X

Türk triatlonunda dikkat çeken yükseliş: Son haftalarda gelen başarılar yeni bir dönemin habercisi mi?

Yaz ayları, doğası gereği çoğumuzda hareket etme arzusunu tetikler. Günlerin uzaması, açık havada spor yapma imkânlarının artması ve uluslararası yarış takviminin yoğunlaşması, içimizdeki aktif kalma isteğini yeniden uyandırır. Ancak son haftalarda Türk dayanıklılık sporları adına yaşananlar, geçici bir yaz motivasyonunun çok ötesinde bir anlam taşıyor.

Hamburg’dan Amerika’ya, İsveç’ten İspanya’nın Vitoria-Gasteiz’ine uzanan geniş bir hatta Türk triatletler art arda dikkat çekici sonuçlara imza attı. Yaş grubu birincilikleri, uluslararası podyumlar, güçlü full IRONMAN dereceleri ve giderek kalabalıklaşan Türk sporcu grupları, Türkiye’de triatlonun artık daha görünür, daha organize ve daha rekabetçi bir spor haline geldiğini gösteriyor.

Bu gelişimi yalnızca kürsü sonuçları üzerinden okumak yeterli değil. Her yarışın arkasında aylar, bazen yıllar süren hazırlık; aile, iş ve sosyal hayatla birlikte yönetilen yoğun bir antrenman düzeni; beslenme, toparlanma ve sakatlık risklerini dengeleme çabası bulunuyor.

Bir sporcunun yarış günü sergilediği birkaç saatlik performans, aslında çok daha uzun bir hikâyenin görünen son bölümü. Sabahın erken saatlerinde yapılan yüzme antrenmanları, hafta sonlarını kaplayan uzun bisikletler, yoğun bir iş gününün ardından tamamlanan koşular, aksayan planlar, sakatlıklar, motivasyon kayıpları ve her defasında yeniden devam etme kararlılığı çoğu zaman sonuç listelerinde görünmüyor.

Bu nedenle son haftalarda gelen başarıları yalnızca süreler ve sıralamalar üzerinden değil, Türkiye’de büyüyen dayanıklılık kültürünün işaretleri olarak değerlendirmek gerekiyor.

Gelin, dikkat çeken performanslara, bu başarıların arkasındaki emeğe ve triatlonun her seviyeden katılımcı için ne ifade ettiğine daha yakından bakalım.

Hamburg’da aşılan büyük eşik: Dinçer Yılmaz ve “Sub-9” performansı

Bir sporcunun adının yanına “IRONMAN” unvanını yazdırması, başlı başına ciddi bir fiziksel ve zihinsel dayanıklılık sınavıdır. Full IRONMAN mesafesi; 3,8 kilometre yüzme, 180 kilometre bisiklet ve hemen ardından koşulan 42,2 kilometrelik tam maratondan oluşur.

Bu zorlu formatın Avrupa’daki önemli duraklarından biri olan IRONMAN Hamburg’da, aynı zamanda antrenörlük de yapan Dinçer Yılmaz, yarışı 8 saat 48 dakika 24 saniyede tamamladı ve M40-44 yaş grubunda 4. sırada yer aldı.

Dayanıklılık sporlarında “sub-9”, yani full IRONMAN mesafesini dokuz saatin altında tamamlamak, yaş grubu sporcuları için son derece güçlü bir performans göstergesidir. Bu seviyede artık yalnızca mesafeyi tamamlamak değil; üç branşı dengeli yönetmek, yarış boyunca enerji kullanımını kontrol etmek ve maraton bölümüne hâlâ koşabilecek durumda olmak belirleyicidir.

Dinçer’in performansındaki en dikkat çekici ayrıntılardan biri, maraton bölümünü üç saatin altında tamamlamasıydı. Bir sporcunun 3,8 kilometre yüzüp 180 kilometre bisiklet sürdükten sonra maratonu bu seviyede koşabilmesi, güçlü bir dayanıklılık altyapısının yanı sıra son derece doğru bir yarış stratejisi gerektirir.

Full IRONMAN’da iyi bir sonuç çoğu zaman bisiklet bölümünde mümkün olan en yüksek gücü üretmekten değil, koşuya en doğru fizyolojik durumda ulaşmaktan geçer. Bisiklette gereğinden hızlı ve agresif yarışmak, maraton bölümünde dakikalar değil, bazen saatler kaybettirebilir.

Bu nedenle sub-9 bir performans; yüzmenin, bisikletin, koşunun, geçişlerin, beslenmenin ve sıvı yönetiminin yarış boyunca büyük ölçüde doğru planlandığını gösterir.

Dinçer Yılmaz’ın Hamburg’daki sonucu, Türk yaş grubu sporcularının artık yalnızca full IRONMAN finişi için değil, Avrupa’nın en güçlü yarışlarında üst sıralar için de mücadele edebildiğinin önemli göstergelerinden biri oldu.

Amerika’dan gelen birincilik: Bahadır Tama’dan güçlü Eagleman performansı

Kaynak: Anadolu Ajansı

Hamburg’daki performansın ardından bir diğer önemli sonuç Amerika Birleşik Devletleri’nden geldi.

Maryland’de düzenlenen IRONMAN 70.3 Eagleman yarışında Bahadır Tama, M40-44 yaş grubunu birinci sırada tamamladı ve yarışı 4 saat 20 dakika 44 saniyede bitirdi.

IRONMAN 70.3 formatı; 1,9 kilometre yüzme, 90 kilometre bisiklet ve 21,1 kilometre koşudan oluşuyor. Full IRONMAN’a göre daha kısa görünmesine rağmen yarış şiddetinin yüksek olması nedeniyle farklı ve oldukça zorlayıcı bir performans profili gerektiriyor.

Bu mesafede hata payı daha düşük. Yüzmede kaybedilen birkaç dakika, bisiklette yanlış kullanılan güç veya koşunun ilk kilometrelerinde yapılan gereğinden hızlı bir başlangıç, sporcunun yarışın son bölümündeki performansını doğrudan etkileyebiliyor.

Bahadır’ın hikâyesini özel kılan yalnızca derecesi değil. Kendisi tam zamanlı çalışan bir pilot ve aynı zamanda geçmişinde milli takım deneyimi bulunan bir triatlet. Yoğun ve değişken bir meslek hayatı içerisinde uluslararası seviyede rekabetçi kalabilmesi, dayanıklılık sporunda düzenli antrenmanın yanı sıra doğru zaman yönetiminin de ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Yaş grubu triatletlerinin büyük bölümü profesyonel sporcu değil. Sabah toplantıya katılıyor, gün boyunca çalışıyor, ailesiyle ve günlük sorumluluklarıyla ilgileniyor; antrenmanlarını bütün bu hayat düzeninin içerisine yerleştiriyor.

Bu nedenle 4 saat 20 dakika seviyesindeki bir IRONMAN 70.3 performansı, yalnızca yarış gününün değil, aylar boyunca doğru kurulmuş bir antrenman ve yaşam düzeninin sonucu.

Bahadır Tama’nın Eagleman’daki yaş grubu birinciliği, Türk sporcuların uluslararası organizasyonlarda yalnızca finiş çizgisine ulaşmakla yetinmediğini, kategori birinciliği ve üst düzey performans hedefleri için de mücadele ettiğini gösteren önemli bir sonuç oldu.

Jönköping’de gelen birincilik: Çiğdem Gülgeç Akduman

Rotamızı bu kez İsveç’e, IRONMAN 70.3 Jönköping yarışına çeviriyoruz.

Çiğdem Gülgeç Akduman, yarışı 4 saat 44 dakika 42 saniyede tamamlayarak F35-39 yaş grubunda birinci oldu.

Avrupa’nın farklı ülkelerinden güçlü yaş grubu sporcularının katıldığı bir yarışta kategori birinciliğine ulaşmak, yalnızca iyi bir yarış günü geçirmekle açıklanamaz. Yüzme, bisiklet ve koşu branşlarının her birinde belirli bir seviyeye ulaşmak; bu branşları tek bir yarış içerisinde dengeli şekilde birleştirmek ve son koşu bölümünde temponun korunmasını sağlamak gerekir.

Çiğdem’in performansı, Türk kadın triatletlerin uluslararası yaş grubu yarışlarında ulaştığı rekabet seviyesini göstermesi bakımından son derece değerli.

Son yıllarda Türk kadın sporcuların yalnızca uluslararası yarışlara katılım sayısında değil, podyum ve yaş grubu derecelerinde de daha görünür hale geldiğini görüyoruz. Bunun yeni başlayan kadın sporcular açısından önemli bir rol model etkisi oluşturduğunu düşünüyorum.

Aynı organizasyonda Türkiye’den çok sayıda sporcu ve antrenörün de yer alması dikkat çekiciydi. Uluslararası yarışlara bireysel katılımın yanında, sporcuların gruplar halinde seyahat etmesi ve yarış deneyimini birlikte yaşaması, Türkiye’de dayanıklılık sporları kültürünün giderek güçlendiğinin başka bir göstergesi.

Bu tür organizasyonlarda ilk uluslararası yarışına katılan bir sporcu ile yıllardır yarışan deneyimli bir sporcunun aynı ortamda bulunması, deneyim aktarımını hızlandırıyor. Parkur bilgisi, seyahat planlaması, ekipman hazırlığı, beslenme uygulaması ve yarış stresi gibi birçok konuda sporcular birbirlerinden öğrenebiliyor.

Vitoria-Gasteiz’de Türk kadınlarından güçlü podyum

Kaynak: Sabah.com

İspanya’nın Bask Bölgesi’nde düzenlenen IRONMAN 70.3 Vitoria-Gasteiz, Türk kadın sporcular açısından unutulmayacak sonuçlara sahne oldu.

Melda İdrisoğlu, yaş grubu kadınlar genel sıralamasında birinci olurken, Özge Uzun üçüncü sırada yer aldı.

Bu tür bir genel sıralama sonucu, sporcunun yalnızca kendi beş yıllık yaş grubundaki rakiplerini değil, profesyonel statü dışında yarışan farklı yaş kategorilerindeki kadın sporcuları da geride bırakması anlamına geliyor.

Bu nedenle aynı yarışta iki Türk kadının genel podyumun birinci ve üçüncü basamağında yer alması, Türk kadın triatlonu açısından son derece dikkat çekici bir başarıdır.

Triatlon yalnızca fiziksel güç isteyen bir spor değil. Üç farklı branşı aynı yarış içinde yönetebilmek; geçişleri, ekipmanı, beslenmeyi, sıvı alımını ve tempoyu doğru planlamayı gerektiriyor. Yarış günü verilen küçük kararların her biri toplam sonucu doğrudan etkileyebiliyor.

Bu başarıların arkasında önemli bir sporcu-antrenör iş birliği var. Mesela, bu yarışta sporculara yarış sürecinde eşlik eden Cihan Asrak, kendi sporcularının hazırlık sürecinde ve burada olan sporculara destek olmakla birlikte yarış yönetimi süreçlerinde de önemli bir rol oynadı.

Bu seviyede antrenörlük yalnızca haftalık program hazırlamaktan ibaret değil. Sporcunun yıllık antrenman yükünün planlanması, yoğunluk dağılımının belirlenmesi, yarışa yaklaşılan dönemde yorgunluğun azaltılması, parkura uygun güç ve tempo stratejisinin oluşturulması, beslenme planının test edilmesi ve yarış günü ortaya çıkabilecek sorunlara karşı alternatiflerin hazırlanması gerekiyor.

Melda ve Özge’nin aynı podyumda yer alması, Türkiye’de kadın sporcuların yalnızca triatlona daha fazla katılmadığını; uluslararası organizasyonlarda rekabetçi sonuçlar elde etmeye başladığını da güçlü biçimde gösteriyor.

Zeren Yılmazkaraosmanoğlu: İlk full IRONMAN yarışında yaş grubu beşinciliği

Vitoria-Gasteiz’de full IRONMAN mesafesinde yarışan Zeren Yılmazkaraosmanoğlu, F45-49 yaş grubunda 5. oldu ve yarışı 12 saat 26 dakika 26 saniyede tamamladı.

Bu yarış Zeren’in ilk full IRONMAN deneyimiydi. İlk kez bu mesafeye çıkan bir sporcu için yalnızca yarışı tamamlamak bile büyük bir başarıyken, yaş grubunda ilk beş içinde yer almak performansın değerini daha da artırıyor.

Üstelik Zeren, yarıştan kısa süre önce yaşadığı parmak sakatlığına rağmen hazırlığını sürdürmek ve start çizgisine gelebilmek zorunda kaldı.

Bir sakatlığın yarışa yakın dönemde ortaya çıkması, yalnızca fiziksel değil zihinsel olarak da oldukça zorlayıcıdır. Sporcu bir yandan sağlığını korumaya çalışırken diğer yandan aylarca verdiği emeğin yarış gününe taşınıp taşınamayacağı konusunda belirsizlik yaşar.

Bu tür durumlarda en önemli konu sakatlığı yok sayarak ilerlemek değil; sağlık profesyonelleri ve antrenörlerle birlikte kontrollü karar verebilmektir.

Zeren’in start alıp full mesafeyi tamamlaması ve yaş grubunda beşinci sırayı elde etmesi, yaşadığı zorlukların ardından son derece değerli bir sonuç oldu.

Bu performans, dayanıklılık sporlarında yaşın gelişimin önünde mutlak bir engel olmadığını da yeniden hatırlatıyor. Doğru planlama, yeterli toparlanma ve sürdürülebilir bir antrenman yaklaşımıyla sporcular farklı yaş dönemlerinde gelişmeye ve uluslararası düzeyde yarışmaya devam edebiliyor.

Murat Güney’e geçmiş olsun

Kaynak: Instagram

Türk triatlonunun deneyimli isimlerinden Murat Güney, katıldığı IRONMAN Switzerland yarışında ciddi bir sağlık problemiyle karşılaştı.

Murat yarışın koşu etabında öksürükle birlikte kan gelmesi üzerine yarışı bırakmak zorunda kaldı. Sonrasında yapılan tetkiklerde kendisine akut yüksek irtifa akciğer ödemi tanısı konuldu.

Yüksek irtifada ortaya çıkabilen bu durum, akciğerlerde sıvı birikimine neden olan ve hızlı tıbbi müdahale gerektiren ciddi bir tablodur.

Aylar boyunca hazırlanılan önemli bir yarışta start almak ve ardından sağlık nedeniyle yarışı bırakmak, özellikle deneyimli ve rekabetçi bir sporcu açısından son derece zor bir durumdur. Uzun mesafe sporcuları, yarışa gelene kadar aylarca hazırlık yapıyor; seyahat ediyor, fiziksel ve zihinsel olarak o güne odaklanıyor.

Bütün bu emeğin ardından yarışı bırakma kararı vermek kolay değil. Ancak dayanıklılık sporlarında hiçbir yarış, hiçbir derece ve hiçbir finiş sporcunun sağlığından daha değerli değildir.

Murat Güney, yıllardır uluslararası uzun mesafe triatlon yarışlarında güçlü performanslar sergileyen ve Türk triatlonunda önemli bir yere sahip sporculardan biri. Bugüne kadar yaptığı dereceler, tamamladığı yarışlar ve bu spora verdiği emek, tek bir yarışın sonucu ile elbette değişmez.

Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, sağlıklı bir şekilde toparlanarak yeniden yarış parkurlarına dönmesini diliyorum.

Ruso ve Sera Sayar Yakimovic’e tebrikler

Kaynak: Vogue Türkiye

Türk triatlonunun uzun yıllardır tanınan ve sevilen isimlerinden Ruso Yakimovic ve Sera Sayar Yakimovic, geçtiğimiz ay bir kızları oldu. 

Ruso ve Sera, hem kendi yarış performanslarıyla hem de yıllar boyunca triatlon topluluğuna verdikleri destekle bu sporun Türkiye’deki gelişimine katkı sunan isimler arasında yer alıyor.

Sera’nın uluslararası yarışlarda elde ettiği güçlü sonuçlar ve IRONMAN Dünya Şampiyonası’ndaki performansı, Türk kadın triatletler için önemli bir referans oluşturdu.

Ruso ise hem sporcu hem de antrenör olarak birçok kişinin triatlonla tanışmasına, gelişmesine ve uzun mesafe hedeflerine hazırlanmasına katkıda bulundu.

Şimdi hayatlarında yepyeni ve çok özel bir dönem başlıyor. Kendilerini gönülden tebrik ediyor; kızlarıyla birlikte sağlık, mutluluk ve güzel anılarla dolu bir yaşam diliyorum.

Orkun Işıtmak’ın IRONMAN yolculuğu: Triatlonu milyonlarla buluşturan bir deneyim

Kaynak: Instagram

Dijital içerik üreticisi Orkun Işıtmak, Vitoria-Gasteiz’de full IRONMAN mesafesini yaklaşık 13 saat 30 dakikada tamamladı.

Bu performansın sportif tarafı kadar yarattığı görünürlük de önemli. Orkun’un hazırlık ve yarış sürecini paylaşması sayesinde triatlonu daha önce yakından tanımayan milyonlarca insan, full IRONMAN mesafesinin ne anlama geldiğini görme fırsatı buldu.

3,8 kilometre yüzmek, 180 kilometre bisiklet sürmek ve ardından bir maraton koşmak, rakamlarla ifade edildiğinde bile oldukça zorlayıcı görünüyor. Ancak bu mesafenin gerçek ağırlığı yarış günü ortaya çıkıyor.

Sporcu saatler boyunca beslenmesini, sıvı alımını, temposunu, ekipmanını ve zihinsel durumunu yönetmek zorunda. Yüzmede yaşanan bir problem bisikleti, bisiklette yapılan bir hata koşuyu etkiliyor. Yarışın herhangi bir bölümünde ortaya çıkan küçük bir sorun, saatler ilerledikçe çok daha büyük bir probleme dönüşebiliyor.

Orkun’un bu mesafeyi tamamlaması gerçek ve değerli bir sportif başarıdır. Kişinin tanınırlığı veya yarışı aynı zamanda bir içerik projesi olarak ele alması, parkurun fiziksel taleplerini ortadan kaldırmaz. Start çizgisinden finişe kadar bütün mesafeyi kat etmek ve bunu yarışın zaman limitleri içerisinde gerçekleştirmek ciddi bir irade gerektirir.

Bu yazıda yer verdiğim bazı performanslar sportif sonuç bakımından çok daha üst seviyede olabilir. Dinçer’in sub-9 derecesi, Bahadır’ın yaş grubu birinciliği, Çiğdem’in birinciliği ya da Melda ve Özge’nin genel podyumu son derece güçlü sonuçlar.

Ancak popüler bir içerik üreticisinin triatlona yönelmesi, bu başarıların ve sporun kendisinin çok daha fazla kişi tarafından keşfedilmesine kapı açabilir.

Orkun’un sürecini yalnızca başarılı anlarıyla değil, zorlandığı bölümleriyle de paylaşması ayrıca değerli. Dayanıklılık sporları kusursuzluk değil, ortaya çıkan sorunlara rağmen devam edebilme ve doğru karar verebilme becerisi gerektiriyor.

Bir sporcunun yarış içinde kriz yaşaması, temposunun düşmesi, beslenmeyle mücadele etmesi veya zihinsel olarak kendisini sorgulaması başarısızlık değildir. Uzun mesafe triatlonun önemli bir bölümü zaten bu sorunları yönetebilme yeteneğidir.

“30 günde IRONMAN” ifadesini nasıl okumalıyız?

Orkun’un projesinin en fazla konuşulan yönü, yarış öncesindeki 30 günlük özel hazırlık dönemi oldu. Ancak bu ifadeyi, tamamen hareketsiz ve sportif geçmişi olmayan herkesin 30 günde full IRONMAN yapabileceği şeklinde yorumlamak doğru değil.

Otuz gün içerisinde sıfırdan yüzme tekniği, uzun bisiklet toleransı, maraton dayanıklılığı ve yıllar içerisinde oluşan kas-iskelet adaptasyonlarının tamamını güvenli biçimde geliştirmek mümkün değildir.

Burada kişinin mevcut fiziksel kapasitesi, geçmiş spor deneyimi, sağlık durumu, yarışta seçtiği tempo ve aldığı profesyonel destek belirleyici olur.

Bununla birlikte kısa hazırlık süresi, Orkun’un elde ettiği finişin değerini azaltmaz. Kısıtlı bir hazırlık döneminden sonra saatler süren full IRONMAN parkurunu tamamlamak; yorgunluğu, belirsizliği ve yarış içerisinde ortaya çıkan sorunları yönetebilmek önemli bir zihinsel başarıdır.

Bu hikâyeden çıkarılması gereken mesajın “Herkes 30 günde IRONMAN yapabilir” olmadığını düşünüyorum.

Doğru mesaj; insanların doğru motivasyon, hazırlık, destek ve kararlılıkla kendi mevcut sınırlarının ötesine geçebileceğidir. Ancak bu sınır her kişi için farklıdır ve büyük dayanıklılık hedefleri bireyin sağlık durumu ile sportif geçmişi dikkate alınarak planlanmalıdır.

Orkun’un belki de en önemli katkısı, binlerce insanın ilk kez “IRONMAN nedir?” sorusunu sormasını sağlaması oldu.

Bu insanlardan küçük bir bölümünün bile düzenli yürüyüşe, koşuya, yüzmeye veya bisiklete başlaması spor kültürü açısından değerli. Her ilham hikâyesi insanı doğrudan bir full IRONMAN startına götürmek zorunda değil. Bazen en önemli değişim, bir kişinin ertesi sabah ilk kez spor ayakkabılarını giymesiyle başlar.

Yarış gününün ötesinde: Aylar ve yıllar süren görünmeyen emek

Dışarıdan bakıldığında triatlon yalnızca yarış gününden ibaret gibi görünebilir. Oysa bir IRONMAN yarışına hazırlanan sporcu çoğu zaman hedefini altı ay, dokuz ay hatta bir yıl öncesinden belirler.

Finiş çizgisine kadar uzanan süreçte sabahın erken saatlerinde yapılan yüzme antrenmanları, iş çıkışında tamamlanan bisiklet seansları, hafta sonlarını kaplayan uzun koşular, sosyal yaşamdan verilen ödünler, uyku ve beslenme düzeninin yeniden kurulması, ekipman sorunları, hastalıklar, motivasyon kayıpları ve küçük sakatlıklar bulunur.

Birçok yaş grubu sporcusu profesyonel değildir. Sabah işe gider, gün boyunca çalışır, ailesiyle ilgilenir ve antrenmanını bütün bu sorumlulukların arasına yerleştirir.

Bu nedenle yarış sonunda görülen birkaç saatlik derece, aslında aylar boyunca verilmiş yüzlerce küçük kararın toplamıdır.

Bugün antrenmana çıkmak mı, ertelemek mi?

Biraz daha hızlı gitmek mi, plana sadık kalmak mı?

Yorgunluğu görmezden gelmek mi, zamanında dinlenmek mi?

Beslenme stratejisini antrenmanlarda test etmek mi, yarış gününe bırakmak mı?

Uzun mesafe başarısı, bu küçük kararların zaman içerisinde doğru verilmesiyle oluşur.

Triatlonun temel felsefesi: Kendinle yarışmak

Triatlonda herkesin hedefi aynı değildir.

Bir sporcu yaş grubunu kazanmak ister. Bir başkası dokuz saatin altına inmeyi hedefler. Bir diğeri ilk full IRONMAN’ını tamamlamaya çalışır. Başka biri yüzme korkusunu aşmak veya yıllar sonra yeniden aktif bir yaşama dönmek ister.

Dereceler, podyumlar ve sıralamalar sporun rekabetçi tarafıdır. Ancak triatlonun asıl gücü, aynı parkurun her sporcu için farklı bir anlam taşımasıdır.

Benim sporcum Ozan da Vitoria-Gasteiz’de full IRONMAN mesafesinde yarıştı. O da diğer tüm sporcular gibi yalnızca rakipleriyle değil; yarışın fiziksel koşulları, yorgunluk, zihinsel iniş çıkışlar ve kendi sınırlarıyla mücadele etti.

Bir antrenör olarak sporcunuzun aylar boyunca verdiği emeğin yarış günü nasıl ortaya çıktığını görmek son derece özel bir duygu. Ancak antrenörlükte başarı yalnızca finiş süresiyle ölçülmez.

Sporcunun sağlıklı şekilde start çizgisine gelebilmesi, yarış içerisinde doğru kararlar verebilmesi, zor anlarda kontrolünü kaybetmemesi ve hazırlık sürecini hayatının diğer alanlarıyla birlikte sürdürebilmesi de başarının önemli parçalarıdır.

Triatlonun özü tam olarak burada yatıyor. Sporcu her yarışta bir önceki haliyle, kendi korkularıyla ve zaman zaman “devam edemeyeceğim” diyen iç sesiyle karşılaşıyor.

Finiş çizgisini geçen herkes aynı dereceyi yapmıyor. Ancak herkes kendisine ait başka bir hikâyeyi tamamlıyor.

Sayıların ötesindeki büyüme

Türk sporcular uluslararası yarışlarda artık daha kalabalık, daha görünür ve daha güçlü biçimde yer alıyor.

Vitoria-Gasteiz’de yaklaşık 20 kişilik organize bir Türk sporcu grubunun bulunması, bunların altısının full IRONMAN ve 14’ünün 70.3 mesafesinde yarışması bu büyümenin önemli göstergelerinden biri.

Bunun dışında farklı şehirlerden, farklı ekiplerden ve bireysel olarak katılan başka Türk sporcular da aynı parkurdaydı.

Bu gelişim yalnızca sonuçlarla ölçülemez. Sporcuların birlikte seyahat etmesi, deneyimlerini paylaşması, ilk kez yarışanlara yol göstermesi ve yarış sonrası öğrendiklerini çevrelerine aktarması da triatlon kültürünün gelişiminin bir parçası.

Bir sporun kalıcı biçimde büyümesi için yalnızca şampiyonlara değil; ilk yarışına hazırlananlara, antrenörlere, organizatörlere, gönüllülere, ailelere ve destek veren topluluklara da ihtiyaç vardır.

Podyum sonuçları sporun ulaşabileceği seviyeyi gösterir. Kalabalık katılım ise tabanın büyüdüğünü kanıtlar.

Başarı artık tek bir isimden gelmiyor

Türk triatlonundaki bu yükseliş bir anda ortaya çıkmadı. Geçmiş yıllarda uluslararası yarışlarda güçlü sonuçlar elde eden birçok sporcu, bugün gelen başarıların oluştuğu zeminin hazırlanmasına katkı sundu.

Bir spor dalında gelişim yalnızca o yıl elde edilen en iyi derecelerle açıklanamaz. Önce birileri ilk kez o mesafeye gider. Ardından başka sporcular uluslararası seviyede yarışmaya başlar. Birileri podyuma çıkar ve kendisinden sonra gelen sporcular, o seviyenin ulaşılabilir olduğunu görür.

Bir dönem Türkiye’den full IRONMAN tamamlamak başlı başına sıra dışı bir hedef gibi görünürken, bugün sporcular dokuz saatin altını, yaş grubu birinciliklerini, uluslararası podyumları ve dünya şampiyonası derecelerini konuşuyor.

En umut verici gelişme de başarıların artık tek bir isimden, tek bir yaş grubundan veya tek bir yarıştan gelmiyor olması.

Kadın ve erkek sporcular, farklı yaş gruplarında ve farklı mesafelerde uluslararası sonuçlar elde ediyor. Aynı zamanda ilk yarışına katılan ve kendi kişisel hedefi doğrultusunda finişe ulaşan sporcuların sayısı da artıyor.

Bu değişim, yıllar boyunca yarışan, antrenörlük yapan, deneyim paylaşan ve topluluk oluşturan insanların ortak emeğinin sonucu.

Son söz

Artık Amerika’da yaşıyor olmam, Türkiye’deki gelişmeleri uzaktan takip ettiğim veya bu topluluktan koptuğum düşüncesini yaratabilir. Ancak ben hep buradayım.

Türkiye’de yarışan sporcuları, antrenörlerin emeğini, yeni kurulan toplulukları ve triatlonun giderek büyüyen hikâyesini yakından takip ediyorum. Başarıları gördükçe seviniyor, zor zamanlarda sporcuların yanında olmaya ve elimden geldiğince katkı sunmaya devam ediyorum. Çünkü fiziksel mesafeler değişse de bu sporun içinde yıllar boyunca kurduğum bağlar, paylaştığım deneyimler ve Türk triatlonuna karşı hissettiğim sorumluluk değişmiyor.

Hamburg’da, Eagleman’da, Jönköping’de ve Vitoria-Gasteiz’de gördüğümüz sonuçlar, Türk triatlonunun yalnızca bugünkü seviyesini değil, gelecekte ulaşabileceği noktayı da gösteriyor.

Başarı artık tek bir isimden, tek bir yarıştan veya tek bir yaş grubundan gelmiyor. Kadın ve erkek sporcular, deneyimli isimler, ilk kez yarışanlar, antrenörler ve farklı topluluklar aynı gelişimin parçaları haline geliyor.

Podyuma çıkan sporcuların başarılarını kutlarken; yarışını tamamlayan, sağlık nedeniyle yarışı bırakmak zorunda kalan veya aylar süren hazırlık sürecinde kendi sınırlarını aşan her sporcunun hikâyesinin de değerli olduğunu düşünüyorum.

Türk triatlonu artık yalnızca uluslararası yarışlara katılan değil; sonuç alan, güçlü hikâyeler üreten ve daha fazla insana ilham veren bir yapıya dönüşüyor.

Birlik olduktan sonra bu camiayı çok daha fazla büyütebileceğimize inanıyorum. Her sporcunun, antrenörün, organizatörün ve destek veren kişinin emeği bu gelişimin önemli bir parçası.

Ben de geçmişte yürüttüğüm çalışmaların ardından şimdi GA Endurance ile elimden geldiğince katkı vermeye, bu sporun büyümesine destek olmaya devam edeceğim.

Nerede yaşarsam yaşayayım bu gelişimi takip etmeye, anlatmaya ve desteklemeye devam edeceğim.

Adını geçirmeyi unuttuğum veya derecesini yanlış yazdığım birileri varsa affola.

İlginizi çekebilir: Sıcaklarda egzersiz: Performansı korumak, vücudu dinlemek ve güvenli kalmak için bilmeniz gerekenler

Göksen Çınar: Göksen Çınar, dayanıklılık sporları alanında uzmanlaşmış bir spor bilimci ve performans antrenörüdür. Spor bilimleri alanında yüksek lisans derecesine sahip olan Çınar, 25 yılı aşkın spor geçmişi ve 15 yılı aşkın triatlon deneyimi ile başlangıç seviyesinden elit sporculara kadar geniş bir yelpazede atletlerle çalışmaktadır. Bilimsel altyapısını sahadaki deneyimiyle birleştirerek performans testi, veri analizi ve bireyselleştirilmiş antrenman sistemleri üzerine odaklanmaktadır. Aynı zamanda Ar-Ge çalışmaları kapsamında nörolojik, fiziksel ve duygusal performansı bütüncül bir yaklaşımla değerlendiren projelerde aktif rol almaktadır. GA Coaching & Sports Science ve Yüz Bin Koş Spor Kulübü kurucusu olan Çınar, bilim temelli ve yapılandırılmış antrenman sistemlerini gerçek hayatın dinamikleriyle birleştirerek sporcuların sürdürülebilir performans gelişimini hedeflemektedir. 4 IRONMAN, 70 uzeri IM 70.3 yarismis, 4 kere IM 70.3 Dunya Sampiyonasina qualify olmustur. Geçmişte Türkiye Triatlon Federasyonu’nda Eğitim Kurulu üyeliği yapmış, halen Bilim Kurulu üyesi olarak görevine devam etmektedir. Aynı zamanda triatlon millî takım antrenörlüğü deneyimine sahiptir.
İlgili Makale