Ah şu beklentiler, ne büyük zehir… İnsanı her seferinde paçasından yakalayan ve kurtulmak istese de bırakmayan bir yük. Ne zamanki beklentilerin pençesinde kalıyorum her şey tepetaklak olmaya başlıyor. Ne zamanki kendim dahil, herkesten beklentiyi kesiyorum o zaman inceden inceye bir rahatlama geliyor…
Çünkü beklenti dediğin şey, olanı olduğu haliyle görmekten alıkoyuyor insanı. Birinin ne yapması gerektiğine, nasıl davranması gerektiğine, benim için neyi fark etmesi gerektiğine o kadar çok kafa yoruyorum ki olanı kaçırıyorum. Sonra da gerçek ile kafamda kurduğum arasındaki mesafe büyüdükçe hayal kırıklığım büyüyor.
Belki de mesele kimsenin beni hayal kırıklığına uğratmaması değil. Benim, insanların benim zihnimde yazdığım senaryolara göre davranmasını beklememem. Herkesin kendi hali, kendi sınırları, kendi öncelikleri var. Benim de öyle.
Kendimden beklentilerim de cabası… Her şeyi yetiştirmeliyim, sakin kalmalıyım, iyi bir anne, iyi bir eş, iyi bir evlat, iyi bir arkadaş olmalıyım. Evi de toparlamalı, kendime de vakit ayırmalı, hiçbir şeyi aksatmamalıyım. Sonra bir bakıyorum, hayatı yaşamaktan çok kendime verdiğim görevleri tamamlamaya çalışıyorum. Oysa bazen hiçbir şeyi yetiştirmemek de hayatın bir parçası.
Bazen birinin beni anlamasını beklememek, beni anlamadığı gerçeğini değiştirmiyor ama bu durumla zihnimde kavga etmeyi bırakmamı sağlıyor. Bazen bir şeyin olması gerektiği gibi olmasını beklememek, onu daha az güzel yapmıyor; sadece üzerindeki baskıyı kaldırıyor.
Galiba büyümek biraz da beklentilerin sesini kısmak demek.
Her şeyi kontrol etmeye çalışmak yerine, olanı görmek. Herkesi değiştirmeye çalışmak yerine, kendi sınırını bilmek. Kendinden kusursuzluk beklemek yerine, elinden gelenin bazen sadece o kadar olduğunu kabul etmek.
Ve belki de en güzeli böylesidir; bir şeyleri eksik bıraktığımda hayatın da eksilmediğini fark etmek.
Çünkü bazen huzur, daha fazlasına sahip olmakta değil; daha azını beklemekte saklı.
Belki de artık kendime şunu hatırlatmanın zamanı: Hayat, benim kafamda olması gerektiğine karar verdiğim haliyle değil, olduğu haliyle yaşanıyor. Her şeyin istediğim gibi gitmesine, herkesin beni anlamasına, benim de her şeyi doğru yapmama gerek yok. Bazen bırakmak, vazgeçmek değil; kendine biraz alan açmak. Ve galiba insan, beklentilerini bıraktıkça hayatın elinden aldıklarına değil, sessizce önüne koyduklarına bakmayı öğreniyor.
Ne diyelim beklentiler denizinde savrulmamak dileğiyle…
İlginizi çekebilir: Annelik: Bitmeyen sorular, susmayan vicdan ve hiç dinlenmeyen bir zihin