X

Şansın kapımızı daha sık çalması için neler yapabiliriz?

Bazen istediklerimizi elde etmek için çaba ve yeteneklerimiz yetmez, şansımızın da yaver gitmesi gerekir. Peki şansı arttırmak mümkün müdür? Yoksa bu durum hep sabit mi kalır? How Luck Happens kitabının yazarı Janice Kaplan’a göre; bu sorunun cevabı evet. Kaplan bu konuda 3 farklı noktaya özellikle dikkat çekiyor:

Geniş bir çevre daha çok şans demek

Kaplan, şans faktörünün büyük oranda tanıdığımız insanlarla bağlantılı olduğunu ifade ediyor. Çünkü şans, genellikle başka insanların bize yardım etmesiyle oluşuyor. Bu durumda ne kadar çok ve farklı insan tanırsak, şansımız da o kadar artıyor.

Ancak Kaplan’ın burada bahsettiği yakın arkadaşlarımız ya da akrabalarımız değil. Çünkü bu insanlar, bizim etrafımızdaki en küçük çemberi oluşturuyor ve Kaplan, şansımızı arttırmak için daha geniş bir çembere ihtiyaç duyduğumuzu söylüyor. Fakat bu noktada aklımıza ‘Facebook arkadaşlarımız’ da gelmemeli. Aksine; birebir iletişim kurduğumuz insanlar olmalı bunlar. İş arkadaşlarımız ya da arkadaşlarımızın arkadaşları gibi…

İlginizi çekebilir: Karşınıza çıkan yollardan korkmayın: Her biri yeni bir şans

Şans, yetenekli ya da yeteneksiz herkesin ihtiyacı olan bir etken.

Farklı kesimlerden insanları çembere dahil edin

Ünlü yazar, farklı kesimden insanlarla tanışmanın önemine değinerek, sosyal çevreye yaptığı vurgunun altını çiziyor. Buna göre; farklı sosyal ve ekonomik kesimlerden oluşan bir çevreye sahip olanlar, diğerlerine göre çok daha fazla şansa sahip. Sosyalleşmenin gücü, burada bir kez daha ortaya çıkıyor. Çember büyüdükçe ve çeşitlendikçe, şansın sihirli değneğini hayatımıza dokunduracak insanların sayısı da artıyor.

Ne istediğinizi bilin

Kaplan’a göre; şansımızı arttırmada en önemli etkiyi bu son madde oluşturuyor. Bunun için öncelikle ne istediğimizi belirlemeliyiz ve bu konuda net olmalıyız. Burası çok önemli, çünkü yaşamdaki hedeflerimiz daha genel olduğunda, önümüze çıkan fırsatları kaçırmamız olası. Ancak daha net ve sınırları belli hedefler edindiğimizde evren de bize bu konuda yardım etmeye hazır oluyor.

Kaplan, ne istediğini bilmeyle ilgili olarak; zor bir çocukluktan Holywood’a kadar uzanan hikayesiyle ünlü oyuncu Charlize Theron’u örnek gösteriyor. Theron’un hayli ilginç hikayesini dinlemek için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz:

httv://www.youtube.com/watch?v=V5kb3THKw90

 

İlginizi çekebilir: Hem şans hem sağlık veren 5 yiyecek

Kaynak: 
bigthink

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.

i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale