İyi hissetmek de bir performansa mı dönüştü?
Son yıllarda yalnızca daha başarılı, daha üretken ya da daha fit olmaya çalışmıyoruz. Daha sakin, daha dengeli ve daha mutlu olmaya da çalışıyoruz.
Sabah meditasyonu, nefes egzersizi, spor, sağlıklı kahvaltı, soğuk duş… Ardından gün içinde olumlu düşünceler, akşam biraz günlük tutma ve uyumadan önce şükran listesi. Hepsini yaptıysak iyi hissetmemiz gerekiyor sanki.
Ama ya hala iyi hissetmiyorsak?
İşte orada başka bir düşünce başlıyor: Demek ki bir şeyleri yanlış yapıyorum.
Bir dönem insanın kendini geliştirmesi daha çok iş, eğitim ya da fiziksel görünüm üzerinden konuşuluyordu. Şimdi ise iç dünyamız da gelişim programının bir parçası hâline geldi. Nasıl hissettiğimizi gözlemliyor, duygularımızı düzenlemeye çalışıyor, ne kadar sakin kalabildiğimizi bile ölçüyoruz.
Kötü bir gün geçiriyoruz mesela. Normalde belki biraz canımız sıkılacak, bir arkadaşımızı arayacak ya da erkenden uyuyacağız. Şimdi önce neden böyle hissettiğimizi analiz ediyoruz. Uykum mu kötüydü, sinir sistemim mi regüle değil, çocukluk travmam mı tetiklendi, kortizolüm mü yükseldi?
Saat daha 10.30. Biz çoktan kendimize psikolojik kurul topladık bile.
Bir taraftan da sosyal medya bize sürekli nasıl yaşamamız gerektiğini anlatıyor. Kendine odaklan. Enerjini düşüren insanları hayatından çıkar. Her sabah mutlu uyan. Geçmişi bırak. Olumlu düşün. Kendini seç.

Bunların bazıları doğru zamanda gerçekten işe yarayabilir. Fakat hayatın tamamına uygulanan hazır reçetelere dönüştüğünde başka bir baskı yaratıyor. Üzgünsek yeterince şükretmemişiz, kaygılıysak kendimize iyi bakmamışız, mutsuzsak yanlış hayatı yaşıyoruz gibi. Bir ilişki bizi zorluyorsa hemen bitirmeli, işimizden sıkıldıysak her şeyi bırakmalı, yalnız kalmak istiyorsak mutlaka “kendimizi seçiyor” olmalıyız.
Oysa bazen sadece kötü bir gündür. Bazen sevdiğimiz bir ilişki bizi zorlar. Bazen doğru yerde olsak da mutsuz hissederiz. Çünkü doğru bir hayat yaşamak, sürekli iyi hissetme garantisi vermiyor.
Kendimizi anlamaya çalışmak elbette değerli. Duygularımızı tanımak, bedenimizin sinyallerini fark etmek ve gerektiğinde destek almak hayatımızı gerçekten değiştirebilir. Fakat her kötü hissi hemen ortadan kaldırılması gereken bir probleme çevirdiğimizde, kendimizle kurduğumuz ilişki de değişiyor.
Çünkü zihin, sürekli kontrol etmeye çalıştığı şeyi aynı zamanda sürekli takip eder.
“Şu an iyi miyim?” diye kendimizi tekrar tekrar yokladığımızda dikkatimiz ister istemez iyi olmadığımız anlara yöneliyor. En küçük huzursuzluk bile bir şeylerin yolunda gitmediğinin kanıtı gibi görünmeye başlayabiliyor. Böylece iyi hissetme isteği, fark etmeden yeni bir baskı oluşturuyor.
Psikolojik esneklik ise her zaman iyi hissetmek anlamına gelmiyor. Farklı duygulara rağmen hayatın içinde kalabilmekle ilgili biraz da. Üzgünken üzgün, kaygılıyken kaygılı olabilmek; ama o duygunun bütün kimliğimiz ya da hayatımız olmadığına da alan açabilmek.
Sinir sistemimiz zaten sabit bir huzur hâlinde yaşamıyor. Bazen hareketleniyor, bazen yavaşlıyor. Bazen çevreyle bağ kurmak istiyoruz, bazen yalnız kalmak. Sağlıklı olmak, bu dalgalanmaların hiç yaşanmaması değil; sistemin ihtiyaç duyduğunda yeniden dengeye dönebilmesi.
Burada meditasyonu, sporu, nefes çalışmalarını ya da terapiyi eleştirmiyorum. Aksine yıllardır bunların birçoğunu kendi hayatımda uyguluyorum. Bu alan aynı zamanda mesleğimin önemli bir parçası. Elimden geldiğince araştırarak, öğrendiklerimi doğru bir zeminde paylaşmaya ve insanlara bedenleriyle, zihinleriyle ilgili farklı farkındalık alanları açmaya çalışıyorum.
Tam da bu yüzden, kullandığımız araçlarla onları hangi amaçla kullandığımız arasındaki farkı önemsiyorum.
Spor yaptıktan sonra daha iyi hissedebiliriz. Ama her kötü hissettiğimizde kendimizi antrenmana zorlamak başka bir şey. Meditasyon zihnimizi sakinleştirebilir. Fakat zihnimiz hala dağınıksa meditasyonu başarısız saymak başka. Kendimize odaklanmak iyi gelebilir; ama bunu herkesten uzaklaşmamız gerektiği şeklinde yorumlamak yine başka.
Belki de iyi hissetmek, ulaşmamız gereken kesintisiz bir seviye değil. Hayatla kurduğumuz ilişkinin içinde gelip giden bir hâl sadece.
Her günü çözmek, her duyguyu dönüştürmek ve her sabah daha iyi uyanmak zorunda değiliz. Bazen yapabileceğimiz en sağlıklı şey, bugün iyi olmadığımızı kabul edip hemen düzeltmeye çalışmadan kendimizin yanında kalabilmek.
Çünkü insan olmak yalnızca iyi hissetmek değil. Hissedebildiğimiz bütün hâllerin içinde, kendimizle bağımızı tamamen kaybetmeden yaşayabilmek belki de. Yolunuza ışık olması dileğiyle…
İlginizi çekebilir: Kendimizini en iyi versyonu olmak zorunda mıyız?