X

Mart ayı İstanbul sergi rehberi 

Mevsimin yavaş yavaş kıştan bahara döndüğü Mart ayı, İstanbul’da keşfedilmeyi bekleyen yepyeni sergi rotaları ile dolu. Havaların ısınıp günlerin uzadığı bu geçiş döneminde, şehrin sanat ajandasında oldukça net ve iddialı sergiler yer alıyor. Popüler müzelerin ve lokal galerilerin salonlarını her biri farklı kompozisyonları irdeleyen kürasyonlar doldururken, kimi uzun süreli ve çarpıcı işler kentte son kez ziyarete açılıyor. Aradığınız ister adından uzun zamandır söz ettiren sergileri son gösterimden önce bir kez daha yakalamak, ister kültür-sanat sahnesine yeni soluk kazandıracak taze işleri incelemek olsun, bu İstanbul sergi rehberi tam sizlik! Gelin, kentin 2026 sergi rotasını birlikte keşfedelim!

Canavarların Vaatleri | HARA, 1 Mart – 26 Temmuz

(Görsel: haraistanbul)

Mart ayının en güncel sergilerinden olan Canavarların Vaatleri, ay başıyla birlikte kapılarını ziyaretçilere açtı. Heykel, fotoğraf, video ve enstalasyon gibi geniş yelpazede eserleri bir araya getiren sergi; canavar olarak algılanan insan bedeni ile onun çeşitli temsillerine odaklanıyor. Canlı ile cansız, insan ile insan olmayan arası iletişimi irdelerken tabulaştırılan “canavar” tanımına yeni bir açıklamada bulunuyor. Görünür ve bastırılmış sınırlar arası ilerleyen çizgi, insan olmanın somut bir sorgusuna dönüşüyor.

Özer Toraman, Sessiz Diyalog | Pi Artworks, 5 Mart – 2 Mayıs

(Görsel: artfulliving)

Kentin en yeni ve heyecan verici işlerinden olan Sessiz Diyalog, sanatçı Özer Toraman’ın yeni dönem resimlerini bir araya getiriyor. Günlük hayat karmaşasında fark edilmeyen sakinlik anlarına odaklanan eserler, doğa ve insan arası ilişkinin yanı sıra iç dünya ve görünür olan arası bağları hatırlatıyor. Işığın belirleyici bir unsur olarak yer aldığı kompozisyonlarda, zamansal olarak askıda kalma ve anı yaşama halleri tartışılıyor.

Altın Jenerasyon | AKM, 6-22 Mart

(Görsel: akm)

Çağdaş sanatın önde gelen isimlerini tek çatıda birleştiren Altın Jenerasyon, genç isimlerin sanat üretim ve düşünce yolculuğunu gözler önüne seriyor. Kültür sanat hayatına yeni atılan başarılı isimlerin, hem bireysel hem çevresel etkileriyle birlikte içsel dönüşümlerini yansıtıyor. Kolektif üretim ruhundan beslenen seçki; dijital, sosyal ve ekonomik sorunlara odaklanarak içinde bulunduğumuz çağın görsel iz düşümü haline geliyor.

Suzanne Lacy, Birlikte/Togaether | Sakıp Sabancı Müzesi, 12 Eylül – 8 Mart

(Görsel:etkinlife)

Geçtiğimiz sezonun en dikkat çekici sergilerinden olan Birlikte/Togaether, kentteki son günlerini yaşıyor. 8 Mart’ta ziyarete kapanmaya hazırlanan bu özel seçki, feminist sanatın etkin isimlerinden Suzanne Lacy’nin, eşitlik teması altında ortaya koyduğu eserlere ev sahipliği yapıyor. Temasına uygun bir günde sonlanacak sergide toplumdaki roller, özgürlük ve eşitlik hakkı, yaş alma tabusu gibi olgular tartışılıyor.

Gregor Hildebrandt, Duale Systeme aus der Mauerstadt | Dirimart, 10 Mart – 5 Nisan 

(Görsel: dirimart)

Dirimart’ın yeni sergisi, Alman sanatçı Gregor Hildebrandt’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi olma özelliği taşıyor. Sanatçının gündelik nesnelerden ve popüler kültürden aldığı ilhamla ürettiği eserler; müzik, sinema, edebiyat ve sanat tarihinden katmanlı pratiklere yer veriyor. Vinillerden üretilen heykeller, kırık plaklardan tasarlanan mozaikler ve çok daha fazlası üzerinden ilerleyerek ziyaretçisine farklı dokular ve zamanlar arası bir deneyim sunuyor.

Filiz Piyale Onat, Omorika | Decollage Art Space, 10 Mart – 12 Nisan

(Görsel: filizpiyale)

Filiz Piyale Onat’ın güncel sergisi Omorika, peyzaj manzaralarından yola çıkarak doğa ve insan arası izlerin peşine düşüyor. İşlenen yalnızlık ve yokluk temaları; doğa manzaralarını sadece estetik birer görüntü olmaktan çıkarırken insanın doğa üzerindeki değişken gücünü sorgulatıyor. Sanat ve ekoloji arasındaki bu uyum, sanatçının dinginlik ve tefekkür arayan görsel diliyle birleşince güçlü bir anlatıya dönüşüyor.

Burcu Urgut, khet | x-ist, 12 Mart – 20 Nisan

(Görsel: kitaptansanattan)

Sanatçı Burcu Urgut’un pratiklerinden derlenen Khet; ses ile iz, varlık ile yokluk arası gerilimli ilişkiyi ortaya çıkarmayı hedefliyor. Sinema, animasyon ve çizgi üretiminden ilham alarak hayata geçen her bir eser, üretim tekniğinin hikayesinin yanı sıra zamansal ve mekansal kıvrımları irdeliyor. 19. yüzyıla ait gravürler ve farklı dönemlerden işler yan yana geldiğinde, bellek akışının bütüncül görünümünü oluşturuyor.

Yolun Ortasında Yüzeyin Altında | Loft Art, 23 Ocak – 15 Mart

(Görsel: istanbul.net)

Farklı disiplinlerden bağımsız sanatçıların üretimlerini ortak paydada buluşturan sergi, ilerleme ve durma arası eşikten besleniyor. Eserin bitmiş halinden ziyade oluşum anına odaklanan işler, ziyaretçiyi sanatçı zihninde yolculuğa çıkarıyor. Karşılaşma, rastlantı ve beklentisizlikle dolu yolda olma duygusu; eserlerin plansızca ve kendiliğinden biçimlenme halini görünür kılıyor.

Defne Camcıoğlu, Gölgedeki Masallar | offgrid art project, 6 Şubat – 20 Mart

(Görsel: kultursanattv)

Sanatçı Defne Camcıoğlu’nun güncel sergisi, üretim sürecindeki dönüşüm ve süreklilik ilkelerini yansıtıyor. Farklı desenler ve kumaşlar üzerindeki tekrarlayan dağ ve doğa imgeleri, izleyicisine bütüncül bir kürasyon sunuyor. Çeşitli üretim tekniklerini ve dönemleri harmanlayan kompozisyon, zamansal bir anlatıya dönüşerek oluşturulan özgün işlerin kendi içindeki süreklilik temasını hatırlatıyor.

Mehmet Dere, 21:21 | Sanatorium, 18 Şubat – 20 Mart

(Görsel: sanatorium)

Mehmet Dere’nin Sanatorium’daki kişisel sergisi, 21 sayısından hareketle mitoloji, tarih ve kültürlerarası bir anlatı ortaya koyuyor. Oyun formları aracılığıyla günümüz meselelerini eleştiren sanatçı, toplumsal gerçekliğin ve tarihin kesiştiği bir görsel eşik belirliyor. Sıradan gündelik hayat imgeleri üzerinden politik ve sosyoekonomik yapıları sorgularken, bir yandan da eşitsizlik ve güç temalarını araştırıyor. Tek bir sayıdan ilham alarak bir araya gelen işler, zamanı ve dönemi aşan sorgulayıcı bir bütüne dönüşüyor.

Robert Capa, Gerçek En İyi Fotoğraftır | Ara Güler Müzesi, 12 Eylül – 22 Mart

(Görsel: anadoluajansı)

Kentteki en dikkat çekici, uzun soluklu duraklardan olan bu sergi, ay sonuyla birlikte galeriye veda etmeye hazırlanıyor. 20. yüzyılın önemli savaş foto muhabirlerinden Robert Capa’nın parçalarından oluşan sergi, gerçekliğe dayalı fotoğraf felsefesiyle öne çıkıyor. İspanya İç Savaşı ve II. Dünya Savaşı gibi modern tarihin önemli olaylarını, estetik kaygı duymadan ortaya koyarken; bir belgeleme aracı olan fotoğrafın küresel çatışmaları kaydetme gücünü hatırlatıyor. Yakından ve direkt çekilen kareler, hayatın içindeki vahşet anlarının en yakın tanığı haline geliyor.

Rastlaşmalar Vol. 1 | 42 Maslak, 18 Şubat – 25 Mart

(Görsel: cumhuriyet)

Farklı disiplinlerden 39 çağdaş sanatçının eserlerine yer veren Rastlaşmalar Vol. 1, sanat ve tasarımı kamusal hayatın merkezine taşıyor. Gündelik hayata entegre edilen işler, iç içe bir karşılaşma zemini üzerine kurgulandığından kentlinin sanat ve ortak alanlar ile kurduğu ilişkiye yeni bir anlam kazandırıyor. Böylece yaratıcı düşünce katmanlarını günlük yaşamın bir parçası haline getiriyor.

Bihter Yasemin Adalı, Haz ile Göklenir Dünya | Art On İstanbul, 7 Şubat – 28 Mart

(Görsel: artonistanbul)

Bilinç dışı ve bilinç altı, yaşam ve ölüm, iç dünya ve dış dünya gibi zıt eşikler arası bağı sorgulayan sergi; kolektif hafızanın sınırlarını zorluyor. Eşikte var olma halinden ilham alan her bir parça, sanatçının nesneleri tanımlama biçimini ve altta yatan aşamaları gözler önüne seriyor. Araf kavramını nesneler ve bedensel metaforlarla birleştiren anlatı, yağlı boya resimler ve botanik bahçeler üzerinden çok katmanlı bir oyun davetine benziyor. Ziyaretçiyi farklı renkler ve sahneler ile karşılarken mizah, mecaz ve felsefe dolu bir yolculuğa çıkarıyor.

Mehmet Resul Kaçar, Benim İnandığım Tanrı’nın Öküzleri | Galeri 77, 26 Şubat – 28 Mart

(Görsel: arttv.com.tr)

Mehmet Resul Kaçar’ın kentteki üçüncü kişisel sergisi olan bu seçki, bellek ve coğrafya temalarına odaklanıyor. Kolektif deneyim ile bireysel hafıza arası ilişkiyi araştıran yağlı boya eserler, genelleme yapan bir ahlaki sorgulama değeri taşıyor. Kullanılan nostaljik imgeler ve tanrı kavramı üzerinden hareketle, bozkır doğasının ve gündelik yaşamın altında yatan anıları hatırlatıyor. Böylece kökleriyle arasına mesafe girmiş izleyicinin, mesafeli fakat ısrarcı tavrını yansıtıyor.

James Cameron’ın Sanatı | İstanbul Sinema Müzesi, 27 Eylül – 31 Mart

(Görsel: evrensel)

Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin bir ayağı olarak kente gelen sergi, Mart ayı ile birlikte ziyarete kapanıyor. Avatar Alliance Foundation iş birliğiyle kürate edilen koleksiyon, James Cameron’ın sanatını icra ederken kullandığı 3 boyutlu modellerden ve objelerden oluşuyor. Yönetmenin kişisel arşivinden çıkan 300 orijinal eser sanatseverlerle son kez buluşurken, bu sıra dışı evrenin arka planında yatan yaratıcı zihni gözler önüne seriyor.

İlginizi çekebilir: Ressam Mustafa Ayaz ile dünden bugüne bir yolculuk

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale