X

İnsan neden bildiği yanlışta kalmaya devam eder?

Bazen insanın hayatında yolunda gitmeyen şeyleri fark etmesi hiç de zor değildir. Bir ilişkinin kendisini yorduğunu, yaptığı işin artık eskisi kadar mutlu etmediğini ya da yıllardır sürdürdüğü bazı alışkanlıkların ona iyi gelmediğini gayet iyi bilir. Hatta bunları değiştirmesi gerektiğini de düşünür. Ama düşünmekle harekete geçmek arasında bazen yıllar geçer. Peki, insan kendisine iyi gelmediğini bildiği bir durumun içinde neden kalmaya devam eder?

Çoğu zaman bu sorunun cevabını kararsızlıkta ya da cesaretsizlikte ararız. Oysa insan davranışları bu kadar basit değildir. Çünkü bir şeyi değiştirmek, yalnızca o şeyden vazgeçmek anlamına gelmez. Bazen alıştığımız düzeni, kendimizle ilgili düşüncelerimizi, geleceğe dair beklentilerimizi de yeniden gözden geçirmemiz gerekir.

Tanıdık olan neden güven verir?

İnsan zihni belirsizliği her zaman kolay karşılamaz. Alıştığımız bir durum bizi mutsuz etse bile neyle karşılaşacağımızı biliyor olmak, kimi zaman kendimizi daha güvende hissetmemizi sağlar. Örneğin, yıllardır aynı işte çalışan ve artık orada mutlu olmayan birini düşünelim. Her sabah isteksizce işe gidiyor, sürekli şikâyet ediyor ama başka bir iş aramaya da yanaşmıyor. Çünkü mevcut işinin zorluklarını biliyor. Yeni bir işin neler getireceğini ise bilmiyor.

Benzer bir durum ilişkilerde de karşımıza çıkabilir. Kişi ilişkisindeki sorunların farkındadır. Ancak ayrılmanın getireceği yalnızlık, ekonomik güçlükler, aile baskısı ya da geleceğe ilişkin belirsizlikler, mevcut ilişkiyi sürdürmesine neden olabilir.

Psikolojide statüko yanlılığı olarak tanımlanan eğilim, insanların mevcut durumu korumaya yönelik tercihlerini açıklamaya yardımcı olur. Ancak her kalma davranışını yalnızca bu eğilimle açıklamak da doğru değildir. Bazen insan gerçekten gitmek ister ama koşulları buna izin vermez.

Bunca yıl verdiğim emek ne olacak?

Değişimin önündeki önemli engellerden biri de geçmişte yaptığımız yatırımlardır. Bir ilişkiye yıllarımızı, bir işe emeğimizi, bir hayale zamanımızı vermiş olabiliriz. Bütün bunlardan vazgeçme düşüncesi, bazen verdiğimiz emeğin de boşa gideceği hissini yaratır. Davranışsal karar verme alanında batık maliyet yanılgısı olarak bilinen bu durum, geçmişte harcadığımız kaynakların bugünkü kararlarımızı gereğinden fazla etkilemesini anlatır. Oysa geçmişte verdiğimiz emeğin değerli olması, aynı şeyi gelecekte de sürdürmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Burada önemli olan, geçmişte ne kadar emek verdiğimiz kadar, bugün ne yaşadığımızı ve gelecekte ne istediğimizi de değerlendirebilmektir.

Değişmek neden bazen kendimizden vazgeçmek gibi gelir?

İnsan yalnızca alışkanlıklarına değil, yıllar içinde oluşturduğu kimliğe de bağlanır. Hep fedakarlık yapan biriyseniz artık kendi ihtiyaçlarınıza öncelik vermek size bencillik gibi gelebilir. Ailenin bütün sorunlarını çözen kişiyseniz bir gün geri çekilmek suçluluk hissettirebilir. Her zaman güçlü görünmeye alıştıysanız yardım istemek bile zor olabilir. Çünkü bazı davranışlarımız zamanla yalnızca yaptığımız şeyler olmaktan çıkar, kendimizi tanımlama biçimimize dönüşür.

Bu nedenle değişim bazen yeni bir davranış öğrenmekten çok, kendimizle ilgili eski bir düşünceyi sorgulamayı gerektirir. Belki de asıl zorlandığımız şey, alıştığımız hayattan değil, o hayatın içinde yıllardır üstlendiğimiz rolden uzaklaşmaktır.

Fark etmek her zaman değiştirmek değildir

Günümüzde farkındalık üzerine çok konuşuyoruz. Kendimizi tanımak, ihtiyaçlarımızı anlamak, sınırlarımızı fark etmek elbette önemli. Ancak bir davranışın nedenini anlamak, onu değiştirmeye tek başına yetmeyebilir. Bir insan neden sürekli başkalarını memnun etmeye çalıştığını anlayabilir ama yine de hayır demekte zorlanabilir. Bir ilişkinin kendisine iyi gelmediğini görebilir ama ayrılmaya henüz hazır olmayabilir. Çünkü değişim yalnızca zihinsel bir karar değildir. Duygusal hazırlık, koşullar, destek kaynakları ve yeni davranışları deneyebilmek de bu sürecin parçalarıdır.

Bu yüzden kendimize sürekli “Madem biliyorum, neden hâlâ değiştiremiyorum?” diye kızmak yerine, değişimin önünde gerçekten neyin durduğunu anlamaya çalışmak daha yararlı olabilir. Belki korkuyoruzdur. Belki kendimizi hazır hissetmiyoruzdur. Belki de henüz başka bir yolun mümkün olduğuna inanamıyoruzdur. Bunların her biri üzerinde ayrı ayrı düşünmeye değer.

Peki, nereden başlamalı?

Her değişim büyük bir kararla başlamak zorunda değil. Bazen yıllardır istemediğimiz hâlde kabul ettiğimiz küçük bir sorumluluğu geri çevirmek, bazen kendi ihtiyacımızı açıkça dile getirmek, bazen de alışkanlıkla sürdürdüğümüz bir davranışı yeniden değerlendirmek önemli bir başlangıç olabilir.

Kendimize şu soruları sormak da yardımcı olabilir: Bugün bu durumu ilk kez yaşasaydım, yine aynı seçimi yapar mıydım? Burada kalmamın nedeni gerçekten istemem mi, yoksa değişmekten korkmam mı? Bu şekilde yaşamaya devam edersem birkaç yıl sonra kendimi nerede görüyorum? Bu soruların hemen bir cevap vermesi gerekmiyor. Bazen önemli olan, uzun zamandır sorgulamadığımız şeylere yeniden bakabilmek.

Sevgili Uplifers okurları,

Hayatımızda değiştirmek istediğimiz ama bir türlü değiştiremediğimiz şeyler olabilir. Bunun için kendimizi suçlamamız ya da her şeyi bir anda geride bırakmamız gerekmiyor. Ancak alıştığımız bir hayatın, bizim için hala doğru hayat olup olmadığını zaman zaman sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü yıllar önce verdiğimiz bir karar, o günkü koşullarımızda doğru olabilir. Fakat biz değişirken ihtiyaçlarımız, beklentilerimiz ve hayattan istediklerimiz de değişebilir. Dilerim hepimiz, alıştığımız için sürdürdüğümüz şeylerle gerçekten istediğimiz şeyler arasındaki farkı görebiliriz. Bir sonraki yazımda yeniden buluşmak üzere.

İlginizi çekebilir: Hayatınız kötü olmayabilir; ama artık size ait olmayabilirHayatınız kötü olmayabilir;

Eren İnce Çiftçi: İşletme lisansının ardından satış ve pazarlama alanında yüksek lisansını tamamlayan Çiftçi, 15 yıl boyunca akademisyen olarak görev yaptı. Bu süreçte insan ilişkilerine ve toplumsal dinamiklere olan ilgisi, onu sosyoloji lisansı ve psikoloji yüksek lisansına yönlendirdi. Aile ve çift danışmanlığı alanındaki formasyonunu akademik düzeyde tamamlamış; çeşitli psikolojik ekoller ve kuramsal yaklaşımlarda yetkinlik kazanmıştır. Deniz ve yelken sporu, onun hem kişisel hem de mesleki yolculuğunun önemli bir ilham kaynağı oldu. Yelkencilik deneyimlerinden ve denizin ruhani yönünden beslenen Eren İnce Çiftçi’nin üç edebiyat temalı kitabı okuyucusuyla buluştu. Bu eserlerden “Yedideniz’in Masalı”, Altın Yazar Ödülü’ne layık görülmüştür. Yazılarında yaşamın iniş çıkışlarını, ilişkilerdeki görünmeyen bağları ve bireyin içsel yolculuğunu hem samimi hem de derinlikli bir dille kaleme almaktadır. Halen bireylerle, çiftlerle ve ailelerle çalışmakta; atölye ve seminerler düzenlemektedir. Amacı, insanların kendilerini ve ilişkilerini daha derinlikli anlamalarına ve hayatlarında anlamlı değişimler yaratmalarına eşlik etmektir.
İlgili Makale