Başarmak için ne kadar ileri gidilebilir? Daha çok para, daha yüksek bir makam ya da herkesin hayranlıkla baktığı bir hayat uğruna hangi sınırlar aşılabilir? Bazı filmler bu soruları, yükseldikçe vicdanından uzaklaşan karakterlerin peşine düşerek anlatır. Onların dünyasında dostluklar birer basamağa, gerçekler değiştirilebilir ayrıntılara, insanlar ise önü açmak için harcanabilecek rakiplere dönüşür.
Başarı için her şeyin mübah görüldüğü bu 10 film, hırsın insanı nasıl değiştirdiğini farklı açılardan ele alıyor. Kimi zaman bir karakterin kazanmasını isterken yaptıklarına mazeret buluyor, kimi zaman da elde ettiği zaferin bedelini görünce duraksıyoruz. Çünkü bu hikâyelerde asıl mesele yalnızca zirveye ulaşmak değil; oraya varan kişiden geriye ne kaldığı.
1. Nightcrawler (Gece Vurgunu, 2014)
Yönetmen: Dan Gilroy
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Rene Russo, Riz Ahmed
Tür: Suç, Dram, Gerilim
Los Angeles’ta tutunmaya çalışan Lou Bloom, gece yaşanan kazaların ve suçların görüntülerini televizyon kanallarına satarak para kazanabileceğini keşfeder. Bir kamera edinip sokaklara çıktığında amacı basittir: Rakiplerinden önce olay yerine ulaşmak ve en çarpıcı görüntüyü yakalamak. Ancak başarıya yaklaştıkça, olanları kaydetmekle olaylara müdahale etmek arasındaki sınırı aşmaya başlar.
Başarı Uğruna Vicdanı Devreden Çıkarmak
Nightcrawler’ı bu listeye taşıyan şey, Lou’nun acımasızlığını bir iş disiplini gibi sunması. Kendini geliştirmekten, hedeflerden ve profesyonellikten söz ederken karşısındaki insanların korkularını, çaresizliklerini ve ihtiyaçlarını kullanır. Onun gözünde bir trajedi, doğru açıdan çekildiğinde değer kazanacak bir üründür.
Film, bu hırsı ödüllendiren düzeni de sorgular. Daha sarsıcı görüntüler isteyen televizyon haberciliği, Lou’nun sınır tanımayan yöntemlerine alan açar. Böylece yükselişi, yalnızca tek bir insanın ahlaki tercihleriyle açıklanamayacak kadar rahatsız edici hâle gelir.
Jake Gyllenhaal’ın soğukkanlı performansıyla güçlenen Nightcrawler, çalışkanlık ve kararlılık gibi övülen özelliklerin vicdandan koptuğunda neye dönüşebileceğini gösteriyor. Lou’nun kariyerindeki her ilerleme, izleyici için biraz daha huzursuzluk anlamına geliyor.
2. There Will Be Blood (Kan Dökülecek, 2007)
Yönetmen: Paul Thomas Anderson
Oyuncular: Daniel Day-Lewis, Paul Dano, Dillon Freasier
Tür: Dram
Petrol arayıcısı Daniel Plainview, küçük bir yerleşim bölgesindeki zengin rezervleri öğrenince toprak sahiplerini ikna ederek işini büyütmeye girişir. Halkın karşısına güvenilir bir aile babası olarak çıkar; refah, kalkınma ve fırsat vaat eder. Ancak kurduğu ilişkilerin ardında, kazancın ötesine geçen bir arzu vardır: Herkesten güçlü olmak ve kimseye ihtiyaç duymamak.
Kazanmak Yetmez, Başkaları da Kaybetmeli
Daniel için başarı, sahip oldukları kadar başkalarının önüne geçebilmesiyle de ölçülür. İnsanları ortak, dost ya da aile olarak görmekte giderek zorlanır; onları çıkarlarına hizmet eden veya yolunu kapatan kişiler olarak değerlendirir. İşini büyütürken sergilediği sabır ve hesapçılık, kontrolü tehdit edildiğinde öfkeye dönüşür.
Film boyunca petrolün getirdiği zenginlik ile Daniel’ın çevresinde büyüyen yalnızlık birbirine eşlik eder. Kasabanın dinî otoritesi Eli Sunday ile mücadelesi de inancın, paranın ve nüfuzun nasıl pazarlık aracına dönüşebildiğini gösterir. İkisinin çekişmesinde, insanlara verilen sözlerden çok kimin kime boyun eğdireceği önem kazanır.
Daniel Day-Lewis’in etkileyici performansıyla There Will Be Blood, yükselme hırsının bir insanın bütün ilişkilerini nasıl aşındırabileceğini anlatıyor. Daniel’ın serveti büyüdükçe, bu başarıyı paylaşabileceği insanlara hayatında daha az yer kalıyor.
3. The Founder (Kurucu, 2016)
Yönetmen: John Lee Hancock
Oyuncular: Michael Keaton, Nick Offerman, John Carroll Lynch
Tür: Biyografi, Dram
Satış yapmak için şehir şehir dolaşan Ray Kroc, McDonald kardeşlerin işlettiği restoranda sıra dışı bir sistemle karşılaşır: Siparişler hızla hazırlanmakta, işler titizlikle belirlenmiş bir düzen içinde yürümektedir. Kardeşler kaliteli hizmeti korumaya odaklanırken Kroc, bu küçük işletmede ülkenin tamamına yayılabilecek bir fırsat görür. Ortaklıkları büyüdükçe, markanın geleceğine kimin karar vereceği bir güç mücadelesine dönüşür.
Fırsatı Görmek, Her Şeye Hak Kazandırır mı?
The Founder’ın merkezinde, bir fikri büyüten kişinin o fikrin sahiplerine karşı sorumluluğu bulunuyor. Kroc’un kararlılığı başlangıçta takdir edilebilir görünür. Reddedilmeyi kabullenmez, yatırımcı arar ve işin büyümesi için çalışır. Ancak istediği sonuçlara ulaşmak uğruna ortaklarının koyduğu sınırları giderek aşındırır.
Filmde ahlaki tavizler, iş hayatının gereklilikleri gibi sunulur. Verilen sözler büyümenin önündeki engellere, güven ilişkisi ise kimin daha fazla yaptırım gücüne sahip olduğu meselesine dönüşür. Kroc’un başarı anlayışında, yeterince büyük düşünmeyen insanların söz hakkı da giderek azalır.
Michael Keaton’ın hem ikna edici hem de huzursuz edici performansı, bu dönüşümü güçlü kılıyor. The Founder, büyük bir markanın kuruluş hikâyesini izletirken başarıdan kimin pay aldığına, emeğin kime ait olduğuna ve sonunda hikâyeyi kimin anlattığına dikkat çekiyor.
4. Whiplash (2014)
Yönetmen: Damien Chazelle
Oyuncular: Miles Teller, J. K. Simmons, Paul Reiser
Tür: Dram, Müzik
Prestijli bir müzik okulunda eğitim gören Andrew Neiman, büyük caz davulcuları arasına adını yazdırmak ister. Sert yöntemleriyle tanınan eğitmen Terence Fletcher’ın grubuna seçilmesi, bu hayale yaklaşmak için önemli bir fırsattır. Ancak provalar kısa sürede aşağılanmanın, korkunun ve fiziksel tükenişin gündelik hâle geldiği bir mücadeleye dönüşür. Andrew, kendisini kanıtlamak uğruna hayatındaki diğer her şeyi geri plana iter.
Büyük Bir Yetenek İçin Her Yöntem Kabul Edilebilir mi?
Whiplash, başarı adına uygulanan şiddetin nasıl haklı gösterilebildiğini sorguluyor. Fletcher, öğrencilerini sınırlarının ötesine zorlayarak içlerinden büyük bir müzisyen çıkarabileceğine inanır. Bu inanç, onun gözünde hakaretleri ve psikolojik baskıyı eğitim yöntemine dönüştürür. Öğrencilerin yaşadığı yıkım, ulaşılabilecek başarı karşısında önemsizleşir.
Andrew ise zamanla kendi değerini yalnızca performansıyla ölçmeye başlar. İlişkileri, sağlığı ve mutluluğu, hedefinden uzaklaştırabilecek engeller gibi görünür. Fletcher’ın onayını kazanma arzusu ile onu aşma isteği birbirine karıştıkça, çalışmakla kendine zarar vermek arasındaki sınır bulanıklaşır.
Miles Teller ve J. K. Simmons’ın karşılıklı performansları, müzik sahnelerine bile gerilim yüklüyor. Whiplash, izleyiciyi Andrew’ın başarmasını isterken ödediği bedeli sorgulamak zorunda bırakıyor. Alkışlanacak bir performansa giden yolda yaşananların, o alkışla haklı çıkıp çıkamayacağı sorusu film bittikten sonra da akılda kalıyor.
5. The Wolf of Wall Street (Para Avcısı, 2013)
Yönetmen: Martin Scorsese
Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Jonah Hill, Margot Robbie
Tür: Biyografi, Suç, Dram
Borsada kariyer yapmaya başlayan Jordan Belfort, insanları ikna etme yeteneğini kısa sürede büyük kazançlara dönüştürür. Kendi şirketini kurduğunda etrafına topladığı çalışanlara da aynı hedefi aşılar: Mümkün olduğunca çok para kazanmak. Ancak bu yükselişin arkasında, müşterilerin güvenini ve birikimlerini sömüren satış yöntemleri vardır. Servet büyüdükçe dolandırıcılık, şirketin gündelik işleyişinin parçası hâline gelir.
Para Kazandırıyorsa Yanlış Olabilir mi?
The Wolf of Wall Street’te ahlaki sınırların yerini satış rakamları alır. Çalışanlar getirdikleri kazanç kadar değer görür; müşterilerin uğradığı zarar, kutlamaların gürültüsü içinde duyulmaz. Jordan’ın konuşmaları, açgözlülüğü bir motivasyon kaynağına dönüştürürken yapılanların sorgulanmasını da zorlaştırır.
Scorsese, bu dünyayı baş döndürücü bir tempoyla anlatır. Gösterişli partiler, ölçüsüz harcamalar ve komik anlar, karakterlerin hayatını bir süreliğine çekici gösterebilir. Filmin rahatsız edici etkisi de burada ortaya çıkar: İzleyici, sonuçlarını bildiği bir yükselişin enerjisine kapılabilir. Jordan’ın satış becerisi, karşısındaki müşteriler kadar onu izleyenler üzerinde de etkili olur.
Leonardo DiCaprio’nun taşkın performansıyla The Wolf of Wall Street, zenginliğin insanlara nasıl dokunulmazlık hissi verebildiğini gösteriyor. Başarının yalnızca servetle ölçüldüğü bu çevrede, paranın hangi yöntemlerle kazanıldığı giderek daha az önemseniyor.
6. Wall Street (Borsa, 1987)
Yönetmen: Oliver Stone
Oyuncular: Michael Douglas, Charlie Sheen, Martin Sheen
Tür: Suç, Dram
Genç borsacı Bud Fox, kariyerinde hızla yükselmek ve büyük yatırımcı Gordon Gekko’nun dikkatini çekmek ister. Onun dünyasına girebilmek için sunduğu bir bilgi, Bud’a uzun zamandır beklediği fırsatı sağlar. Ancak bu yakınlık ilerledikçe, ayrıcalıklı bilgilere ulaşmak ve bunları kazanca çevirmek işinin merkezine yerleşir. Daha çok para kazandıkça, kendisinden beklenenlerin sınırı da genişler.
Yükselmenin Bedelini Kim Ödüyor?
Wall Street, başarıya duyulan hayranlığın insanın ahlaki kararlarını nasıl etkileyebildiğini anlatıyor. Bud, Gekko’nun zenginliğini ve özgüvenini ulaşmak istediği hayatın kanıtı olarak görür. Bu yüzden başlangıçta sorgulayabileceği davranışlara giderek mazeret bulur. Her taviz, bir sonraki için zemin hazırlar.
Gekko’nun gözünde şirketler, alınıp satılarak kazanç sağlanabilecek varlıklardır. Bud’ın babasının da içinde bulunduğu çalışanların hayatları ise bu hesapların sonuçlarına bağlıdır. Böylece genç borsacının yükselme arzusu, ailesinden öğrendiği değerlerle doğrudan çatışmaya başlar. Ekrandaki rakamların arkasında gerçek insanların bulunduğunu görmezden gelmek zorlaşır.
Michael Douglas’ın etkileyici performansıyla Wall Street, gücünü başkalarının hayranlığından da alan bir başarı anlayışını resmediyor. Bud’ın hikâyesi, örnek aldığımız insanların yöntemlerini benimserken kendi sınırlarımızı ne kadar kolay esnetebileceğimizi düşündürüyor.
7. Sweet Smell of Success (Başarının Tatlı Kokusu, 1957)
Yönetmen: Alexander Mackendrick
Oyuncular: Burt Lancaster, Tony Curtis, Susan Harrison
Tür: Dram, Kara Film
New York’ta çalışan basın temsilcisi Sidney Falco, müşterilerinin adını güçlü köşe yazarı J. J. Hunsecker’ın sütununa taşıyarak geçimini sağlar. Hunsecker’ın desteğini kaybetmek, işlerinin de tehlikeye girmesi demektir. Bu nedenle nüfuzlu yazar, kız kardeşinin bir caz müzisyeniyle ilişkisini bitirmek istediğinde Sidney kendisini kirli bir pazarlığın içinde bulur. Kariyerini korumak ve yükselmek için başkalarının hayatına müdahale etmeye razı olur.
Güçlü Birinin Onayı İçin Neler Yapılır?
Sweet Smell of Success, başarıya ulaşmak için güce yakın durmayı seçen bir adamın verdiği tavizleri anlatıyor. Sidney, insanların zaaflarını kullanmakta ve gerçeği işine geldiği gibi sunmakta beceriklidir. Ancak başkalarını yönlendirmeye çalışırken Hunsecker’ın taleplerine bağımlı hâle gelir. Kazanmayı umduğu nüfuz, sürekli yeni bir aşağılanmayı kabullenmesini gerektirir.
Filmde itibar, birkaç satırla yükseltilebilen veya yok edilebilen bir değerdir. Gazetede kimin övüleceği, kimin hedef gösterileceği kişisel hesaplarla belirlenir. Sidney bu düzenin adaletsizliğini görür; yine de kendisine yer açabilmek için aynı yöntemleri kullanır.
Burt Lancaster ve Tony Curtis’in karşılıklı performansları, diyalogları bir güç mücadelesine dönüştürüyor. Sweet Smell of Success, yükselmek uğruna her talebe boyun eğmenin insanı başarı kadar bağımlılığa da yaklaştırabileceğini gösteren, keskin ve huzursuz edici bir film.
8. Ace in the Hole (Büyük Karnaval, 1951)
Yönetmen: Billy Wilder
Oyuncular: Kirk Douglas, Jan Sterling, Robert Arthur
Tür: Dram, Kara Film
Kariyerindeki itibarını kaybeden gazeteci Chuck Tatum, küçük bir yerel gazetede çalışırken göçük altında mahsur kalan bir adamın hikâyesine rastlar. Bu olayı büyük gazetelere dönmesini sağlayacak fırsat olarak görür. Haber üzerindeki kontrolünü güçlendirdikçe, kurtarma çalışmalarının nasıl ilerleyeceğine de müdahale etmeye başlar. Bir insanın hayatta kalma mücadelesi, Tatum’ın kariyerini yeniden inşa edeceği gösteriye dönüşür.
Haber Büyüsün Diye Acının Sürmesi
Ace in the Hole’da başarı hırsı, başka bir insanın zamanını ve hayatını sahiplenmeye kadar uzanır. Tatum için olayın değeri, kamuoyunun ilgisini ne kadar süre canlı tutabileceğiyle ölçülür. Kurtarılmayı bekleyen adamın ihtiyaçları ile gazetecinin çıkarları birbirinden uzaklaştıkça, mesleki fırsatçılığın korkunç sonuçları görünür hâle gelir.
Billy Wilder, bu sömürünün çevresinde oluşan kalabalığı da hikâyeye dâhil eder. Ziyaretçiler, ticari fırsat arayanlar ve ilgiden yararlanmak isteyen yetkililer, felaketin etrafında giderek büyüyen bir eğlence alanı oluşturur. Herkesin bir şey kazanmaya çalıştığı ortamda, bütün bu hareketliliğe neden olan insan arka planda kalır.
Kirk Douglas’ın sert ve huzursuz edici performansıyla Ace in the Hole, mesleki başarı uğruna acının nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Tatum’ın hikâyesi, bir haberi duyurmakla o haberin sürmesinden çıkar sağlamak arasındaki ahlaki uçurumu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
9. All About Eve (Perde Açılıyor, 1950)
Yönetmen: Joseph L. Mankiewicz
Oyuncular: Bette Davis, Anne Baxter, George Sanders
Tür: Dram
Genç Eve Harrington, hayranı olduğu tiyatro yıldızı Margo Channing’in hayatına alçakgönüllü ve yardımsever bir kadın olarak girer. Margo’nun güvenini kazandıkça hem günlük yaşamında hem de tiyatro çevresinde kendisine yer edinir. Başlangıçta karşılıksız bir hayranlık gibi görünen yakınlık, zamanla sahnede daha fazla görünür olmasını sağlayan fırsatlara dönüşür. Eve’in yükselişi, çevresindeki insanların ona duyduğu güvenle birlikte ilerler.
Hayranlıktan Rakipliğe Giden Yol
All About Eve, başarı hırsının nezaketin ve kırılganlığın arkasına nasıl saklanabildiğini anlatıyor. Eve, isteklerini açıkça dile getirmek yerine insanların kendisi hakkında inanmak istediklerini kullanır. Minnettarlığı ve çalışkanlığı, niyetlerinin sorgulanmasını zorlaştırır. Ona yardım edenler, kendi konumlarını tehdit edebilecek bir yükselişe alan açtıklarını geç fark eder.
Margo’nun yaşlanma ve yerini kaybetme korkusu da bu ilişkide belirleyicidir. Film, özellikle kadın oyuncuların sürekli gençlikle karşılaştırıldığı bir dünyada, mesleki güvensizliğin nasıl kullanılabileceğini gösterir. Dostluklar ve destek ilişkileri, rollerin ve itibarın paylaşılması söz konusu olduğunda sınanmaya başlar.
Bette Davis ile Anne Baxter’ın performansları, karakterler arasındaki gerilimi küçük bakışlara ve hesaplı cümlelere taşır. All About Eve, yükselmek için insanların sevgisini ve güvenini kullanmanın bedelini sorgularken, alkışın arkasındaki rekabeti de bütün sertliğiyle hissettiriyor.
10. The Apprenticeship of Duddy Kravitz (1974)
Yönetmen: Ted Kotcheff
Oyuncular: Richard Dreyfuss, Micheline Lanctôt, Jack Warden
Tür: Komedi, Dram
Montreal’de işçi sınıfından Yahudi bir ailede büyüyen Duddy Kravitz, mülk sahibi olmayı hayatta bir yere gelmenin şartı olarak görür. Göl kıyısındaki bir araziyi satın alma hedefiyle farklı işlere girişir, bağlantılar kurar ve para biriktirmeye çalışır. Başlangıçta girişkenliğiyle dikkat çeken genç adam, hedefine ulaşmak için çevresindeki insanların emeğini, sevgisini ve güvenini kullanmaya başlar.
Bir Şeylere Sahip Olarak Değerli Olmak
Duddy’nin başarı tutkusu, kendisini başkalarına kanıtlama ihtiyacından beslenir. Büyükbabasının toprak sahibi olmaya verdiği önemi, kendi değerini belirleyen bir ölçüye dönüştürür. Araziyi alabilirse küçümsenmeyeceğine, ailesinin gözünde saygınlık kazanacağına inanır. Bu beklenti güçlendikçe, para kazanmak için seçtiği yöntemleri sorgulamakta zorlanır.
Filmin etkisi, Duddy’nin enerjisini ve incinebilirliğini de göstermesinden gelir. Onun bir fırsat yakalamasını istemek kolaydır; kendisine destek olan insanlara davranışlarını kabullenmek ise giderek güçleşir. Her yeni girişim, çalışkanlığının yanında bencilliğini de ortaya çıkarır. Hedefine yaklaştıkça ilişkilerindeki hasar büyür.
Richard Dreyfuss’ın canlı performansıyla The Apprenticeship of Duddy Kravitz, saygınlık kazanma arzusunun insanı saygıyı hak eden davranışlardan nasıl uzaklaştırabileceğini anlatıyor. Duddy’nin hikâyesi, başarıyı yalnızca elde edilenlerle ölçmenin, o uğurda kaybedilen insanları görünmez kılabileceğini hatırlatıyor.