X

Zeytin Ağacı ve Aile Dizimi üzerine Uplifers uzman yazarlarından Esra Uyman ile konuştuk

Son günlerin en popüler Netflix içeriklerinden biri olan Zeytin Ağacı, okuyucularımızın ve yazarlarımızın oldukça ilgisini çeken Aile Dizimi konusunu ele alıyor. 90’lı yıllarda Alman psikoterapist Bert Hellinger tarafından ortaya atılan bir terapi yöntemi olan Aile Dizimi, atalarımıza güçlü bir bağ ile bağlı olduğumuza ve onların travmalarının bizlere, bizden sonraki kuşaklara aktarıldığına odaklanıyor. Biz de Uplifers olarak Zeytin Ağacı dizisinde ele alınan bu konuyla ilgili Aile Dizimi uygulayıcılarından uzman yazarımız  Esra Uyman‘a sorularımızı yönelttik. Aile Dizimi konusuna meraklı olan, diziyi izledikten sonra daha bu konuda daha geniş araştırmalar yapmak isteyen veya nedir, ne değildir, nasıl yapılır gibi soruların cevaplarını keşfetmeyi bekleyen tüm Uplifers okuyucularına keyifli okumalar…

Son günlerde oldukça popüler hale gelen Netflix’in yeni yerli dizisi Zeytin Ağacı’nı izlediniz mi?

Evet, izledim. 

Dizi sizi nasıl etkiledi; dizide en sevdiğiniz karakter kimdi, en çok hangi olay/olaylar ilginizi çekti, neden?

Ben çok beğendim. İyi kurgulanmış, detayları incelikle örülmüş ve hiç bilmeyen, duymayan kişiler için temiz ve pürüzsüz bir anlatım olmuş. Zaman Bey‘i çok beğendim, adanmış, sade ve merkezinde bir karakter olmasından dolayı. 

Ayrıca, bu tarz işler yapan kişilerin, günlük hayatlarında büyücülük yapmadıklarını, ya da tüm gün meditasyonda, tutkusuz, sorunsuz olmadıklarını gerek tavla, gerek meyhane gerekse “mesai sonrası” tavırlarında işlenmiş olması, kendi çocuğu ile olan problemini çözememiş olması, yaşamla iç içe, insani bir yerden bağ kurmasının süptil bir şekilde her fırsatta vurgulanmış olması çok önemli bir detaydı benim için.  Senaryoya mentorluk edenleri ince işçiliklerinden dolayı kutluyorum. 

Sevgi karakterinin başında bu kadar manipülatif, realistik bir arkadaşı varken, buna rağmen ruhunun çağrısını duyup kendine bir şans vermesi ve bu konudaki cesareti  etkileyici idi. İnsanın “çağrısına” kulak vermesinin ona açtığı kapılara, sürekli tekrar eden ve bilinen yolların dışında davranışın/davranışların yaşamdaki duruşumuzu ne kadar keskinleştirip güçlendirdiğine iyi bir örnekti.

Ada karakteri, hepimizin yaşamında bizi bize sorgulatan ve konfor alanımızda kalmamız için elinden geleni yapan bir “ego” portresi, metafizikte anlattığımız postacının tehdit eden sesi olması da diğer karakterlerin kendi güçlerini bulması yönünde aslında başka bir yerden nasıl kışkırtıcı ve “tersten deslekleyici” olduğuna  önemli bir örnekti. 

Leyla karakterinin, öğrendiklerine sadakati sonucu, kendi iç sesine herşeye ve herkese rağmen hürmeti üzerinde düşünülmesi gereken bir nokta. 

Atalarımızın yaşadığı travmatik olayların yıllar sonra yaşamlarımızın üzerinde etkili olabileceğine inanıyor musunuz?

Elbette inanıyorum. Sonuçta biyolojik varlığımızın mimarı DNA’mız. Epigenetik DNA diye birşey var. Yani, hazır biyolojik kodlarımız üzerine, yaşanılmış olan her tür deneyimin DNA kodumuz üzerine işlenişi. Burada travmalar, çok etkili deneyimler, kayıtlar var. Çocuğumuza  aktarılan  miras da asıl olarak şimdiye kadar geliştirip evrilttiğimiz DNA’mız. “Tüm bilgi bunun içinde yavrum…” diyor seni bedeninden ayırırken. 

Yaşam, kendimizi deneyimleme üzerine kurulu bir oyun. Gerçekçi bir oyun. 

Atalarımızdan gelen miraslarımız bizim iç sandığımızda, alet çantamızda bulunur. Bazıları bizim şu anki yaşamımızda önümüze engel olurken bazıları da hızla koşmamıza sebebiyet verir. Önümüze engel olan “şeyler” aynı zamanda bizim ruhsal yolculuğumuzda, tekamülümüzde kendimizi denememiz gereken, deneyimlememiz gereken şeylerdir. Bu yüzden oradaki travma bizim hayatımızda görünür olur. Yani hem hazine sandığımızda bu “dersin” şimdiye kadar çalışılmış dosyası vardır, hem de yaşam planımızda o dersi ileriye götürmek gibi bir amacımız vardır. bunların kesiştiği noktada, mirasların etkisi görünür olur. 

Örnekleyecek olursak, aynı ailenin çocukları olmalarına rağmen, iki kardeşin aynı travmadan etkilenmeleri farklı şekildedir. Birinde travmadan eser yoktur, diğeri onun altında ezilir. Yolları farklıdır…

Ana karakterlerden biri olan Zaman Bey’in uyguladığı yöntem olan ‘aile dizimi’ ya da ‘köken aile açılımı’ hakkında bilgi verebilir misiniz; nedir, nasıl uygulanır, kimler yapabilir, kimler katılabilir?

Bert Hellinger‘in sınırlarını çizdiği ve duyurduğu bir yöntem.  Ruh dünyamızdan fiziksel dünyaya aksetmiş durumların, oluşumunun sebeplerini, yani çekirdeğini görmemize yarayan, çok dönüştürücü bir sistem. Buna iz sürücülük diyebiliriz. Yani, sürekli olarak tekrar eden, duygu, durum dinamiğinin ucundan tutup, bu hareketin tekrar ettiği başka alanları, ailemizdeki izdüşümlerini izleyerek ilk oluşum noktasına kadar gitmemize olanak sağlar.

Bir şeyin kökenini anlamaz, kökünü çekip çıkarmaz isek, soru veya sorun tekrar edecektir. Ağacın kökünden sökülmediği zaman tekrar yeşermesi gibi…

Bu bağlamda, bitmemiş, görülmemiş, idrak edilmemiş olaylar, aynı bilgisayarımızda kapanmamış dosyaların verdiği uyarılar gibi uyarı verirler. Bilgisayarın başına kim oturursa otursun, kişiden bağımsız o uyarılar devam eder. Uyarıları görmezden gelenler bir sonra bilgisayar başına geçene devrederken, uyarıları görenler o pencereleri kapatır ve  ne olduğunu da öğrenirler. Bu durum hem sonra bilgisayar başına oturana bir rahatlık ve temiz alan sağlar hem de, dosyaları kapatanın o andan sonraki hayatını sakinleştirip genişlettiği gibi, kendi bilincine yeni tecrübeler eklemesine ve ruh dünyasına biraz daha bağlanmasına olanak verir. 

Aynı zamanda, madde dünyası, ruh dünyasının manifest etmiş hali olduğundan, yaşadığımız her “gerçekliğin” spiritüel dünyada bir karşılığı vardır ve /veya her duygusal, spiritüel mesajın duyulmaması halinde bir maddesel karşılığı oluşur. Yani “durum” kendini göstermek için sonucunda görünür olur. 

Bu görünürlük; hastalık olabilir, bir tökezleme olabilir, bir iflas, kayıp olabilir, fobi olabilir ve bu görünürlük bir mucize, huzur, bir kazanç olabilir. Her iki ucu da mümkündür.

Kendini bana göstermek isteyen duygu, bilgi, mesaj nedir diye sormak lazım. 

Dizilim  bu sorunun karşılığını verebilen yöntemlerden bir tanesidir.

Dizide de anlatıldığı gibi, bilen alan dediğimiz alan içinde, açılımı yapılan kişi niyetini belirler, temsilci bilen alan içerisinde temsil ettiği kişinin bedensel ve ruhsal hissedişlerini kendi bedeninde hissetmeye başlar. Bu hissedişlerin bir karşılığı vardır. O karşılıklar neye tekabül ediyor ise, onlar da alana davet edilir ve aslında bir puzzle oluşturulur. Bu puzzle arasında dengesizlik, yeri karışmış olan, eksik olan bir şey var ise görünür olur. Bir nevi harita, bir desen çıkarmak gibidir. Bu desen, bu alanda düzenlenir. Fikir budur. 

Burada eksik kalan, görülmemiş, anlaşılmamış konular dile gelir, söz bulur. Böylelikle bir düzen, ideal sıralanma gerçekleşir. Bu da bizim hayatımıza bir iyileşme hali olarak yansır. 

Kimler yapabilir?

Organizasyon konstelasyonu eğitiminin ilk modülünde hocam bir piramid çizmişti. 

Piramidin en altında “yaşamsal deneyim” “ezoterizm-metafizik” “öğrenci olarak dizilime çokça katılmış olmak” “düzeli olarak kendi üzerine çalışmak” ve piramidin en ucunda %10 uygulayıcılık eğitimi demişti.

Yaşamsal deneyim olmadan,  evrensel sistemin nasıl çalıştığını bilmeden, hissedişi/sezgileri ustaca kullanmadan sadece teori ile yürümek çok olabilir gelmiyor bana.  

Teori genelleme üzerine kurulu olduğundan, insanın eşsizliği ve tahmin edilemezliğini bir kenara bırakıyor çoğu zaman. Burada “bağımsız” sezgilere ihtiyaç vardır, her şeyde olduğu gibi! Olay ve karşılığını bulduğu duygu, Hellinger’in söylediği bir kurama denk gelmeyebilir.  Kişinin bireysel algısının duyguyu nereye bağladığını sezmek ve izlemek önemlidir.

Ve pek tabii ki, sadece sezgiler ile de mümkün değildir. psikoloji bilgisine, ezoterik bilgiye, evrensel sistem bilgisine, sosyolojiye,  kişinin kendi bilinçaltı ve bilinç sisteminin dinamiklerine hakimiyeti ve bunların tek potada iyi harmanlanmış olması, danışanın ve uygulayıcının ruhsal güvenliği için önemlidir.

Toparlayacak olursak; hislerini, görüsünü kendi “fikrinden bağımsız” dinleyebilen ve bunu tecrübe akıl ve yaratıcılığı ile spontane, anda birleştirebilenlerin başarılı bir şekilde uygulayabiliyor oldukları kanaatindeyim. 

Kimler katılabilir sorusuna herkes diyebilirim. Ancak teşhisi konmuş mental rahatsızlıkları olan kişilerin, bu sistemi uygulayan klinik psikolog veya psikiyatristlerden danışmanlık almaları her iki taraf için de güvenli olur.

‘Bilen alan’ı biraz açabilir misiniz?

Ben metafizikçiyim. Dolayısı ile benim için bilen alan adım attığımız her yer, dokunduğumuz göz göze geldiğimiz her şey, her kesişme noktası.  Şeyler arasında boşluk olmadığından ve tüm varoluş birbirine bağlı olduğundan, çekim yasası gereği niyet ettiğimiz her şeyi kendimize doğru çekeriz ya da çekiliriz. Dolayısı ile bunu her an her şekilde yaparız. Elbette kişinin kendi açıklığı ve kendine dürüstlüğü ile bağlantılıdır. Yani, her an o bilen alan içindeyizdir. Yan yana geldiğimiz her varlık ile, kalbimizden geçen her varlık ile. Bunu duyabilmek ve ayrıştırabilmek ustalıktır.

Burada bilen alanı, niyet ile açılan yüksek bilinç alanı diye açıklıyorlar. Bazı yerlerde hissediş kanalının açık olduğu yer diye açıklanıyor. 

Bilen alana çıkıldığı zaman, beden hissedişe kendini açar. İsmini söylediği kişiyi, kendi bedenine indirir. Alandan çıktığı zaman, o bilgilerden uzaklaşmış kendi hislerine geri dönmüş olur. 

Burası korunaklı bir alandır. Dolayısı ile alanı tutan demek sınırları belirleyen, nereye kadar gideceğini yöneten demek. Aynı zamanda kişinin, temsilcinin kendi hisleri ile temsil ettiği kişinin hisleri arasındaki çizgiyi gözlemleyebildiği hakimiyet alanını  tuttuğu yerdir. Bir nevi orkestra şefi gibi. 

Bilen alan, niyet ile açılır. Yani izin ile. Kişi kendi psişesinin okunması için temsilciyi kabul eder. 

Yani toparlayacak olursak, tek bir konu, olay durum için izin verdiğimiz ölçüde psişemizin, korunaklı bir alan içerisinde, düşünceden bağımsız bir şekilde açıldığı enerji alanıdır. 

Dizide sosyal anlaşmazlıklar, gündelik sorunlar, iletişim problemleri, bağlanma sorunları gibi durumları ele alan aile dizimi çalışmalarının kanser gibi tek, kesin ve kanıtlanmış bir tedavi yöntemi bulunmayan bir hastalığa çare olması sizce gerçeği yansıtıyor mu?

Burası dizinin en ustaca işlenmiş yerlerinden biriydi. Kansere cevap olduğu bir süreç olduğu gibi tekrar metastas yapıyor hastalık. Yani bu bir kanser mucizesi dememek, kimseyi bu yanılgıya sokmamak için iyi bir stoper olmuş. 

Fakat, biliyoruz ki hastalıklar önce eterik bedende oluşur. Onu görmezden gelme hali madde dünyada bir realite olarak vuku bulur. Her hastalığın bir sebebi vardır ve bu sebep bize hizmet eder. Mesajı okuyuncaya kadar da kendini kapatmaz. Bazen bu mesaj yüzeyde bazen de çok derinlerde ya da karmik olabilir. 

Kişinin oradan alacağı ders ne ise onu alacaktır. Bazıları mesajı okur anlar ve biter. Bazıları için daha derinlere gitmesine cesaret edebilmesi için, duraksar, tekrar başlar, duraksar tekrar başlar ve bir yerde bitebilir. Bazıları için ise mesajı okumasına rağmen sonuçsuz kalabilir. Sonuçsuz derken “yaşam garantili” bir sonuç istendiği için sonuçsuz diyorum. Yoksa tekamülde mutlaka bir yere ulaşılır ve öğreti yerini bulur. 

Burada, özellikle kanser veya ölümcül hastalıklar konu edildiği için; ölüm algımızın yanı sıra yaşamın amacı ve ne olduğuna dair bilgi sahibi, bilinçli olmamız gereklidir.

Amaç hayatta kalmak mı, amaç yolumuzu yürümek ve tekamülümüzü gerçekleştirmek mi? Neden yaşam içerisinde var olduk? Bu soruları sormak insanın varoluşa karşı kendi tekamülüne karşı sorumluluğudur bana göre. 

Siz aile dizimi yöntemini uyguluyor musunuz; hangi konuları ele alıyorsunuz?

Metafizik yöntemler ile harmanladığım bir sistem içerisinde uyguluyorum. DNA açılımı ve ezoterik dizilim olarak adlandırıyorum. 

DNA bizim hazinemiz ve sandığımızda “ilk tanrıdan” bu güne kadar taşıdığımız kütüphanemizdir. Dolayısı ile bu kütüphanede evrensel kayıtlar, kültürel kayıtlar ve kökenden gelen kayıtlar mevcuttur. Dna açılımı yaptığımız zaman, sarmal üzerinde açılmayan, çalışmayan, bize bilgisi ile yardım etmesi gerekirken donmuş olan bilgileri, zamanı geldiğinde kendini gösterecek olanlar ile birlikte  açığa çıkarırız.

Bu hastalıklar ile ilgili olabilir, ilişkiler olabilir, cinsel yaşamımız olabilir, yaşamsal tekrarlar veya sorular olabilir, varoluşsal kaygılar olabilir, evrensel mesajların sinyali olabilir. Konu değil, mesaj ile ilgilendiğim için her tür “soru” ya bakıyorum.  

Bu konuya ilgi duyan, kendini bu alanda geliştirmek veya daha fazla kaynak incelemek isteyen Uplifers okuyucularına ne söylemek istersiniz? Farklı dizi, kitap, film vb. önerileriniz var mı?

Bert Hellinger’in kitaplarını inceleyebilirler. Fakat en çok epigenetik DNA ile ilgili araştırma yapmalarını önerebilirim. Dış etkenlerin duygu ve düşünce durumunu nasıl etkilediğine dair de Ali Şeriati – İnsanın 4 ZindanıAli Şeriati –‘nı önerebilirim. 

Bunların yanında hermetik felsefeyi de incelemelerini, yasaların nasıl işlediğine bakmalarının yararlı olacağını düşünüyorum. Kybalion – Üç İnisiyeKybalion – iyi bir kitaptır. 

Konu ile doğrudan ilintili olmasa da yukarıda bahsettiğim konuları içeren, Dr. Strange izlenebilir. Hastalığının onu taşıdığı yer olarak iyi bir örnektir. Dizinin 3 karakterini de kendi içinde taşıyan bir yapıya sahip. 

Cloud Atlas, yarım kalan işlerin dönüştürülmezse ve dönüştürülürse neye evrildiğini görmek için iyi bir örnek. Orada her ne kadar paralel evrenlerden örneklenmiş olsa da, aynı şey DNA dizlimimiz için de geçerlidir. Tabi bunun yanında evrensel işleyiş için de iyi bir kaynak olarak görülebilir.

Cevapları, katkıları, bilgi ve deneyimleri konusunda göstermiş olduğu paylaşma arzusu için Esra Uyman‘a çok teşekkür ederiz.

İlginizi çekebilir: Bir deliliğin peşinde tüm insanlık

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Sıra dışı bir gelecek: Otomobil dünyasında bizi neler bekliyor?

Teknolojinin, yapay zekanın ve çevre bilincinin hızla geliştiği günümüzde otomotiv dünyası da bu gelişmelerden geri kalmıyor ve inovasyonlarla ve merakla dolu bir sektöre dönüşüyor. Son yıllarda elektrikli araçlar, otonom sürüş özellikleri, akıllı yol çözümleri gibi konularla pek çok gelişime imza atan otomobil dünyasında gelecekte bizi daha nelerin beklediği büyük bir merak konusu. Hepsi çok heyecan verici olsa da en çok merak edilen sorulardan ve benim de heyecanla beklediğim gelişmelerden biri; uçan arabaların hayatımıza girip girmeyeceği 🙂 Uçan arabalar yakın zamanda hayatımıza dahil olur mu bunu bilmiyorum ama otomotiv endüstrisinin geleceği hakkında kendi perspektifimden ele alacağım pek çok konu var. Gelin, benim de bir parçası olduğum bu sıra dışı gelecekte bizi neler bekliyor olabilir birlikte bakalım.



Elektrikli otomobillerin hızlı yükselişi

Geçtiğimiz yıllarda pek çok otomobil markası, yakın gelecekte elektrikli araç üretimine ağırlık vereceğini açıklamıştı, hatta dünya çapında tamamen elektrikli araç üretimine geçmeyi planladığını belirten markalar da var. Elektrikli araçların hayatımıza dahil olması çok yeni bir gelişme olmasa da yaygınlaşması ve popülerliğinin artması son zamanlarda daha bir artış gösterdi. Gelecekte de elektrikli araçların üretiminin ve kullanıcısının artması sektörünün en beklenen gelişmeleri arasında.

Bildiğiniz gibi ben de elektrikli otomobil tutkunlarından biriyim ve sık sık sizlerle Instagram hesabımdan %100 Elektrikli Ford Mustang Mach-E ile olan maceralarımı paylaşıyorum 🙂 Konumuza dönecek olursak; fosil yakıt tüketimini azaltmak ve karbon emisyonlarını düşürmek için ülkelerin elektrikli araç kullanımına yönelik teşviklerini artırması da beklenenler arasında. Ayrıca, batarya teknolojisinde yeni ilerlemeler, elektrikli araçların menzillerinin artırılması, şarj altyapılarının geliştirilmesi de yine yakın gelecekte bizimle olacağa benziyor.

Sürdürülebilir ve çevre dostu çözümler

Elektrikli araçların yükselişi, otomobil dünyasının geleceğinde beklenen tek çevreci haber değil. Doğa dostu yaklaşımlar ve sürdürülebilir çözümlerle dolu yenilikler de ufukta. Pek çok sektörün son yıllarda önemli bir gündem maddesi haline gelmiş olan çevre bilinci, otomotiv dünyası için de önemli bir konu. Geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen iç dizayn ekipmanları, doğa dostu kumaşların kullanımı, üretim aşamasında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, daha az karbon salımı yapan motor teknolojileri ve daha nice gelişme, otomotiv dünyasının beklenenleri arasında.

Sektörde yeşil devrim adını verebileceğimiz daha pek çok gelişmenin damga vurması da olası. Araçların iç tasarımdan üretim süreçlerine kadar geniş bir yelpazede sürdürülebilir çözümler, otomobillerin gelecekteki dünyasını ve tabii ki dünyamızı taçlandıracak gibi. Bir çevreci olarak hızla yaygınlaşmasını görmek istediğim gelişmelerden birisi kesinlikle sürdürülebilir çözümler.

Otonom sürüş özelliklerinde ilerlemeler

Ve tabii ki otonom sürüş özelliklerinden bahsetmemek olmaz. Beni belki de en çok heyecanlandıran konulardan bir diğeri. Hani şu sürücüsüz giden otomobiller var ya, işte tam da onlardan bahsediyorum. Yakın bir gelecekte belki de araçların şoför koltukları hep boş kalacak. Olamaz mı? Bu, çok gerçekçi bir senaryo olmasa da şu an için benzer senaryolarla sık sık karşılaşacağız gibi. Çünkü pek çok dünya devi otomobil ve teknoloji firması, otonom araçlar alanında büyük yatırımlar yapıyor. Ancak, tam otonomiye ulaşmak için biraz daha geleceği beklemek gerekecek. Çünkü birtakım zorlukları aşabilmek için yeni teknolojilerin geliştirilmesi bekleniyor.

Özellikle büyük şehirlerdeki yoğun ve karışık trafik senaryoları, yasal düzenlemeler, kişisel hakların korunması, uygun yol ve altyapı çalışmalarının tamamlanması gibi pek çok faktör var. Yine de bu konudaki çalışmaların hız kazanması ve otonom sürüşün farklı seviyelerinin piyasaya sürülmüş olması, otonom sürüş teknolojilerinin potansiyelini gösteriyor. Gelecekte tam otonom seviyeye de erişilmesi mümkün.



Otonom özelliklerin yanı sıra farklı sürüş modları da ufukta. Hatta, ben şimdiden %100 Elektrikli Ford Mustang Mach-E  ile bu modları deneme fırsatına sahibim 🙂 Mustang Mach-E, sürüş deneyimini kişisel isteklere göre uyarlıyor; Aktive, Whisper ve Untamed modları sayesinde motor seslerini, ortam aydınlatmasını ve hatta aracın tepki verme hızını kişiselleştirmek mümkün. 

Akıllı şehirlerin kurulması

Otonom sürüş özellikleri, farklı sürüş modları, otomobil ve yapay zeka teknolojisindeki gelişmeler, yalnızca bireysel kullanımla sınırlı kalmayacak muhtemelen. Ve önemli bir toplumsal gündem haline de gelecek. Bu da akıllı şehirler gibi bir konseptin hayatımıza girmesi anlamını taşıyabilir. Şehirlerin, otomobillerin geleceği ile ne ilgisi var ki diye düşünmeye başlamadan hemen araya gireyim. Eğer başta otonom sürüş özellikleri olmak üzere otomobiller kendi başlarına -bir sürücünün aracı sürmesine ihtiyaç kalmaksızın- yolda gidebilecekse, bu şehirlerin de birtakım düzenlemelerden geçmesi anlamını taşıyor. Yollardaki alt yapı çalışmalarının bu doğrultuda düzenlenmesi, akıllı şarj istasyonlarının kurulması ve otonom araçların kendi kendini şarja takabilmesi için uygun çevresel yapılanmaların tamamlanması gibi pek çok gelişmeyi de beraberinde getirebilir. Belki de gelecekte şehirlere akıllı taksi durakları kurulacak ve birtakım mobil uygulamalar üzerinden bağlantıya geçilebilecek.

Sosyal dünya ile bağlantı sağlayan araç özelliklerinin geliştirilmesi

Bir düşünelim; otomobiliniz size en yakın kafeyi önerse ya da zevkinize uygun bir restoranda sizin için rezervasyon yaptırsa, nasıl olur? Ya da arkadaşlarınızla buluşma ayarlasa, arabaya bindiğinizde en sevdiğiniz dizinin kaldığınız bölümünü başlatsa? Siz keyifle buluşmalarınıza hazırlanırken veya dizinizi izleyip, müziğinizi dinlerken sizi istediğiniz yere götürse? Yani adeta bir eğlence merkezine dönüşse? Tüm bunlar, yakın gelecekte hayallerimizi süslemenin ötesine geçebilir. Bağlantılı araçlar, yani kendi internet erişimi olan ve verileri başka cihazlarla da paylaşabilen araçlar, otomobil dünyasının belki de gelecekte en çok parlayan yıldızı olabilir. Yalnızca yolculuk vadetmenin ötesinde bağlantılı araçlar, adeta kişisel mobil cihazlarımıza dönüşebilir.

Çoğu macerama tanıklık ettiğiniz Ford Mustang Mach-E de adeta benim eğlence merkezim. Araç içi iletişim ve eğlence sistemi olan Ford SYNC 4A ile konuşma, ses tanıma, kablosuz akıllı telefon entegrasyonu, sezgisel 15,5″ dokunmatik ekran ve çok daha fazlasını deneyimleyebiliyorum. Halihazırda gelişmiş teknolojinin keyfini sürebiliyor olsam da gelecekte bağlantılı araçlar bizi daha pek çok özelliği ile şaşırtacak diyebilirim.

Kısacası, otomobil dünyasının sıra dışı geleceğinde bizi bekleyen yepyeni heyecanlar var. Uçan arabalar yalnızca filmlerin unutulmaz bir parçası olarak mı hafızalarımızda kalır yoksa gerçekten de hayatımıza dahil olur mu bilinmez ama kesin olan bir şey varsa o da otomobil dünyasının hiç olmadığı kadar yenilik dolu olduğu. Kim bilir belki bir gün gökyüzünde bulutların arasında sıkışıp kaldığım bir trafikteyken size yazarım 🙂 Daha fazlası için yazılarımı ve Instagram hesabımı takip etmeyi unutmayın.

İlginizi çekebilir: Virtual Influencer’lar: Kim bu sıra dışı influencer’lar? Takip etmeniz gerekenler?

Hayatın küçük tatlı sürprizlerini L’Occitane Almond Shower Oil ile yakalayın

Hayat, beklenmeyen güzelliklerle dolu bir dans gibi; eğer görmeyi, fark etmeyi bilirsek hayatın şaşırtıcı güzellikteki tatlı anlarını sık sık yakalayabiliriz. Bazen uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızla yolda karşılaştığımız, bazense tatlı bir yağmurun ardından çıkan gökkuşağını gördüğümüz o ‘an’da gizli olabilir mutluluk. Bu, beklenmedik ama her zaman iyi hissetmemizi sağlayan hoş sürprizler, hayatın şaşırtıcı güzellikteki anlarından yalnızca birkaçı olsa da tüm gün yüzümüzü güldürmeye yetebilir.



Yakalamak için istekli olursak hayatın monoton akışına biraz olsun ara vermemizi sağlayan ve yaşamın ne kadar büyüleyici olduğunu hatırlatan pek çok tatlı sürpriz bulabiliriz. Tıpkı L’Occitane Almond Shower Oil’in su ile buluştuğunda yağ kıvamından köpüğe dönüşen sürprizli formu gibi.

Sürprizlerle dolu keyif veren bir deneyim

Mutluluk veren, keyif dolu ve sürprizli anlar dediğimizde şüphesiz ki kendimize ayırdığımız zamanların önemi ve yeri çok büyük. Çünkü, günlük hayatın koşturması içerisinde kendimizi şımartabildiğimiz, bedenimizin ve zihnimizin ihtiyaçlarını karşılayabildiğimiz bu özel anlar, monotonluğun içinden bize göz kırpan küçük sürprizler gibi. Özellikle de kişisel bakım ritüellerini taçlandıran L’Occitane Almond Shower Oil ile sürprizlerin hiç sonu yok. Bu özel duş bakım yağı, suyla buluştuğu anda değişen formu ile bize sıradan görünen anları bile özel kılan küçük sürprizler sunuyor.

Almond Shower Oil’in içeriğindeki badem yağı, su ile birleştiğinde anında yoğun keyif verici bir köpüğe dönüşüyor, bize de tatlı küçük sürprizlerle dolu dokunuşların cildimizde bıraktığı o yumuşacık etkinin keyfini sürmek kalıyor. Tabii, o tatlı ve küçük sürprizler Badem Duş Yağı’nın yalnızca köpüren özel formülünde saklı değil, kokusu da bambaşka bir heyecan.

Kokuların duyuları harekete geçiren büyülü dünyası

Bazen sizin de bir kokunun esintisiyle geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıktığınızı hissettiğiniz oluyor mu? Kabul edelim, hayatın içindeki tatlı sürprizli anlarda kokuların da etkisi oldukça büyük. Belki çocukluğunuzdan keyifli bir anı hatırlatan nostaljik bir koku, belki gençliğinizde kullandığınız eski bir parfümün rüzgarla karışmış hali, belki de taze biçilmiş çimlerin havada dağılan dansı… Kokular da sürprizli anların başrol oyuncusu olabiliyor.



Tıpkı, Almond Shower Oil’in tatlı bademin mis kokusunu cildimizde bırakması gibi. Üstelik vegan içeriği ile tüm cilt tiplerine de uygun olan bu bakım yağı, duyuları harekete geçiren büyülü bir dünyanın da kapısını aralıyor. Hayatın bitmeyen telaş ve karmaşasında her şeyden biraz da olsa uzaklaşıp, o büyülü dünyaları keşfetmek hepimizin ihtiyacı değil mi? Daha fark edilmeyi bekleyen onca tatlı sürpriz varken…

Şaşırtıcı üçlü etki

Köpüren özel formül, büyülü dünyalara açılan mis badem kokusu, tabii bir de şaşırtıcı üçlü etki. L’Occitane Almond Shower Oil ile hayatın sürprizlerle dolu anlarını yakalamak çok kolay. Özel vegan formülü, cildi hem temizliyor hem nemlendiriyor hem de onarıyor. Bu üç etkiyi bir arada bulabilmek de en tatlı sürprizlerden biri.

Badem Duş Yağı, özel köpük yapısı ile cildi temizliyor, içeriğindeki omega 6 ve 9 bakımından zengin tatlı badem yağı ve üzüm çekirdeği yağı ile ilk kullanımda nemlendirme etkisi sağlıyor ve cildi besleyerek ışıl ışıl bir görünüme kavuşturuyor.

Elbette, hayatta daha yakalanmayı bekleyen pek çok şaşırtıcı tatlı an var. Bazıları, bir anda karşımıza çıksa da bazen de bu anları biz yaratabiliriz. Bakım rutinlerimize L’Occitane Almond Shower Oil’i eklemek, tanımadığımız birine iltifat etmek ya da sevdiğimiz birine uzun zamandır istediği bir şeyi satın almak, hayatımızda o tatlı sürprizleri artırmaya ve yaşamın keyfini doyasıya çıkarmaya yardımcı olabilir.

Hiç vakit kaybetmeden birinden başlamak istiyorsanız hemen tıklayıp sürprizlerle dolu L’Occitane Almond Shower Oil dünyasını keşfedebilirsiniz.

Güne lezzetli bir başlangıç için kahvaltılık tarifler

Ne demiş şair; kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı. Sizce de öyle değil mi? Günün ilk öğününün, bize gün boyu yetecek kadar neşe ve enerji kaynağı olması gerekmiyor mu? İster sabahın çok erken saatlerinde ister öğlene yakın olsun, fark etmez; günün ilk öğünü her zaman çok önemli. Çünkü günün geri kalanını etkileyen, o günün ne kadar kaliteli bir gün olduğunu belirleyen en önemli faktörlerden biri; güne neler yiyerek başladığımız…



Ancak hepimiz biliyoruz ki, klasik kahvaltı tarifleri zamanla sıkıcı hale gelebiliyor. Yumurta, peynir, zeytin güzel bir başlangıç olsa da her gün aynı şeyleri yemek hayatlarımızda monotonluk yaratabiliyor. Dolayısıyla biraz daha yaratıcı alternatiflere ihtiyacımız var. Ama bir yandan da yoğun tempomuza ayak uydurabilmek için pratik ve besleyici olmalı. Tabii lezzetten de ödün vermek olmaz. İşte tam da bu noktada lezzeti ile, pratikliği ile, besleyiciliği ile kahvaltıların yıldızı müsli karşımıza çıkıyor. İşte müsli kullanarak hazırlayabileceğiniz lezzetli ve sağlıklı kahvaltılık tarifler:

Müslili Ekmek

Eğer kahvaltıda değişiklik yapmak ve lezzet ile besleyici değeri bir arada sunan bir alternatif arıyorsanız, müslili ekmek tam size göre. Klasik ekmek tariflerine göre çok daha zengin ve doyurucu bir seçenek sunan bu kahvaltılık tarifi, aynı zamanda çok daha lezzetli, çok daha eğlenceli. Dr. Oetker Vitalis Multi Meyveli Çıtır Müsli’nin içeriğindeki kızılcık, kuru üzüm, elma ve marakuyalı özel karışım sayesinde enerjik bir sabaha doyurucu dilimlerle merhaba diyebilirsiniz.

Malzemeler:

Hamuru için:

  • 1 su bardağı Dr. Oetker Vitalis Multi Meyveli Çıtır Müsli
  • 2-3 tatlı kaşığı Dr. Oetker Aktif Maya
  • 0,5 çay bardağı süt
  • 4-4,5 su bardağı un
  • 0,5 çay bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı ılık süt
  • 1 yumurta
  • 100 gram yumuşak margarin

Üzeri için:

  • 2-3 yemek kaşığı Dr. Oetker Vitalis Multi Meyveli Çıtır Müsli
  • 1 yemek kaşığı su

Hazırlanışı:

  • Mayayı bir kaseye alın ve üzerine yarım çay bardağı ılık sütü ilave edin. Kaşık ile birkaç kez karıştırıp 10-15 dakika bekletin.
  • Unu derin bir kaba eleyin ve üzerine beklettiğiniz mayayı ilave edin. Toz şeker, süt, yumurta ve margarini ilave edip iyice yoğurun. Üzerini kapatıp ılık ortamda 40-45 dakika bekletin.
  • Süre sonunda mayalanan hamura 1 su bardağı meyveli müsliyi ekleyin ve yoğurun. Hamuru yuvarlayıp pişirme kağıdı serilmiş fırın tepsisine alın. Üzerine su sürüp meyveli müsli serpin ve 20 dakika bekletin.
  • Fırını belirtilen dereceye ayarlayıp ısınması için önceden açın. (Alt-üst pişirme: 170 °C, Turbo pişirme: 160 °C)
  • Hamurun üzerini keskin bıçak ile 3-4 yerinden 1 cm derinliğinde kesin ve 25-30 dakika pişirin.
  • Fırından çıkarıp soğutun. Dilimleyerek servis yapın.

Çikolatalı Çıtır Smoothie Bowl

Kahvaltıda kendinizi şımartmak ve güne ‘bomba’ gibi başlamak istiyorsanız, tatlı bir kahvaltılık tarifi tam size göre olabilir. Çıtır tahıl ve çikolata parçacıkları içeren Dr. Oetker Vitalis Sütlü-Bitter Çikolatalı Çıtır Müsli ile çok pratik ve çok lezzetli bir kahvaltılık bowl hazırlayabilirsiniz.

Malzemeler:

  • 2 yemek kaşığı Dr. Oetker Vitalis Sütlü-Bitter Çikolatalı Çıtır Müsli
  • 1 adet olgun muz
  • ½ avokado
  • 1 yemek kaşığı kakao tozu
  • 1 su bardağı badem sütü

Hazırlanışı:

  • Olgun muzu, avokadoyu, kakao tozunu ve badem sütünü blender’a alın. Pürüzsüz bir kıvam alana kadar yüksek hızda karıştırın.
  • Elde ettiğiniz smoothie karışımını bir kaseye aktarın ve kahvaltılık bowl için tabanı hazırlayın.
  • Smoothie tabanın üzerine çıtır çıtır Dr. Oetker Vitalis Sütlü-Bitter Çikolatalı Çıtır Müsli’yi ekleyin. Ve harika kahvaltı kaseniz hazır.

Portakallı Muzlu Müslili İçecek

Kahvaltılarınızı bir sonraki seviyeye taşımaya hazırsanız, Dr. Oetker Vitalis Bal Bademli Çıtır Müsli ile tanışın. Bu benzersiz müsli, sadece lezzetiyle değil, aynı zamanda sağlık açısından sunduğu faydalarla da kahvaltılarınızın vazgeçilmezi olmaya aday. Hem lif hem de Vitamin B1, demir ve magnezyum gibi önemli besin öğeleri açısından zengin olan bu müsli ile harika bir kahvaltılık içecek hazırlayabilir, güne başlarken ihtiyacınız olan enerjiyi ve besinleri alabilirsiniz:



Malzemeler:

  • 50 g Dr. Oetker Vitalis Bal Bademli Çıtır Müsli
  • 1 poşet Dr. Oetker Şekerli Vanilin
  • 2 adet muz
  • 2-3 dilim ayıklanmış ve zarları çıkarılmış portakal dilimleri
  • 2 su bardağı buzdolabında soğutulmuş süt
  • 2 yemek kaşığı bal

Hazırlanışı:

  • Muzları soyup iri parçalara kesin ve mutfak robotuna alın.
  • Üzerine portakal dilimleri, süt, bal ve şekerli vanilini ilave edip meyveler ezilinceye kadar karıştırın.
  • Hazırladığınız içeceği bardaklara alın. Üzerlerine çıtır müsliyi ekleyip kaşık ile karıştırın.
  • Buzdolabında 30 dakika bekletip servis yapın.

Meyveli Mini Kahvaltılık Muffin

Güne başlarken modunuzu yükseltecek, enerjinizi yerine getirecek ve ihtiyacınız olan besin öğelerini almanızı sağlayacak ve tüm bunları yaparken de eğlenceli bir hale çevirecek muffinlere kim hayır diyebilir ki… Siz de demezseniz, Dr. Oetker Vitalis Multi Meyveli Çıtır Müsli ile harika bir kahvaltılık hazırlayabilirsiniz.

Malzemeler:

  • ½ su bardağı Dr. Oetker Vitalis Multi Meyveli Çıtır Müsli
  • 1 paket Dr. Oetker Hamur Kabartma Tozu
  • 1 su bardağı tam buğday unu
  • 2 yemek kaşığı bal
  • ½ su bardağı süt
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 adet yumurta
  • 1 adet mini muffin tepsisi

Hazırlanışı:

  • Fırını 180 derecede önceden ısıtın ve mini muffin tepsisini yağlayın.
  • Bir kasede tam buğday unu, Dr. Oetker Vitalis Multi Meyveli Çıtır Müsli ve kabartma tozunu karıştırın.
  • Başka bir kapta süt, eritilmiş tereyağı ve yumurtayı çırpın. Islak malzemeleri kuru malzemelerin üzerine dökün ve karıştırın.
  • Hazırladığınız kek harcını mini muffin kalıplarına eşit miktarda bölün. Her bir kalıbı üçte iki oranında doldurmanız yeterli olacaktır, böylece kabardığı zaman da yeteri kadar alan kalacaktır.
  • Yaklaşık 20 dakika kadar pişirdikten sonra fırından çıkarın, birkaç dakika beklettikten sonra servis edebilirsiniz.

Bonus: Çabasız ve lezzetli kahvaltılar

Eğer daha hızlı bir şekilde lezzetli, pratik ve doyurucu kahvaltılık tarifler hazırlamak istiyorsanız, fazla çaba harcamadan da eğlenceli kahvaltılar yapabilirsiniz. Müslinizi ister sütle ister yoğurtla karıştırın; üzerine meyve, bal, biraz da kuruyemiş ekleyin ve voila! Enfes kahvaltınız hazır… Ama bir dakika; zaten eklenmişi var 🙂 Dr. Oetker Vitalis’in lezzetli, doyurucu ve sağlıklı dünyası ile klasik kahvaltılar yerine daha enerjik tariflerle güne başlayabilirsiniz.

Sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, ‘sıkıcı’ kalıplardan çıkarmak ve her güne büyük bir neşe ile başlamak istiyorsanız Dr. Oetker Vitalis, kahvaltılarınızın vazgeçilmezi olacak. Üstelik sadece kahvaltılarınızın da değil; ara öğünlerinizde de lezzetli atıştırmalıklar olarak tüketebilirsiniz. Bu çıtır lezzetler, gününüzün her saatine enerji ve neşe katacak!

Siz de Dr. Oetker Vitalis’Dr. Oetker Vitalis’Dr. Oetker Vitalis’in Multi Meyveli Çıtır Müsli, Bal Bademli Çıtır Müsli ve Sütlü-Bitter Çikolatalı Çıtır Müsli çeşitlerinden dilediğinizi seçebilir, güne en sevdiğiniz lezzetle harika bir başlangıç yapabilirsiniz.

*Bu yazı Dr. Oetker katkılarıyla hazırlanmıştır.

Sürdürülebilir çözümlerin izinde: VitrA’dan dünyanın ilk ve tek %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabosu

‘Biricik’ dünyamız günden güne artan çevreler baskılar ve azalan doğal kaynak sorunları ile karşı karşıya. İklim krizi, küresel ısınma, atık sorunları, hava kirliliği ve daha nice çevresel sıkıntı, hem dünyamızın hem de insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Bu nedenle, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına sahip olmanın önemi her zamankinden kat ve kat daha fazla. Böylesi bir gerçekliğin farkında olan tüm endüstrilerde de yenilikçi ve çevre dostu ürünlerin geliştirilmesi oldukça büyük bir öneme sahip. Bu bağlamda VitrA, büyük bir adım atarak çevreye saygısını ve döngüsel ekonomiye olan katkısını gözler önüne seriyor.



VitrA’dan bir ilk; %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabo

Çevresel ayak izlerini azaltma yolunda önemli adımlar atan VitrA, sektörün değişim öncülerinden biri olarak bizi yeni çevre dostu lavabosu ile tanıştırıyor. Dünyanın ilk ve tek %100* geri dönüştürülmüş seramik lavabosu özelliğini taşıyan bu lavabo, atık olarak kabul edilen malzemelere yeniden hayat veriyor. Yeni çevre dostu lavaboların içerik olarak yaklaşık %100’ü, kırık seramikler de dahil olmak üzere üretim sürecinde ortaya çıkan ve bertarafa giden atıklardan oluşuyor.

VitrA’nın sürdürülebilirlik konusundaki vizyon ve öncülüğünü yansıtan bu yenilikçi ve çevre dostu lavabolarla, seramik sektöründe sürdürülebilir tasarım konusunda da yeni bir standart ortaya çıkıyor. Tasarım harikası ve fonksiyonel bir ürün olmanın ötesinde geri dönüştürülmüş seramik lavabolar, çevresel bilinç ve sürdürülebilir yaşam tarzlarını da destekleyen güçlü bir mesaj taşıyor.

%30 oranında iyileşen küresel ısınma potansiyeli

ISO 14040:2006 ve 14044:2006 standartlarına uygun yapılan Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi sonuçlarına göre, atıkların kullanılması çevresel etkilerden küresel ısınma potansiyelini %30 oranında iyileştiriyor. Geri dönüştürülmüş lavaboların üretilmesi sayesinde, ürün başına, daha az hammadde kullanılarak %36’lık iyileştirmeyle yaklaşık 5 kilogram hammadde tasarrufu ve %38 iyileştirmeyle 2,48 Kwh elektrik tasarrufu elde edilmesi hedefleniyor.

Sadece bir lavabo olma işleviyle kalmayan, çevresel sürdürülebilirliğe yönelik geniş bir vizyonu temsil eden bu ürün, çevreye duyarlı bir gelecek için atılmış çok büyük bir adım. Eczacıbaşı Yapı Gereçleri’nin çevre dostu lavabolarla benimsediği bu üretim yaklaşımı, döngüsel ekonomiye katkıyı da en üst seviyeye çıkarıyor.

Sürdürülebilir bir gelecek için hijyenik ve şık bir ilham kaynağı

Küresel ısınma potansiyelini iyileştiren, çevre dostu bir tasarım harikası olmasının ötesinde VitrA’nın geri dönüştürülmüş lavaboları, hijyen endişesini de ortadan kaldırıyor; çünkü bu lavabolar VitrA Hygiene teknolojisiyle kaplanıyor. Bakteri gelişimini %99,9 oranında önleyen VitrA Hygiene teknolojisi sayesinde, seramik lavaboların kullanımı sırasında yüzeye bulaşan bakteriler etkisiz hale geliyor. Böylece, bir numaralı önceliğimiz olan hijyenden ödün vermeden çevre dostu seçimler yapmak da kolaylaşıyor.



Ayrıca, her zevke, her alana uygun seçimler yapmak da yine VitrA ile oldukça kolay. Bilecik, Bozüyük’teki VitrA Üretim Kampüsü’nde geliştirilen yenilikçi çözümler sayesinde üretimine başlanan bu çevre dostu çanak lavabolar, ilk olarak mat bej renkte ve 5 formda tasarlanmış olsa da VitrA’nın geri dönüştürülmüş ürün gamına yeni ürün ve renklerin eklenmesi de planlanıyor.

VitrA %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabonun hikayesi, gelecekteki çevre dostu ürünler ve teknolojiler için de büyük bir ilham kaynağı. Daha sürdürülebilir bir dünya için gelecekte atılacak tüm adımlara şimdiden ilham olduğu kesin. Siz de yaşam alanlarınızı çevre dostu bir bilinç ile şekillendirmek ve bir eşi daha olmayan dünyamızın geleceği için önemli bir adım atmak istiyorsanız hemen tıklayıp VitrA %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabo çeşitlerini keşfedebilirsiniz.

* İçerik olarak yaklaşık %100’ü üretim sürecinde ortaya çıkan ve bertarafa giden atıklardan üretilmiştir.

* Bu içerik VitrA katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale