X

Can sıkıntısının gizli gücü: Neden daha fazla sıkılmaya ihtiyacımız var?

Bir market kasasındaki kuyrukta beklediğinizi hayal edin. Sıra inanılmaz derecede yavaş ilerlerken eliniz hemen cebinize gidiyor ama telefonunuzu arabada unuttuğunuzu fark ediyorsunuz. Size muhtemelen saatler gibi hissettirecek bu süreyi raflara bakarak, insanları inceleyerek ve belki de zemindeki karoları sayarak geçiriyorsunuz. “Şimdi neye baksam?” diye düşünürken içinizi bir anda tuhaf bir his kaplıyor: Sıkılmak.

Modern zamanda bu hissi tanımlamanız muhtemelen çok kolay olmamıştır. Çünkü sürekli uyaranlarla çevrili bir dünyada belki bir süredir sıkılmaya bile vaktiniz yok. Açıkçası dünyanın büyük çoğunluğu sizinle aynı durumda. Elimizin altındaki sihirli kutularımız, daha doğrusu akıllı telefonlarımız bizi sürekli meşgul tutmaya programlı olduğundan hayattaki en ufak boşluğu bile dijital ekranlarla dolduruyoruz. Gönderilerimiz yeterli beğeni almasa veya grup sohbetleri bizsiz devam etse de algoritma peşimizi asla bırakmıyor ve bir şekilde ilgimizi çekmeyi başarıyor. Hal böyle olunca arka plandaki yaratıcılığımızı, merak duygumuzu ve öz farkındalığımızı geliştirmemiz giderek zorlaşıyor. Peki sıkılmak, tüm bu süreci tersine çevirmemize yetebilir mi?

Algoritmanın merak duygusuna etkisi

Tarih boyunca insanlık hep doğal çevresiyle yakın ilişkide kalarak kendine zihnini meşgul edecek sorular sordu. Etrafında yapacak bir şey bulmadığı her an onun için yanıt bekleyen yeni bir soru sormak demekti. Gezegenlere bakarak kendine manevi bir dünya yarattı, çevresine bakarak günlük hayatta kullanacağı araç gereci geliştirdi ve sorduğu sorulara yanıt vermeye çalışarak yaratıcılık duygusunu sürekli canlı tuttu. Onu diğer canlılardan ayıran en temel özelliği de bu bitmez tükenmez merakıydı. Ta ki dijital çağa kadar… Her ne olduysa, akıllı telefonlar ve yapay zeka hayatımıza girdikten sonra oldu. Önce Youtube ve Instagram gibi platformlar tüm dikkatimizi çaldı, ardından yapay zeka zaten paslanmış olan sosyal becerilerimizi iyice körelterek neredeyse diğer insanlarla konuşma gereksinimini bile ortadan kaldırdı. 

Çok değil, sadece 10 yıl önce gittiğiniz bir yaz tatilini anımsayın… Fonda çalan müzik eşliğinde düşüncelere dalmak, arkadaşlarla fotoğraf çekme baskısı olmadan içten sohbet etmek ve el değmemiş doğanın keyfine tüm duyularınızla varmak mümkündü. Şimdiyse hayatlarımızda bizi sürekli izleyen, analiz eden ve tüm zamanımızı çalacak şekilde programlanan nur topu gibi birer algoritmamız var. Bir an bile boş kalmamıza izin vermeyen bu sistem, zihinsel kapasitemizi geliştirme önündeki en büyük engellerden. Oysa karşılaştığımız en ufak bir sorunda bile sakince düşünmek yerine yapay zekaya koşmak, bizi hayatta kalmak için en temel ve gerekli mekanizmamız olan merak duygusundan uzaklaştıran önemli bir sorun. Bu sorunun temelinde ise yeterince sıkılmamamız yatıyor.

Can sıkıntısı ve yaratıcılık arası ilişki

Can sıkıntısının ölümü; yaratıcılığın, benlik bilincinin ve farkındalığın yavaş yavaş aşınması demek. “Üretkenlik” ve “hız” ile ilişkilendirilen modern toplumun, sıkılganlığı bir sorun olarak göstermesi, aslında gerçek sorun. Çünkü sıkılmanın faydalarını kanıtlayan birçok nörobilim ve psikoloji araştırması bulunuyor. Hatta, İngiltere Central Lancashire Üniversitesi’ndeki uzman psikologlar tarafından yürütülen bir çalışma; can sıkıntısının, beyindeki varsayılan mod ağını aktif hale getirerek yaratıcılığı tetiklediğini gösteriyor. İki gruba ayrılan çalışma katılımcılarından ilki, telefon defterinden numara kopyalamak gibi son derece sıkıcı bir görevi tamamlamak zorunda kalırken ikincisi bu sıkıcı aşamayı atlıyor. Çalışma sonunda ise ilk grubun zihinsel aktivitesinin ikinci gruba kıyasla çok daha yüksek olduğu tespit ediliyor. Can sıkıntısı zihni öldürmüyor; tam tersine ona yeniden düşünmesi, serbestçe keşif yapması ve yeni bağlantılar kurması için fırsat tanıyor.

Nörobilimde “Varsayılan Mod Ağı” (Default Mode Network) olarak adlandırılan yapı; zihnin hafıza, hayal gücü, gelecek planlama ve zihinsel gezinme gibi süreçlerini ifade ediyor. Bulaşık yıkama, duş alma ve sessizce yürüme gibi tekdüze ve sıkıcı süreçlerde aktifleşen bu ağ; zihnin sıkılganlık karşısında tutunacak yeni bir kanal arama çabasını yansıtıyor. Dışarıda onu uyaran ve dikkatini dağıtan herhangi bir unsur olmadığında devreye girerek gerçek bir başkalaşım sunuyor:

  • Sıkılganlık anlarında tamamen içe dönen zihin; geçmiş anılar, olasılıklar, çağrışımlar arasında gezinerek öz farkındalık ve benlik bilincini geliştiriyor.
  • Farklı kavramlar arasında bağ kurarak yeni fikir üretme ve yaratıcı düşünme kapasitesini artırıyor. 
  • Anlık uyaranlardan uzaklaşarak yeni gelecek senaryoları kurgulamaya ve onlara yönelik uygulanabilir stratejiler geliştirmeye başlıyor.
  • Geçmişte yaşanan durumları sakin şekilde sindirmeye ve anlamlandırmaya yardımcı olarak hatalardan ders çıkarma gücünü besliyor.
  • Çocukların ekran bağımlılığını azaltarak gerçek deneyim edinme deposunu dolduruyor ve yeni oyunlar, fikirler, hayali karakterler geliştirmesine destek oluyor.
  • Uyaranlar sebebiyle baskılanan düşüncelerin ve yüzleşmesi zor soruların görünürlüğünü artırarak mantıklı düşünme ve problem çözme becerilerini geliştiriyor.
  • Can sıkıntısı olmadığında ise hem yetişkinler hem çocuklar; kendi benliklerine, hayatta anlam arama çabalarına ve merak edip üretme iç güdüsüne adeta sırt çeviriyor. 

Can sıkıntısını geri kazanma yolları

Hayatı incelemek için duraksamadığımızda, algoritmanın esiri olup düşünce sistemimizi uyuşturmasına da onay vermiş oluyoruz. Gücü tekrar elimize geçirip yaratıcı düşünceyi beslemek için uygulayabileceğimiz birkaç temel strateji mevcut:

  • Hiçbir şey planlamadan geçen 20 dakikalık bir blok, zihne ihtiyacı olan serbest gezinme aralığını tanıyor. Kitapsız, telefonsuz, uygulamasız geçen amaçsız süre boyunca zihin varsayılan mod ağını aktifleştiriyor.
  • Akla takılan ilk soruda çözümü yapay zekada aramadan önce sadece 10 dakika düşünmek, zihnin bu fikirle baş başa kalarak yeni fikirler üretme becerisini tetikliyor ve iç frekanslarını besliyor.
  • Kulaklık, podcast, müzik olmadan çıkılan sessiz bir yürüyüş esnasında zihin farklı nöral bağlar arasında etkileşimi artırarak yeni çağrışımlar ve farkındalıklar geliştiriyor.
  • Bulaşık yıkama ve ütü yapma gibi tekdüze işleri dijital araçların uzağında gerçekleştirmek zihindeki yaratıcı düşünce modunu aktifleştiriyor.
  • Can sıkıntısı yaşayan çocukların eline tablet veya telefon vermek yerine bu dürtüye karşı gelmek, onları çözülecek bir krizle baş başa bırakıyor. Sorunla tek başına kalan çocuk, hayal kurarak ve yeni oyunlar üreterek kendi iç dünyasını inşa ediyor.

Sessizlik veya can sıkıntısı optimize edilmediğinde, her anın dolma zorunluluğu da ortadan kalkıyor. Her boşluğu iş verimini, duygusal zekayı ya da kişisel gelişimi besleyecek bir uygulamayla doldurmadan sadece sessizce oturmanız bile zihinsel sınırları genişletmenize yardımcı olabilir.

Kaynak: psychologytoday, mindful

İlginizi çekebilir: Daha yaratıcı bir hayat için zaman farkındalığı

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale