Hayatınız kötü olmayabilir; ama artık size ait olmayabilir
İnsanın hayatında değiştirmek istediği her şey kötü olmak zorunda değil. Bazen ortada büyük bir problem yoktur. Dağılan bir hayat, verilmesi gereken keskin bir karar, ardımızda bırakmamız gereken kötü insanlar da yoktur. Her şey aşağı yukarı olması gerektiği gibidir. Ama tam da bu yüzden insanın içinde beliren huzursuzluğa bir isim vermesi zorlaşır. Çünkü kötü giden bir şey varsa neden mutsuz olduğumuzu biliriz. Peki ya kötü giden belirgin bir şey yoksa?
Bazen insan hayatına bakar ve içinden şöyle geçirir: “Şikayet edecek neyim var ki?”
Belki de bu, kendimize sorduğumuz en yanıltıcı sorulardan biridir. Çünkü bir hayatın kötü olmaması, o hayatın hâlâ bize ait olduğu anlamına gelmez. Yıllar önce istediğimiz şeyleri elde etmiş olabiliriz. Kurmak istediğimiz düzeni kurmuş, ulaşmak istediğimiz yerlere ulaşmış olabiliriz. O günün koşullarında verdiğimiz kararlar da yanlış olmayabilir.
Ama bütün bunların arasında değişen önemli bir şey vardır: Biz.
İnsan yıllar geçerken yalnızca yaş almaz. Bazı şeylere eskisi kadar önem vermemeye, bazı şeylere ise eskisinden çok daha fazla ihtiyaç duymaya başlar. Bir dönem kalabalıkların içinde olmaktan hoşlanırken zamanla sessizlik arayabilir. Bir zamanlar başarı olarak gördüğü şey, yıllar sonra ona yalnızca yorgunluk gibi gelebilir.

Eskiden vazgeçilmez sandığı şeylerin aslında o kadar da vazgeçilmez olmadığını fark edebilir. Daha önce hiç düşünmediği şeyleri istemeye başlayabilir. Ve belki en önemlisi, yıllarca kendisine sormadığı bazı soruları sormaya başlayabilir: “Ben bugün nasıl yaşamak istiyorum?” Bu soru basit görünür. Oysa çoğumuz hayatımızın büyük bölümünü bu soruya cevap vererek geçirmeyiz. Daha çok yapılması gerekenleri yaparız.
Yetişmemiz gereken yerlere yetişir, üstlendiğimiz sorumlulukları yerine getirir, kurduğumuz düzeni sürdürürüz. Bir süre sonra hayatın devam ediyor olmasıyla, hayatın gerçekten bizim olması arasındaki farkı göremez hale gelebiliriz. Belki insanın kendi hayatına yabancılaşması da tam olarak böyle olur.
Büyük bir kırılmayla değil. Sessizce.
Bir sabah başka biri olarak uyanmayız. Sadece zaman içinde bazı şeyler bize dar gelmeye başlar.
Eskiden hiç düşünmeden yaptığımız şeyleri neden yaptığımızı sorgularız.
Eskiden bizi heyecanlandıran şeylerin artık aynı duyguyu vermediğini fark ederiz. Ve bazen bütün bunları fark ettiğimiz halde hayatımızda hiçbir şeyi değiştirmeyiz. Çünkü ortada değişiklik yapmak için yeterince büyük bir neden olmadığını düşünürüz.
Oysa belki de her değişimin bir felakete ihtiyacı yoktur. İnsan bazen bir şey kötü olduğu için değil, artık kendisine uymadığı için ondan uzaklaşmak isteyebilir.
Bir elbiseyi düşünün. Bir zamanlar çok severek aldığınız, üzerinize çok yakışan bir elbise… Yıllar sonra hala güzel olabilir. Kumaşı eskimemiş, rengi solmamış olabilir. Ama artık üzerinize olmuyordur. Elbisenin kötü olması gerekmez. Sizin de onu zamanında seçmiş olmakla hata yapmış olmanız gerekmez. Sadece artık size ait değildir. Hayatın bazı dönemleri de biraz böyledir. Bir zamanlar bize çok yakışan bir hayat, yıllar sonra üzerimizde yabancı durabilir. Belki de burada yapılması gereken hemen büyük kararlar almak değildir. Bazen önce fark etmek yeterlidir. Hayatımızdaki hangi şeylerin hâlâ bize ait olduğunu, hangilerini yalnızca uzun zamandır hayatımızda oldukları için sürdürdüğümüzü görmek…

Ve kendimize dürüstçe şunu sorabilmek: Bugün hayatımı yeniden kuruyor olsaydım, yine böyle mi yaşamak isterdim?
Bu sorunun cevabı her şeyi değiştirmek zorunda değil.
Belki baktığımızda pek çok şeyi yeniden seçeriz.
Belki bazılarını başka türlü yapmak isteriz.
Belki de uzun zamandır eksikliğini hissettiğimiz ama adını koyamadığımız küçücük bir şeyi fark ederiz. Çünkü insanın hayatına yeniden sahip çıkması bazen her şeyi bırakıp gitmekle başlamaz. Bazen yalnızca kendisine uzun zamandır sormadığı bir soruyu sormasıyla başlar.
Ben de bu yazının sonunda sizlere küçük bir soru bırakmak istiyorum: Hayatınız kötü mü? Belki değil.
Peki bugün dönüp baktığınızda, yaşadığınız hayat hala sizin mi? Cevabını hemen vermeniz gerekmiyor.
Belki sadece bir süre bu soruyla kalmak yeterlidir.
Sevgiyle…
İlginizi çekebilir: Kendi hayatına misafir olan kadınlar