X

Çocukken dünya neden daha renkli görünüyordu?

Çocukluğumuzun dünyası gerçekten daha mı renkliydi, yoksa biz mi öyle hatırlıyoruz? Eski evimize ya da mahallemize yıllar sonra tekrar döndüğümüzde karşımızda gördüklerimizin hatırladıklarımızdan daha soluk ve renksiz olduğunu düşünebiliriz. Hatta bu nedenle çocukluk yıllarının geçtiği eski yerlere dönmek, çoğu kişinin üzerinde bir parça hayal kırıklığı yaratır. Hafızamızda daha canlı ve renkli olan bu yerler, gerçekte karşımıza çıktığında gözümüze biraz sıradan görünür.

Bu durum nispeten nostaljiyle ve çocukluk anılarına yüklediğimiz anlamla ilişkili. Fakat çocuklukta çevreyi algılama ve dünyayı nitelendirme şeklimiz de yetişkinlikte olduğundan epey farklı. Yetişkinlik hayatı, bize sorunları ve kusurları görmeyi öğretirken çocuklukta bu tür pürüzler dikkatimizi bile çekmiyor. Dolayısıyla anılar da hafızamıza genellikle iyi ve olumlu özellikleriyle işliyor. Henüz alışkanlıklarla, sorumluluklarla ve geçmiş hatalarıyla dolu olmayan çocuk zihni çevredeki ayrıntılara karşı daha açık olabiliyor. Yetişkinlikte ise eski deneyimlerden öğrenerek gelişen zihin, çevresinde neye dikkat etmesi gerektiğini kavrayarak olumlu ve olumsuz kategorileri arasında hızlı bir ayrım yapabiliyor.

İşte bu yüzden çocukken dünyanın daha canlı görünmesi, renklerin gerçekten değişmesinden çok onları ne kadar dikkatle gördüğümüzle ve zihnin yapısıyla ilgili olabilir. Üstelik işin içine hafıza ve çocukluğa özgü hayal gücü de girince geçmişteki dünya gerçekte olduğundan daha parlak hale gelebiliyor.

Çocukken renkleri gerçekten daha yoğun mu algılıyoruz?

Görmek, gözümüze ulaşan görüntüyü olduğu gibi kaydetmekten çok daha karmaşık bir süreç. Beyin, o anda gördüklerimizi geçmiş deneyimlerimiz ve beklentilerimizle sürekli bir araya getirerek işliyor ve eldeki tüm verilerden bir anlam çıkarıyor. Yaş ilerledikçe bu geçmiş deneyim havuzu da büyüdüğünden bazı renkli çocukluk hayalleri, zamanla daha katı ve gri gerçeklere dönüşebiliyor.

Bebekleri, çocukları ve yetişkinleri aynı görsel görevde karşılaştıran bir araştırma da görüntünün gözde değil de zihinde oluştuğu fikrini destekliyor. Çocuklar ve bebekler görüntüler arasındaki doygunluk farklarını ayırt etmede yetişkinlerden daha başarılı olurken; yetişkinler o anki renk değerlendirmelerinde daha önce gördükleri örneklerden etkileniyor. Bu da geçmiş deneyimlerden etkilenmeyen çocuk algısının, renklere karşı daha duyarlı olduğunu gösteriyor. Başka bir çalışma ise 4-5 yaşındaki çocukların görev açısından önemsiz görsel ayrıntıları yetişkinlerden daha fazla fark ettiğini gösteriyor.

Başka bir deyişle yetişkin beyni dünyayı her seferinde sıfırdan incelemek yerine daha önce öğrendiklerinden yararlanıyor ve çevredeki görüntüleri filtreden geçiriyor. Aslında zihnin çevresini daha hızlı algılayıp tehlikeli unsurları fark etmesini sağlayan bu özellik verimliliğe işaret ediyor. Fakat bu esnada çocukluğa özgü renkleri ve detayları kaybedebiliyor.

Çocukların yetişkinlerden daha fazla ayrıntı fark etmesinin nedenleri

Bir çocukla yürürken sizin hiç dikkat etmediğiniz bir taşı, pencereyi, böceği ya da tabelayı fark ettiğine şahit olmuş olabilirsiniz. Bunda elbette her şeye merakla yaklaşan çocuk algısı büyük etkiye sahip. Ancak bunun yanı sıra çocuklukta dikkat henüz yetişkinlerdeki kadar seçici çalışmıyor ve filtrelere takılmıyor, dolayısıyla çevredeki daha fazla ayrıntı algının içine dahil olabiliyor.

Biz yetişkinler olarak zamanla bunun tam tersini yapmaya adapte oluyoruz. İşe yetişirken her gün yürüdüğümüz kaldırım taşlarının desenine, sürekli uğradığımız marketteki rafların rengine ya da sıkışık trafikte gökyüzündeki bulutlara pek odaklanmıyoruz. O an seçici dikkatimiz önümüzdeki göreve yönlendirildiğinden, bir anlamda hayattaki renkleri ve ufak detayları da kaçırabiliyoruz.

Tüm bunların yanı sıra çocukların dünyayı daha ayrıntılı ve canlı deneyimlemesinde birkaç farklı unsur birlikte etkili olabiliyor:

  • Yetişkin beyni neyin önemli olduğuna hızla karar verip geri kalan bilgileri arka plana atarken çocukların dikkati dar bir alanla sınırlanmıyor ve böylece çevredeki daha fazla uyaranı fark edebiliyor.
  • Çocuklar için gündelik hayat çok fazla yenilik içeriyor. İlk kez denize girmek, farklı bir hayvan görmek, yeni bir sokağı keşfetmek veya daha önce bilmediği bir nesneyle karşılaşmak çocuklukta çok daha sık yaşanıyor. Yeni olan şeyler de doğal olarak daha fazla dikkat çekiyor.
  • Yetişkinlikte aynı yolları kullanma ve aynı işleri yapma sıklığı arttıkça beyin çevreyi daha hızlı kategorize ediyor. Çocuk için çevre henüz o kadar sıradan olmadığından birçok yeni ayrıntı kayıt altına alınabiliyor.
  • Yetişkinlik hayatında algı, önem sırasına göre düzenleniyor. İşe veya eve yetişirken yoldaki detaylardan ziyade görevin kendisi önem kazanıyor. Bu da çocukların gözüne çarpan unsurları geri plana atabiliyor.

Yetişkinlikte çocukluk merakını canlandırma yolları

Dünyayı çocukken nasıl gördüğümüz kadar, yıllar sonra o günleri nasıl hatırladığımız da önemli. Çünkü çocukluğu hatırlarken her zaman olayları yaşandığı gibi düşünmüyoruz. Bu sırada hafıza yaşananları saklayan kusursuz bir kayıt cihazından çok, geçmiş deneyimleri her hatırladığımızda yeniden oluşturan dinamik bir sistem gibi çalışıyor. Bu nedenle çocukluk yıllarını düşünürken aklımıza ilk önce bizi en çok heyecanlandıran, şaşırtan ve mutlu eden seçilmiş anılar geliyor.

Yetişkinlikte dünyayı çocuk gibi görmek mümkün olmasa da algı alışkanlıklarınızı biraz değiştirerek tekrar benzer heyecanlar kazanabilirsiniz:

1. Bilerek yeni deneyimlere alan açın.

Yeni deneyimler için her gün farklı şeyler yapmanız gerekmiyor. Bazen hiç gitmediğiniz bir semtte yürümek, işe farklı bir yoldan gitmek veya ayda bir sergiye gitmek bile zihni alışılmış kalıplardan çıkarabiliyor. Hayattaki bu tür ufak yeniliklerin yoğunluğu arttıkça ayrıntılar da kendiliğinden görünür hale geliyor.

2. Rutinlerinizi küçük ölçüde değiştirin.

Dışarı çıktığınızda hep aynı kafeye gitmek, aynı insanlarla görüşmek veya günün benzer saatlerinde aynı şeyleri yapmak çevreyi tahmin edilebilir hale getiriyor. Bu da zihne merak etmesi için herhangi bir neden vermiyor. Oysa hafta sonu planlarını biraz daha spontane hale getirmek veya sosyalleşme alışkanlıklarını farklılaştırmak gibi ufak rutin değişiklikleri, otomatik pilotu kırabiliyor.

3. Dikkatinizi tek bir şeye vermeyi deneyin.

Dikkatin farklı ekranlar arasında bölünmesi çevredeki detayları silikleştiriyor. Yürürken telefonu çantaya koymak ya da film izlerken gerçekten sadece ekrana odaklanmak gibi bizi anda kalmaya zorlayan ufak adımlar, algının canlanmasına yardımcı olabiliyor. Bu da normalde fark etmeyeceğimiz ayrıntıları görünür hale getirebiliyor.

4. Çocukluk merakını günlük hayata taşıyın.

Çocuklar çevrelerindeki şeyleri yalnızca işe yarayıp yaramadığına göre değerlendirmiyor. Bir şeylerin nasıl çalıştığını merak ediyor, dokunuyor, inceliyor ve en önemlisi de soru soruyor. Yetişkinlikte de bir sergiyi, yeni bir hobiyi, doğayı veya yaşadığınız şehri sonuç odaklı olmadan keşfetmek bu merak duygusunu yeniden besleyebiliyor.

5. İlk kez yaptığınız şeylerin sayısını artırın.

Yeni deneyimler yetişkinlikte de hafızada daha belirgin izler bırakıyor. Bu nedenle ara sıra hayatınıza ilkleri almak, farkındalığı şimdiki ana getirerek algıyı güçlendirebiliyor. İlk kez tek başınıza tatile çıkmak, yeni bir egzersiz rutinine geçmek veya farklı tarifler denemek gündelik hayatın birbirine benzeyen günlerini birbirinden ayırabiliyor.

Kaynak: psychologicalscience, frontiersin

İlginizi çekebilir: Yetişkinler için yaşam becerileri

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale