Kendimizin en iyi versiyonu olmak zorunda mıyız?
Bir dönem benim de sık düştüğüm bir düşünce vardı: Kendimin daha iyi bir versiyonu olmalıyım.
Daha iyi beslenmeliyim, daha fazla okumalıyım, daha disiplinli olmalıyım. Spor, uyku, iş, ilişkiler… Hep geliştirilecek başka bir alan. Aslında ilk bakışta bunda yanlış hiçbir şey yok. Hatta insanın kendini geliştirmek istemesi oldukça doğal.
Yalnız sonra insanın aklına başka bir soru geliyor: Bunun bir sonu var mı?

Çünkü kendimizin “en iyi versiyonuna” ulaşmaya çalışırken, fark etmeden bugünkü halimize sürekli eksikmiş gibi davranmaya başlayabiliriz.
Bugün biraz da böyle bir çağda yaşıyoruz sanırım. Sabah rutininden uyku kalitesine, meditasyondan spora, üretkenlikten ilişkilere kadar hayatın neredeyse her alanını optimize etmeye çalışıyoruz. Bir gün antrenmanı kaçırınca suçluluk, sabah geç kalkınca sanki bütün gün boşa gitmiş hissi… Hafta sonu hiçbir şey yapmadan evde kalınca bile içimizden bir ses “Bugünü daha iyi değerlendirebilirdin” diyebiliyor.
Bir de telefonu açıp bizden önce sporunu yapmış, kitabını okumuş, soğuk duşunu almış, kahvaltısını hazırlamış ve saat daha 07.30 olmadan hayatının amacını bulmuş birini görünce tamam. Daha bizim gün başlamadan geride kaldık.

Gelişmek ne zaman kendimizi sürekli düzeltmeye dönüştü?
Psikolojide mükemmeliyetçiliğin zorlayıcı tarafı yalnızca yüksek standartlara sahip olmak değil. Kendi değerimizi performansımızla ilişkilendirmeye ve hatalarımıza gereğinden fazla odaklanmaya başladığımızda başarı bile çok uzun süre yetmeyebiliyor. Bir hedefe ulaşıyoruz, biraz mutlu oluyoruz ve zihin kısa süre sonra sıradaki eksik parçayı buluyor.
Beynimiz zaten çevremizi ve bedenimizi sürekli tarayan, neyin yolunda olup olmadığını anlamaya çalışan bir sistem. Sinir sistemimiz belirsizlik karşısında kontrolü artırmaya eğilim gösterebiliyor. Eğer kendi içimize de sürekli “Burada düzeltilmesi gereken ne var?” sorusuyla bakarsak, dikkatimizi ister istemez eksik olana eğitiyoruz.
Bir süre sonra kendini geliştirmek için başlayan yolculuk, kendini denetlemeye dönüşebiliyor.
Bugün yeterince üretken miyim? İyi beslendim mi? Spor yaptım mı? Telefonla çok mu vakit geçirdim? Doğru insanlarla mı görüşüyorum? Kariyerimde yeterince ilerledim mi? Yeterince mutlu muyum?

Sonuncusu biraz garip zaten. Mutlu olup olmadığımızı bile kontrol ediyoruz artık.
Üstelik mesele artık sadece ne yaptığımız da değil, nasıl bir hayat yaşamamız gerektiğine kadar uzanıyor. “Konfor alanından çık.” “Her şeyi bırak ve git.” “Kurumsal hayatı bırak.” “Dünyayı gez.” “Minimal yaşa.” “Risk al.”
Sosyal medyada bazen gelişmenin tek yolu sanki sırt çantasını alıp bilinmeyene doğru yola çıkmakmış gibi bir dünya görüyoruz.
Yanlış anlaşılmasın, konfor alanından çıkmak gerçekten çok şey öğretebilir. Ben de hayatımda bunun bana öğrettiklerini oldukça önemsiyorum. Yeni bir ülkeye gitmek, alıştığımız düzeni değiştirmek, risk almak insanı dönüştürebilir.
Ancak herkesi aynı şey dönüştürmez.
Bir insan için gelişim işini bırakıp dünyayı gezmek olabilir. Bir başkası için yıllardır kaçtığı sorumluluğu almak. Biri yalnız yaşamayı öğrenirken gelişir, diğeri ilk kez birine gerçekten bağlanabilmeyi öğrenirken. Birinin ihtiyacı konfor alanından çıkmaktır, diğerinin belki de hayatında ilk kez güvenli bir alan kurabilmek.
Gelişimi bile tek bir yaşam biçimine dönüştürdüğümüzde, yine aynı yere geliyoruz aslında: Olmamız gereken başka bir insan yaratıyoruz.
Burada sorun spor yapmak, terapiye gitmek, meditasyon yapmak, seyahat etmek veya daha iyi alışkanlıklar kurmak değil elbette. Bunların hepsi hayatımızı gerçekten iyileştirebilir. Ben de yıllardır büyük bir kısmını hayatımda kullanıyorum ve anlatıyorum.

Sorun belki de bunları hangi yerden yaptığımızda.
Bedenimize iyi baktığımız için mi spor yapıyoruz, yoksa bir gün yapmazsak kendimizi kötü hissettiğimiz için mi? Kendimizi tanımak için mi terapiye gidiyoruz, yoksa sürekli düzeltilmesi gereken bir tarafımız olduğuna inandığımız için mi? Gerçekten yeni yerler görmek istediğimiz için mi yola çıkıyoruz, yoksa yerimizde kalırsak hayatı kaçırdığımızı düşündüğümüz için mi?
Hatta bazen dinlenirken bile daha iyi nasıl dinlenebileceğimizi araştırıyoruz. Bir pazar gününü hiçbir şey yapmadan geçirmek bile neredeyse açıklanması gereken bir davranış haline geldi.
Oysa gelişim bence sadece sürekli ileri gitmek değil, bazen hızlanmak, bazen yavaşlamak. Bazen yeni bir yere gitmek, bazen olduğun yerde kalmak. Bazen disiplin göstermek, bazen bedeninin “bugün değil” dediğini duyabilmek. Hayatın her döneminde ihtiyacımız olan şey aynı olmak zorunda değil.
Belki de kendimizin “en iyi versiyonu” diye ulaşmamız gereken sabit bir kişi hiç yok.
Çünkü insan tamamlanması gereken bir proje değil. Değişiyoruz, dağılıyoruz, öğreniyoruz, bazen eski alışkanlıklarımıza dönüyor sonra yeniden toparlanıyoruz. Bazı dönemler çok üretkeniz, bazı dönemler sadece devam edebilecek kadar enerjimiz var. Bunların hepsi aynı hayatın içinde.
Kendimizi geliştirmeye devam edelim elbette. Merak edelim, deneyelim, konfor alanımızdan da çıkalım gerektiğinde. Ama bunu bugünkü halimizden sürekli kaçmamız gereken bir yarışa dönüştürmeden.
Belki bazen kendimize “Nasıl daha iyi biri olurum?” diye sormadan önce başka bir soru sormamız gerekiyor:
“Şu an gerçekten neye ihtiyacım var?”
Çünkü her zaman ileri gitmek gelişmek olmayabilir. Bazen nerede olduğumuzu anlayabilmek de yolun önemli bir parçasıdır.
Belki kendimizin en iyi versiyonunu bulmaya çalışmak yerine, değişen bütün versiyonlarımızla daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenebiliriz.
Yolunuza ışık olması dileğiyle…
İlginizi çekebilir: İnsan olmak hep ben demek mi?