X

Sanat neden sağlığınız için egzersiz kadar önemli olabilir? Hayatınıza daha fazla sanat katmanın 8 yolu

Yoğun bir günün ardından eve geldiğinizde ilk yaptığınız şey ne oluyor? Telefonunuzu elinize alıp sosyal medyada gezinmek… Televizyonun karşısına geçmek… Yapmanız gereken işleri düşünmek… Belki de hiçbir şey yapmadan yatağa uzanmak… Modern hayatın temposu içinde zihnimizi dinlendirdiğimizi sansak da çoğu zaman yalnızca dikkatimizi başka yöne çeviriyoruz. Oysa beynimizin gerçekten ihtiyaç duyduğu şeylerden biri çok daha farklı olabilir: Sanat.

Evet, yanlış okumadınız.

Bir tabloya birkaç dakika boyunca dikkatlice bakmak, sevdiğiniz bir şarkıyı gerçekten dinlemek, bir şeyler çizmek, yeni bir tarif denemek ya da birkaç sayfa kitap okumak… Bunların hepsi yalnızca keyif veren uğraşlar değil; aynı zamanda zihinsel ve fiziksel sağlığınızı destekleyen güçlü alışkanlıklar olabilir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar da tam olarak bunu söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Sanat ve Sağlık İş Birliği Merkezi Direktörü Prof. Daisy Fancourt’un araştırmalarına göre sanatla düzenli olarak ilgilenmek; stres hormonlarını azaltabiliyor, iltihaplanmayı düşürebiliyor, duyguları düzenleyen beyin bölgelerini aktive edebiliyor ve hatta biyolojik yaşın daha genç kalmasına katkı sağlayabiliyor.

Kısacası sanat, düşündüğümüzden çok daha fazlası. Peki bunu günlük hayatınıza nasıl dahil edebilirsiniz?

Sanat neden bir sağlık alışkanlığı olarak görülüyor?

Sağlıklı yaşam denildiğinde aklımıza genellikle beslenme, egzersiz ve kaliteli uyku geliyor. Ancak uzmanlara göre bunların yanına eklenmesi gereken bir alışkanlık daha var: sanatla düzenli olarak etkileşim kurmak. Çünkü sanat; yalnızca estetik bir deneyim sunmuyor. Aynı zamanda beyninizi birçok farklı yönden çalıştırıyor.

Bir şarkıyı dikkatlice dinlediğinizde, bir romana daldığınızda ya da resim yaparken renkleri seçmeye çalıştığınızda beyniniz aynı anda hafıza, dikkat, duygu düzenleme, hayal gücü ve problem çözme gibi birçok sistemi birlikte kullanıyor.

Üstelik bu etkiler yalnızca o anla sınırlı kalmıyor.

Araştırmalar, sanatla düzenli olarak ilgilenen kişilerin yaşlanmaya karşı daha dirençli bir beyin yapısına sahip olabileceğini ve demans belirtilerinin daha geç ortaya çıkabildiğini gösteriyor.

Belki de en dikkat çekici bulgulardan biri ise biyolojik yaşla ilgili.

Fancourt’un araştırmalarına göre sanatla düzenli olarak ilgilenen kişilerin biyolojik yaşları, yaşıtlarına kıyasla daha genç olabiliyor. Egzersizin sağladığı faydalarla aynı başlık altında değerlendirilen bu sonuçlar, sanatın sağlıklı yaşamın ayrılmaz parçalarından biri olabileceğini düşündürüyor.

Hayatınıza daha fazla sanat katmanın 8 yolu

Sanat denildiğinde aklınıza yalnızca müzeler, tiyatrolar veya konser salonları geliyorsa yalnız değilsiniz. Oysa sanatla bağ kurmak düşündüğünüz kadar zaman, para ya da yetenek gerektirmiyor. Üstelik bunun için “sanattan anlamanız” da gerekmiyor. Önemli olan kendinize yaratıcılıkla buluşabileceğiniz küçük alanlar açabilmek.

İşte bunu yapmanıza yardımcı olabilecek birkaç öneri…

1. Haftada yalnızca bir saatinizi sanata ayırın

Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının çoğu gibi sanatın etkisi de düzenlilikle ortaya çıkıyor. Araştırmalar, haftada yalnızca bir saat boyunca sanatla bilinçli şekilde ilgilenmenin bile ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratabildiğini gösteriyor.

Bu bir sergi gezmek, tiyatroya gitmek, seramik atölyesine katılmak, kitap kulübünde buluşmak ya da canlı müzik dinlemek olabilir. Buradaki önemli nokta, bunu “vakit kalırsa” yapılacaklar listesine eklemek yerine egzersiz veya doktor randevusu kadar öncelikli bir alışkanlık haline getirmek.

Takviminize haftada yalnızca bir saatlik bir sanat molası ekleyerek başlayabilirsiniz. Küçük ama sürdürülebilir alışkanlıklar, uzun vadede düşündüğünüzden çok daha büyük fark yaratabilir.

2. Her gün kendinize 15-20 dakikalık bir sanat molası verin

Haftalık sanat rutininizi, kısa ama düzenli günlük alışkanlıklarla destekleyebilirsiniz. Uzmanlar, her gün yaklaşık 15-20 dakikalık odaklanmış bir sanat deneyiminin stresi azaltmaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Buradaki kritik kelime ise odaklanmak. Çünkü çoğumuz müzik dinlediğimizi düşünsek de aslında onu yalnızca arka planda açık bırakıyoruz. Aynı şekilde kitap okurken sürekli telefonumuza bakıyor ya da bir tabloya yalnızca birkaç saniye göz atıp geçiyoruz.

Oysa sanatın zihnimiz üzerindeki etkisini artıran şey, ona gerçekten dikkat verebilmek.

Kendinize her gün yalnızca 15 dakika ayırarak sevdiğiniz bir albümü baştan sona dinleyebilir, birkaç sayfa roman okuyabilir, eskiz yapabilir ya da bir şiir üzerine düşünebilirsiniz. Önemli olan o süre boyunca dikkatinizi başka yere yönlendirmemek.

3. Günlük yolculuklarınızı yaratıcı bir rutine dönüştürün

İşe ya da okula giderken geçen zaman çoğumuz için otomatik pilotta yaşanıyor. Haber akışını kontrol ediyor, sosyal medyada gezinerek zaman geçiriyor veya e-postalarımıza bakıyoruz.

Peki ya bu zamanı zihninizi beslemek için kullansanız?

Sabah yolculuğunuzda birkaç sayfa kitap okumayı, dönüş yolunda ise sizi iyi hissettiren müzikler dinlemeyi deneyebilirsiniz. Eğer toplu taşıma kullanmıyorsanız bir sesli kitap ya da şiir dinlemek de güzel bir alternatif olabilir.

Bazen yaratıcı olmak için ekstra zaman yaratmanız gerekmez. Zaten sahip olduğunuz zamanı farklı değerlendirmek bile yeterlidir.

4. Müzelerde yavaşlamayı deneyin

Bir müzeye gittiğinizde eserlerin önünde ne kadar vakit geçiriyorsunuz?

Araştırmalar, ortalama bir ziyaretçinin bir sanat eserine yalnızca yaklaşık 27 saniye baktığını gösteriyor. Üstelik bu sürenin önemli bir kısmı fotoğraf çekmekle geçiyor. Oysa sanatın asıl etkisi, onunla biraz daha uzun süre vakit geçirdiğinizde ortaya çıkıyor.

Bir tabloya birkaç dakika boyunca dikkatlice bakmak, detaylarını fark etmeye çalışmak, sizde hangi duyguları uyandırdığını düşünmek ya da sanatçının anlatmak istediğini hayal etmek deneyimi çok daha zengin hale getirebilir. Gitmeden önce sergi hakkında kısa bir araştırma yapmak da eserlerle daha güçlü bir bağ kurmanıza yardımcı olabilir.

5. Müziğin ruh halinizi değiştirme gücünden yararlanın

Müzik, duygularımız üzerinde düşündüğümüzden çok daha güçlü bir etkiye sahip. Uzmanların önerdiği yöntemlerden biri de “ISO ilkesi” olarak bilinen teknik. Bu yöntemde önce o anki ruh halinize uygun bir müzik seçiyor, ardından çalma listenizi yavaş yavaş ulaşmak istediğiniz duygu durumuna göre değiştiriyorsunuz.

Örneğin stresli hissediyorsanız önce yüksek enerjili parçalar dinleyebilir, ardından daha sakin şarkılara geçebilirsiniz. Böylece zihniniz ve bedeniniz de bu geçişe eşlik etmeye başlayabilir.

Aynı yöntem motivasyonunuzu artırmak istediğiniz zamanlarda da işe yarayabilir. Spor öncesinde tempolu müzikler dinlemenin birçok kişi üzerinde olumlu etkiler yaratmasının nedenlerinden biri de bu.

6. Farklı sanat dallarını keşfetmeye çalışın

Tıpkı beslenmede olduğu gibi sanat konusunda da çeşitlilik önemli. Her gün yalnızca kitap okumak ya da sadece müzik dinlemek yerine farklı yaratıcı deneyimlere de alan açabilirsiniz. Bir gün resim yapmayı deneyebilir, başka bir gün yeni bir tarif hazırlayabilir, seramikle ilgilenebilir, fotoğraf çekebilir, örgü örebilir ya da yaratıcı yazılar yazabilirsiniz. Her sanat dalı beyninizi farklı şekillerde çalıştırır.

Okumak empatiyi ve hayal gücünü desteklerken, resim yapmak görsel algıyı güçlendirebilir. El işiyle uğraşmak sabrı geliştirirken, yemek yapmak da yaratıcılığı harekete geçirebilir.

Bu nedenle tek bir alanla sınırlı kalmak yerine farklı deneyimlere açık olmak zihinsel açıdan daha besleyici olabilir.

7. Şarkı söylemekten çekinmeyin

Sesinizin güzel olup olmaması burada önemli değil. Şarkı söylemek nefesinizi daha bilinçli kullanmanıza yardımcı olabilir, bedendeki gerginliği azaltabilir ve özellikle başkalarıyla birlikte söylendiğinde güçlü bir aidiyet hissi yaratabilir.

Belki evde sevdiğiniz şarkılara eşlik edebilir, belki de uzun zamandır aklınızda olan bir koro çalışmasına katılabilirsiniz. Önemli olan performans değil; deneyimin kendisidir.

8. Günlük hayatınızdaki yaratıcılığı fark edin

Sanat her zaman büyük projeler üretmek anlamına gelmez.

Bazen sofrayı özenle hazırlamak, yeni bir yemek tarifi denemek, balkonunuzdaki çiçekleri düzenlemek, günlük tutmak, örgü örmek ya da çocuklarınızla birlikte resim yapmak da yaratıcı bir deneyim olabilir.

Asıl önemli olan ortaya kusursuz bir sonuç çıkarmak değil; hayal gücünüzü kullanmak, üretmek ve sürecin keyfini çıkarabilmektir.

Çoğu zaman yetişkinler olarak “Yetenekli değilim.” düşüncesiyle yaratıcı uğraşlardan uzaklaşıyoruz. Belki de sanatla yeniden bağ kurmanın en güzel yolu, o çocuksu merakı yeniden hatırlamaktır.

Sanatı hayatınıza dahil etmek için mükemmel olmayı beklemeniz gerekmiyor. Bir müzeye gitmek, sevdiğiniz bir şarkıyı gerçekten dinlemek, birkaç sayfa kitap okumak ya da uzun zamandır elinize almadığınız boya kalemlerini yeniden çıkarmak bile iyi bir başlangıç olabilir.

Çünkü sanat yalnızca boş zamanlarda yapılan bir hobi değil; zihninizi besleyen, duygularınızı düzenlemenize yardımcı olan ve yaşamla yeniden bağ kurmanızı sağlayan güçlü bir sağlık alışkanlığı olabilir. Bazen kendinize ayıracağınız birkaç yaratıcı dakika, günün geri kalanını bambaşka hissettirmenize yardımcı olabilir.

Kaynak: mindbodygreen

İlginizi çekebilir: Atmaya kıyamadığımız eşyaların hikayesi: Neden saklıyoruz, niye bırakamıyoruz?

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale