X

“Boredom is a gift” (Can sıkıntısı bir hediyedir): Yaz tatilinde “Canım sıkılıyor” diyen çocuklar 

Yaz tatili çocuklar için uzun bir özgürlük alanı gibi görünürken ebeveynler için bazen bitmeyen bir organizasyon takvimine dönüşebiliyor. Kurslar, oyun grupları, yaz okulları, ekran süresi pazarlıkları, hafta sonu planları, “bugün ne yapacağız?” soruları derken tatil de kendi içinde ayrı bir mesaiye dönüşebiliyor. 

Çocukların dinlenmesi, eğlenmesi ve gelişimi için bir şeyler planlamak elbette değerli. Fakat yaz tatilindeki her boşluğu doldurmaya çalışmak, çocukların kendi zamanlarını kurma becerisini fark etmeden geri plana itebiliyor. Oysa “canım sıkılıyor” cümlesi her zaman hemen çözülmesi gereken bir kriz anlamına gelmiyor. Bazen çocuğun kendi hayal gücüyle, merakıyla ve iç dünyasıyla temas edeceği değerli anların başlangıcı olabiliyor.

Can sıkıntısı çocuklar için neden gerekli?

Can sıkıntısı yetişkin kulağına çoğu zaman olumsuz gelse de yaratıcılık, sorun çözme ve kişisel tatmin anlamında fazlasıyla hayati. Çocuk sıkıldığında hemen ona bir etkinlik bulmak, oyun açmak ya da eline telefon vermek ise tam aksine oldukça zararlı. Çünkü canının sıkıldığını söyleyen çocuğa her seferinde yapacak bir şeyler bulmak, hem onun adına düşünmek anlamına geliyor hem de onların bireysel gelişimine zarar veriyor. Nitekim, çocuk canının sıkıldığını söylese de bir süre sonra kendi başına oyun üretme, yaratıcı düşünme ya da aklındaki bir senaryoyu hayata geçirme konusunda gerekli ilhamı kazanıyor.

Can sıkıntısında yavaş yavaş yeni fikir üretmeye başlayan çocuk zihni, sosyal medyada görülen taktiklerin ya da algoritmanın sunduğu önerilerin çok daha ötesine geçerek çocuğun gerçek ilgi alanlarını ve iç dünyasını yansıtıyor. 

Kendi başına düşünme ve sorunlarını çözme fırsatı bulan çocuklar ileride kendini sakinleştirebilen ve yaratıcı düşünebilen bireylere dönüşürken, kendi adına oyun bulunan çocuklar ise yönlendirmeye bağımlı hareket eden ve kendinden emin olamayan bireyler olabiliyor. Çocuklarda can sıkıntısının başlıca avantajları şöyle sıralanıyor:

  • Hayal gücünü harekete geçirme
  • Kendi kendine oyun üretme becerisini destekleme
  • Problem çözme becerisini geliştirme
  • Kendi başına karar alma cesaretini artırma
  • Dış yönlendirme bağımlılığını azaltma
  • Duygusal dayanıklılığı ve öz güveni güçlendirme

Ebeveynler neden boş zamanları doldurmak istiyor?

Bugünün ebeveynlerinin, çocukları için önceki nesillere kıyasla çok daha bilinçli ve detaylı kararlar aldığı kesin. Bu çabanın arkasında ise her neslin kendi çocuğu için istediği o “iyi gelecek” arzusu var. Yaz tatillerindeki her boş programın doldurulması ve adeta okul günlerinin mini bir kopyasının oluşturulması da tam olarak bu yüzden. Tamamlanacak ödevler, öğrenilecek dersler ve katılınacak kurslarla dolu bir yaz tatili programı çocuğun okul açıldığında elbette kendi yaş grubundan geri kalmaması amacıyla planlanıyor. Ancak bu planlı, programlı ve verimli geçmesi beklenen süreç ebeveyn açısından ne kadar olumlu gitse de çocuk için bazen aynı faydayı sağlayamıyor. Çünkü aslında çocuğun sadece tek başına kalarak öğrenebileceği ve belki hayatın başka hiçbir yerinde geliştirme fırsatı bulamayacağı önemli becerileri baskılayabiliyor. Dolayısıyla yaz tatilinde her güne bir etkinlik planlamak o kadar doğru bir yaklaşım olmayabilir.

Tıpkı yetişkinler gibi boş zamana ihtiyacı olan çocuğunuza her canı sıkıldığında aktivite üretmek yerine onu kendi dünyasında baş başa bırakabilirsiniz. Hazır etkinliklere ilgisini kısa sürede yitiren bir çocuk bile kendi başına minderlerden çadır kurmaya, oyuncaklara yeni roller atamaya ya da parkta keyfince koşturmaya başladığında uzun süre zihinsel canlılığını ve fiziksel heyecanını koruyacaktır. Bir dahaki sefere ona “Şunu yap”, “Bunu yap” demek veya onun için ek kurslar ve aktiviteler planlamak yerine onu düşünmeye davet edebilir ve can sıkıntısından kendi kendine kurtulmasını teşvik edebilirsiniz. Küçük çocuklarda ucu tamamen açık bir davet zorlayıcı olduğundan “Elindeki malzemelerle sence ne yapabilirsin” gibi ufak yönlendirici cümleler kurmak, süreci ikiniz adına da daha keyifli hale getirebilir. Böylece çocuk, ekranlardan uzakken de eğlenmenin ve yeni fikirler üretmenin bir yolunu bulabileceğini anlayabilir.

Yaz tatilinde can sıkıntısını günlük yaşama nasıl katabilirsiniz?

Yaz tatilinde çocuğunuzun can sıkıntısını destekleyecek olmanız, ona tamamen plansız ve sınırsız alan tanıyacağınız anlamına gelmiyor. Çocuklar genellikle güvende hissettikleri ortamlarda daha rahat hareket etmeye meyilli olduğundan, bu güvenilir alanı ona sunduğunuzda iç dünyasını ve düşüncelerini dışa vurma şansı yakalıyor. Çocuğunuzun hayal gücünü desteklerken ona güvenli bir alan sunmak için günlük hayatta deneyebileceğiniz adımlardan bazıları şunlar olabilir:

  • Günün her saatini planlamayın; özellikle sabah veya öğleden sonra için serbest oyun aralığı bırakın.
  • Evde karton kutu, renkli kağıt, ip, mandal, eski kumaş parçaları, boya ve deniz kabuğu gibi açık uçlu malzemeler bulundurun.
  • Çocuk sıkıldığında hemen etkinlik önermeden önce birkaç dakika düşünmesine izin verin.
  • Ekranı ilk çözüm olarak kullanmak yerine, zamanı belli bir seçenek olarak konumlandırın.
  • Dışarıda amaçsız zamana alan açın; parkta, bahçede, sahilde veya balkonda serbest oyun fırsatı yaratın.
  • Çocuğun kurduğu oyuna hemen müdahale etmeyin. Çünkü dağınıklık, tekrarlanan hareketler ve garip senaryolar yaratıcı oyunun parçası olabilir.

Yaz tatilinin her günü renkli, planlı ve unutulmaz olmak zorunda değil. Bazı günler yavaş geçerken, diğerleri çok daha aktif ve renkli olabilir. Bazı saatlerde ise çocuk ne yapacağını bilemez şekilde can sıkıntısı hissedebilir. Bu anları hemen susturmak yerine biraz bekleyip onun ne çözüm üreteceğini görmek, belki de yazın ona sunacağınız en öğretici ve yaratıcı etkinlik olabilir.

Kaynak: theguardian, whowhatwear

İlginizi çekebilir: Çocuklarla sahilde zaman geçirirken yapabileceğiniz aktiviteler

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale