Modern hayat bize sürekli olarak etrafımızda yaşananları kontrol etme zorunluluğu atar. Kariyerimizde, sosyal yaşantımızda, ilişkilerimizde her zaman dışarıya çizdiğimiz imajı düşünürüz. Bir yandan da gelecekte yaşanma ihtimali olan krizlerle boğuşur, onları nasıl çözeceğimizi planlar ama bu sırada içinde bulunduğumuz anı kaçırırız. Özellikle bir grup insan önünde konuşurken, iş yerinde yeni bir fikir sunarken ya da ekibi yönetmeye çalışırken kendimize adeta dışarıdan bir gözle bakar ve olayın kendisinden çok ne giydiğimize, nasıl göründüğümüze ya da insanların bizim hakkımızda ne düşünüyor olduğuna odaklanırız. Bir diğer deyişle, o andaki amacın dışına çıkar ve kendi zihnimizdeki geçmiş, gelecek çatışmaları arasında savrulur gideriz.
Bunun en kötü yanı, dış dünyaya bağlı değişimlerin asla bizim kontrolümüzde olmamasıdır. Ama en önemli toplantıda konuşma yaparken, kendi içimizde dış dünya analizleri yaparak bir anlamda kontrolde olmama gerçeğini geride bırakmaya çalışırız. Yine de bu durum, bizi esas gerçeklik olan o anı yaşamaktan alıkoyar ve farklı ihtimaller arasında kaybolmamızla sonuçlanır. Oysa, her şeyi kontrol etme saplantısından kurtularak olayların doğal akışta ilerlemesine izin vermek, Çin’in kadim felsefesi Wu Wei ile mümkün olabilir.
Wu Wei felsefesi nedir?
Taocu bir felsefe olan Wu Wei, kelime anlamı olarak “eylemsizlik” veya “çabasız eylem” şeklinde ifade edilebilir. Fakat bu kadim kavramın altında barındırdığı anlam sıradan kelimelere sıkıştırılamayacak kadar derindir. Wu Wei felsefesindeki çabasızlık, tembellik ya da hiçbir şey yapmamak ile aynı anlama denk gelmez. Çünkü bu felsefenin temelinde hayata karşı pasif kalmak değil de bizden bağımsız olan ve üzerinde kontrol gücümüz olmayan durumların kendiliğinden akmasına izin verme fikri yatar. Örneğin; bir nehri yavaşlatmaya çalışmak ya da rüzgarı durdurmayı denemek, fiziksel gücümüzün dışındaki durumlardandır. Bunlar karşısında tamamen kendini bırakıp teslim olmak değil ama fiziksel enerji ve zihinsel verimi gerçekten etkili olacağı bir alana yönlendirme düşüncesini benimser. Olayları kendi kurguladığımız senaryoda gelişmeye zorlamak yerine, genel akışa güvenmek Wu Wei felsefesinin ilk çıkış noktasıdır. Suyun akışına güvendiğimiz zaman, yanılsamalı mükemmelik beklentilerinden kurtulur ve kendi akışımızı doğal akışla harmanlama şansı ediniriz.
Özetle; Wu Wei sayesinde günlük hayatta sahip olduğumuz yanılsamalı kontrol arzusundan kurtularak, bir yandan elimizden geleni yapmanın getirdiği haz bir yandan da akışta olmanın verdiği mutluluk ile kendimize çok daha fazla tatmin dolu bir yaşam kurabiliriz. Daha şefkatli, organik ve doğal bir yaşamın kapılarını aralayan Wu Wei, yaşamdaki kusurlardan ve beklentisizliklerden mutluluk çıkarmak için de temel rehberiniz olabilir.
Kontrol yanılsamasının gizli yükleri
Wu Wei ne kadar özgürleştirici bir duyguysa, kontrol yanılsaması da o kadar kısıtlayıcıdır. Bir ekibe sunum yaparken, yeni bir projeye başlarken veya yeni insanlarla iletişim kurarken zihnimizde sürekli “Acaba sıkıldılar mı”, “Keşke başka bir pantolon giyseydim”, “Dışarıdan nasıl görünüyorum” gibi sorular arasında kaybolmak bizi farkında olmadan yoğun stres altına sokar. Gerçeklik algısının tamamen kaybolduğu bu zaman diliminde düşüncelerimiz sadece zihnimizde kurduklarımızdan ibarettir. Ve bu durumun kestiği fatura hem psikolojide hem beden sağlığında yıkıcı belirtiler gösterebilir:
- Sonuçları kontrol etmeye çalışmak, bedenin sürekli teyakkuz halinde kalıp dış tepkilere savaş açması anlamına gelir. Aşırı uyarılan sinir sistemi nedeniyle kortizol salınımı, stres ve kaygı tavan yapar. Bu da bedeni alarm durumunda tutarak kronik ağrılara neden olabilir.
- Zihnin sürekli dış düşüncelerle meşgul olması, yaratıcılık önündeki en büyük engellerden biridir. Gerektiği alana sahip olmayan zihin, dış yargılardan bağımsızlaşamayacağı için kendi duygu ve düşüncelerini açığa vurma şansı edinmez. Bu sürecin fazla uzaması halinde odak kontrolü, yaratıcı düşünce ve problem çözme gibi kapasitelerde derin bir daralma yaşanabilir.
- Anda kalma sıklığı azaldıkça, insan kendini içinde bulunduğu ortama ve etrafındaki insanlara daha uzak hisseder. Bu da çok iyi gidebilecek yeni ilişkilerin filizlenmesine engel olurken, gerçek ve derin bağ kurma ihtimalini de zayıflatır.
Wu Wei felsefesi bize ne kazandırır?
Zihnimizdeki onaylamanın getirdiği steril ve kontrollü alan, yaşamdaki değişkenleri alıp götürerek bizi kapalı bir kutu içine hapseder. Mükemmellik kalıplarını yıkarak hayatın doğal akışına izin veren Wu Wei ise tam tersi bir yola saparak, hem biyolojimize hem zihnimize iyi gelen birçok fayda sunar:
- Zihnin belirli bir fikre yoğunlaşmadan sadece anı yaşaması, bedendeki sürekli tehdit taramasını kapatarak parasempatik sinir sistemini uyarır. Böylece “savaş” modu kapanır, yerine “dinlenme” modu açılır. Bu da bedendeki kronik gerginlik, stres ve ağrıları geçirmek için yeterlidir.
- Zihnin korktuğu senaryoları geride bırakması, artık onlardan korkmasına gerek olmadığı anlamına gelir. Önceden kontrol etmeye çalıştığı durumlardan özgürleşen zihin, başına bunların gelme ihtimalinde bile panik olmaz. Aksine olaylara daha sakin bir pencereden bakarak mantıklı, dingin ve etkili çözümler üretmeye çalışır. Yani kriz yönetimi maksimum kapasiteye ulaşır.
- Direksiyonu sürekli tutma zorunluluğunun devreden kalkmasıyla birlikte beden, sonunda derin bir nefes alır ve doğal akışa döner. Bağışıklık, metabolizma, dolaşım, mide ve bağırsak gibi sistemlerin tümü normal fonksiyonlarını tekrar hatırlayarak daha verimli çalışmaya başlar. Bu da vücudun içten dışa iyileşmesine, doku ve organların canlanmasına, fiziksel gücün artmasına işaret eder.
Günlük hayata uyarlanacak Wu Wei pratikleri
Hayatımız boyunca hayalini kurduğumuz o kariyer atılımını yapmak, ilişkiye girme cesareti göstermek ya da yaratıcı fikirlerimizi özgürce paylaşmak için hep işlerin yolunda gitmesine ihtiyacımız olur. Oysa aradığımız “mükemmel” zamanın hiç gelmediğini ve şimdiki anın aslında en doğru zaman olduğunu vurgulayan Wu Wei, kalıpları yıkarak özgürleşmeye odaklanır. Siz de içinde bulunduğunuz sıkışık zihnin dışına çıkarak özgürleşmek istiyorsanız çözüm aslında sandığınızdan da basit pratiklerde saklı olabilir:
- Bir işe, projeye, ilişkiye başlamak için doğru zamanın gelmesini beklemeyin. Eğer bir şey içinizden geliyorsa, sonuç ne olursa olsun o an yaşanması gerekiyor demektir ve kusurlu da olsa içten gelen bir eylem, tasarlanmış plastik bir eylemden daha özgürleştiricidir.
- Bir işin, projenin ya da ilişkinin içindeyken sonuçları kontrol etme çabasından kurtulun ve andan keyif almaya bakın. Bırakın insanlar sizin hakkınızda ne düşünüyorsa düşünsün, ne söylerse söylesin. Sonucu değil süreci deneyimlemeye odaklanmak, dış sesleri kapatarak iç huzuru bulmanın anahtarıdır.
- Sosyal ortamlardayken ya da kalabalık karşısındayken dış seslere değil, iç sese odaklanın. Bedeninizin nasıl hissettiğine, nefes alıp verme sıklığınıza ve kaslarınızın kasılma seviyesine bakın. Birkaç saniyelik bir nefes pratiği bile sizi anında mevcut konumunuza getirerek zihni berraklaştırmak için yeterlidir.
İçinden çıkamadığınız durumlarda işi evrene bırakın. Siz kendi payınıza düşeni yapsanız bile sonuçlardan ve geçmiş tecrübelerden arınarak sadece akışta kalın. Emin olun, suyun akıcı gücü sizin kontrol gücünüzden çok daha üstündür ve sizin için tüm yolculuğu daha keyifli hale getirebilir.
Kaynak: psychologytoday, mindful
İlginizi çekebilir: Zihnimizi geçmişten ve gelecekten alıp şimdiye getirmek