X

Kendi hayatına misafir olan kadınlar

Bazı kadınlar hayatlarının belirli bir döneminde tuhaf bir hisle karşılaşırlar. Dışarıdan bakıldığında her şey yolundadır. Uzun yıllardır sürdürdükleri bir hayatları, yerine getirdikleri sorumlulukları, emek verdikleri ilişkileri vardır. Ancak içlerinde açıklamakta zorlandıkları bir boşluk hissi taşırlar. Bu boşluk çoğu zaman mutsuzluk değildir. Daha çok, kişinin kendi hayatıyla arasına görünmez bir mesafe girmiş olmasıdır.

Danışmanlık süreçlerimde sık karşılaştığım temalardan biri, özellikle orta yaş dönemindeki kadınların kendilerini uzun zamandır ihmal ettiklerini fark etmeleridir. Bu fark ediş genellikle ani olmaz. Yıllar içinde birikir. Çünkü birçok kadın çocukluk yıllarından itibaren başkalarının ihtiyaçlarını önceliklendirmeyi öğrenir. Uyumlu olmak, fedakarlık yapmak, ortamı idare etmek ve sorun çıkarmamak çoğu zaman takdir edilen özelliklerdir. Bu özellikler yaşamın belirli dönemlerinde işlevsel olabilir. Ancak kişi kendi ihtiyaçlarıyla bağını kaybetmeye başladığında, bu durum farklı sonuçlar doğurabilir.

Zamanla kadın kendisini yalnızca üstlendiği roller üzerinden tanımlamaya başlayabilir.

Anne olmak, eş olmak, çalışan olmak, evlat olmak… Bu roller yaşamın önemli parçalarıdır. Ancak insan yalnızca rollerden ibaret değildir. Sorun da tam burada ortaya çıkar. Bir süre sonra kişi, neyi sevdiğini, neyi özlediğini veya neyin kendisine iyi geldiğini hatırlamakta zorlanabilir. Çünkü yıllardır verdiği cevaplar başkalarının ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir.

Bazen çocuklar büyüyüp evden ayrıldığında, bazen uzun bir evliliğin ardından, bazen de kırklı veya ellili yaşlarda gelen içsel bir sorgulamayla şu soru belirir: “Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşıyorum?”

Bu soru ilk bakışta basit görünse de oldukça derindir. Çünkü çoğu zaman kişinin yaşamını değil, yaşamla kurduğu ilişkiyi sorgulamasına neden olur.

Kendi hayatına misafir gibi hissetmek, kişinin hayatından memnun olmadığı anlamına gelmez. Bazen tam tersine, her şey yolunda görünürken ortaya çıkar. Çünkü mesele sahip olunan şeyler değil, kişinin kendisiyle kurduğu bağdır.

İnsan zaman zaman kendi sesini duyamayacak kadar uzun süre başkalarına kulak verebilir. Bu nedenle iyileşme her zaman büyük değişimlerle başlamaz. Bazen sadece kendine şu soruları sormakla başlar:

En son ne zaman sadece istediğim için bir şey yaptım?

Hayatımda bana ait olan alanlar neler?

Bugün sahip olduğum yaşamın içinde benim sesim ne kadar duyuluyor?

Bu soruların cevapları hemen bulunmayabilir. Ancak kişinin yeniden kendine yaklaşmasının yolu çoğu zaman bu meraktan geçer. Çünkü bazı kadınların ihtiyacı yeni bir hayat kurmak değildir.

Kendi hayatlarında yeniden ev sahibi olmayı hatırlamaktır. Belki de bugün kendinize şu soruyu sormak için küçük bir mola verebilirsiniz: “Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?”

Bazen dönüşüm büyük kararlarla değil, kendimize dürüstçe sorduğumuz tek bir soruyla başlar.

Kendi hayatınızda yeniden ev sahibi olmanız dileğiyle…

İlginizi çekebilir: Sorun yok demek: İlişkilerde en tehlikeli cümle

Eren İnce Çiftçi: İşletme lisansının ardından satış ve pazarlama alanında yüksek lisansını tamamlayan Çiftçi, 15 yıl boyunca akademisyen olarak görev yaptı. Bu süreçte insan ilişkilerine ve toplumsal dinamiklere olan ilgisi, onu sosyoloji lisansı ve psikoloji yüksek lisansına yönlendirdi. Aile ve çift danışmanlığı alanındaki formasyonunu akademik düzeyde tamamlamış; çeşitli psikolojik ekoller ve kuramsal yaklaşımlarda yetkinlik kazanmıştır. Deniz ve yelken sporu, onun hem kişisel hem de mesleki yolculuğunun önemli bir ilham kaynağı oldu. Yelkencilik deneyimlerinden ve denizin ruhani yönünden beslenen Eren İnce Çiftçi’nin üç edebiyat temalı kitabı okuyucusuyla buluştu. Bu eserlerden “Yedideniz’in Masalı”, Altın Yazar Ödülü’ne layık görülmüştür. Yazılarında yaşamın iniş çıkışlarını, ilişkilerdeki görünmeyen bağları ve bireyin içsel yolculuğunu hem samimi hem de derinlikli bir dille kaleme almaktadır. Halen bireylerle, çiftlerle ve ailelerle çalışmakta; atölye ve seminerler düzenlemektedir. Amacı, insanların kendilerini ve ilişkilerini daha derinlikli anlamalarına ve hayatlarında anlamlı değişimler yaratmalarına eşlik etmektir.
İlgili Makale