X

Pitta’dan Vata’ya geçişin önlenemez dengesizliği

Ayurveda ile ilgili bugüne kadar beden tiplerinin dengeli durumları ya da dengesinin sağlanması için neler yapmamız gerektiği üzerine pek çok yazı yazdım.

Dengesizleştiği durumlarda nasıl hal aldığımıza, bile isteye çok değinmek istemedim. Ancak son dönemde yaşadığım bazı deneyimler beni dengesiz durumlarda insanların verdiği tepkilere, nasıl süreçler yaşadığımızı değerlendirmeye, her şeye bir de bu gözle bakmaya itti.

Ne yazık ki bazen bardağın hep dolu tarafını görmek yetmiyor, bardağın boş kısmının neden boş olduğunu düşünmek de gerekiyor.

Beni bu yazıyı kaleme almaya iten durumu çok kısa anlatayım: Hepimiz zor günlerden geçiyoruz ve geçirmeye devam edeceğimizi bilerek yaşamaya çalışıyoruz. Bildiğiniz ve gördüğünüz şeyleri kafanızı kuma gömerek görmezlikten gelemiyoruz. Zira ay sonunda matematik tutmuyor. Geçen ay mutfak masrafına yeten bütçe, bu ay yetersiz kalıyor.  Dolayısıyla hepimizin kaygıları çokça artmış durumda. Bazılarımızınkiyse daha da vahim.

Sektörel zorluklar maalesef sektör çalışanlarına, firmalarından bağımsız, büyük soru işaretleri de yaratıyor. Binlerce insan her gün kafasında büyük soru işaretleriyle uyuyor, uyanıyor. Kafanızda kocaman soru işaretleriyle hayatınızı geçirmeye çalışırken, daha önceki yazımızda bahsettiğimiz günlük rutinlerin dört saatlik ‘zaman döngülerinin’ de bir değeri kalmıyor.

Durum böyle olunca da kimseye “Ama dengeli olman için şunu yapman gerekiyor” diyemiyorsunuz. En azından ben diyemiyorum.

Bütün bu süreç rutinimizden çıktığımız ve kendimizi yönetmemizin zor olduğu dönemlerde dengesizliğin neler yaratacağına üzerine düşünmeye başladım. Bilgilerimi tazeledim, etrafıma şöyle bir bakındım… Anladım ki, zaten çoğunluğun Pitta olduğu bu ülkede şiraze Vata’ya doğru çoktan kaymış.

O zaman Pitta neydi biraz hatırlayalım

Elementi, ateş ve suydu. Ateşin ve suyun değiştirme gücüyle değişimin merkeziydi. Değişen her şeyi Pitta yönetirdi. Sıcak, enerjik, heyecanlı yapısı vardı. Yapılan test sonuçlarından gördüğümüz kadarıyla ülkemizin yüzde 80’e yakını Pitta ve Pitta korelasyonlu beden tipine sahip. Bu nedenle Pitta’yı anlattığımız yazımızda da belirttiğimiz gibi çok tatlı, heyecanlı, hareketli, sıcak kanlı olan ülkemiz, dengesi bozulduğunda da öfkeli, yılgın ve yorgun bir hal alıyor.

Bunların hepsi bizim ülkemiz için bir kategori.

Öfkeliler: Her gün hayatımızın içinde, her yerde beraberiz.

Yılgınlar: Kaderine teslim olmuş, “ne desen inanırım”a dönmüşler. Zaman zaman ortak dil bile bulamadığımız hayat ortaklarımız.

Yorgunlar: Umut arayan, aslında çabalamaktan vazgeçmeyen ve her an yenilik bekleyenler. Ancak yenilik için de yorgunlar. Bu yorgunluğun yarattığı ataletse zaman zaman depresyon etkisiyle üst seviyelere çıkar durumda.

Pitta mevsimi olan yaz aylarından çıktığımız için şu anda Pittalar yüksek.

Sakinleşmek için Kapha’nın sakinliğine, arındırmasına ve köklenmesine ihtiyacımız var. Üstelik duygu olarak da Pitta’ya bu kadar teslim olmuşken biraz arınmak çok iyi fikir.

Kapha: Yani toprak ve su elementi. Sakin, yavaş, duygusal, neşeli ve uyumlu. 

Hayatınızda Kapha’ya az rastlarsınız, rastladığınız zaman da sıkı sıkı tutunun. Onların sakin, duygusal, uyumlu yapısına hepimizin ihtiyacı var.

Eylül itibariyle başlayan Kapha, Pitta’nın hararetli hayatını yavaşlatmak ve bedeni kışa yani Vata’ya hazırlamak için çok iyi bir dönüştürücü.

Kapha’nın bütün özelliklerine yazımızda değinmiştik.

Peki Kapha’nın dengesizliği neler yaratır: Kapha’lar köklenme etkisiyle çok kolay depresyona girip, kendilerini yatağa ya da koltuğa zincirler, ne kadar abur cubur ve tatlı varsa yemeye yönelirler.

Sonbahar aylarında girdiğimiz depresyon, yavaşlama, duygusallaşmanın sorumlusu tamamen Kapha yani.

Şimdi gelelim en zorlu kısıma çünkü doshaların (beden tipleri) kralı Vata bütün bütün dengeleri bozabilir.

Hava ve boşluk elementlerinden oluşur. Hayat enerjimizden sorumludur. Bu nedenle hareketli, akışkan, kuru, hafif, neşeli ve yaratıcı özellikleri vardır.

Vata ile ilgili daha detaylı bilgiye önceki yazımızdan ulaşabilirsiniz.

Vata’nın dengesizliği neler yaratır: Korku, endişe ve tedirginlik.

Bunu nasıl anlarsınız? Elleriniz ve ayaklarınız soğur, sindirim sisteminiz düzgün çalışmaz, hareketli olmak artık size iyi gelmez.

Vata’yı dengeye getirmek için ısıya, dinlenmeye ve sakinliğe ihtiyaç duyarız. Belki bu nedenle “Bir bardak çayın çözemeyeceği sorun yok” der, çay ikram etmenin gücüne inanırız.

Önümüz kış yani Vata mevsimi.

İşte konu tam burada düğümleniyor. Yaşadığımız günler endişelerimizi arttırdı. Endişe Vata’nın yükselmesine destek oldu.

Bu fiziksel olarak şu anlama geliyor: Bu kış daha fazla üşüyeceğiz.

Zaten memleket olarak Pitta öfkesi, yılgınlığı ve yorgunluğu üzerimizdeyken, endişe de eklenince durum daha öfkeli, yılgın ve yorgun bir toplum olmamıza neden oldu.

Bu da bizi daha acımasız, daha savurgan, sağ duyusuz hale getirdi.

Bunu son zamanlarda çalıştığım işle ilgili daha fazla anladım. Çalıştığım sektör ülkenin krizinden daha büyük bir kriz atlatıyor. Eğer sektörünüz zor durumdaysa gözler büyüklere ve atacakları adımlara döner. Zira gemiyi döndürmek, balıkçı teknesini döndürmekten daha zordur. Ancak gemi destek alır, kılavuzlarla, yardımcılarla tüm mürettebatın desteğiyle yüzer.

Kıyıdan bakanlar da şimdi dönecek, dönemeyecek diye konuşur durur. Bu konuşma endişenin vermiş olduğu yorgunluk ve yılgınlık konuşmasıdır.

Her gün bir sürü Pitta’da yılgın, yorgun ve Vata’nın esiri olarak, kimlerin canını acıttığını, kaç kişinin uykusuz kaldığını, kaç ailenin yemek masasında birbirinin gözlerine bakmaktan çekindiğini düşünmeden yazıyor, çiziyor. Bu yılgınlık ve yorgunluğun öfke sınırına geçmesi de sadece iki kelime: “Neden yazdın ki?

Dengeler bozuldu mu, kolay yerine gelmiyor maalesef. Bazen birey olarak bazen de toplumsal olarak çaba sarf etmek gerekir.

Biraz tuz, biraz biber gibi; biraz Vata, biraz Pitta, biraz Kapha’ya ihtiyacımız var.

Birlikte daha çok çay içmeye, sakinleşmeye, hareket etmeye ihtiyacımız var. Köklenmeye ihtiyacımız var.

Belli ki bu kış çoğunlukla evdeyiz. Sosyal medyadan kafamızı kaldıralım. Sabah ya da beş çayını mahallenin bakkalı, terzisiyle paylaşalım. Evimize, işimize köklenelim. Ailemize, arkadaşlarımıza köklenelim. Tekrar hareket kazanalım, üretemesek de türetelim. Paylaşalım. Tekrar sıcak kanlı, heyecanlı, enerjik günlerimize geri dönelim.

Endişeli, yılgın, yorgun, öfkeli, depresyonlu halimizin kimseye faydası yok çünkü….

Ben ne mi yapıyorum? Tabii ki endişe duyuyorum.  Zaman zaman öfkeme engel olamıyorum ama buna teslim olmamak için de elimden geleni yapıyorum. Bazı konulardaki yorgunluklarımı kendi haline bıraktım. Zamanı geldiğinde kendimi temize çekecek enerjiyi bulabileceğime inanıyorum.

Bunlar için de, bol bol hadi çay içelim diyorum. İnsanlara zaman ayırıyorum. Hayatıma değer katanlara “İyi ki hayatımdasın” diyorum. Çevreme “İyi ki hayatımdasın” dedirtecek anlar, paylaşımlar yaratmaya çalışıyorum. Her şeye gözümü, kulağımı kapatıp işime kökleniyorum. Şifa demek için çok yeni ama enerjimi ihtiyacı olanla paylaşıyorum. 

Yani tuzu, biberi; Vata’sı, Pitta’sı, Kapha’sı olan bir karma yaratmaya çalışıyorum.

Bu arada bir önceki yazımda bahsettiğim yeni duyguları da yönetmeye çalışıyorum. 

Astımım neredeyse geçti. Çok şükür ki eski halime geri dönmeye yakınım.

Yeni yazıda buluşuncaya kadar Vata’nıza, Pitta’nıza, Kapha’nıza bir bakın, denge zor olsa bile doğru karma ile mutlu kalın.

Müge Murat: Tüm hikâye her beyaz yakalı gibi “İstanbul’dan gitmek istiyorum” ile başladı. Nereye giderimden önce “gitsem ne yaparım?” endişesi ile etrafı dinlemeye ve araştırmaya başladım. Ayurveda ile bu süreçte bir tanıştım. Hindistan’da bir bilim olması ve beden terapiyi derinleştirmesi nedeni ile dikkatimi çekti. 10 yıldır reiki yapıyorum, 2 yıldır ise yoga. Yoga ile tanıştıktan sonra enerjimin yükselmesinden güç alarak beden terapi üzerine uzmanlaşmaya karar verdim. Maya Akademi’de Türkiye Beden Terapi Derneği başkanı Ayla Örsan’dan anatomi, fizyoloji ve uygulama içeren dersleri aldım ve mezun oldum. Uluslararası 608 sertifikasına sahibim. Üç senedir temmuz ve ağustos aylarında Ayurveda öğrenmek için Hindistan'a gidiyorum. Kuzey ve güneyi olmak üzere 17 farklı şehirde Ayurveda’yı deneyimledim. Puşkar bölgesinde özel bir terapi merkezinde “Beden Terapi”, Kochi’de yağların ısıtılması ve dinlendirilmesi eğitimi ve sertifikası aldım. Kerala bölgesinde özel bir doktor ile beden tipi testleri ve hesaplamalarını çalışarak Ayurveda eğitimimi tamamladım. Geçen sene Bangalore’da özel bir Ayurvedik merkezde pançakarma (detox) programını deneyimledim. Hindistan’dan getirdiğim kitaplar ve yayınlardan Ayurveda bilgimi derinleştirmeye devam ediyorum. Tüm bunların yeterli gelmeyeceğini düşünerek anatomi ve fizyoloji bilgimi derinleştirmek için 2. üniversite olarak Tıbbi Dokümantasyon Yönetimini bitirdim. Ayurveda’nın bir alanı olan beden terapiyi Türkiye’de konumlandırmak ile ilgili sporcular ve beyaz yakalılar ile çalışmalar yapıyordum. Şu anda pandemi nedeni ile odağımı biraz daha okumaya ve araştırmaya ayırdım. Bu dönemde Kemal Hamamcıoğlu ve Özen Yula’da yazarlık ve hikâye yazarlığı eğitimleri aldım. Hem Ayurveda’yı hem de yazmayı seviyorum, bu nedenle de Ayurveda deneyimlerimi ve bana kattıklarınızı sizlerle paylaşıyorum. Bunların dışında bir de profesyonel iş hayatım var. Halen DRD Filo Kiralama şirketinde Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak çalışıyorum.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale