X

Zihinsel otofaji nedir? Kaygılı zihninizi neden zaman zaman “aç” bırakmalısınız?

Sabah gözünüzü açar açmaz eliniz telefona gidiyor değil mi? Daha yataktan çıkmadan bildirimleri kontrol ediyor, kahvenizi içerken haber akışına göz atıyor, işe giderken podcast ya da müzik dinliyor, gün boyunca sayısız e-posta ve mesaj arasında koşturuyor, akşam ise biraz kafa dağıtmak için bu kez sosyal medyada vakit geçiriyor olabilirsiniz. Günün sonunda zihniniz yorulmuş olsa bile onu dinlendirmek yerine yeni içeriklerle beslemeye devam ediyoruz.

Modern yaşamın temposu içinde bu durum artık neredeyse hepimizin rutini haline geldi. Sürekli bilgiye ulaşabiliyor olmak büyük bir avantaj gibi görünse de, zihnimizin bu kadar çok uyaranı nasıl işlediğini pek düşünmüyoruz. Oysa bedenimiz gibi beynimizin de dinlenmeye, yavaşlamaya ve gün içinde biriktirdiği yükleri işlemeye ihtiyacı var.

Bu ihtiyacı fark etmediğimizde ise kendimizi açıklaması zor bir yorgunluğun içinde bulabiliyoruz. Fiziksel olarak dinlenmiş olsak bile zihnimiz hala meşgul oluyor; küçük bir aksilik moralimizi bozabiliyor, basit bir yanlış anlaşılma beklenmedik bir tartışmaya dönüşebiliyor ya da gün boyunca içimizde taşıdığımız huzursuzluğun nedenini tam olarak açıklayamıyoruz.

Son zamanlarda konuşulmaya başlanan zihinsel otofaji (mental autophagy) kavramı da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Tıpkı bedenimizin zaman zaman kendini yenilemeye ihtiyaç duyması gibi, zihnimizin de sürekli yeni bilgiler tüketmek yerine durmaya, sessiz kalmaya ve biriken duygusal yükleri işleyecek bir alan bulmaya ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Bu yazımızda zihinsel otofajinin ne anlama geldiğini, sürekli bilgi tüketmenin zihnimizi nasıl etkilediğini ve günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz küçük alışkanlıklarla zihninize nasıl nefes aldırabileceğinizi keşfedebilirsiniz.

Zihinsel otofaji nedir?

Biyolojide “otofaji”, hücrelerin zamanla işlevini yitiren parçalarını temizleyerek kendini yenilemesi anlamına geliyor. Özellikle aralıklı oruç dönemlerinde daha fazla konuşulan bu durum, bedenin adeta kendi bakımını yapmasına yardımcı oluyor.

Zihinsel otofaji kavramı da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Gün içinde yaşadığımız hiçbir deneyim aslında tamamen geride kalmıyor. İş yerinde canınızı sıkan bir olay, sosyal medyada gördüğünüz olumsuz bir haber, trafikte yaşadığınız kısa süreli bir gerginlik ya da bir arkadaşınızın beklemediğiniz bir sözü… Belki o an yolunuza devam ediyorsunuz ama zihniniz bütün bu deneyimleri kaydetmeye devam ediyor. Her biri, farkında olmasanız bile küçük duygusal izler bırakıyor. 

Eğer beyniniz sürekli yeni bilgilerle meşgulse, bu duygusal yükleri işleyecek zamanı bulamıyor. Bir başka deyişle, zihniniz sürekli “sindirim” halinde olduğu için gün içinde biriken duyguları düzenleyemiyor.

İşte zihinsel otofaji, tam da bu noktada devreye giriyor. Zihninize kısa süreli de olsa hiçbir yeni uyaran vermediğinizde, beyniniz sonunda geride kalan düşünceleri işlemeye, yaşadığınız olayları anlamlandırmaya ve duygusal yükünü hafifletmeye başlayabiliyor.

Sessizlik neden bu kadar zor geliyor?

Aslında çoğumuz sessizlikle baş başa kalmaya pek alışık değiliz. Asansörde birkaç saniye beklerken bile telefona uzanıyor, otobüste camdan dışarı bakmak yerine ekranı kaydırıyor, market sırası beklerken bile bir mesaj atabiliyoruz.

Yüzyıllar önce Fransız filozof Blaise Pascal’ın dikkat çektiği gibi, insan bazen kendi düşünceleriyle baş başa kalmakta zorlanabiliyor. Bugün teknoloji sayesinde bu kaçış çok daha kolay hale geldi. Canımız sıkıldığında ya da yalnız hissettiğimizde, birkaç saniye içinde dikkatimizi dağıtabilecek sayısız seçeneğe ulaşabiliyoruz.

Fakat bu alışkanlığın görünmeyen bir tarafı ise zihnimiz, yaşadığımız duyguları anlamlandıracak sessiz alanları giderek kaybediyor. Bir sorunla karşılaştığımızda onu gerçekten hissetmek yerine başka bir içerikle dikkatimizi dağıtıyoruz. Böylece duygular ortadan kalkmıyor; yalnızca bir süreliğine erteleniyor.

Bir süre sonra ise küçücük bir aksilik bile beklenmedik kadar büyük bir tepkiye dönüşebiliyor. Belki partnerinizin söylediği sıradan bir cümle sizi normalden fazla kırıyor ya da iş yerinde yaşanan küçük bir yanlış anlaşılma gününüzün geri kalanını etkiliyor. Bazen sorun yaşanan olayın kendisi değil, zaten dolu olan zihnimizin yeni bir yükü daha taşıyamamasıdır.

Carl Jung’ın sessizliğe çekilmesinin nedeni

Psikolojinin en önemli isimlerinden Carl Jung da zihnin dinlenmeye ihtiyaç duyduğuna inanıyordu. Bu nedenle İsviçre’nin Bollingen bölgesinde, modern hayatın dikkat dağıtan unsurlarından uzak, sade bir taş ev yaptırdı. Burada zaman zaman yalnız kalıyor; odun kesiyor, su taşıyor ve doğayla iç içe vakit geçiriyordu.

Jung için bu sessizlik, dünyadan kaçmak değil; düşüncelerini toparlayabileceği ve zihnine alan açabileceği bir fırsattı. Bugün de onun bu yaklaşımı, zihnin zaman zaman yavaşlamaya ve sürekli uyaranlardan uzaklaşmaya ihtiyaç duyduğunu hatırlatan etkileyici örneklerden biri olarak görülüyor.

Elbette hepimizin böyle bir yaşam kurması mümkün değil. Ancak gün içinde kendimize ayıracağımız kısa sessizlik anları bile zihnimizin nefes almasına yardımcı olabilir.

Zihninize nefes aldıracak üç küçük alışkanlık

Güne ekransız başlayın

Uyandıktan sonraki ilk bir saat boyunca telefonunuza bakmamayı deneyin. Haberler, sosyal medya ya da e-postalar yerine kahvenizi keyifle için, pencereyi açın, birkaç dakika esneme hareketleri yapın ya da yalnızca sessizce oturun. Güne nasıl başladığınız, günün geri kalanındaki ruh halinizi düşündüğünüzden daha fazla etkileyebilir.

Sessizliği seçin

İşe giderken ya da kısa bir yolculuk yaparken her zaman müzik veya podcast açmak zorunda değilsiniz. Arada sırada sessiz bir yolculuk yapmayı deneyin. İlk başta alışılmadık gelebilir ancak bir süre sonra zihninizin kendi düşüncelerini toparlamaya başladığını fark edebilirsiniz.

Telefonsuz yürüyüşler yapın

Günde yalnızca yirmi dakikalık kısa bir yürüyüş bile fark yaratabilir. Telefonunuzu evde bırakın ya da çantanıza koyup çıkarmayın. Gökyüzüne bakın, çevrenizdeki sesleri dinleyin, gözlerinizin uzaklara odaklanmasına izin verin. Sürekli ekranlara odaklanmak yerine ufka bakmak, zihninizin dinlenmesine katkı sağlayabilir ve stres hormonunun dengelenmesine yardımcı olabilir.

Bazen zihnimizin ihtiyacı daha fazlası değil, biraz boşluk olabilir

Kendimizi kaygılı ya da yorgun hissettiğimizde çözümü çoğu zaman daha fazla bilgi edinmekte arıyoruz. Yeni bir kitap okuyor, yeni bir video izliyor ya da yeni tavsiyeler arıyoruz. Oysa bazı dönemlerde zihnimizin ihtiyacı yeni bilgiler eklemek değil, zaten taşıdığı yükü hafifletebileceği sessiz alanlar oluşturmak olabilir.

Belki de gerçek dinlenme, hiçbir şey yapmıyor gibi göründüğümüz o kısa anlarda gerçekleşiyor. Çünkü zihnimiz, ancak sürekli yeni uyaranlarla meşgul olmadığında yaşadıklarını anlamlandırabiliyor, duygularını düzenleyebiliyor ve yeniden güç toplayabiliyor.

Kısacası, bedenimize gösterdiğimiz özeni zihnimize de göstermeyi hatırlamamız gerekiyor. Bazen yapabileceğiniz en iyi şey, biraz yavaşlamak, ekranı kapatmak ve zihninize hiçbir şey vermeden onun kendi ritmini bulmasına izin vermek olabilir. Çünkü iç huzuru her zaman daha fazlasını tüketerek değil, bazen biraz daha azına alan açarak da bulabiliriz.

Kaynak: psychologytoday

İlginizi çekebilir: Bedenin sessiz dili: Duygularımız ve organlarımız arasındaki görünmez bağlar

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale