Anadolu; tarihin sıfır noktası olarak görülen Göbeklitepe’den arkeolojinin başlangıcı kabul edilen Troya’ya ve Roma İmparatorluk Dönemi’nin en zengin metropolü olan Efes’e kadar binlerce yıllık zengin katmanlarıyla, tarih tutkunlarını her seferinde şaşırtan çok özel bir coğrafya. Tarih boyunca dönemine ilham olarak ünü çağların ve sınırların dışına taşan bu antik kentler, yaz rotanızın en ilgi çekici duraklarından olabilir. Yönünüzü nereye çevirseniz çevirin, tarihin farklı bir katmanına rastlayacağınız zengin Anadolu coğrafyasında, herkesin mutlaka en az bir kez görmesi gereken, insanlık tarihine ışık tutmuş en popüler ve özel antik kentleri sizler için derledik. İşte Türkiye’de mutlaka ziyaret edilmesi gereken antik kentler!
Troya Antik Kenti, Çanakkale
Bugün arkeoloji biliminden ve Türkiye’nin antik kent zenginliğinden bahsedebiliyorsak, işte hepsinin temeli Troya’ya dayanıyor. Homeros’un ünlü İlyada destanında başlayan hikayenin çıkış noktası olan Troya, tüm dünyaya armağan olmuş evrensel bir miras. Antik kent gezi rotası her ne kadar, Helenistik dönem kentlerinin aksine ayakta kalmış pek fazla yapı sunmasa da Troya’nın esas zenginliği, 10 farklı yerleşim katmanına dağılan yaklaşık 6000 yıllık kesintisiz tarihinde gizli. Tunç Çağı’ndan Roma dönemine uzanan bu geniş tarihsel aralık, antik kent gezisinin ardından modern müzeye yapacağınız bir ziyaretle çok daha doyurucu olabilir.
Assos Antik Kenti, Çanakkale
Rotanızı Çanakkale’ye çevirmişken Behramkale’de konumlanan Assos Antik Kenti’ne de mutlaka uğramanız gerek. Muazzam Midilli manzarasıyla başdöndürücü fotoğraf kareleri sunan bu kent, tarihte küçük bir liman kentiyken sonradan önemini kaybederek terk fedilmiş. Ama bu sayede özgün Dor yapısını koruyarak bugüne kadar gelebilmiş. Kentin tepe noktasındaki Athena Tapınağı, Türkiye’nin tek ve en eski Dor düzenli tapınağı olarak geçiyor. Antik kentin aksi yönünde gelişen köy yerleşimi Osmanlı mirasını taşırken, aşağıda kalan liman bölgesi ve çevresi restore edilmiş eski taş binalara ev sahipliği yapıyor.
Efes Antik Kenti, İzmir
Türkiye’de görülmesi gereken antik kentler denilince neredeyse herkesin ilk sıraya yerleştirdiği Efes, ününü tüm dünyaya duyurmuş bir metropol. Bugün denizden uzak kalsa da liman ticaretiyle zenginleşerek Helenistik ve Roma dönemlerinde Asya Eyaleti’nin başkenti olan kent, aynı zamanda İncil’de adı geçen kiliselerden birine ev sahipliği yapması nedeniyle Hristiyanların hac rotasında yer alıyor. Günümüze çok iyi korunarak gelen ve çeşitli opera bale etkinliklerine ev sahipliği yapan tiyatrosu, estetik Celsus Kütüphanesi ve gece ışıklandırmasıyla bambaşka bir ruha bürünen sokaklarıyla henüz görmediyseniz mutlaka gitmeniz gereken bir kent.
Pergamon Antik Kenti, İzmir
Günümüzde Efes kadar ünlü olmamasına rağmen aslında tarihte ondan daha çok ilke ve zenginliğe imza atan Pergamon, sadece Türkiye’nin değil dünyanın en eşsiz kenti olabilir. Dünyanın en dik tiyatrosu, İskenderiye Kütüphanesi’nin en büyük rakibi olan kütüphanesi, dağın zirvesindeki Helenistik estetiği yansıtan Trajan Tapınağı ile oldukça zengin bir kültür taşıyor. Bugün Berlin’de bulunan ve kimi sanat tarihçilerine göre Barok sanatın öncülü kabul edilen Zeus Sunağı ise bu antik kente çok daha derin bir sanatsal anlam katıyor. Üstelik henüz kazılmamasına rağmen tıpkı Roma’daki Kolezyum’a benzer bir amfiyatroya da ev sahipliği yapıyor. Ayrıca İncil’deki 7 kiliseden bir diğeri Pergamon’da konumlanıyor. Bu katmanlı ve zengin tarih, antik kentin hemen eteklerindeki Bergama yerleşimi ile birleşince ziyaretçilerine kesinlikle keşfedilecek sayısız mihenk taşı sunuyor.
Hierapolis Antik Kenti, Denizli
Yerli ve yabancı turist ağırlamada Efes ile açık açık bir rekabet içinde olan Hierapolis, hem önemi hem zengin kültür katmanlarıyla Türkiye’nin en zirvedeki antik yerleşimlerinden biri. İsa’nın 12 havarisinden Aziz Philip’in şehit olduğu dev kültür peyzajı, Hristiyanlar için önemli bir hac rotası olarak geçiyor. Geniş peyzajında sahne yapısı ve basamaklarıyla birlikte çok iyi şekilde korunmuş antik tiyatroya, hala kullanılan hamam yapılarına ve “Cehennem Kapısı” olarak bilinen zehirli termal mağaraya ev sahipliği yapıyor. Hemen yanı başındaki bembeyaz Pamukkale travertenleri ise kentin kültürel zenginliklerini doğal zenginlikle harmanlıyor. Her adımda doğanın, dönemin ünlü başkentlerinden birini şekillendirme sanatını izleyeceğiniz bu kent, şifalı suları ve görkemli yapılarıyla dünya üzerindeki nadir yerleşimlerden biri.
Afrodisias Antik Kenti, Aydın
Kendi mermer ocaklarına sahip olmasıyla antik dünyanın en yetenekli heykeltıraşlarını yetiştiren Afrodisias, zarif bir sanat başkenti. Güzellik Tanrıçası Afrodit’e adanan kentin her yanından adeta estetik bir güzellik fışkırıyor. Karia bölgesindeki bu ünlü sanat merkezindeki en ünlü yapı, üzerindeki kusursuz işçilik ve ince detaylarla öne çıkan Tetrapylon anıtsal kapısı. Ancak kentin dört bir yanında keşfedilecek muazzam şiirsel detaylar bulunuyor. Üstelik dünyanın en büyük stadion yapısına da ev sahipliği yapıyor. Sanatı, estetiği ve antik çağın mühendislik dehasını keşfetmek istiyorsanız, kesinlikle uğramanız gereken bir lokasyon.
Sardes Antik Kenti, Manisa
Tarihte paranın ilk basıldığı yer olarak geçen Sardes, kazı alanı küçük olmasına rağmen yine katmanlı zenginliğe sahip olan kentlerden biri. İçindeki devasa sinagog yapısı, bazı kaynaklara göre Avrupa’nın ve Türkiye’nin ilk havrası olarak geçiyor. Başarılı restorasyon çalışması ile dikkat çeken Hamam-Gymnasion kompleksi ile antik dünyadan günümüze kalan en dikkat çekici örneklerden biri olarak hem yerli hem yabancı turistleri büyülüyor. Antik kent kalıntılarının üzerinde modern köy yerleşimi bulunsa da Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne en son giren bu kent, kesinlikle gösterdiğinden fazlasını gizliyor.
Aspendos Antik Kenti, Antalya
Dünyanın en bilindik antik kentlerinden olan Aspendos da arkeoloji tarihinde evrensel ilklere imza atan bir lokasyon. Aspendos denilince akla gelen ünlü tiyatro yapısı, Roma İmparatorluk Dönemi’nden günümüze en iyi şekilde korunarak gelen örnek olarak arkeoloji dünyasına ilham oluyor. Sahnede fısıldanan bir sözün bile tiyatronun en üst basamaklarından duyulacak şekilde düşünülen kusursuz akustiği, antik dünya bilgeliğinin ne kadar ileri görüşlü olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kentin diğer akropol yapıları, stadyum kalıntıları ve Roma su kemerleri de buradayken görebileceğiniz eserler arasında. Denk getirebilirseniz, bu muhteşem tiyatroda bir tiyatro ya da opera-bale gösterisine katılmanızı öneririz.
Perge Antik Kenti, Antalya
Antalya’nın Aksu ilçesinde yer alan Perge Antik Kenti; geniş sütunlu caddeleri, ortasından geçen gelişmiş su kanalları ve anıtsal Helenistik mimarisiyle döneminin heykeltıraşlık ve sanat okullarından biri. Düzenli kent planıyla şehirciliğin gelişimine katkıda bulunan kent, günümüze iyi korunarak gelen tiyatrosu, hamamı, stadyumu ve yüksek kuleleriyle insana zaman yolculuğuna çıkmış gibi hissettiriyor. Tiyatronun iyi durumdaki sahne yapısına karşı oturmak ve dönem mühendisliği ile mimarlığının ne kadar estetik olduğuna tanıklık etmek, gerçekten büyüleyici bir deneyim.
Patara Antik Kenti, Antalya
Bugün Amerika’daki eyalet sisteminin temelleri, uzun yıllar Likya Eyaleti’ne başkentlik yapmış Patara’dan ilham alıyor. Fenike-Kalkan arasındaki en önemli ve eşsiz kentlerden olan Patara, Likya tipi lahitlerin ve Roma mimarisinin en iyi izleneceği lokasyonlardan biri. Tarihin ilk demokratik meclis binasına sahip olmasıyla öne çıkan kent, aynı zamanda dünyanın en eski deniz fenerini barındırıyor. Yakın zamanda tüm parçaları korunarak restore edilen deniz feneri, bugün kumlar üzerinde kalsa da tarihin en önemli liman kentlerinden birini hatırlatıyor. Üstelik Patara, Caretta Caretta deniz kaplumbağalarının Akdeniz’deki en önemli üreme alanlarından biri olduğundan doğal koruma bölgesi olarak geçiyor. Buradayken kentin muazzam kalıntılarını, demokrasi tutkusunu ve doğal çevre uyumunu hissetmek sizin için dönüştürücü olabilir.
Sagalassos Antik Kenti, Burdur
Torosların zirvesindeki konumu ile adeta bulutların arasına gizlenen Sagalassos, adını hafızalara kazıyan kentler arasında. Antik Pisidia bölgesinin en eski yerleşimlerinden olan bu seramik üretim merkezinin tarihi, dünya arkeoloji tarihinde ilklere imza atan başka bir konum. Başarılı restorasyonda günümüze kalan Antoninler Çeşmesi, estetik zarafetiyle insanı kendine hayran bırakıyor ve bu çeşmeden günümüzde de su akıyor. Roma su kanallarının, kent planlamasının en başarılı ve ilham verici örneklerinden olan kent, dünyanın en yüksek rakımlı tiyatrosunu da barındırıyor. İmparatorların en gözde şehri olarak bilinen Sagalassos, zorlu coğrafyası ve binlerce yıldır akan çeşmesiyle mutlaka görmeniz gereken bir UNESCO mirası.
Göbeklitepe Ören Yeri, Şanlıurfa
İnsanlık tarihinde bugüne kadar bilinen her şeyi baştan yazan Göbeklitepe, günümüzden tam 12.000 yıl öncesine uzanan geçmişiyle “tarihin sıfır noktası” olarak kabul ediliyor. Keşfedildikten sonra barındırdığı önemli verilerle tüm dünya arkeologlarının başını çevirdiği bu önemli saha, “Önce yerleşik hayata geçildi, daha sonra tapınaklar yapıldı” teorisini yerle bir ediyor. İnsanoğlunun dini ritüeller için adeta festival niteliğinde törenler yaparak toplandığını ve tarımı da toplanan bu kalabalığı doyurmak için keşfettiğini kanıtlıyor. Göbeklitepe’nin tarihi o kadar eskiye uzanıyor ki, onun keşfine kadar dünyanın ilk tapınaklarından kabul edilen Stonehenge bile ondan yaklaşık 7.000 yıl sonra inşa edilmiş. Yani belki de yeryüzündeki en özel lokasyonlardan biri.
İlginizi çekebilir: İzmir’in görülmesi gereken antik kentleriİzmir’