X

Yeme davranışlarımızın görünmeyen sahipleri: Tabağımda kim var?

Her lokmada sadece tat değil, bir hikaye de yutuyoruz. Çocukluk sofraları, anne sesiyle gelen uyarılar, hızlıca geçirilen öğle araları ya da yalnız yenmiş akşam yemekleri… Tüm bu anılar, bugün tabağımızda yer alanları seçerken sandığımızdan çok daha etkili. Peki, yeme davranışlarımızı belirleyen şey yalnızca açlık mı? Elbette, hayır.

Bu yazıda yeme örüntülerimizin nasıl oluştuğunu, hangi görünmeyen “karar vericilerin”in tabağımıza yön verdiğini ve bu örüntülerin duygularımızla, kimliğimizle ve geçmişimizle olan bağlarını derinlemesine inceleyeceğiz.

Yeme örüntüsü nedir, neden önemlidir?

Yeme örüntüsü, sadece ne yediğimizle tanımlanmaz; ne zaman, nasıl, kiminle ve hangi duyguyla yediğimizdir. Güne kahveyle mi başlıyoruz, stresli zamanlarda tatlı mı istiyoruz, sosyal ortamlarda mı yeme ihtiyacımız artıyor, yoksa yalnızken mi? Tüm bu düzen, aslında psikolojik, sosyal ve biyolojik katmanların bir araya geldiği karmaşık bir ağdır ve her ağın bir başlangıcı vardır.

Yeme davranışları nerede başlar? Beyinde mi, kalpte mi?

Yeme davranışları genellikle erken çocuklukta şekillenmeye başlar. Fakat, sadece evde pişen yemekler değil; ebeveyn tutumları, kültürel normlar, ekonomik şartlar, hatta o sırada yaşanmış bir duygusal deneyim bile bu örüntünün temellerini oluşturur. Örneğin:

  • “Tabağındakini bitirmezsen, arkandan ağlar!” gibi kalıplar, doyma sinyallerini görmezden gelmeyi öğretir.
  • “Tatlı yemezsen mutlu olamazsın.” gibi sembolik aktarımlar, duygusal açlıkla fiziksel açlığı birbirine karıştırmamıza neden olabilir.
  • Kıtlık bilinciyle büyüyen bireylerde ise stoklama ve aşırı yeme davranışları sık görülebilir.

Yani yeme davranışı, sadece fizyolojik bir ihtiyaç değil; duygusal bir düzenleme, bir bağ kurma biçimi ve hatta bir kimlik göstergesidir.

Çocukluk sofraları: Tabağın ilk sahipleri

Araştırmalar, yeme davranışlarının temelinin yaşamın ilk yıllarında atıldığını göstermektedir. Güvenli bağlanma geliştirmiş bir çocuk, açlık ve tokluk sinyallerini daha sağlıklı tanıyabilir. Ancak, duygusal ihmal ya da aşırı kontrolcü ebeveyn tutumları, çocuğun bu sinyalleri bastırmasına ya da yanlış yorumlamasına neden olabilir. Örneğin, duygusal ihtiyaçları fark edilmeyen bir çocuk, açlığını da doğru tanıyamayabilir. “Yaramazlık yaptın, tatlı yok!” mesajı, yemeği bir ödül/ceza sistemine dönüştürür. Bu durum ilerleyen yaşlarda yeme davranışının, beden ihtiyacından çok duygusal regülasyon için kullanılmasıyla sonuçlanabilir.

Yetişkin hayatında tabağın yeni sahipleri: Stres, yalnızlık ve kontrol

Yetişkinlikte ise yeme davranışlarımız iş yaşamı, ilişkiler, toplumsal roller ve beden algısıyla yeniden şekillenir. Genellikle aşağıda ki örüntüler yaygındır:

  • Stres: Kortizon hormonu artışıyla birlikte özellikle karbonhidrat ve yağlı yiyeceklere yönelme.
  • Yalnızlık: Yemeğin bir arkadaş gibi işlev görmesi.
  • Diyet döngüsü: Suçluluk hissi – kısıtlama – aşırı yeme – yeniden suçluluk sarmalı.

Örüntüleri yeniden yazmak mümkün mü?

Beslenme örüntülerimiz değiştirilebilir. Ancak bu değişim sadece “diyet” yaparak değil; kendilikle temasa geçerek, duygusal ihtiyaçları tanıyarak ve bedenin sinyallerini tekrar öğrenerek mümkündür. Yardımcı olabilecek bazı adımlar:

  • Yeme günlüğü tutmak: Ne yedim, ne hissettim?
  • Farkındalık temelli yeme pratikleri yapmak.
  • Yargısız bir dil geliştirmek: Örneğin: “kötü yedim” yerine “ihtiyacımı tanıyamadım” demek.
  • Bir uzmandan destek almak: Özellikle yeme bozuklukları, duygusal yeme ve beden algısı sorunlarınız varsa.

Tabağın dili vardır, dinlemeyi öğrenebiliriz

Beslenme örüntülerimiz sadece mideyi değil, geçmişe, duygulara ve kimliğe dair çok şey söyler. Bu yüzden değişim, bir diyetten ibaret olamaz. Değişim; farkındalık, şefkat ve sabırla gelen bir içsel dönüşümdür. Unutma, tabağında yalnızca yemek yok. Tabağında seni şekillendiren hayatın izleri var. Bu izler, dönüştürülmek için görülmeyi bekliyor.

Büşra Aysan: Büşra Aysan, 2020 yılında Kadir Has Üniversitesi Psikoloji lisans eğitimi tamamlamış, 2024 yılında Klinik Psikoloji yüksek lisansını “Yeme Bozuklukları ve Duygu Düzenleme Stratejileri” adlı çalışmasını tamamlayarak uzmanlık derecesini almıştır. Lisans ve yüksek lisans eğitim serüveninde çeşitli kliniklerde, Türk Psikologlar Derneği Travma, Afet ve Kriz Birimi, Bir Dilek Tut Derneği, Tohum Otizm Vakfı gibi sosyal sorumluluk projelerinde ve sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak görev almış; mesleki deneyimini gönüllülük temelli çalışmalarla beslemiştir. Şu an kurucusu olduğu “Büşra Aysan Psikoloji Danışmanlık Merkezi”nde çocuk, ergen ve yetişkinlere yüz yüze ve online psikolojik destek sağlamaktadır. Ayrıca, Davranış Bilimleri Enstitüsü’nün kurduğu EMDR Derneği’nin bir üyesi olarak EMDR 2. Düzey Terapist unvanıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Tedavi sürecinde benimsediği terapi yaklaşımları yetişkinlerde ve ergenlerde EMDR Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi ve Çözüm Odaklı Terapi; çocuklarda ise Deneyimsel Oyun Terapisi, Bilişsel Davranışçı Terapi’dir. Bu ekollere dair teorik eğitimleri ve süpervizyon süreçlerini tamamlamış, mesleki gelişimini süpervizyon süreçleriyle derinleştirmektedir. Ayrıca, Beslenme Psikolojisi Eğitimi modüllerini tamamlayarak “Yeme Bozuklukları alanında ve Kriz, Travma, Ölüm ve Yas Danışmanlığı eğitimlerini tamamlayarak bu alandaki çalışmalarını sürdürmektedir. “İyileşme, danışanın kendini yeniden inşa etmesine değil, kendini hatırlamasına yardım etmektir (Irvin D. Yalom)”. Bu anlayışı benimseyerek, danışanlarıyla çıktığı yolculukta onların kendiliklerine temas etmelerine eşlik etmeyi hedeflemektedir. Psikoloji alanındaki yazılara yönelmesinin temelinde hem insan zihnine ve duygularına dair bitmeyen merakı hem de bilgiyi ulaşılabilir kılma arzusu yatmaktadır. Yazmak, onun için yalnızca bilgi aktarmak değil; temas kurmanın, iyileştirmeye dokunmanın başka bir yoludur. Bu platformda sizler için anlamlı ve dönüştürücü olabilecek içerikler üretmeye devam etmektedir. Instagram hesabı; klinikpsikologbusraaysan
İlgili Makale