X

Kundalini Yoga ve çakralar: Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Nilay Alacalı ile bütünsel arınma ve çakralar röportajı

Enerji bedenimizde çakra olarak adlandırılan enerji noktalarının bulunduğundan ve 7 ana noktadaki her bir çakranın anlamının, renginin, fiziksel bedenle bağlantılı oldukaları noktaların neler olduğundan Çakralar ve anlamları: Bedendeki enerji noktalarının fiziksel ve ruhsal iyi oluş üzerindeki etkileriÇakralar ve anlamları: Bedendeki enerji noktalarının  yazımızda bahsetmiştik. 

Enerji bedeninde omurga hizasında sıralanmış olan 7 ana çakra noktasının bedenin üst kısmında kalan üçünü oluşturan taç çakrası, üçüncü göz çakrası ve boğaz çakrası spiritüel enerji noktaları olarak biliniyor. Bedenin alt kısmında kalan solar pleksus çakrası, sakral çakrası ve kök çakrası ise bizi fiziksel dünyaya bağlayan fiziksel enerji merkezlerispiritüel enerji noktaları olarak biliniyor.  olarak adlandırılıyor. Bu üçlü enerji merkezlerinin kesişim noktasında bulunan kalp çakrası ise spiritüel enerji ve fiziksel enerji arasındaki akışı birbirine bağlıyor. 

Bu noktaların tıkanması, enerji akışımızın dengesizliğe girmesi bedenimizde hastalık semptomlarının oluşmasına; dolayısıyla zihinsel, bedensel ve psikolojik iyi oluşumuzun bozulmasına sebep olabiliyor. Çakralardaki enerji akışının yeniden dengelenmesi ve enerji noktalarındaki tıkanıklıkların giderilmesi için çeşitli Yoga pratikleri, aromaterapi, kristaller ve doğal taşlar gibi pek çok farklı yöntem kullanılıyor. Kundalini Yoga Eğitmeni ve Fonksiyonel Tıp Uzmanı Dr. Nilay Alacalı ile çakraların bütünsel sağlık uygulamalarıyla nasıl dengelenebileceğine dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. 

Öncelikle sizi biraz tanımak isteriz. Doktor Nilay Alacalı kimdir?

İstanbul’da içine doğduğum ailenin bana verdiği isimle başlayan, gerçekten kim olduğumu bilme yolculuğum bugün hala devam etmekte. ‘Ben kimim? Yaşamın amacı ne? Bu yaşamdaki rolüm ne?’ soruları lise yıllarımdaki değerli mantık, felsefe, fizik öğretmenlerimin rehberliğinde belirmeye başlamıştı. Meraklı ve öğrenme sevdalısı bir öğrenci olarak felsefe, sanat, müzik ve Uzak Doğu Felsefeleri’ne olan yatkınlığım ve ilgim yol boyunca artarak devam etti.

5-6 yaşlarında sol femur kemiğimin bir kaza sonucu kırılmasının ardından, yedi ay kadar süren oldukça uzun iyileşme sürecinde 3 kez ameliyat geçirmiş olmanın en iyi yanı, uzun hastane günlerimde ilerideki meslek alanımı gözlemlemiş olmaktı diye düşünüyorum şimdi.

Eğitim-öğrenim hayatım oldukça keyifli ve başarılı geçti. Tıp fakültesi yıllarımda, diğer ilgilerimin yanı sıra en sevdiğim ve başarılı olduğum konuların fizyoloji, biyokimya, koruyucu hekimlik ve göz hastalıkları olduğunu, yıllar sonra bir nedenle fakülteden aldığım tüm ders notlarımda görmüş ve tekrar hatırlamıştım. Yıllar sonra bugün, bu ilginin o yıllarda yolumu çizmiş olduğunu görüyorum.

Zorunlu hizmet yıllarımda koruyucu hekimliğin ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlamıştım. Sonrasında göz hastalıkları alanında uzmanlaşmak istedim. 1987 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda başlayan ihtisas yıllarımın fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak çok zorlandığım bir döneminde kendime, ‘Ben neden bazen çok mutlu oluyorum ve bazen çok mutsuz hissediyorum?’ diye sorarken buldum. Buna yanıt hiç gecikmedi… Yorgun olduğum bir gün uzanmış gazete okurken bir ilan dikkatimi çekti: ‘24 saat mutlu olmak ister misiniz?’Transandantal Meditasyon (TM) – Birleşik Alan Teknolojisi Derneği’ydi ilanı veren ve ben ilk fırsatta oradaydım. TM ve beraberinde Ayurveda, aromaterapi eğitimlerinden edindiğim bilgileri günlük yaşamımda düzenli olarak uygulamam, göz hastalıkları alanındaki yoğun, aktif, yorucu çalışmalarımda zihinsel, bedensel ve duygusal dengemi, dayanıklılığımı ve sağlıklı olma halimi pekiştirmemde güçlü bir destek sağladı.

Göz hastalıkları uzmanı olarak Türk Diyabet Vakfı Özel Diyabet Hastanesi’nde 17 yıl boyunca kronik diyabet hastalığının tüm göz problemlerini cerrahi, medikal ve lazer ile tedavi etme gayretleri içerisinde önemli gözlemlerim oldu. Göz problemlerini tedavi etmeye çalışırken diyabetin sorunlarının devam ediyor olması, çoğu zaman tedavimizin sonucunu çok mutlu kılmıyor ve göz hastalıkları alanındaki teknolojik yeni yaklaşımlara rağmen, kendimi değişmeyen bir mücadele içinde hissediyordum. Eksik olanı hissediyordum aslında. Gerçek bir geleneksel koruyucu hekimlik olan Ayurveda alanında aldığım eğitimlerden ve kendim için yaşamımda uyguladıklarımdan  biliyordum bunu. Kronik hastalıklar yaşam tarzı hastalıklarıydı!

Resmi olarak emeklilik zamanımın geldiği 2009 yılında çalıştığım hastaneden ayrıldığımda, daha bütünsel sağlık yaklaşımlarının eğitimlerine odaklanacağıma karar vermiş ve 2008 yılında, çok uzun yıllar Yoga, meditasyon, bilinç aşamaları üzerinde çalışmış ve düzenli uygulamış birisi olarak Kundalini Yoga eğitmen eğitimlerime başlamıştım bile. 2016 yılına kadar göz hastalıkları uzmanlığıma yarı zamanlı olarak özel bir hastanede devam ettim. Arda kalan zamanlarımda Transandantal Meditasyon ve Ayurveda’nın yanı sıra, Kundalini Yoga eğitmenlik eğitimini, Bütünsel Beslenme Enstitüsü’nden sağlık ve yaşam danışmanlığı eğitimini, ve Fonksiyonel Tıp Enstitüsü’nden özellikle kronik hastalıklar için geliştirilmiş olan eğitimleri aldım.

Dolayısıyla günümüz tıbbının semptom ve hastalık odaklı yaklaşımının geçici çözümleri yerine; yaşamımızın bütün alanlarında denge ve iyileşmeyle; sağlığa odaklanmış, zihin, beden, duygu ve ruh bütünlüğünü esas alan bu uygulamalara geçiş yapmış oldum. Bu alanda çalışırken yepyeni becerilerimle tanışıyorum, dinamik danışan ve danışman ilişkisi içerisinde her şeyin birbiri ile bağlantılı oluşu beni büyülerken aynı zamanda büyütüyor, dönüştürüyor, sağaltıyordu.  

Eğitim sürecimin tüm detaylarını www.wpvarolusumuz.com sitemizin ‘Hakkımızda’ bölümünden okuyabilirsiniz.

Bize biraz da çalışma alanlarınızdan bahseder misiniz? Kundalini Yoga’yla ve Fonksiyonel Tıp uygulamalarıyla ilgilenmeye ne zaman ve nasıl başladınız?

Hastalığa odaklanmak değil sağlığa odaklanmaktı benim eğilimim. ‘Yaşamın amacı mutlu olmaktır!’… Maharishi Mahesh Yogi’nin sadece bu cümlesi bile beni iç dünyamın keşfedilmeye hazır, yepyeni hediyeleri barındıran büyülü kapasitelerine, yeni farkındalıklara çekmeye yetmişti. Mutlu olmak için içsel özgürlüğümüze kavuşmalıydık. En büyük korkumuzun ölüm değil de yaşamak olduğunu biliyor muydunuz? Yanlış öğrenilmiş, inanç ve alışkanlık haline gelmiş davranışlar ve düşünce kalıpları; ve onların otomatik uygulanışı bizi canlı, huzurlu, güçlü, dayanıklı, neşe ve coşku dolu özümüzden uzaklaştırıyor; ve mutlu bir yaşam sürmek yerine sefil bir yaşam içerisinde buluyorduk kendimizi.  

Bu farkındalıkların rehberliğinde içsel özgürleşme alanına ilk önce Transandantal Meditasyon ile açılmış ve şimdi eğitmenlik eğitimini aldığım Kundalini Yoga ve meditasyon çalışmalarıyla keşfetmeye ve danışanların keşfedişlerinde yanlarında olmaya devam ediyorum.

Kundalini Yoga zamanımız için benzeri olmayan bir uygunluğa sahip, oldukça duyarlı ve zarif bir teknolojidir. 21. yüzyılın derin ve zorlayıcı değişim dalgalarını esneklikle yönetebilmede daha fazla cesaret, dayanıklılık, incelik, zarafet ve rehberlik ihtiyaçlarımız için gerekli fiziksel, zihinsel duygusal ve ruhsal dinginliği kazandırır bize. ‘Bilgi Çağı’ olarak adlandırdığımız bu yeni çağda bilgiye erişim mutlaka ayırt etme, kavrama, sezgiler ve odaklanma ile eşleştirilmelidir.

2005 yılında tanıştığım ve düzenli uyguladığım Kundalini Yoga’nın eğitmen eğitiminin 1. seviyesini 2008 yılında, iki yıl süren 2. Seviye eğitimini de takip eden 2009 ve 2010 yıllarında Fransa Grenoble Alpleri’ndeki bir Kundalini Yoga okulunda aldım. Kundalini Yoga eğitimi, merkezi Amerika New Mexico, Espanola’da; Kundalini Araştırma Enstitüsü ve 3HO (Healthy, Happy and Holy) Vakfı rehberliğinde hemen tüm dünyada yaygın bir organizasyondur.

Daha ilk seansta bile müthiş bir kendini iyi hissetme hali yaratan Kundalini Yoga;

  • Salgı bezlerini ve sinir sistemini dengelemek, esnekliği artırmak, farkındalığı sağlamak, iç organları güçlendirmek ve ruhsal kimliğimizle iletişime geçmemize yardımcı olmak için duruş, hareket, nefes teknikleri ve mantralardan faydalanan kadim bir bilinç teknolojisidir.
  • Sempatik ve parasempatik sinir sistemlerini dengeli bir şekilde devreye sokarak beden ve zihnin uygun şekilde tepki vermesini sağlar. Hayattaki zorluklarla mücadele etmede sinir sistemi, beyin ve salgı sistemi üzerinde çalışarak strese karşı bir panzehir oluşturur. Gerginliği azaltır, bedeni arındırır; esnekliği, dayanıklılığı ve güveni artırır, hormonları ve sinir ileticilerini dengeler.
  • Kundalini Yoga teknikleri ile bağımlı davranışlar, psikolojik ve fizyolojik aşermeler durdurulur. Sağlıklı bir beden, ruh hali ve zihin durumu kalıcı hale getirilir.
  • Kundalini Yoga, kandaki oksijen oranının artmasına hizmet eden nefes tekniklerine büyük önem verir. Bu şekilde beyin aktivitesini artırarak sağlıkla ilgili sağlam ve doğru kararlar almamıza yardımcı olur.
  • Kundalini Yoga nefesi düzenlemek ve genel sağlık durumunu iyileştirmek için mantraları kullanır. Mantraların tekrarı ve özel nefesler bilinçaltındaki arzu, korku, öfke, endişe, hayal kırıklığı veya depresyon yaratabilecek olumsuz düşüncelerin serbest bırakılmasına yardımcı olur.
  • Kundalini Yoga salgı bezlerini; özellikle Hipotalamus, Epifiz ve Hipofiz bezlerini düzenlemek için nefes ve diğer tekniklerden faydalanır. Sonuçta koordinasyonu güçlü, sağlıklı çalışan bir sistem oluşur.
  • Kundalini Yoga meditasyonları, zihindeki düşünce dalgalarını kontrol altına alma ve bunların ötesine geçme süreci yaratır. Bu süreç ile ruhtan gelen ışığın (ruhun ışıltısının) akmasına izin verilir. Bu meditasyonlar alışılagelmiş düşünce kalıplarımız üzerine farkındalık ve dikkat geliştirmemize, tepkisel (dürtüsel) düşünceleri denetlememize ve bilinçaltı kalıp ve blokajları bırakmamıza, serbestleştirmemize yardımcı olur.

2012 yılında, modüller halinde verilen Fonksiyonel Tıp’ın ilk modülünü 2012 yılında aldım.  Bu enstitünün başkanı Dr. Mark Hyman’ı, Bütünsel Beslenme Enstitüsü’ndeki eğitimim sırasında tanımış ve konu ile çok ilgilenmiştim.

Fonksiyonel Tıp, kronik hastalıkların giderek ivme kazandığı 21. yüzyılın sağlık ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere, yepyeni bir model olarak geliştirilmiştir. Tüm alternatif ve geleneksel tıp sistemleri (Ayurveda ve Çin Tıbbı gibi) ile modern bilimin buluşma noktası olan Fonksiyonel Tıp kişinin sağlıklı, canlı ve hayat dolu olması için kendi özgün yaşam biçimine kavuşmasını hedefler. Bunun için beslenmesine bilinç katar ve yaşam tarzı alışkanlıklarının daha sağlıklı ve özel olması için rehberlik eder.

Modern tıbbın belirtiler ve hastalık odaklı çalışmasının yarattığı geçici ve kısa süreli yaklaşımlarına karşılık Fonksiyonel Tıp, odağını hastalığın ana kaynağına, yani bir bütün olarak insana ve insanın yaşam tarzına çevirmiştir.

Fonksiyonel Tıp uzmanları hastaların hikayelerini ayrıntılı şekilde dinler, onlarla zaman geçirir, sağlık durumlarını etkileyebilecek ve kronik hastalıklara yol açabilecek karmaşık, genetik, çevresel, yaşam tarzı unsurlarını ve aralarındaki etkileşimleri inceler.

Modern tıbbın aksine Fonksiyonel Tıp, danışan ve danışman arasında dinamik bir ilişki kurulmasını ve danışanın iyileşme sürecine aktif olarak katılmasını sağlar. Besinlerle olan ilişkiler incelenir, yaşam tarzları gözden geçirilir; stres düzeyi, kariyer memnuniyeti, çevre ve egzersiz ile olan ilişki ve nerelerden beslenildiği farkındalık alanına çıkarılır. Bu çalışmalar sırasında modern bilimin metotları kullanılmaktadır. Eski geleneksel şifa yaratma uygulamalarının asırlarca süren gözlemler ve uygulamalarla gelişen, çok değerli önerileri bireyin yaşamına aktarılır.

Fonksiyonel Tıp ve Sağlığa Bütünleyici ve Özgün Yaklaşım Modeli’nden diyabet, obezite, yeme bozuklukları, her tür bağımlılık, tiroid hastalıkları, romatoid artrit, depresyon gibi kronik durumları deneyimleyen kişiler büyük ölçüde faydalanabilir.

Çakraların gerçekten var olup olmadığı bilim alanında hararetli bir tartışma konusu. Bir bilim insanı olarak, bu konuda sizin görüşünüz nedir? Sizce çakralar gerçekten var mı?

Çakralar, fiziksel bedenimizin derinliklerinde, omurga boyunca lokalize olmuş, fiziksel olmayan yaşam, davranış, ruh hallerimiz ve bilincimizi yöneten, en ince enerji merkezleridir. Canlı, yaşamsal gücün (prana – chi) eylem merkezleri olarak hizmet verirler. Birlikte, her yaşam şeklinin içerisinde ve etrafında kompleks bir elektromanyetik güç (aura) yaratan bir enerji ağı oluştururlar.

Bu enerji ağı (enerji meridyenleri) sempatik, parasempatik ve otonom sinir sistemleri ile direkt bağlantılıdır. Omurga boyunca önemli yedi sinir kümesinin (sinir gangliyonlarına denk gelen) bulunduğu yerde lokalize olmuşlardır.

Her biri, insan tasarımının bir yönünü temsil eder ve varoluşumuzun tüm yönleri ile tam ve etkili bir hayat geliştirme yolculuğumuzda bize farkındalık kazandıracak bilinç öğeleridir. Her biri sessizce potansiyelimizi tutan ustalık programlarıdır. Varoluşumuzun fiziksel olan ve olmayan boyutları ile bağlantı kurmak için yolumuzu aydınlatan kanallardır.

Çakraları, enerjimizin doğası ve onu nasıl kullanmamız gerektiği ile ilgili bilgi kazanmak için öğrenmeye çalışırız. Kendini gerçekleştirmiş insan varlığı olarak yaşamayı mümkün kılan yetenekleri uyandırmak için çalışırız. Her bir çakrayı geliştirdikçe o yönü bilincimize entegre eder ve daha fazla bütünleniriz. Böylece mükemmel karmaşıklığımız içerisinde kodlanmış, sıklıkla gizlenmiş olan yeteneklerimiz, becerilerimiz ve hediyelerimiz açığa çıkarılmış olur.

Bilincin gelişimi, bireysel özgün enerji ile biçimlenmenin gelişiminde sorumluluk almayı gerektirir. Çakralarımızın yaşam boyu süren hizalanma ve dengelenme süreci farkındalık, dikkat ve bilinç gelişimini gerektiren kişisel bir süreçtir. Zihnimizi, çakraların her birinin en ince enerjilerine dikkatimizi vermek için eğitmeliyiz. Farkında olmamız ya da olmamamız önemli kritik noktadır. İçsel gerçeğimizin, kendimize çektiğimiz şeyleri nasıl yarattığımızın farkında değilsek, çıkarcı davranışların kurbanı olabilir, dış güçler tarafından kontrol edilebiliriz. Kendimizi sürekli koruma ve savunma durumunda kapayabiliriz. İçimizde, kendimizi güvenli hissetme yerine kapanır, gücümüzü ve onu nasıl yansıtabileceğimizi bilemeyiz.

Diğer yandan, enerji bedenlerimizde neler olduğunun farkında olduğumuzda kendi enerjimizden, reaksiyonlarımızdan ve gücümüzden sorumlu olabiliriz. Açık olmak güvenli hissettirdiğinde, genişlemiş olmayı seçebiliriz. Aynı zamanda kendi enerjimizi içselleştirip muhafaza etmeyi de seçebilir ve onu yaratıcı olmak, tutkulu ve canlı hissetmek için de kullanabiliriz.

Bilinçte gelişme yolculuğunda yolda olmak için, kendi enerjimizin bilinçli farkındalığını geliştirmek zorundayız. Kompleks ve asla sonlanmayan bu yolculuk, ödüllendirici, güçlendirici ve keyiflidir. Bedenimizdeki duyarlılıklara karşı basitçe anda ve kendi canlılığımız ile olma halimizin yerine geçebilecek hiç bir şey yoktur. Çakralar, varoluşumuzun zenginliğini kapsayan yaşam gücümüzdür.

Yoga duruşları ve beden pratikleri çakralar üzerinde nasıl etkilere sahip?

Kundalini Yoga (KY), ‘krallara layık bir yoga’ anlamına gelen bir raj yogadır. Bedenimiz, omurga boyunca uzanan ana enerji kanalı Sushumna ve kuyruk sokumundan başlayıp Sushumna boyunca yukarıya, başın tepesine doğru spiraller çizerek uzanan Ida ve Pingala kanalları ve tüm omurgadan bedenin her bir tarafına yayılmış 72.000 adet ince enerji kanalı ile donatılmış, fiziksel olarak görünmeyen ancak sinir sistemine eşlik eden enerjisel bir anatomiye sahiptir.

Kundalini Yoga, beden duruşları (asanalar), beden kilitleri, nefes teknikleri (pranayamalar), mantra ve meditasyonlar gibi araçları kullanarak beden, zihin, duygular ve ruhumuz üzerinde belli bir etki oluşturur. Kriyalar, bütünsel varoluşumuzda spesifik etkiler oluşturan özel beden postürleri, nefes teknikleri, mantra ve meditasyonların özel bir sıralamasıyla bir araya getirilmiş uygulamalara verilen isimdir. Kundalini Yoga’da 2000’den fazla kriya olduğu söylenmektedir. Amaç, tüm bu araçlarla ilk üç (dünyasal) çakrada atıl olan yaşam enerjimizi (kundalini) uyararak canlandırıp, tüm enerji kanallarından yukarıya doğru sırasıyla yükselirken fiziksel, duygusal ve zihinsel enerji bedenlerinde yenilenme, güçlenme ve dengelenmeyi gerçekleştirmektir.

Mevcut toplam 7, elektromanyetik alan aura ile birlikte 8 adet enerji merkezi (çakralar) mevcuttur ve her birinin fiziksel bedende yerleşmiş özgün bölgeleri, farklı nitelik, element ve psikolojik özellikleri bulunur. İlk üç çakra yaşadığımız dünyasal çakralardır. 4. Çakra (kalp çakrası) dünyasal alan ile daha ince frekanslara sahip, görünenin ötesindekileri sezme, hissetme rehberlik alma ve bir olma inceliklerine açılan ilahi çakralar arasındaki denge noktasıdır. Son üç çakra ve elekto-manyetik alan (aura) ile birlikte sırasıyla, kendi gerçeğimizi ifade edebilme, sezgilerimizi güçlendirme, rehberlik alabilme dışarıdan gelecek her tür zayıflığa karşı korunma niteliklerine, potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla her bir çakraya özgü Kundalini Yoga uygulamaları mevcuttur.

Kundalini Yoga pratikleri ve Fonksiyonel Tıp bu konuda bizlere neler sunuyor?

Normal koşullarda bedenimiz, kendisine zararlı olan toksinleri karaciğer, böbrekler, bağırsaklar, solunum yolu ve ter ile deriden atarak temizler ve kendisini arındırır. Bu anlamda oldukça ileri düzeyde mükemmel bir koordinasyonla çalışan, mucizevi işleyen bir mekanizmaya sahibiz!

Günümüzde, rant sistemlerinin içinde yuvalandığı besin, tarım, ilaç gibi endüstriyelleşmiş farklı mecraların, özde mükemmel olan insan sağlık sistemine manipülatif yaklaşımlarla verdiği zararlar, bedenin normal olan bu arındırma fonksiyonunu bozmuş, kronik hastalıkların artmasına neden olmuştur. Günümüz modern tıp sistemi, özellikle diyabet, kalp hastalıkları, kanser, tiroit hastalıkları gibi kronikleşmiş bu sağlık sorunlarını tedavi etmede maalesef yeterli donanıma sahip değil.

Detoks işlemi, insanların zaman zaman moda diye ya da geçici bir hevesle uyguladıkları yöntemler olarak hala kullanılmakta ve farklı kişiler için farklı şeyler ifade etmektedir. Bu nedenle de bazen karmaşaya da neden olabilmektedir. Ancak günümüz sağlık ihtiyaçları göz önünde bulundurulursa ‘detoks’ kelimesinin içeriğinin farklı bir boyuta taşınma gerekliliği doğmuştur. Mükemmeliyeti bozulan enerjisel organizmamızı, sadece bir kaç kere yapılacak bir uygulama ile değil; beden, zihin ve duyguların farklı katmanlarını da şifalandıracak ve belki de yaşam boyu sürebilecek bir arınma ile sağaltmak gerekecektir. 

Bütünsel Arınma Programı ile beden, zihin ve duygular düzeyinin bütünlüğünün tüm yaşam alanlarımızda, sağlığın yedi sistemi ile ele alındığı şifalanma hedeflenmektedir. Sağlığın bu yedi sistemini enerjisel olarak bütünleyen, şifalandıran, farklı renkteki fito besleyicilerle uygulanan Gökkuşağı Beslenmesi ve yine arındıran, sağlıklı yaşam tarzı rutinleri ile dayanıklılık ve sürdürülebilir yüksek performans düzeylerine kavuşmanıza yardımcı olmak bu programın amaçlarından en önemlisidir.  

Bütünsel Arınma, 21. yüzyılın sağlık ihtiyaçlarına en iyi yanıtı vermek için batının modern bilimi ile geleneksel tıp sistemleri ve diğer şifalanma yöntemlerini birleştiren bir Fonksiyonel Tıp yaklaşımıdır. Bizi sağlık, enerji ve doyumdan uzak tutan her türlü engeli aşmanın sistematik, bilimsel ve sanatsal bir yoludur. 

Kundalini Yoga Çakra Sistemi uygulamalarının ve Fonksiyonel Tıp yaklaşımının bir arada yer aldığı bu uygulamayı yılda iki-üç kez sosyal medya üzerinden, online olarak gerçekleştiriyorum. Önümüzdeki Ocak ayında gerçekleştireceğim bu programın duyurusunu yakında sosyal medyada paylaşacağız. Instagram ya da Facebook üzerinden bizi takip edebilirsiniz. 

Sağlığa Bütünsel Yaklaşımlar konusuna ilave ettiğiniz başka çalışmalarınız var mı?

Kundalini Yoga’nın, bağımlılık ve travma konuları için hazırlanmış çok özel bir programını 2017’de Türkiye’ye davet etmiştim ve ilkini 2019’da, 9 günlük yoğun eğitim ve akabinde 4 aylık online takip süreci şeklinde gerçekleştirdik. Bu programın yaratıcısı Kanada’lı bir Natüropati Tıp doktoru, aynı zamanda bir Kundalini Yoga eğitmeni olan Sat Dharam Kaur.

Daha sonra uzun yıllar travma ve bağımlılık konularında çalışmış olan ve çok okunanlar listelerinde yer alan bir çok kitabı bulunan Dr. Gabor Mate’nin katılımı ile içsel dinamiklerin şefkatli ve doğru yönlendirmelerle yönetildiği psikoterapötik yaklaşımlarla program daha yenilikçi, kapsayıcı, özgün ve etkin hale gelmiştir. Programın oldukça kalın kitabını Türkçe’ye çevirdik ve şimdi yepyeni bir isim ve marka ile 4 ay sürecek online platforma taşınan bu programa biz de Türkçe olarak katılacağız. Mayıs ayında Gabor Mate videoları, Kundalini Yoga uygulamaları, natüropatik destek takviyeleri, sağlıklı yaşam rutinleri eşliğinde bağımlılık ve travmanın kaynağında çalışarak oradan yeni farkındalıklarla, farklı açılımlarla buluşacağız.

Bu programın kronik hastalıkları olanlar için de çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Bunun için Gabor Mate’nin Türkçe’ye çevrilen ‘Vücudumuz Hayır Diyorsa’ isimli kitabını okuyabilirsiniz. Gerçekten mükemmel bir bilgi çağı ve tüm geleneksel kadim bilgiler ve uygulamalar modern bilimle birleşiyor. Daha iyi, büyüten, geliştiren, doyumlu bir yaşam için…

Son olarak, okuyucularımıza bu konu özelinde günlük hayatlarında uygulayabilecekleri tavsiyeleriniz neler olabilir?

Yoga uygulamaları tabi ki meditasyonla birlikte benim varoluş ihtiyaçlarıma çok uydu. Herkese kendine iyi gelen bedensel egzersizleri; zihni ana getirecek, netleştirecek, duyguları dengeleyecek, otantik yapımızı gerçekleştirmemize engel teşkil eden inanç ve yanlış öğrenilmiş düşünce kalıplarının farkındalıkla serbestleşmesine yardım edecek zihin ve nefes çalışmaları yapmalarını öneririm. Nefesin, yaşamımızda özellikle stres ve anksiyete durumlarını yönetmede ne kadar başarılı olduğu biliniyor artık.

Tam ve temiz beslenme; renkli ve çeşitli, mevsiminde, mümkün olduğunca endüstriyel olmayan, doğal tarım yöntemleri ile yetiştirilen yiyeceklerle beslenmelerini öneririm. Hazır gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmaları, katı diyet programlarındansa organ sistemlerini sağaltmak için düzenli arınma programları yapmaları bütünsel sağlıkları açısından yararlı olacaktır. 

Beklenmedik, kontrol edemediğimiz olaylara maruz kaldığımız bu dönem, kendimize dönme zamanı diye düşünüyorum. Kendimizi koşulsuz olarak ne kadar seviyor ve kabul ediyoruz; zayıflıklarımızın ne kadar farkındayız; suçluluk, utanma, öfke, korku, ve kederlerimiz için şefkatli bir alan açıyor muyuz kendimize? Evet; şimdi kendi içimizde, ilişkilerimiz içerisinde olup bitenle, sürekli aynı hataları tekrarlamanın altında yatan yanlış öğrenilmiş düşünce kalıpları ve inanışlarla yüzleşme zamanı. Kendi özümüzdeki yepyeni kapasitelere, otantik olan hediyelerimize doğru açılma zamanı…

Bütünsel sağlık ve mutlulukla…

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Hayatın küçük tatlı sürprizlerini L’Occitane Almond Shower Oil ile yakalayın

Hayat, beklenmeyen güzelliklerle dolu bir dans gibi; eğer görmeyi, fark etmeyi bilirsek hayatın şaşırtıcı güzellikteki tatlı anlarını sık sık yakalayabiliriz. Bazen uzun zamandır görmediğimiz bir arkadaşımızla yolda karşılaştığımız, bazense tatlı bir yağmurun ardından çıkan gökkuşağını gördüğümüz o ‘an’da gizli olabilir mutluluk. Bu, beklenmedik ama her zaman iyi hissetmemizi sağlayan hoş sürprizler, hayatın şaşırtıcı güzellikteki anlarından yalnızca birkaçı olsa da tüm gün yüzümüzü güldürmeye yetebilir.



Yakalamak için istekli olursak hayatın monoton akışına biraz olsun ara vermemizi sağlayan ve yaşamın ne kadar büyüleyici olduğunu hatırlatan pek çok tatlı sürpriz bulabiliriz. Tıpkı L’Occitane Almond Shower Oil’in su ile buluştuğunda yağ kıvamından köpüğe dönüşen sürprizli formu gibi.

Sürprizlerle dolu keyif veren bir deneyim

Mutluluk veren, keyif dolu ve sürprizli anlar dediğimizde şüphesiz ki kendimize ayırdığımız zamanların önemi ve yeri çok büyük. Çünkü, günlük hayatın koşturması içerisinde kendimizi şımartabildiğimiz, bedenimizin ve zihnimizin ihtiyaçlarını karşılayabildiğimiz bu özel anlar, monotonluğun içinden bize göz kırpan küçük sürprizler gibi. Özellikle de kişisel bakım ritüellerini taçlandıran L’Occitane Almond Shower Oil ile sürprizlerin hiç sonu yok. Bu özel duş bakım yağı, suyla buluştuğu anda değişen formu ile bize sıradan görünen anları bile özel kılan küçük sürprizler sunuyor.

Almond Shower Oil’in içeriğindeki badem yağı, su ile birleştiğinde anında yoğun keyif verici bir köpüğe dönüşüyor, bize de tatlı küçük sürprizlerle dolu dokunuşların cildimizde bıraktığı o yumuşacık etkinin keyfini sürmek kalıyor. Tabii, o tatlı ve küçük sürprizler Badem Duş Yağı’nın yalnızca köpüren özel formülünde saklı değil, kokusu da bambaşka bir heyecan.

Kokuların duyuları harekete geçiren büyülü dünyası

Bazen sizin de bir kokunun esintisiyle geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıktığınızı hissettiğiniz oluyor mu? Kabul edelim, hayatın içindeki tatlı sürprizli anlarda kokuların da etkisi oldukça büyük. Belki çocukluğunuzdan keyifli bir anı hatırlatan nostaljik bir koku, belki gençliğinizde kullandığınız eski bir parfümün rüzgarla karışmış hali, belki de taze biçilmiş çimlerin havada dağılan dansı… Kokular da sürprizli anların başrol oyuncusu olabiliyor.

Tıpkı, Almond Shower Oil’in tatlı bademin mis kokusunu cildimizde bırakması gibi. Üstelik vegan içeriği ile tüm cilt tiplerine de uygun olan bu bakım yağı, duyuları harekete geçiren büyülü bir dünyanın da kapısını aralıyor. Hayatın bitmeyen telaş ve karmaşasında her şeyden biraz da olsa uzaklaşıp, o büyülü dünyaları keşfetmek hepimizin ihtiyacı değil mi? Daha fark edilmeyi bekleyen onca tatlı sürpriz varken…

Şaşırtıcı üçlü etki

Köpüren özel formül, büyülü dünyalara açılan mis badem kokusu, tabii bir de şaşırtıcı üçlü etki. L’Occitane Almond Shower Oil ile hayatın sürprizlerle dolu anlarını yakalamak çok kolay. Özel vegan formülü, cildi hem temizliyor hem nemlendiriyor hem de onarıyor. Bu üç etkiyi bir arada bulabilmek de en tatlı sürprizlerden biri.

Badem Duş Yağı, özel köpük yapısı ile cildi temizliyor, içeriğindeki omega 6 ve 9 bakımından zengin tatlı badem yağı ve üzüm çekirdeği yağı ile ilk kullanımda nemlendirme etkisi sağlıyor ve cildi besleyerek ışıl ışıl bir görünüme kavuşturuyor.

Elbette, hayatta daha yakalanmayı bekleyen pek çok şaşırtıcı tatlı an var. Bazıları, bir anda karşımıza çıksa da bazen de bu anları biz yaratabiliriz. Bakım rutinlerimize L’Occitane Almond Shower Oil’i eklemek, tanımadığımız birine iltifat etmek ya da sevdiğimiz birine uzun zamandır istediği bir şeyi satın almak, hayatımızda o tatlı sürprizleri artırmaya ve yaşamın keyfini doyasıya çıkarmaya yardımcı olabilir.

Hiç vakit kaybetmeden birinden başlamak istiyorsanız hemen tıklayıp sürprizlerle dolu L’Occitane Almond Shower Oil dünyasını keşfedebilirsiniz.

Sıra dışı bir gelecek: Otomobil dünyasında bizi neler bekliyor?

Teknolojinin, yapay zekanın ve çevre bilincinin hızla geliştiği günümüzde otomotiv dünyası da bu gelişmelerden geri kalmıyor ve inovasyonlarla ve merakla dolu bir sektöre dönüşüyor. Son yıllarda elektrikli araçlar, otonom sürüş özellikleri, akıllı yol çözümleri gibi konularla pek çok gelişime imza atan otomobil dünyasında gelecekte bizi daha nelerin beklediği büyük bir merak konusu. Hepsi çok heyecan verici olsa da en çok merak edilen sorulardan ve benim de heyecanla beklediğim gelişmelerden biri; uçan arabaların hayatımıza girip girmeyeceği 🙂 Uçan arabalar yakın zamanda hayatımıza dahil olur mu bunu bilmiyorum ama otomotiv endüstrisinin geleceği hakkında kendi perspektifimden ele alacağım pek çok konu var. Gelin, benim de bir parçası olduğum bu sıra dışı gelecekte bizi neler bekliyor olabilir birlikte bakalım.



Elektrikli otomobillerin hızlı yükselişi

Geçtiğimiz yıllarda pek çok otomobil markası, yakın gelecekte elektrikli araç üretimine ağırlık vereceğini açıklamıştı, hatta dünya çapında tamamen elektrikli araç üretimine geçmeyi planladığını belirten markalar da var. Elektrikli araçların hayatımıza dahil olması çok yeni bir gelişme olmasa da yaygınlaşması ve popülerliğinin artması son zamanlarda daha bir artış gösterdi. Gelecekte de elektrikli araçların üretiminin ve kullanıcısının artması sektörünün en beklenen gelişmeleri arasında.

Bildiğiniz gibi ben de elektrikli otomobil tutkunlarından biriyim ve sık sık sizlerle Instagram hesabımdan %100 Elektrikli Ford Mustang Mach-E ile olan maceralarımı paylaşıyorum 🙂 Konumuza dönecek olursak; fosil yakıt tüketimini azaltmak ve karbon emisyonlarını düşürmek için ülkelerin elektrikli araç kullanımına yönelik teşviklerini artırması da beklenenler arasında. Ayrıca, batarya teknolojisinde yeni ilerlemeler, elektrikli araçların menzillerinin artırılması, şarj altyapılarının geliştirilmesi de yine yakın gelecekte bizimle olacağa benziyor.

Sürdürülebilir ve çevre dostu çözümler

Elektrikli araçların yükselişi, otomobil dünyasının geleceğinde beklenen tek çevreci haber değil. Doğa dostu yaklaşımlar ve sürdürülebilir çözümlerle dolu yenilikler de ufukta. Pek çok sektörün son yıllarda önemli bir gündem maddesi haline gelmiş olan çevre bilinci, otomotiv dünyası için de önemli bir konu. Geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilen iç dizayn ekipmanları, doğa dostu kumaşların kullanımı, üretim aşamasında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, daha az karbon salımı yapan motor teknolojileri ve daha nice gelişme, otomotiv dünyasının beklenenleri arasında.

Sektörde yeşil devrim adını verebileceğimiz daha pek çok gelişmenin damga vurması da olası. Araçların iç tasarımdan üretim süreçlerine kadar geniş bir yelpazede sürdürülebilir çözümler, otomobillerin gelecekteki dünyasını ve tabii ki dünyamızı taçlandıracak gibi. Bir çevreci olarak hızla yaygınlaşmasını görmek istediğim gelişmelerden birisi kesinlikle sürdürülebilir çözümler.

Otonom sürüş özelliklerinde ilerlemeler

Ve tabii ki otonom sürüş özelliklerinden bahsetmemek olmaz. Beni belki de en çok heyecanlandıran konulardan bir diğeri. Hani şu sürücüsüz giden otomobiller var ya, işte tam da onlardan bahsediyorum. Yakın bir gelecekte belki de araçların şoför koltukları hep boş kalacak. Olamaz mı? Bu, çok gerçekçi bir senaryo olmasa da şu an için benzer senaryolarla sık sık karşılaşacağız gibi. Çünkü pek çok dünya devi otomobil ve teknoloji firması, otonom araçlar alanında büyük yatırımlar yapıyor. Ancak, tam otonomiye ulaşmak için biraz daha geleceği beklemek gerekecek. Çünkü birtakım zorlukları aşabilmek için yeni teknolojilerin geliştirilmesi bekleniyor.

Özellikle büyük şehirlerdeki yoğun ve karışık trafik senaryoları, yasal düzenlemeler, kişisel hakların korunması, uygun yol ve altyapı çalışmalarının tamamlanması gibi pek çok faktör var. Yine de bu konudaki çalışmaların hız kazanması ve otonom sürüşün farklı seviyelerinin piyasaya sürülmüş olması, otonom sürüş teknolojilerinin potansiyelini gösteriyor. Gelecekte tam otonom seviyeye de erişilmesi mümkün.

Otonom özelliklerin yanı sıra farklı sürüş modları da ufukta. Hatta, ben şimdiden %100 Elektrikli Ford Mustang Mach-E  ile bu modları deneme fırsatına sahibim 🙂 Mustang Mach-E, sürüş deneyimini kişisel isteklere göre uyarlıyor; Aktive, Whisper ve Untamed modları sayesinde motor seslerini, ortam aydınlatmasını ve hatta aracın tepki verme hızını kişiselleştirmek mümkün. 

Akıllı şehirlerin kurulması

Otonom sürüş özellikleri, farklı sürüş modları, otomobil ve yapay zeka teknolojisindeki gelişmeler, yalnızca bireysel kullanımla sınırlı kalmayacak muhtemelen. Ve önemli bir toplumsal gündem haline de gelecek. Bu da akıllı şehirler gibi bir konseptin hayatımıza girmesi anlamını taşıyabilir. Şehirlerin, otomobillerin geleceği ile ne ilgisi var ki diye düşünmeye başlamadan hemen araya gireyim. Eğer başta otonom sürüş özellikleri olmak üzere otomobiller kendi başlarına -bir sürücünün aracı sürmesine ihtiyaç kalmaksızın- yolda gidebilecekse, bu şehirlerin de birtakım düzenlemelerden geçmesi anlamını taşıyor. Yollardaki alt yapı çalışmalarının bu doğrultuda düzenlenmesi, akıllı şarj istasyonlarının kurulması ve otonom araçların kendi kendini şarja takabilmesi için uygun çevresel yapılanmaların tamamlanması gibi pek çok gelişmeyi de beraberinde getirebilir. Belki de gelecekte şehirlere akıllı taksi durakları kurulacak ve birtakım mobil uygulamalar üzerinden bağlantıya geçilebilecek.

Sosyal dünya ile bağlantı sağlayan araç özelliklerinin geliştirilmesi

Bir düşünelim; otomobiliniz size en yakın kafeyi önerse ya da zevkinize uygun bir restoranda sizin için rezervasyon yaptırsa, nasıl olur? Ya da arkadaşlarınızla buluşma ayarlasa, arabaya bindiğinizde en sevdiğiniz dizinin kaldığınız bölümünü başlatsa? Siz keyifle buluşmalarınıza hazırlanırken veya dizinizi izleyip, müziğinizi dinlerken sizi istediğiniz yere götürse? Yani adeta bir eğlence merkezine dönüşse? Tüm bunlar, yakın gelecekte hayallerimizi süslemenin ötesine geçebilir. Bağlantılı araçlar, yani kendi internet erişimi olan ve verileri başka cihazlarla da paylaşabilen araçlar, otomobil dünyasının belki de gelecekte en çok parlayan yıldızı olabilir. Yalnızca yolculuk vadetmenin ötesinde bağlantılı araçlar, adeta kişisel mobil cihazlarımıza dönüşebilir.

Çoğu macerama tanıklık ettiğiniz Ford Mustang Mach-E de adeta benim eğlence merkezim. Araç içi iletişim ve eğlence sistemi olan Ford SYNC 4A ile konuşma, ses tanıma, kablosuz akıllı telefon entegrasyonu, sezgisel 15,5″ dokunmatik ekran ve çok daha fazlasını deneyimleyebiliyorum. Halihazırda gelişmiş teknolojinin keyfini sürebiliyor olsam da gelecekte bağlantılı araçlar bizi daha pek çok özelliği ile şaşırtacak diyebilirim.

Kısacası, otomobil dünyasının sıra dışı geleceğinde bizi bekleyen yepyeni heyecanlar var. Uçan arabalar yalnızca filmlerin unutulmaz bir parçası olarak mı hafızalarımızda kalır yoksa gerçekten de hayatımıza dahil olur mu bilinmez ama kesin olan bir şey varsa o da otomobil dünyasının hiç olmadığı kadar yenilik dolu olduğu. Kim bilir belki bir gün gökyüzünde bulutların arasında sıkışıp kaldığım bir trafikteyken size yazarım 🙂 Daha fazlası için yazılarımı ve Instagram hesabımı takip etmeyi unutmayın.

İlginizi çekebilir: Virtual Influencer’lar: Kim bu sıra dışı influencer’lar? Takip etmeniz gerekenler?

Sürdürülebilir çözümlerin izinde: VitrA’dan dünyanın ilk ve tek %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabosu

‘Biricik’ dünyamız günden güne artan çevreler baskılar ve azalan doğal kaynak sorunları ile karşı karşıya. İklim krizi, küresel ısınma, atık sorunları, hava kirliliği ve daha nice çevresel sıkıntı, hem dünyamızın hem de insanlığın geleceğini tehdit ediyor. Bu nedenle, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına sahip olmanın önemi her zamankinden kat ve kat daha fazla. Böylesi bir gerçekliğin farkında olan tüm endüstrilerde de yenilikçi ve çevre dostu ürünlerin geliştirilmesi oldukça büyük bir öneme sahip. Bu bağlamda VitrA, büyük bir adım atarak çevreye saygısını ve döngüsel ekonomiye olan katkısını gözler önüne seriyor.



VitrA’dan bir ilk; %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabo

Çevresel ayak izlerini azaltma yolunda önemli adımlar atan VitrA, sektörün değişim öncülerinden biri olarak bizi yeni çevre dostu lavabosu ile tanıştırıyor. Dünyanın ilk ve tek %100* geri dönüştürülmüş seramik lavabosu özelliğini taşıyan bu lavabo, atık olarak kabul edilen malzemelere yeniden hayat veriyor. Yeni çevre dostu lavaboların içerik olarak yaklaşık %100’ü, kırık seramikler de dahil olmak üzere üretim sürecinde ortaya çıkan ve bertarafa giden atıklardan oluşuyor.

VitrA’nın sürdürülebilirlik konusundaki vizyon ve öncülüğünü yansıtan bu yenilikçi ve çevre dostu lavabolarla, seramik sektöründe sürdürülebilir tasarım konusunda da yeni bir standart ortaya çıkıyor. Tasarım harikası ve fonksiyonel bir ürün olmanın ötesinde geri dönüştürülmüş seramik lavabolar, çevresel bilinç ve sürdürülebilir yaşam tarzlarını da destekleyen güçlü bir mesaj taşıyor.

%30 oranında iyileşen küresel ısınma potansiyeli

ISO 14040:2006 ve 14044:2006 standartlarına uygun yapılan Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi sonuçlarına göre, atıkların kullanılması çevresel etkilerden küresel ısınma potansiyelini %30 oranında iyileştiriyor. Geri dönüştürülmüş lavaboların üretilmesi sayesinde, ürün başına, daha az hammadde kullanılarak %36’lık iyileştirmeyle yaklaşık 5 kilogram hammadde tasarrufu ve %38 iyileştirmeyle 2,48 Kwh elektrik tasarrufu elde edilmesi hedefleniyor.

Sadece bir lavabo olma işleviyle kalmayan, çevresel sürdürülebilirliğe yönelik geniş bir vizyonu temsil eden bu ürün, çevreye duyarlı bir gelecek için atılmış çok büyük bir adım. Eczacıbaşı Yapı Gereçleri’nin çevre dostu lavabolarla benimsediği bu üretim yaklaşımı, döngüsel ekonomiye katkıyı da en üst seviyeye çıkarıyor.

Sürdürülebilir bir gelecek için hijyenik ve şık bir ilham kaynağı

Küresel ısınma potansiyelini iyileştiren, çevre dostu bir tasarım harikası olmasının ötesinde VitrA’nın geri dönüştürülmüş lavaboları, hijyen endişesini de ortadan kaldırıyor; çünkü bu lavabolar VitrA Hygiene teknolojisiyle kaplanıyor. Bakteri gelişimini %99,9 oranında önleyen VitrA Hygiene teknolojisi sayesinde, seramik lavaboların kullanımı sırasında yüzeye bulaşan bakteriler etkisiz hale geliyor. Böylece, bir numaralı önceliğimiz olan hijyenden ödün vermeden çevre dostu seçimler yapmak da kolaylaşıyor.

Ayrıca, her zevke, her alana uygun seçimler yapmak da yine VitrA ile oldukça kolay. Bilecik, Bozüyük’teki VitrA Üretim Kampüsü’nde geliştirilen yenilikçi çözümler sayesinde üretimine başlanan bu çevre dostu çanak lavabolar, ilk olarak mat bej renkte ve 5 formda tasarlanmış olsa da VitrA’nın geri dönüştürülmüş ürün gamına yeni ürün ve renklerin eklenmesi de planlanıyor.

VitrA %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabonun hikayesi, gelecekteki çevre dostu ürünler ve teknolojiler için de büyük bir ilham kaynağı. Daha sürdürülebilir bir dünya için gelecekte atılacak tüm adımlara şimdiden ilham olduğu kesin. Siz de yaşam alanlarınızı çevre dostu bir bilinç ile şekillendirmek ve bir eşi daha olmayan dünyamızın geleceği için önemli bir adım atmak istiyorsanız hemen tıklayıp VitrA %100 geri dönüştürülmüş seramik lavabo çeşitlerini keşfedebilirsiniz.

* İçerik olarak yaklaşık %100’ü üretim sürecinde ortaya çıkan ve bertarafa giden atıklardan üretilmiştir.

* Bu içerik VitrA katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale