçinde hyalüronik asit bulunan bir takviye seçmek ya da kolajen kullanımına hyalüronik asit uygulamalarını da dahil etmek, ciltteki nem ve elastikiyet seviyesini olumlu etkileyebilir.
- Vücutta parçalanan amino asitleri doku ve organlara taşıyan ana madde sudur. Kandaki su miktarının fazla olması halinde tüketilen toz veya sıvı formlu kolajenin emilimi, kana karışımı ve vücuda yayılımı daha hızlı gerçekleşir. Bağırsak ve mide hareketliliği, enzim aktivitesi de bu sayede artar. Bu nedenle günlük yeterli su tüketimine dikkat ederek, kolajen takviyesinin etkilerini maksimuma çıkarabilirsiniz.
Kaynak: vogue, healthline
İlginizi çekebilir: Kolajen hakkında merak edilenler