X

Neden herkes aynı kafede aynı açıdan fotoğraf çekiyor? 

“Beğeni, insanları sınıflandırır ve sınıflandıranı da sınıflandırır.” — Pierre Bourdieu

Bourdieu ve “beğeni”nin toplumsal inşası

Üstten çekilmiş bir masa, bir kahve fincanı ve yanında doğru bir açıyla hizalanmış kitap veya dergi, arka planda bulanık bir bitki ya da kafe atmosferi… Henüz görmeseniz de bu anlatım kafanızda belli bir fotoğraf görüntüsünü canlandırdı değil mi? Görmeden bile bu fotoğrafı tarif edebiliyor oluşumuz aslında bir tesadüf değil. Çünkü bu kareye hepimiz aşinayız artık. 

Sosyal medyada gezindikçe görüyoruz ki farklı şehirler farklı insanlar ve neredeyse birbiri ile aynı kareler… Biz kendi zevkimizi yansıttığımızı, kendi seçimimizle hareket ettiğimizi düşünürken belli bir kalıbı tekrar ediyor olabilir miyiz? Seçtiğimiz açılar gerçekten bizim mi, yoksa görselliğin anonimleştiği bu çağda sadece tanıdık bir sığınağa sığınmak mı? 

Yani bize aynı kalıpları kullandıran şey tam olarak ne? 

Bu soruların cevabını “Herkes için Sanat Felsefesi” düşüncesinden hareketle, farklı filozofların bakış açılarında arayacağım. Gündelik alışkanlıklarımıza farklı bir pencereden bakmaya hazırsanız ilk durak: Pierre Bourdieu ve “beğeni” kavramı.

Beğeni, sandığımız kadar “kişisel” olmayabilir.

“Beğeni” kavramının hiçbir zaman tamamen bireysel olmadığını savunan Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’ya göre, beğenilerimiz; içinde doğup büyüdüğümüz sınıfın, aldığımız eğitimin ve edindiğimiz “kültürel sermaye”nin bir yansımasını oluşturuyor. Toplumda belirli bir gruba ait olduğumuzu kanıtlamak veya o gruba dâhil olma arzumuzu göstermek için bazı sembolleri kullanıyoruz. Bu tercihler veya semboller doğuştan gelen bir “iyi zevk” meselesini temsil etmiyor; aksine sınıfsal konumumuzun, aldığımız eğitimin, büyüdüğümüz çevrenin bize kazandırdığı görünmez bir alışkanlıklar bütününü yansıtıyor. Neyi güzel bulduğumuz, aslında hangi toplumsal gruba ait olduğumuzun (ya da ait olmak istediğimizin) bir göstergesine işaret ediyor.

Yani beğeni bir tercih değil, bir statü olarak konumlanıyor.

Bu çerçeveden baktığımızda kafe fotoğrafı basit bir estetik seçim olmaktan çıkıyor. O kare; belirli bir kültürel sermayeye, belirli bir hayat tarzına (“bilinçli tüketim”, “yavaşlık”, “estetik bir gündelik hayat”) ait olduğumuzu gösteren sessiz bir işaret oluyor. Aynı fotoğrafı çeken herkes, aslında birbirine: “Ben bu gruba aitim.” mesajını veriyor!

Peki günümüzde Bourdieu’nün sınıfının yerini algoritma aldı diyebilir miyiz?

Eskiden beğeniyi şekillendiren şey aile, okul ve toplumsal çevre iken bugün devreye bambaşka bir güç de girdi: Algoritma!

Artık hangi fotoğrafın önceden beğenileceğini bilen bir sistem var ve bu sistem herkesin karşısına belirli estetik referansları çıkarıyor. Ve bu referanslar zamanla estetik “doğru” haline geliyor. Yani alışkanlıklarımız artık yalnızca sınıfsal değil, akış (feed)’la da inşa ediliyor. Aksi halde bu kadar farklı gelir grubu, farklı ülke ve şehirlerden insanın birbirine bu kadar benzer kareler üretmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilir ki?

Bu kareyi gerçekten biz mi seçiyoruz, yoksa kare bizi mi seçiyor?

Beğeninin ortak bir görsel dil üzerinden yeniden inşa edilmesi bize şunu sorgulatabilir: 

-Deklanşöre basan parmak gerçekten bizim özgür irademiz mi? Yoksa çağın estetik kodları ve algoritmik beklentileri mi? 

Bu sorunun net bir cevabı yok belki ama üzerine düşünmeye değer. Cevabı ne olursa olsun, bu soru bizi Bourdieu’nün başta söylediği şeye geri götürüyor: beğeni hiçbir zaman tam anlamıyla masum değil.

Peki sevdiğimiz kareleri bu algoritmik akıştan tamamen bağımsız değerlendirebilir miyiz?

Belki de burada net bir çizgi çekmeye çalışmak bizi yanıltır. Ne biz tamamen özgürüz, ne de tamamen bir kalıbın esiriyiz. İkisinin arasındaki o ince çizgide geziniyoruz. Önemli olan belki de bu çizginin farkında olmak: bir sonraki fotoğrafı çekerken, o karenin ne kadarının bize, ne kadarının bize öğretilene ait olduğunu bir an düşünmek.

PS: Bu yazı kafelerde kahve ve kitap fotoğrafı çekmeyi seven biri tarafından yazılmıştır. 

İlginizi çekebilir: İnsan ruhu nasıl boyanır?

Seda İstifciel: Mehabalar, ben Seda. 2014 yılından beri çeşitli markalara ve e-ticaret alanında içerik uzmanlığı yapmaktayım. Ege Üniversitesi Felsefe bölümünü bitirdikten sonra kısa bir öğretmenlik tecrübem oldu. Sonrasında sosyal medya, SEO ve blog tarafında farklı mecralarda ve markalarla çalışmaya başladım. Okumak ve yeni yerler keşfetmek sanırım bu hayatta en keyif aldığım şeylerin başında geliyor. Burada görmekten keyif aldığım yerleri ve okuduğum kitaplarla ilgili etkilendiğim, sorgulamayı sevdiğim konuları paylaşmaktan mutluluk duyacağım. Doğayı, tüm hayvanları özellikle de kuşları, huzurlu ve şirin mekanları fotoğraflamayı, buralarda kahve içip hayaller kurmayı seviyorum.
İlgili Makale