X

Sıcak günlerde gölgede kalanlar: Yaz depresyonu ve tersine mevsimsel depresyon

Daha gri, bulutlu ve güneşi çok az gördüğümüz o soğuk kış günlerinde, içimizi ısıtan tek bir hayal olur: Yaz aylarının gelişi. Bitmek bilmeyen o karanlık sabahları geride bırakma fikri, içimizde büyük bir heyecan yaratır; o sıcacık sahil kenarlarını, hafif giysileri ve bitmesin istediğimiz uzun akşamları özlemle bekleriz.

Nitekim baharın gelişiyle birlikte sokaklarda, sosyal medyada ve televizyon ekranlarında hep aynı neşeli cümleler yankılanmaya başlar: “Güneş açtı, yaşasın yaz geliyor!” Herkes tatile çıkma planları yapar, hafta sonları açık hava organizasyonlarıyla dolar, sahil kenarları cıvıl cıvıl olur. Çoğu kişi için yaz mevsimi, mutluluğun, sosyalliğin ve hayatı dolu dolu yaşamanın resmi sponsoru gibidir.

Ancak o gri kış günlerinde kurulan büyük hayaller, bazen haziran güneşiyle birleştiğinde beklenilen o hafifliği getirmeyebilir. Herkes bu coşkuya aynı ritimle eşlik edemez. Bazılarımız için o parıl parıl parlayan güneş, içimizi ısıtmak bir yana, ruhumuzun üzerine çöken ağır bir bulut gibi kalır. Eğer siz de havalar ısındıkça kendinizi daha enerjik hissetmek yerine eve kapatmak istiyorsanız, herkes plaj planı yaparken kendinizi bir anda kışın o sakin, korunaklı ve kendi halindeki günlerini özlerken buluyorsanız, yalnız değilsiniz. Kendinizde bir gariplik olduğunu da düşünmeyin. Çünkü psikoloji literatüründe “Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu” olarak bilinen ve genellikle kış aylarıyla özdeşleşen o meşhur durumun, aslında çok az konuşulan ters bir yüzü var: Yaz Depresyonu.

Bu yazımızda, herkesin neşeyle dolup taştığı bir mevsimde neden bazılarımızın derin bir sessizliğe gömüldüğünü, bu durumun arkasındaki görünmez nedenleri ve bu sıcak günleri ruhumuzu bunaltmadan nasıl atlatabileceğimizi tüm detaylarıyla masaya yatırıyoruz. Hazırsanız, gelin bu yalnız hissettiren mevsimsel yolculuğu birlikte anlamlandıralım.

Yaz depresyonu nedir?

Genel istatistiklere baktığımızda, Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu toplumun yaklaşık yüzde 5’ini etkileyen, azımsanmayacak bir durum. Çoğumuz bu durumu “kış hüznü” olarak kodlamışızdır. Kısa ve karanlık günler, dondurucu soğuklar, yataktan çıkma isteksizliği… Bunlar zaten kışın getirisi olarak toplumda da kabul ettiğimiz, hatta üzerine espriler yaptığımız durumlardır.

Ancak bu mevsimsel döngüden etkilenen her 10 kişiden birinin, tüm bu süreci tam tersi bir takvimle yaşadığını biliyor muydunuz? İşte “Yaz Depresyonu” dediğimiz bu durum, tam da insanların en mutlu, en enerjik ve en sosyal olması gerektiğine dair o büyük toplumsal baskının ortasında baş gösterir.

Buradaki en büyük tuzak, psikolojik bir tanının da ötesinde, yaşanan o derin yalnızlık hissidir. Herkesin açık hava konserlerinde eğlendiği, deniz kenarında kahkahalar attığı bir dönemde içinizde bir yerlerde depresyonun o ağır yükünü taşımak, insanı kendine yabancılaştırır. Kişi, “Herkes bu kadar iyiyken, bende ne ara bir temassızlık oldu?” diye sormaya başlar. Kendinizi suçlu hissetmenize, kusurlu olduğunuzu düşünmenize yol açan bu döngü, aslında tamamen biyolojik ve çevresel bir ritim meselesidir.

Yaz depresyonu, kendi başına bağımsız bir hastalık tanımı değildir; majör depresif bozukluğun mevsimsel bir alt tipidir. Yani günlük hayatınızı, uykunuzu, iştahınızı, enerjinizi ve hayata bakış açınızı doğrudan etkileyen klinik bir tablodur. Onu diğer depresyon türlerinden ayıran en belirgin şey ise adeta bir saat gibi çalışan o mevsimsel örüntüdür. Belirtiler her yıl ilkbahar veya yaz aylarında ısrarla kapınızı çalar, sonbahar serinliğiyle birlikte ise sanki hiç yaşanmamış gibi yavaşça çekip gider.

Üstelik bu durumun vücuttaki yansıması da kış depresyonundan çok farklıdır. Yapılan klinik araştırmalar, kışın yaşanan mevsimsel depresyonun insanı aşırı yorgunluğa, fazla uyumaya ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye (yani bir nevi kış uykusuna) ittiğini gösteriyor. Yaz depresyonunda ise tam tersi bir huzursuzluk hakimdir. Kişi kendini sürekli gergin ve ajite hisseder, ciddi uyku problemleri yaşar ve iştahında belirgin bir azalma görülür. Yani yaz hüznü, insanı uyuşturmaz; aksine içinizde bitmek bilmeyen bir huzursuzluk motorunu çalıştırır.

Güneşin ardındaki karanlık: İnsanlar neden yazın depresyona girer?

Bu durumun tek bir suçlusu yok; biyolojimizden tutun da çocukluk alışkanlıklarımıza, toplumsal beklentilerden havadaki nem oranına kadar pek çok faktör bir araya gelerek bu tabloyu oluşturur.

İlk olarak biyolojik saatimize, yani sirkadiyen ritmimize bakmak gerekiyor. Tıpkı kışın azalan ışığın dengemizi bozması gibi, yazın aniden uzayan günler ve maruz kaldığımız yoğun güneş ışığı da vücudumuzun kimyasını  değiştirebilir. Melatonin ve serotonin dengesi sarsıldığında, o bitmek bilmeyen yaz günleri uykuya dalmayı ve uykuda kalmayı zorlaştırabilir. Kışın düşük enerjiyle uyanan beden, yazın uykusuzluktan bitap düşmüş bir gerginlikle güne başlamaya sebep olabilir.

Bir diğer büyük etken ise doğrudan hava sıcaklığıdır. Aşırı sıcaklar ve yüksek nem, sadece fiziksel olarak bizi yormakla kalmaz; halsizlik, sinirlilik ve tahammülsüzlük gibi doğrudan depresyon belirtilerini taklit eden fiziksel semptomları tetikler. Çoğu kişi için yaz demek dışarıda sosyalleşmek, eğlenmek demektir. Ancak sıcağa karşı hassasiyeti olan ya da güneş altında vakit geçirmekten hoşlanmıyorsanız, yaz ayları sizin için keyifli bir tatilden ziyade, klimalı odalara hapsolduğunuz bir döneme dönüşebilir.

Madalyonun bir de psikososyal boyutu var ki, belki de en yıpratıcı olanı bu. Sosyal medya ise çoğunlukla bize yaz mevsimini kusursuz bir festival gibi pazarlar: Ege veya Akdeniz koylarında uzun tatiller, yazlık ev neşesi, açık havada dostlarla geçirilen uzun akşamlar… Gerçek hayat ise her zaman bu Instagram karesi gibi akmaz. Maddi imkansızlıklar, iş yoğunluğu veya sadece canının bir şey yapmak istememesi yüzünden bu “yaz çılgınlığına” katılamayan birey, kendini dışlanmış ve başarısız hisseder. Beklentiler ile gerçekler arasındaki o devasa uçurum; suçluluk duygusunu, kendini acımasızca eleştirmeyi ve sosyal izolasyonu beraberinde getirir. İnsanlar dışarıda neşeyle akarken, siz evde perideleri çekip oturduğunuzda o depresyon döngüsü daha da derinleşir.

Ruhumuzu serinletmek: Yaz hüznünü hafifletmenin yolları

Eğer bu döngünün içinde sıkışıp kaldıysanız, bu mevsimi tamamen çaresizce geçirmek zorunda değilsiniz. Yazın o kavurucu enerjisini biraz olsun evcilleştirmek ve ruhunuza nefes aldırmak için hayatınıza dahil edebileceğiniz bazı pratik stratejiler mevcut.

  • Rutinlerin gücüne sığının: Yaz mevsimi, doğası gereği esnektir. Tatiller, değişen mesai saatleri veya geç saatlere uzayan oturmalar rutini kolayca bozar. Ancak insan zihni ve bedeni istikrardan beslenir. Yaz aylarında da uyku ve uyanma saatlerinizi sabit tutmaya çalışın. Yemek saatlerinizin ve eğer yapıyorsanız egzersiz düzeninizin şaşmamasına özen gösterin. Beden ne zaman ne yapacağını bildiğinde, mevsimsel kaygıyı daha kolay yönetir.
  • Kendi gölgenizi ve karanlığınızı yaratın: Kış depresyonunda insanlara ne kadar çok ışığa çıkmaları söyleniyorsa, yaz depresyonunda da tam tersini yapmak gerekir. Güneşin en dik ve yıpratıcı olduğu saatlerde serin ve gölge alanları tercih edin. Evinizde bunu sağlamak zorsa, iyi klimalandırılmış sinema salonları, kütüphaneler, gölgeli ve sakin kafeler sığınağınız olabilir. Işığı kısmak, sinir sisteminizi yatıştırmaya yardımcı olur.
  • Yatak odasını yaza hazırlayın: Yaz depresyonunun en büyük yakıtı uykusuzluktur. Uyuduğunuz odanın karanlık, sessiz ve olabildiğince serin olmasını sağlayın. Kalın güneşlikler (blackout perdeler) kullanmak, gerekirse bir uyku maskesi edinmek ve odayı bir vantilatör veya klima yardımıyla ideal uyku sıcaklığına getirmek, sabah daha az ajite uyanmanızı sağlayacaktır.
  • Hobilerinizi mevsime göre yeniden şekillendirin: Herkes dışarıda aktivite yapıyor diye sizin de trekkinge çıkmanız ya da plajda güneşlenmeniz gerekmiyor. Sıcak aylarda sizi zorlayan dış mekan aktiviteleri yerine, kapalı alanda yapabileceğiniz keyifli alternatifler üretin. Klimalı bir odada yeni bir puzzle’a başlamak, uzun zamandır izlemek istediğiniz bir film serisini bitirmek, yeni kahve çekirdekleri deneyip evde soğuk kahve tarifleri keşfetmek ya da yürüyüşlerinizi sadece sabahın o serin, kimselerin olmadığı ilk saatlerinde yapmak ruh halinize çok daha iyi gelecektir.
  • Profesyonel bir destekten kaçınmayın: Eğer bu süreç sizin için artık taşınamaz bir hal aldıysa, işinizi, ilişkilerinizi ve yaşama sevincinizi ciddi şekilde baltalıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmenin vakti gelmiş demektir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) veya Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) gibi ekoller, bu dönemde zihninizden geçen o suçlayıcı düşünceleri fark etmenize ve mevsimle barışçıl bir bağ kurmanıza yardımcı olabilir. Unutmayın, gerekirse uzman kontrolünde kullanılacak bir ilaç desteği de bu zorlu virajı çok daha yumuşak dönmenizi sağlayabilir.

Yolun sonu sonbahar: Kendinize zaman tanıyın

Yaz depresyonu, doğası gereği insanı çok yalnız bırakan bir deneyimdir. Herkesin hayatı en yüksek perdeden yaşadığı bir dönemde sahneden çekilmek istemek, suçluluk yaratabilir. Ancak bazen, sadece yaşadığınız bu duruma bir isim koymak, bunun tıbbi ve biyolojik bir gerçeklik olduğunu bilmek bile ruhunuza derin bir nefes aldırır. Kendinize yüklenmeyi bırakın.

Eğer bu satırlarda kendi sessiz çığlığınızı, kendi sıcak yaz gecelerindeki uykusuzluğunuzu bulduysanız, yalnız olmadığınızı bilin. Bu mevsimsel döngüyü daha rahat atlatmak, kendinize özel bir “yazla başa çıkma rehberi” hazırlamak için bir uzmandan destek almayı düşünebilirsiniz. Unutmayın, en uzun ve en sıcak günlerin bile bir sonu vardır ve o çok sevdiğiniz serin sonbahar rüzgarları elbet yeniden esecek.

Kaynak: psychologytoday 

İlginizi çekebilir: Yaz tatilini evde geçirmeyi planlayanlar için: Şehirde tatil havası yaratma rehberi

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale