Başımıza zor bir olay geldiğinde sık duyduğumuz bazı cümleler vardır. “Bunda da vardır bir hayır.” “Bu sana bir şey öğretmiştir.” “Demek ki yaşaman gerekiyormuş.”
Bazen gerçekten iyi gelir bu cümleler. Yaşadığımız şeyin tamamen anlamsız olmadığını düşünmek, insanı bir süre ayakta da tutabilir. Fakat bazen henüz ne hissettiğimizi bile anlayamadan yaşadığımız deneyimin bize ne öğretmeye çalıştığını bulmamız beklenir.
Bir ilişki biter mesela, daha üzülmeye fırsat kalmadan bu ilişkinin bize kattıklarını düşünmeye başlarız. İşimizde hayal kırıklığı yaşarız, hemen yeni bir yol haritası çıkarmaya çalışırız. Bedenimiz sakatlanır, “Bedenim bana ne anlatmaya çalışıyor?” diye sorarız.
Belki de o sırada bedenimizin anlatmaya çalıştığı özel bir şey yoktur. Belki yalnızca dinlenmesi gerekiyordur.
Zihnimiz yaşadıklarımız arasında bağlantı kurmayı ve anlam üretmeyi sever. Çünkü anlamlandırabildiğimiz olaylar daha öngörülebilir, dolayısıyla daha güvenli gelir bize. Neden olduğunu bilirsek bir daha yaşamayacağımıza inanırız. Doğru dersi çıkarırsak aynı hataya yeniden düşmeyeceğimizi düşünürüz. Belirsizliğin içinde kendimize bir çeşit güvenlik alanı yaratırız böylece.
Bu, benim de çocukluğumdan beri en iyi öğrendiğim yöntemlerden biri aslında. Bazılarını fark ederek, bazılarını ise hiç fark etmeden yaşadığım şeyleri sürekli analiz edip anlamlandırmaya çalışırım. Çünkü nedenleri bulabilirsem kendimi daha güvende hissedeceğimi düşünürüm. Fakat yıllar geçtikçe bunun ne kadar yorucu olduğunu da anlıyor insan. Zihin durmadan açıklamalar üretirken beden sanki hâlâ sürekli uyarı hâlinde kalıyor.
Çünkü hayat her zaman zihnimizin kurduğu kadar düzenli işlemiyor.
Bazen doğru davrandığımız hâlde kaybediyoruz. Elimizden geleni yapmamıza rağmen bir ilişki yürümüyor. Sağlığımıza dikkat etsek de hastalanıyor, iyi insanlarla da kötü deneyimler yaşayabiliyoruz. Her sonucun arkasında bizim bulmamız gereken kişisel bir hata ya da gizli bir mesaj olmayabilir.
Yine de bugünlerde yaşadığımız neredeyse her şeyin bizi geliştirmesi gerektiğine inanıyoruz. Acılarımız bizi güçlendirmeli, kayıplarımız yönümüzü değiştirmeli, yalnızlığımız kendimizi bulmamızı sağlamalı. Yaşadığımız zor bir dönemin sonunda daha bilinçli, daha güçlü ve daha iyi birine dönüşmeliyiz sanki.
Dönüşemezsek, bu kez yaşadığımız acıyı doğru değerlendirememiş gibi hissediyoruz.
Oysa bazı deneyimler bizi hemen geliştirmez. Hatta bir süre daha kaygılı, kırgın ya da güvensiz hâle getirebilir. Bu da o deneyimi yanlış yaşadığımız anlamına gelmez. Çünkü insan zihni ve sinir sistemi, yaşanan her şeyi aynı hızda işlemiyor. Zihnimiz “bitti” dese bile bedenimiz bir süre daha yaşanan olayın etkisini taşıyabiliyor.
İyileşme de her zaman deneyimin içindeki dersi bulduğumuz anda başlamıyor zaten. Bazen konuşarak, bazen dinlenerek, bazen de yaşananları bir süre olduğu yerde bırakarak ilerliyoruz.
Elbette geçmişimize dönüp baktığımızda bazı şeylerin bize ne kattığını görebiliriz. Daha önce fark etmediğimiz sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı ya da davranış kalıplarımızı anlayabiliriz. Aynı seçimleri neden yaptığımızı fark edip farklı bir yön de çizebiliriz kendimize. Bunun bir süresi ve tek bir doğru biçimi yok.
Bazen birinin mesajımıza neden geç cevap verdiğini saatlerce düşünmemize gerek yoktur. Kötü geçen bir günün çocukluğumuzla bağlantısını kurmak ya da her keyifsiz uyandığımız sabah hayatımızda neyin yanlış olduğunu bulmak zorunda da değiliz. Her sessizliğin altında bir mesaj, her uzaklaşmanın arkasında bizimle ilgili bir neden olmayabilir.
Bugün bize yalnızca kayıp gibi gelen bir deneyim, yıllar sonra başka bir anlam kazanabilir. Ya da hiçbir zaman büyük bir öğretiye dönüşmeyebilir. Belki sadece kötü bir dönem olarak kalır hafızamızda. Hayatın içinde böyle bölümler de var çünkü.
Belki her deneyimden ders çıkarmak yerine, bazılarının içinden yalnızca geçmemiz gerekiyordur. Hemen çözmeden, olumlu bir hikâyeye çevirmeden, kendimizi daha güçlü hissetmek zorunda bırakmadan…
Bazen “Neden oldu?” sorusunun cevabını bilmiyoruz. Belki de her zaman bilmemiz gerekmiyor.
Çünkü yaşadığımız her şey bizi daha iyi bir versiyonumuza taşımak zorunda değil. Bazı deneyimler bir ders değil, hayatın kendisi belki de. Bizim yapabileceğimiz ise her şeyi anlamlandırarak kontrol etmeye çalışmak yerine, bazen bilmediğimiz hâlimizle de kendimizin yanında kalabilmek.
Yolunuza ışık olması dileğiyle…
İlginizi çekebilir: İyi hissetmek de bir peformansa mı dönüştü?