X

Doğal afetlerden sonra kurumsal tutum nasıl olmalı?

Doğal afetler, salgın hastalıklar ve benzer yıkıcı olaylar, şirketler için bir dizi sorun yaratabilir. Böyle kriz anlarında, yapısal hasardan üretkenlik kaybına ve hatta çalışan yardımına kadar pek çok konu aynı anda ele alınmalıdır. Bu, özellikle pandeminin ardından, hala birçok çalışanın uzaktan çalıştığını düşünecek olursak; doğal afetlere bağlı olarak kişilerin aniden evsiz kaldıkları veya hasarlı bir evleri olduğunu fark ettikleri durumlarda daha da önemlidir. Kişilerin, ilgilenmeleri gereken çocukları, yerinden edilmiş aile üyeleri olması gibi rollerin tamamı, stres düzeylerine katkıda bulunur. İşverenlerin; afetlerin yaralanma, kayıp, evlerin yıkılması veya hasar görmesi, güç kaybı gibi sonuçlarının sadece çalışanlar üzerinde değil, tüm topluluklar üzerinde yaratabileceği kalıcı etkileri anlamaları gerekir.

Her ne kadar mümkün olan en kısa sürede işlerin normale dönmesi fikri cazip gelse de, stresli ve travmatik çalışanları aceleyle işe geri döndürmekten kaçınılması, sanıldığından daha fazla önem taşır. Bu süreçte iş yeri esnekliğinin, ofis içinde ve dışında şefkatli yaklaşımların kişilere büyük yardımı dokunabilir. Çalışanlarınızın duygularını yeniden düzenleyene dek muhtemelen işlerine odaklanamayacaklarını; oraya ulaşmak için de gerekli zamanı ve desteği hak ettiklerini unutmayın.

“İnsan kaynakları”nın ne anlama geldiğini hatırlayın

Şirketlerdeki ilgili departmana “İnsan Kaynakları” denmesinin bir nedeni var. Günün sonunda, her kuruluş insanlarla ilgili. Yani hangi sektörde olursanız olun; bazı insanlarla çalışacak, bazı insanlara hizmet vereceksiniz. Bu nedenle, herhangi bir bir felaket veya kriz meydana geldiğinde, “insan unsuru” iş ve endüstriden daha öncelikli olmalı. Aslında mesele gerçekten bu kadar basit.

Merhamet ve net iletişim, çalışanlar arasında artan dostluk ve sadakat gibi uzun süreli olumlu sonuçlar yaratabilir. İhtiyacı olan kişiler için doğru olanı yapmanız, yalnızca iş gücünüzde değil, müşterilerinizde de yankı uyandıracaktır…

İşte olası bir felaketin ardından şirketin ihtiyaçları ile bireylerin ihtiyaçları arasında doğru dengenin kurulmasına yardımcı olacak birkaç ipucu.

1. Farklı kanallar aracılığıyla sık sık iletişim kurun

Bir felaket sırasında ve sonrasında, çalışanların ofiste neler olup bittiğini ve kendilerinden ne beklendiğini bilmeleri gerekir. Çalışanların değişimle başa çıkmalarına yardımcı olurken, bir miktar normallik duygusunu geri kazanmak da önemlidir.

Bu kritik dönemde, güven ve güvenlik ifade eden açık bir ton kullanarak, aklın sesi ve çalışanlarınızın ihtiyaç duyduğu rahatlığın kaynağı olmayı deneyin. Tutamayacağınız sözler vermek istemeseniz de mesajlarınız destekleyici ve umut verici olmalıdır.

İletişim için şirket çapında ve departman düzeyinde e-postalar, internet sitelerinde yayınlanan mesajlar, iletişim uygulamaları, metinler, sosyal medya hesapları da dahil olmak üzere mevcut her kanalı kullanın. Farklı kanalları aynı anda kullanmak, nerede olurlarsa olsunlar insanlara ulaşmanıza yardımcı olur. Bu, gücün kullanılabilirliğine ve bilgisayarlara, mobil cihazlara erişime bağlı olarak, bir felaket durumunda değişiklik gösterebilir.

Ayrıca çalışanlarınızı düzenli olarak kontrol edin ve onları da aynısını yapmaya teşvik edin. Afetler sırasında elektrik kesintilerinin yaygın olduğunu unutmayın, bu nedenle mesajlarınızı olabildiğince kısa tutun.

2. Sonraki adımlar konusunda net olun

Yıkıcı bir olayın ilk etkisi ve şoku geçtikten sonra, herkesin dikkati hijyen ve restorasyon çabalarına çevrilmeye başlayacak. Bu aşamada, çalışanlarınızı sırada ne olacağı konusunda bilgilendirmeniz özellikle önemlidir. Ekibinizin, özellikle benzeri görülmemiş olaylar için ne beklediğinizi bildiğini varsaymayın. Onlarla iletişiminiz, her şeyi tam anlamıyla ifade etmeli. Örneğin:

  • Önümüzdeki günler/haftalar için çalışma saatleri (Değiştirilmiş veya normal programlar dahil)
  • Uzaktan veya yarı zamanlı çalışma esnekliği (Bu bir seçenekse)
  • Bir felaket nedeniyle işten izin kaydı nasıl yapılır?
  • Okul kapalıysa çocuklarını ofise getirmenin uygun olup olmadığı
  • Müsaitlik durumlarıyla ilgili olarak yöneticilerini ne sıklıkla güncelleme ihtiyacı duydukları
  • Ofisin hangi bölümleri güvensiz veya işlevsel değil (Varsa)
  • Yol koşulları ve trafik çalışma alanları
  • Her zamanki protokolünüz gevşetilmişse, kıyafet kuralları

Bir afetin ardından, yukarıdaki ve bunlara benzeyen tüm konularda çalışanlarınızı güncellemeniz gerekebilir. Ayrıca bir normallik duygusu oluşturmak için mesajlarınızı düzenli bir programa göre göndermeye çalışabilirsiniz (Örneğin her sabah saat 7’de ve her akşam 5’te).

3. Bu zor zamanı, yardımlarınızla kolaylaştırın

Bu gerçeği göz ardı etmenin herhangi bir yolu yok: Bir doğal afet veya başka bir krizden kurtulan çalışanların desteğe ihtiyacı olacak. Şirketinizin çalışan yardımı için tahsis edilmiş özel fonları olabilir. Ancak öyle olmasa bile, çalışanlarınızı onlara yardımcı olabilecek kuruluşlarla temasa geçirerek bu zor zamanı biraz daha kolaylaştırabilirsiniz.

4. Gönüllü çabalarını koordine edin

Afetin üstesinden iyi gelen çalışanlarınız, doğal olarak iş arkadaşlarına ve çevredeki topluluğa yardım etmek isteyecektir. Çalışanlara iş arkadaşlarını ve toplulukları desteklemek için araçlar vermek, doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen herkesin hissettiği stresi azaltmaya yardımcı olur. Çalışanların, diğer çalışanları ve toplumu desteklemek için şirketleriyle işbirliği içinde olması, ayrıca bir gurur ve amaç kaynağı oluşturur.

5. Nazikçe ‘almaya’ teşvik edin

Felaketler ve krizler genellikle durumu yardımsever insanların aleyhine çevirir. Her zaman başkalarına yardım etmeye alışkın olan insanlar, aniden kendilerini önemli bir yardıma ihtiyaç duyarken bulabilirler. Doğuştan verici insanlar için, yardımları alan taraf olmak genellikle daha zordur. Bu yüzden ekstra desteğe ihtiyacı olan çalışanlara, yardım kabul etmenin sadece travmalarını atlatmalarına yardımcı olmayacağını; aynı zamanda gönüllülere ve bağışçılara da bir amaç ve tatmin duygusu vereceğini hatırlatın.

6. Sağ kalanın suçluluğu durumunu ele alın

Bir felaketten doğrudan etkilenmemiş insanların, sağ kalanın suçluluğu (survivor’s guilt)sağ kalanın suçluluğu (survivor’ yaşaması oldukça alışıldık bir durumdur. Başkalarının bu kadar büyük ölçekte acı çektiğini gördüğümüzde, genellikle kendimizi suçlu hissederiz. İş arkadaşlarımız, yakınlarımız ve ailemiz bu kadar trajik bir şey yaşarken biz neden hayattayız?

Ekibinize bu suçluluğun kimseye faydası olmadığını hatırlatın. Bu duygudan kurtulmak için enerjinizi başkalarına yardım etmeye harcayın. Bir başkasına yardım etmeye, minnettarlığınızı göstermenin bir yolu olarak bakın. Ayrıca sağ kalanın suçluluğunun zihinsel sağlığı da etkileyebileceğini unutmayın. Hatta bazı ekip üyeleri, sevdiklerinin kaybından kaynaklı açık bir keder içinde olabilir. İnsanlara, kendilerine bakmaları için alan tanıyın.

7. Yaşanan travmayla anlayışlı bir şekilde başa çıkmayı deneyin

Çalışanlar işe döndüklerinde “Kendimi çok işe yaramaz hissediyorum. Burada oturup bunu yapmak yerine orada insanlara yardım ediyor olmalıydım” gibi son derece insani düşünceler içinde olabilirler. Sizin yanıtlarınız ise aşağıdaki şekillerde olmalıdır:

Onlara halihazırda yaptıkları yardımları hatırlatın. Bu, ister ihtiyacı olan bir komşuya yemek yapmak olsun, ister yardım kuruluşlarında görev almak; yaptıkları iyi işleri takdir edin.

Her insanın, özellikle de içedönüklerin, bu tür şeyler hakkında konuşmaktan çekinebileceğini unutmayın. Bazı insanlarla bu konuşmaları özel olarak yapmanız gerekebilir.

Unutmayın, iyileşmek bir maratondur, kısa mesafe koşusu değil!

Bir afetin ardından kurtarma çalışmaları haftalar, aylar ve hatta bazen yıllar alır. Bu da işleri yoluna koymaya çalışırken bunaltıcı hale gelebilir. Bu yüzden kendinize, çalışanlarınıza ve şirketinize ayak uydurmanız son derece önemlidir.

Yaşanan olayın bir sonucu olarak, herkesin değiştiğini unutmayın. Birçok insan, kendi kayıpları veya çevresindekilerin kayıplarıyla günlerce veya haftalarca uğraşarak travma geçirmiş olabilir. Bazıları insanların yıkılan yaşamlarına ilk elden tanık olmuş veya vefat etmiş sevdiklerine bakmış olabilir… Hiçkimse, bu büyüklükte bir yıkımı kolay bir şekilde atlatamaz.

Bununla birlikte “normale dönmek” için de belirlenmiş bir zaman çizelgesi bulunmuyor. Her insan acının içinden farklı şekilde geçer. Bu nedenle bir felaketi takip eden haftalar boyunca, ekibinizin sağlığını kontrol edin. Onlarla ilgili “yolunda gitmeyen” bir şey olduğunda, muhtemelen bunu fark edebileceksiniz. Bunu hafife almayın. Eğer varsa çalışan yardım programınızı ve kullanabilecekleri diğer kaynakları, gerekli sıklıkta onlara hatırlatın.

Kaynaklar: insperity, sofi

Peki, konunun uzmanları bu konuda ne düşünüyor?

Uplifers yazarları arasında yer alan; Profesyonel Koç & Eğitmen Görkem BakkaloğluProfesyonel Koç & ve Uzman Psikolojik Danışman Merve Dökmeci‘ye biz sorduk; onlar yanıtladı. Katkıları için çok teşekkür ediyor; yanıtlarını değiştirmeden sizlerle paylaşıyoruz:

1. Deprem sürecinde çalışanlar için şirketler ne gibi destekleyici adımlar atabilir?

Uzman Psikolojik Danışman Merve Dökmeci:

“Deprem gibi toplumun büyük bir bölümünü etkileyen doğal afet ve kriz durumlarında kurumların her şeyden önce yaşanan durumu insan odaklı bir yaklaşımla ele almaları; yani çalışanlarını çok iyi tanıyor olmaları, yaşanan durumun kendi çalışanlarını nasıl etkileyebileceğine dair az da olsa bir fikir sahibi olmaları, çalışanlarının psikolojik ihtiyaçlarını doğru araçlarla topladıkları verilere göre analiz edip önceliklendirmeleri ve alacakları aksiyonları bu veriler doğrultusunda planlayarak harekete geçmeleri gerekiyor. Panikle, sırf bir şey yapmış olmak için plansızca alınan kararlar kaynakların boşa harcanmasına neden olabiliyor. İdealinde çalışan ruh sağlığına ve esenliğine dair çalışmaları kriz durumu ortaya çıktığında değil, önleyici ve sürdürülebilir aksiyonlarla kurum kültürüne entegre etmek atılabilecek en doğru adım.

Psikolojik ilkyardım, travma, kayıp ve yas, bireyler arası iletişim, kapsayıcı kurum kültürü oluşturma gibi spesifik temalarda, tüm çalışanların katılımına açık psiko eğitim ve seminer çalışmalarının yanı sıra ortak deneyimlerden geçen çalışanların duygu ve düşüncelerini paylaşmalarına alan açan küçük grup çalışmaları da ihtiyaç analizleriyle paralel şekilde düzenli olarak sürdürülmeli. Bunun da ötesinde her bireyin olayları algılama şekli, baş etme kapasitesi, mizacı, geçmiş deneyimleri, yaşam tarzı, o an yaşamında neler olup bittiği birbirinden çok farklı. Dolayısıyla her çalışanın depremden ne kadar etkilendiği, bu etkinin ne kadar süreceği, neye ihtiyaç duyduğu yaşamındaki pek çok değişkene bağlı. Bu nedenle kurumların çalışanlarının destek süreçlerine bireysel farklılıkları gözeterek yaklaşmaları ve psikolojik danışmanlık, psikoterapi gibi bireysel destek alabilecekleri kaynaklar sunmayı
önceliklendirmeleri gerekiyor.”

Profesyonel Koç & Eğitmen Görkem Bakkaloğlu:

“Adana bölgesinde faaliyet gösteren santralimizdeki çalışanlarımıza, hem kendileri hem de yakınları için maddi yardımda bulunduk. Kaza ve kayıplarını giderebilmeleri için izin verdik ve sürekli iletişim halinde bulunarak moral ve motivasyonlarını destekledik. Bence bu süreçte şirketlerin çalışanına ne kadar değer verdiğini göstermesi, sadece gidip geldiği maaş aldığı bir yer değil, bir aile olduğumuzun ve takımın önemli bir parçası olduklarını içtenlikle hissettirmek gerekir.”

2. Depremden direkt olarak etkilenen çalışanlar için şirketler ne gibi katkılar sunabilir?

Uzman Psikolojik Danışman Merve Dökmeci:

“Öncelikle tüm çalışanlar gibi depremden doğrudan etkilenen çalışanların da ihtiyaçlarını doğru analiz etmek gerekiyor. Barınma, beslenme, güvenlik gibi temel ihtiyaçlar karşılanmadan psikolojik destek sunmaya çalışmak faydadan çok zarar getirebiliyor. Kurumun gündemiyle/değerleriyle kendi gündeminin/değerlerinin farklı noktalarda olduğunu görmek çalışana kendisini görülmemiş, anlaşılmamış, yalnız ve çaresiz hissettirebiliyor. Doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen kişilerin travma, kayıp ve yas süreçlerine saygı duymak, içinden geçtikleri deneyimi sindirebilmeleri için alan vermek ve zaman tanımak, iş yaşamıyla ilgili beklentileri en aza indirmek, bir yandan da rutinlerine geri dönmelerini kolaylaştıracak küçük adımlarla yaşamın olağan akışına yeniden uyumlanmalarını sağlamak kurumların çalışanlarına sunabilecekleri katkılardan bazıları.”

Profesyonel Koç & Eğitmen Görkem Bakkaloğlu:

“Maddi manevi kayıpları çok ağır olan ve travmatik süreçleri belki de çok uzun yıllar tedavi gerektirecek çalışanlar için maddi desteğin yanı sıra, bu felaketin psikolojik tarafını atlatabilmeleri için manevi ve tıbbi psikoloji destek sağlanmalı veya sağlanması için desteklenmeli.”

3. Şirketlerin deprem gibi doğal afetlerin ardından çalışanların gönüllü çabalarını desteklemeleri neden önemli?

Uzman Psikolojik Danışman Merve Dökmeci:

“Depremden doğrudan etkilenmeyen çalışanların doğrudan etkilenen çalışanlarla insani temasını odağına her türlü girişimi desteklemek bu dönemde kurumların çalışanlarına sunabileceği en güzel destek. Herkesin kendi becerilerini ve kaynaklarını kullanarak ‘işe yaradığını’ hissetmesi ve parçası olduğu ekosisteme katkıda bulunması sadece doğrudan etkilenen kişiler için değil herkes için iyileştirici, güven ortamının yeniden inşa edilmesini, bireylerin kendilerini daha güçlü hissetmelerini sağlayan bir deneyim olacaktır. Yöneticilerin ya da diğer çalışanların doğrudan etkilenen çalışanları önce dikkatle gözlemleyerek ihtiyaçlarını anlamaları ve bu ihtiyaçlara cevap verebilecek çözümler üstüne birlikte düşünmeleri, duyulma ihtiyacının giderilmesi için herkesin birbirini dikkatle ve şefkatle dinlemesini sağlayabileceği iletişim kanalları oluşturmak, hepsinden de önemlisi samimiyet ve içtenlikle bağ kurmaları, kendi duygularını sansürlemeden paylaşmaları, teselli etme çabasına girmeden ve ‘Hepsi geçecek, zamanla daha iyi olacaksın’ gibi gerçekliği yansıtmayan söylemlerden kaçınarak iletişimde olmaları herkes için bu dönemin en az ‘hasarla’ atlatılmasını sağlayacaktır.”

Profesyonel Koç & Eğitmen Görkem Bakkaloğlu ise bu soruyla ilgili olarak; ‘şirketlerinin Kahramanmaraş depreminin ardından çalışanlarının gönüllü çabalarına destekte bulunduğunu; onlara gıda ve giyecek yardımı, deprem bölgesine ise konteynır yardımı yaptığını’ belirtti.

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale