X

Kalabalıktan uzak sahil kasabaları: Yazın keşfetmeye değer 7 sakin rota

Yaz aylarında deniz tatili planlamak, çoğu zaman aynı ikilemle başlıyor. Bir yanda masmavi koylar ve uzun sahil yürüyüşleri hayali, diğer yanda kalabalık plajlar, yoğun trafik ve rezervasyonsuz yer bulmanın zorlaştığı popüler tatil beldeleri… Ancak Türkiye’nin kıyıları, hala bu yoğunluğun dışında kalmayı başaran ve doğallığını büyük ölçüde koruyan birçok sahil kasabasına ev sahipliği yapıyor.

Bu kasabaların ortak noktası yalnızca sakin olmaları değil. Her biri, bulunduğu bölgenin kültürünü, mutfağını ve doğal dokusunu hissettiren farklı bir deneyim sunuyor. Sabah denize girdikten sonra küçük bir balıkçı limanında yürüyüş yapabilir, öğleden sonra çevredeki koyları keşfedebilir ya da gün batımını kalabalığa karışmadan izleyebilirsiniz. Eğer bu yaz rotanızı biraz daha sessiz kıyılara çevirmek istiyorsanız, bu önerilere göz atabilirsiniz.

1. Mazı, Muğla

Bodrum denildiğinde akla ilk olarak hareketli plajlar, lüks marinalar ve yaz boyunca dolup taşan sokaklar geliyor. Oysa yarımadanın doğu kıyısında yer alan Mazı, Bodrum’un bambaşka bir yüzünü gösteriyor. Büyük oteller yerine küçük pansiyonların, kalabalık işletmeler yerine aile restoranlarının yer aldığı bu sahil kasabası, doğallığını büyük ölçüde korumayı başarmış rotalardan biri.

Mazı’nın en büyük avantajlarından biri, birbirinden farklı koylara kısa sürede ulaşabilmeniz. İnceyalı, Hurma ve Çökertme çevresindeki kıyılar, gün boyunca farklı noktalarda denize girme imkânı sunuyor. Deniz genellikle berraklığını korurken, kıyı boyunca uzanan sakin atmosfer tatilin temposunu kendiliğinden yavaşlatıyor.

Akşam saatlerinde sahil boyunca yürürken yalnızca dalga seslerini duymak, Bodrum’un kalabalık merkezinden yalnızca kısa bir mesafede olduğunuzu unutturabiliyor. Özellikle gösterişten uzak, doğayla iç içe bir Ege tatili planlayanlar için Mazı, son yılların en dikkat çekici alternatiflerinden biri.

2. Bademli, İzmir

Kaynak: Instagram: @seyahay.listesi

İzmir’in Dikili ilçesine bağlı Bademli, Ege kıyılarında sessizliğini koruyan ender sahil köylerinden biri. İlk bakışta mütevazı bir yerleşim yeri gibi görünse de çevresindeki koylar ve turkuaz denizi sayesinde bölgenin en özel duraklarından biri hâline geliyor.

Bademli’yi farklı kılan, tek bir plaj yerine keşfedilecek birçok kıyıya sahip olması. Killik Koyu’nun açık renkli kumu, Zindancık Koyu’nun dingin yapısı ve Kalem Adası’nın karşı kıyıda uzanan silueti, aynı gün içinde farklı manzaralar görmenize olanak tanıyor. Üstelik yaz sezonunda bile birçok koy, Ege’nin popüler merkezlerine kıyasla daha sakin kalmayı başarıyor.

Bölgeyi ziyaret ettiğinizde gününüzü yalnızca denizde geçirmek zorunda değilsiniz. Sahil boyunca yürüyebilir, küçük işletmelerde Ege mutfağının öne çıkan lezzetlerini deneyebilir ve gün batımını kalabalıktan uzak bir iskelede izleyebilirsiniz.

3. Kapısuyu, Kastamonu

Kaynak: Tripadvisor

Karadeniz kıyıları söz konusu olduğunda çoğu kişi rotasını yaylalara çeviriyor. Oysa Kastamonu’nun Cide ilçesine bağlı Kapısuyu, deniz tatili için de güçlü bir alternatif oluşturuyor. Uzun kumsalı, temiz denizi ve arkasını çevreleyen orman dokusu sayesinde burada deniz ve doğa birbirini tamamlıyor.

Kapısuyu’nda gün, acele etmeden başlıyor. Sabah erken saatlerde sahilde yürüyüş yapabilir, denizin en sakin olduğu saatlerde yüzebilir ve günün geri kalanını gölgeli alanlarda dinlenerek geçirebilirsiniz. Özellikle Karadeniz’in serin iklimi, yaz aylarında bunaltıcı sıcaklardan uzaklaşmak isteyenler için önemli bir avantaj sağlıyor.

Bölgenin büyük turizm yatırımlarından uzak kalması ise doğal yapısını korumasına katkı sağlamış durumda. Bu nedenle Kapısuyu, kalabalık plajlardan uzaklaşmak isteyenlerin her geçen yıl daha fazla ilgi gösterdiği rotalar arasında yer alıyor.

4. Mordoğan, İzmir

Karaburun Yarımadası’nın güneyinde yer alan Mordoğan, İzmir’e yakın olmasına rağmen sakin atmosferini korumayı başaran kıyı kasabalarından biri. Yaz aylarında günübirlik ziyaretçileri ağırlasa da yarımadanın doğal yapısı sayesinde hiçbir zaman büyük tatil merkezleri kadar yoğun bir görünüme bürünmüyor.

Berrak denizi, kayalık koyları ve sahil boyunca uzanan yürüyüş yolları sayesinde burada günün büyük bölümünü açık havada geçirmek mümkün. Sabah deniz keyfinin ardından merkezdeki küçük kafelerde mola verebilir, akşamüstü ise gün batımını izlemek için sahil boyunca yürüyebilirsiniz.

Mordoğan’ın bir diğer avantajı da Karaburun Yarımadası’ndaki diğer koylara kolay ulaşım sağlaması. Böylece tek bir tatilde farklı plajları keşfetmek isteyenler için güzel bir başlangıç noktası oluşturuyor.

5. Kaleköy, Gökçeada

Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’nın kuzeyinde yer alan Kaleköy, taş evleri, küçük limanı ve gün batımı manzarasıyla adanın en karakteristik noktalarından biri. Yaz aylarında ziyaretçi sayısı artsa da ada yaşamının yavaş temposu sayesinde burada kalabalık hissi oluşmuyor.

Kaleköy çevresindeki koylar, berrak suyu ve doğal yapısıyla öne çıkarken köyün dar sokakları da yürüyerek keşfetmeye oldukça uygun. Akşam saatlerinde liman çevresindeki küçük restoranlarda Ege ve Rum mutfağından izler taşıyan lezzetleri deneyebilir, gün batımını adanın en güzel seyir noktalarından birinde izleyebilirsiniz.

Gökçeada’yı farklı kılan en önemli unsur ise doğallığını büyük ölçüde koruyan yaşam kültürü. Bu nedenle Kaleköy, yalnızca denize girmek için değil, adanın sakin atmosferini deneyimlemek için de ziyaret edilmeye değer.

6. Akliman, Sinop

Kaynak: sinoptanitimdernegi

Sinop merkezine yalnızca birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Akliman, Karadeniz kıyılarında deniz tatili yapmak isteyenler için huzurlu bir seçenek sunuyor. İnce kumlu plajı, sığ denizi ve çevresini saran çam ormanları sayesinde özellikle doğayla baş başa kalmak isteyenlerin tercih ettiği bölgeler arasında yer alıyor.

Sabah saatlerinde deniz neredeyse tamamen durgun oluyor. Bu nedenle yüzme veya kano gibi aktiviteler için oldukça elverişli bir ortam oluşuyor. Gün ilerledikçe çevredeki yürüyüş rotalarını keşfedebilir ya da Hamsilos Tabiat Parkı’na kısa bir gezi planlayabilirsiniz.

Karadeniz’in yeşiliyle mavisini aynı karede buluşturan Akliman, yaz tatilini daha sakin geçirmek isteyenler için güçlü bir alternatif oluşturuyor.

7. Küçükkuyu, Çanakkale

Kaynak: canakkaleyiseviyoruz

Kaz Dağları’nın eteklerinde yer alan Küçükkuyu, deniz tatiline kültürel ve doğal keşifler eklemek isteyenler için oldukça avantajlı bir konuma sahip. Bir tarafta Assos Körfezi’nin serin suları, diğer tarafta zeytinliklerle çevrili köyler ve Kaz Dağları’nın temiz havası…

Sabah denize girdikten sonra Adatepe Köyü’nün taş sokaklarında yürüyebilir, Zeus Altarı’nı ziyaret edebilir ya da çevredeki zeytinyağı üreticilerini keşfedebilirsiniz. Günün ilerleyen saatlerinde ise kıyıya dönerek sakin koylarda denizin tadını çıkarmak mümkün.

Özellikle yaz sıcaklarının yoğun hissedildiği dönemlerde Kaz Dağları’ndan gelen serin esinti, Küçükkuyu’nu Ege kıyılarındaki birçok destinasyondan ayıran önemli bir avantaj sunuyor. Bu yönüyle bölge, yalnızca deniz tatili değil, daha yavaş ve çok yönlü bir yaz deneyimi arayanlar için de ideal rotalardan biri.

Sakin sahil kasabalarının en güzel yanı, size sürekli bir programa yetişmeniz gerektiğini hissettirmemeleri. Bu nedenle rotanızı planlarken her günü doldurmak yerine keşfetmeye zaman bırakmayı deneyebilirsiniz. Sabah erken saatlerde denize girmek, yerel üreticilerin tezgâhlarını gezmek, küçük bir limanda uzun bir kahve molası vermek ya da hiç plan yapmadan yeni bir koya doğru yola çıkmak… Bazen tatilin en unutulmaz anları, tam da bu spontane keşiflerde saklı oluyor.

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale