X

Sanat neden sağlığınız için egzersiz kadar önemli olabilir? Hayatınıza daha fazla sanat katmanın 8 yolu

Yoğun bir günün ardından eve geldiğinizde ilk yaptığınız şey ne oluyor? Telefonunuzu elinize alıp sosyal medyada gezinmek… Televizyonun karşısına geçmek… Yapmanız gereken işleri düşünmek… Belki de hiçbir şey yapmadan yatağa uzanmak… Modern hayatın temposu içinde zihnimizi dinlendirdiğimizi sansak da çoğu zaman yalnızca dikkatimizi başka yöne çeviriyoruz. Oysa beynimizin gerçekten ihtiyaç duyduğu şeylerden biri çok daha farklı olabilir: Sanat.

Evet, yanlış okumadınız.

Bir tabloya birkaç dakika boyunca dikkatlice bakmak, sevdiğiniz bir şarkıyı gerçekten dinlemek, bir şeyler çizmek, yeni bir tarif denemek ya da birkaç sayfa kitap okumak… Bunların hepsi yalnızca keyif veren uğraşlar değil; aynı zamanda zihinsel ve fiziksel sağlığınızı destekleyen güçlü alışkanlıklar olabilir.

Son yıllarda yapılan araştırmalar da tam olarak bunu söylüyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Sanat ve Sağlık İş Birliği Merkezi Direktörü Prof. Daisy Fancourt’un araştırmalarına göre sanatla düzenli olarak ilgilenmek; stres hormonlarını azaltabiliyor, iltihaplanmayı düşürebiliyor, duyguları düzenleyen beyin bölgelerini aktive edebiliyor ve hatta biyolojik yaşın daha genç kalmasına katkı sağlayabiliyor.

Kısacası sanat, düşündüğümüzden çok daha fazlası. Peki bunu günlük hayatınıza nasıl dahil edebilirsiniz?

Sanat neden bir sağlık alışkanlığı olarak görülüyor?

Sağlıklı yaşam denildiğinde aklımıza genellikle beslenme, egzersiz ve kaliteli uyku geliyor. Ancak uzmanlara göre bunların yanına eklenmesi gereken bir alışkanlık daha var: sanatla düzenli olarak etkileşim kurmak. Çünkü sanat; yalnızca estetik bir deneyim sunmuyor. Aynı zamanda beyninizi birçok farklı yönden çalıştırıyor.

Bir şarkıyı dikkatlice dinlediğinizde, bir romana daldığınızda ya da resim yaparken renkleri seçmeye çalıştığınızda beyniniz aynı anda hafıza, dikkat, duygu düzenleme, hayal gücü ve problem çözme gibi birçok sistemi birlikte kullanıyor.

Üstelik bu etkiler yalnızca o anla sınırlı kalmıyor.

Araştırmalar, sanatla düzenli olarak ilgilenen kişilerin yaşlanmaya karşı daha dirençli bir beyin yapısına sahip olabileceğini ve demans belirtilerinin daha geç ortaya çıkabildiğini gösteriyor.

Belki de en dikkat çekici bulgulardan biri ise biyolojik yaşla ilgili.

Fancourt’un araştırmalarına göre sanatla düzenli olarak ilgilenen kişilerin biyolojik yaşları, yaşıtlarına kıyasla daha genç olabiliyor. Egzersizin sağladığı faydalarla aynı başlık altında değerlendirilen bu sonuçlar, sanatın sağlıklı yaşamın ayrılmaz parçalarından biri olabileceğini düşündürüyor.

Hayatınıza daha fazla sanat katmanın 8 yolu

Sanat denildiğinde aklınıza yalnızca müzeler, tiyatrolar veya konser salonları geliyorsa yalnız değilsiniz. Oysa sanatla bağ kurmak düşündüğünüz kadar zaman, para ya da yetenek gerektirmiyor. Üstelik bunun için “sanattan anlamanız” da gerekmiyor. Önemli olan kendinize yaratıcılıkla buluşabileceğiniz küçük alanlar açabilmek.

İşte bunu yapmanıza yardımcı olabilecek birkaç öneri…

1. Haftada yalnızca bir saatinizi sanata ayırın

Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının çoğu gibi sanatın etkisi de düzenlilikle ortaya çıkıyor. Araştırmalar, haftada yalnızca bir saat boyunca sanatla bilinçli şekilde ilgilenmenin bile ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratabildiğini gösteriyor.

Bu bir sergi gezmek, tiyatroya gitmek, seramik atölyesine katılmak, kitap kulübünde buluşmak ya da canlı müzik dinlemek olabilir. Buradaki önemli nokta, bunu “vakit kalırsa” yapılacaklar listesine eklemek yerine egzersiz veya doktor randevusu kadar öncelikli bir alışkanlık haline getirmek.

Takviminize haftada yalnızca bir saatlik bir sanat molası ekleyerek başlayabilirsiniz. Küçük ama sürdürülebilir alışkanlıklar, uzun vadede düşündüğünüzden çok daha büyük fark yaratabilir.

2. Her gün kendinize 15-20 dakikalık bir sanat molası verin

Haftalık sanat rutininizi, kısa ama düzenli günlük alışkanlıklarla destekleyebilirsiniz. Uzmanlar, her gün yaklaşık 15-20 dakikalık odaklanmış bir sanat deneyiminin stresi azaltmaya yardımcı olabileceğini belirtiyor. Buradaki kritik kelime ise odaklanmak. Çünkü çoğumuz müzik dinlediğimizi düşünsek de aslında onu yalnızca arka planda açık bırakıyoruz. Aynı şekilde kitap okurken sürekli telefonumuza bakıyor ya da bir tabloya yalnızca birkaç saniye göz atıp geçiyoruz.

Oysa sanatın zihnimiz üzerindeki etkisini artıran şey, ona gerçekten dikkat verebilmek.

Kendinize her gün yalnızca 15 dakika ayırarak sevdiğiniz bir albümü baştan sona dinleyebilir, birkaç sayfa roman okuyabilir, eskiz yapabilir ya da bir şiir üzerine düşünebilirsiniz. Önemli olan o süre boyunca dikkatinizi başka yere yönlendirmemek.

3. Günlük yolculuklarınızı yaratıcı bir rutine dönüştürün

İşe ya da okula giderken geçen zaman çoğumuz için otomatik pilotta yaşanıyor. Haber akışını kontrol ediyor, sosyal medyada gezinerek zaman geçiriyor veya e-postalarımıza bakıyoruz.

Peki ya bu zamanı zihninizi beslemek için kullansanız?

Sabah yolculuğunuzda birkaç sayfa kitap okumayı, dönüş yolunda ise sizi iyi hissettiren müzikler dinlemeyi deneyebilirsiniz. Eğer toplu taşıma kullanmıyorsanız bir sesli kitap ya da şiir dinlemek de güzel bir alternatif olabilir.

Bazen yaratıcı olmak için ekstra zaman yaratmanız gerekmez. Zaten sahip olduğunuz zamanı farklı değerlendirmek bile yeterlidir.

4. Müzelerde yavaşlamayı deneyin

Bir müzeye gittiğinizde eserlerin önünde ne kadar vakit geçiriyorsunuz?

Araştırmalar, ortalama bir ziyaretçinin bir sanat eserine yalnızca yaklaşık 27 saniye baktığını gösteriyor. Üstelik bu sürenin önemli bir kısmı fotoğraf çekmekle geçiyor. Oysa sanatın asıl etkisi, onunla biraz daha uzun süre vakit geçirdiğinizde ortaya çıkıyor.

Bir tabloya birkaç dakika boyunca dikkatlice bakmak, detaylarını fark etmeye çalışmak, sizde hangi duyguları uyandırdığını düşünmek ya da sanatçının anlatmak istediğini hayal etmek deneyimi çok daha zengin hale getirebilir. Gitmeden önce sergi hakkında kısa bir araştırma yapmak da eserlerle daha güçlü bir bağ kurmanıza yardımcı olabilir.

5. Müziğin ruh halinizi değiştirme gücünden yararlanın

Müzik, duygularımız üzerinde düşündüğümüzden çok daha güçlü bir etkiye sahip. Uzmanların önerdiği yöntemlerden biri de “ISO ilkesi” olarak bilinen teknik. Bu yöntemde önce o anki ruh halinize uygun bir müzik seçiyor, ardından çalma listenizi yavaş yavaş ulaşmak istediğiniz duygu durumuna göre değiştiriyorsunuz.

Örneğin stresli hissediyorsanız önce yüksek enerjili parçalar dinleyebilir, ardından daha sakin şarkılara geçebilirsiniz. Böylece zihniniz ve bedeniniz de bu geçişe eşlik etmeye başlayabilir.

Aynı yöntem motivasyonunuzu artırmak istediğiniz zamanlarda da işe yarayabilir. Spor öncesinde tempolu müzikler dinlemenin birçok kişi üzerinde olumlu etkiler yaratmasının nedenlerinden biri de bu.

6. Farklı sanat dallarını keşfetmeye çalışın

Tıpkı beslenmede olduğu gibi sanat konusunda da çeşitlilik önemli. Her gün yalnızca kitap okumak ya da sadece müzik dinlemek yerine farklı yaratıcı deneyimlere de alan açabilirsiniz. Bir gün resim yapmayı deneyebilir, başka bir gün yeni bir tarif hazırlayabilir, seramikle ilgilenebilir, fotoğraf çekebilir, örgü örebilir ya da yaratıcı yazılar yazabilirsiniz. Her sanat dalı beyninizi farklı şekillerde çalıştırır.

Okumak empatiyi ve hayal gücünü desteklerken, resim yapmak görsel algıyı güçlendirebilir. El işiyle uğraşmak sabrı geliştirirken, yemek yapmak da yaratıcılığı harekete geçirebilir.

Bu nedenle tek bir alanla sınırlı kalmak yerine farklı deneyimlere açık olmak zihinsel açıdan daha besleyici olabilir.

7. Şarkı söylemekten çekinmeyin

Sesinizin güzel olup olmaması burada önemli değil. Şarkı söylemek nefesinizi daha bilinçli kullanmanıza yardımcı olabilir, bedendeki gerginliği azaltabilir ve özellikle başkalarıyla birlikte söylendiğinde güçlü bir aidiyet hissi yaratabilir.

Belki evde sevdiğiniz şarkılara eşlik edebilir, belki de uzun zamandır aklınızda olan bir koro çalışmasına katılabilirsiniz. Önemli olan performans değil; deneyimin kendisidir.

8. Günlük hayatınızdaki yaratıcılığı fark edin

Sanat her zaman büyük projeler üretmek anlamına gelmez.

Bazen sofrayı özenle hazırlamak, yeni bir yemek tarifi denemek, balkonunuzdaki çiçekleri düzenlemek, günlük tutmak, örgü örmek ya da çocuklarınızla birlikte resim yapmak da yaratıcı bir deneyim olabilir.

Asıl önemli olan ortaya kusursuz bir sonuç çıkarmak değil; hayal gücünüzü kullanmak, üretmek ve sürecin keyfini çıkarabilmektir.

Çoğu zaman yetişkinler olarak “Yetenekli değilim.” düşüncesiyle yaratıcı uğraşlardan uzaklaşıyoruz. Belki de sanatla yeniden bağ kurmanın en güzel yolu, o çocuksu merakı yeniden hatırlamaktır.

Sanatı hayatınıza dahil etmek için mükemmel olmayı beklemeniz gerekmiyor. Bir müzeye gitmek, sevdiğiniz bir şarkıyı gerçekten dinlemek, birkaç sayfa kitap okumak ya da uzun zamandır elinize almadığınız boya kalemlerini yeniden çıkarmak bile iyi bir başlangıç olabilir.

Çünkü sanat yalnızca boş zamanlarda yapılan bir hobi değil; zihninizi besleyen, duygularınızı düzenlemenize yardımcı olan ve yaşamla yeniden bağ kurmanızı sağlayan güçlü bir sağlık alışkanlığı olabilir. Bazen kendinize ayıracağınız birkaç yaratıcı dakika, günün geri kalanını bambaşka hissettirmenize yardımcı olabilir.

Kaynak: mindbodygreen

İlginizi çekebilir: Atmaya kıyamadığımız eşyaların hikayesi: Neden saklıyoruz, niye bırakamıyoruz?

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale