X

Şehirden kaçış: Büyük şehirde yaşamak bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi nasıl etkiliyor?

Karantina sürecinden sonra şehir yaşamından uzaklaşarak hayatına taşrada devam etmek isteyenlerin sayısında hızlı bir artış yaşanıyor. Son dönemde şehirden taşraya yaşanan göç oranındaki bu hızlı artışın sebebini merak ediyor musunuz? Pek çoğumuzun hayali olan küçük bir köye yerleşip doğayla iç içe bir yaşam sürme isteği salgından kaçma isteğinin bir sonucu mu yoksa pandemi, şehir hayatının beraberinde getirdiği yorgunluğu, bıkkınlığı ve bunalmışlığı taşıran son damla mı oldu? Şehirde yaşamak bedenimizi, ruhumuzu ve zihnimizi nasıl etkiliyor?

Neden köy yerine büyük şehirlerde yaşamayı tercih ediyoruz?

Büyük bir çoğunluğumuzun şehirde yaşamasının ve geçmişte taşradan kentlere yaşanan göçün en önemli sebeplerinden biri tahmin edebileceğiniz üzere, kariyer fırsatlarının ve iş olanaklarının şehir yaşamında çok daha fazla olması. Ulaşım kolaylığı, sanatsal ve kültürel aktiviteler, iş fırsatlarının çokluğu ve teknolojik gelişmelerin merkezi olması sebebiyle pek çoğumuz şehir yaşamından vazgeçemiyor, ne kadar istersek isteyelim bir türlü o ilk adımı atıp, taşraya yerleşme düşüncemizi hayata geçiremiyoruz.

Bu sürecin kaçınılmaz bir sonucu olarak da büyük şehirlerde artan nüfus yoğunluğu ve beraberinde getirdiği kaotik, yorucu ve sürekli olarak rekabetin varlığını sürdürdüğü şehir yaşamına adapte olmaya çalışıyoruz. Ancak insan doğası gereği doğayla bağlantı kurmaya, yavaşlamaya, bazen durmaya ve içine dönmeye ihtiyaç duyan bir varlık. Peki, şehirlerde oluşturduğumuz yapay yaşam alanları, koşuşturma, kaos ve hiçbir şeye yetişememe hali psikolojimizi nasıl etkiliyor? Şehirden uzaklaşmak ve doğayla iç içe bir yaşam kurmak, şehir hayatının beraberinde getirdiği psikolojik sıkıntılardan kurtulmak için çözüm olabilir mi? İhtiyacımız olan şey sadece biraz yeşil mi iletişim mi?

Taşrada, köyde ya da sahil kasabasında yaşam mümkün mü?

Modern hayatta, şehir yaşamı ve teknoloji her ne kadar hayatımızı kolaylaştırıyor ve hayat kalitemizi artırıyor gibi görünse de, pek çoğumuz içten içe köklerimize, yani doğaya dönüşün hayallerini kuruyoruz. Uzun zamandır şehirlerde yaşıyor gibi görünsek de aslında şehir yaşamı insan evriminde çok kısa bir yer kaplıyor. Öyle ki, insan evrimi süresince zamanının neredeyse yüzde 99’unu doğal bir çevrede, şehir yaşamından çok uzak bir ekosistemde geçirdi. Günümüzde ise insanların büyük çoğunluğu zamanını şehirlerde geçiriyor ve doğada daha az vakit harcıyor. 

Doğada zaman geçirmek, şehirdeki koşuşturmacalı, stresli ve kaotik deneyimlerimizin aksine bedenimiz, ruhumuz ve zihnimiz üstünde olumlu etkilere sahip. Doğada vakit geçirmek kan basıncını düzenliyor, anksiyete seviyesini düşürüyor ve stres hormonlarının salgılanmasını azaltıyor. Şehir yaşamında çok sık karşılaştığımız tehlikeli durumlar ve uyarıcılar doğada çok daha az olduğu için, bedende sempatik sistemin uyarılması azalıyor, ve kendimizi rahatlamış hissettiğimizde aktive olan parasempatik sinir sistemimiz harekete geçiyor.

Şehir yaşamının beraberinde getirdiği ruh sağlığı sorunları

Şehir hayatı ve ruh sağlığı alanında yapılan çalışmalar, pek çok psikolojik rahatsızlığın şehirdeki yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Şizofreni gibi ağır psikotik rahatsızlıkların yanı sıra taşra hayatında görülme sıklığı çok daha düşük olan yalnızlık, depresyon, anksiyete bozukluğu ve panik bozukluk gibi psikolojik rahatsızlıkların şehir hayatında daha sık gözlemlendiğini gösteren pek çok araştırma mevcut.

Örneğin; 2012 ve 2013 yıllarında şehir yaşamının şizofreni üzerindeki etkilerinin araştırıldığı iki çalışmada, gittikçe artan nüfus yoğunluğu nedeniyle şehirlerde şizofreninin oluşma riskinin taşradaki bölgelere göre 2.37 kat daha fazla olduğu ortaya çıkmış. Uzmanlar, şehir hayatının şizofreniyi tetiklemesinin en önemli nedeninin bireylerin şehir yaşamında sosyal olarak izole yaşaması ve kendini bir gruba ait hissetmemesi, dolayısıyla yalnız bir yaşam sürdürmeye çalışması olduğunun altını çiziyor.

Sosyal sınıflar arasında uçurum olması, insanlarla iletişim kuramamak ve güvensiz bir ortamda olduğunu hissederek izole bir yaşam sürmek, dolaylı yollardan ve direkt olarak kişinin psikoz yaşamasına zemin oluşturabiliyor. Taşrada ya da daha küçük şehirlerde kişilerin birbirleriyle olan iletişimi, paylaşımı ve grup aidiyeti daha yüksek olduğu için, kişi kendini daha değerli, işe yarar ve içinde yaşadığı topluma katkı sağlayan biri olarak görebiliyor.

Bu kadar büyük bir kalabalığın içinde nasıl yalnız kalabiliyoruz?

Gelişmiş ülkelerde şehir ve taşra yaşamının kişilerin modu ve anksiyete seviyeleri arasındaki etkilerinin araştırıldığı bilimsel çalışmaları inceleyen, 2010 yılında yayınlanmış olan bir meta-analiz çalışması, büyük şehirlerde yaşayan kişilerde anksiyete seviyesinin çok daha yüksek oranlarda olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, kişilerin anksiyete seviyelerindeki bu artışın nedenini, şehir hayatında sosyal ilişkilerin eksik olmasıyla açıklıyor. Yalnızlık, tıpkı obezite ya da sigara içmek gibi, stresi tetikleyen ve anksiyete seviyesini artıran bir risk faktörü olarak görülüyor.  

Öyle ki, şehir yaşamının beraberinde getirdiği sosyal izolasyon durumu, farkında olmasak da çoktan katlanarak büyüyen bir salgın haline gelmiş durumda. Dünya Sağlık Örgütü geçtiğimiz günlerde açıkladığı raporda, 2020 yılının en büyük ikinci salgın hastalığının yalnızlığa ve sosyal izolasyona bağlı depresyon olacağını belirtiyor. TUİK verilerine göre 1980’lerden beri şehirde yaşayan ve kendini yalnız hissettiğini söyleyen yetişkin bireylerin sayısında iki kattan yüksek oranda bir artış söz konusu. 2013 yılında dünyanın en büyük kozmopolitlerinden Londra’da yapılmış olan bir anket çalışmasının sonuçları da, Londra’da yaşayan nüfusun %52’sinin kendini yalnız hissettiğini gösteriyor.

Şehir yaşamının beraberinde getirdiği ve yıllardır katlanarak artış gösteren izolasyon ve yalnızlık hissi, aslında oldukça ironik ve çelişkili. Kültürel ve ticari olarak ortak bir yaşamı paylaşan, ortak çıkarları olan ve birbirinden bağımsız yaşayabilmesi imkansız olan bir insan topluluğunun yalnızlık ve izolasyonun getirdiği psikolojik problemlerle mücadele ediyor olması sizce de biraz garip değil mi?

Yabancılarla birlikte gelen yabancılaşma hissi

Şehir hayatının ve kalabalığın beraberinde getirdiği yalnızlık duygusunun temelinde aslında bunaltıcı derecede fazla insanla çevrelenmiş ve her yanımızın tanımadığımız yabancılarla dolu olmasının verdiği gerginlik ve güvensizlik hissi yer alıyor. Aslında şehir hayatının psikolojik sağlığımız üzerindeki olumsuz etkisinin büyük çoğunluğu, sosyal bir varlık olan insanın sosyalleşme, bir gruba ait olma, değerli ve işe yarar hissetme ihtiyaçlarının karşılanamamasından kaynaklanıyor. Anlık, küçücük bir göz kontağı kurmaktan uzun süreli bir romantik ilişkiye kadar çeşitlendirilebilecek ilişki kurma ihtiyacı, şehirde yaşayan ve taşrada yaşayan bireylerin ruh sağlığı arasındaki uçurumun en önemli sebeplerinden.

Şehir hayatının insan psikolojisi üzerindeki olumsuz etkileriyle ilgili yapılmış olan diğer araştırmalar, klinik depresyon, anksiyete bozuklukları, anormal düzeylerdeki duyusal uyarılma ve intihar oranlarının büyük şehirlerde yaşayan bireylerde çok daha yüksek oranlarda olduğunu gösteriyor.

Şehir hayatının ruh sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen tüm bu araştırmalar, büyük şehirlerin insanlığın gelişimi için sağladığı önemli avantajların yanında birey olarak insanın yaşantısından ve ”insanlığından” neler alıp götürebildiğini açıkça ortaya koyuyor. Şehir yaşamından bunaldıysanız ve gidip gitmemek konusunda kararsızlık yaşıyorsanız, daha da önemlisi yaşadığınız sıkıntıların nedeninin anlamlı ilişkiler kuramamak, doğayla ve diğer insanlarla samimi ve içten bağlantılar oluşturamamak olduğunu düşünüyorsanız; büyük şehirden uzaklaşarak doğayla baş başa kalabileceğiniz ve anlamlı ilişkiler kurabileceğiniz bir yere gitme vaktiniz yaklaşmış olabilir.

 

Kaynaklar:
Psychology Today
Dünya Sağlık Örgütü
TUİK

Bilimsel araştırmalar: 
Bennett, K., Gualtieri, T., & Kazmierczyk, B. (2018). Undoing solitary urban design: A review of risk factors and mental health outcomes associated with living in social isolation. Journal of Urban Design and Mental Health, 4, 1-7.
Bennett, K. L. (2004).  How to start teaching a tough course:  Dry organization vs. excitement on the first day of class. College Teaching, 52, 106.
Bennett, K. L. (2012).  Jealousy’s design:  Maladaptive trait or psychological solution? Lambert Academic Publishing, ISBN:  978-3-659-21408-0. 

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale