X

Kendi bedeninin yolunda: Yoga pozları neden her bedende aynı görünmez?

Her tohum ağaç olmaz. Her ağaç da meyve vermez.

Kedi köpeğe benzeyemez. Gül, papatya gibi davranamaz.

Peki bu bize ne anlatıyor?

Parmak izlerimiz gibi yollarımız, kaderlerimiz, bedenlerimiz ve hayatta yaptıklarımız da birbirinden farklı olacak. Bu farklılık bir eksiklik değil; tam tersine, özgün varoluşumuzun bir eseri. Ve bu kesinlikle şahane.

Yaşamın doğasına baktığımızda bunu her yerde görebiliriz. O halde neden birbirimizin aynısı olmaya çalışalım? Neden doğanın en temel gerçeği olan farklılığı ortadan kaldırmak isteyelim?

Yoga matında neden birbirimize benzemeye çalışıyoruz?

Yıllardır yoga derslerinde gözlemlediğim şeylerden biri şu: Birçok insan, bedenini sosyal medyada gördüğü ya da sınıftaki başka bir öğrencinin bedenine benzetmeye çalışıyor.

Yapamadığı bir pozu yapmaya çalışıyor. Yüzü kızarıyor, nefesi kesiliyor, elleri sıkılıyor, bedeni geriliyor… Ama yine de devam ediyor. Oysa yoga matındaki tavrımız çoğu zaman hayatla kurduğumuz ilişkinin küçük bir yansıması.

Hayatta kabul etmekte zorlandığımız, direnç gösterdiğimiz, zorla oldurmaya çalıştığımız ne varsa matın üzerinde de karşımıza çıkabiliyor. Bir pozun içine nefesimizi tutarak, ellerimizi pençeleştirerek, bedeni sıkıştırarak girmeye çalışıyorsak belki de mesele o pozu henüz yapamıyor olmamızdan çok, olduğu hali kabul etmekte zorlanmamızdır.

Ego için kötü bir haber: Kemik yapısı diye bir gerçek var

Pratik önemli.

Niyet önemli.

Adanmışlık önemli.

Ama bir de kemik yapısı diye bir gerçek var.

Hepimiz aynı anatomik özelliklere sahip değiliz. Eklem yapılarımız, kemik oranlarımız, hareket kapasitemiz ve bedenlerimizin sınırları farklı. Bu nedenle herkes çok çalıştığında her pozu aynı şekilde yapamaz. Kendi bedeninin izin verdiği ölçüde ilerleyebilir, hareket alanını geliştirebilir, daha önce yapamadığı bir şeyi zaman içinde yapabilir. Ama bir başkasının bedeninin yapabildiği her şeyi kendi bedeninden istemek, yoganın kendisiyle çelişebilir.

Bazen pozu daha çok zorlamak, pozu gerçekleştirmek değil, sadece sakatlanmak anlamına gelir. Çünkü bir pozu çalışarak her zaman o pozun fotoğrafını elde edemezsin. Ve belki de asıl mesele fotoğraftaki şekil değildir.

Mat neden aynadır?

Yogada sık sık “Mat bir aynadır” deriz. Çünkü matın üzerinde bedenimizle kurduğumuz ilişki, hayatın diğer alanlarında kendimizle kurduğumuz ilişkinin izlerini taşır.

Bir şeyi olduğu hâliyle kabul edemiyor muyuz?

Zorluyor muyuz?

Kendimizi başkalarıyla karşılaştırıyor muyuz?

“Ben de böyle olmalıyım” diyerek kendi doğamıza karşı mı geliyoruz?

Yoksa olanı olduğu hâliyle görebiliyor muyuz?

Bir yoga pozu düşündüğümüz gibi görünmeyebilir. Buna rağmen bedenimiz ve sinir sistemimiz o pratiği deneyimliyor, öğreniyor, adapte oluyor. Belki zamanı geldiğinde fiziksel bedende de o hareket daha farklı bir biçimde ortaya çıkacak. Belki de hiç ortaya çıkmayacak.

Ve ikisi de mümkün.

Bugün yapabildiğim kadarını kabul edebilir miyim?

Belki de yoga pratiğinde kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şu: “Bugün, tam şu anda yapabildiğim kadarını kabul edebilir miyim?”

Matın üzerinde olanı, hayatın farklı hâllerinde olanı, yapabildiğimi kendimi suçlamadan ve değiştirmeye çalışmadan açık bir kalple karşılayabilir miyim? Bence asıl soru burada. Çünkü geriye dönüp baktığımızda hayatımızın birçok döneminde aynı şeyi fark ediyoruz: O zaman, gerçekten o kadarını yapabiliyorduk. Bugünden bakınca “Neden daha fazlasını yapmadım?” diye düşündüğümüz şeylerin içinde bile, o zamanki kapasitemiz, bilgimiz, bedenimiz ve koşullarımız vardı.

Olan, hep yeterli.

Olanın kenarlarını çekiştirerek onu başka bir şeye dönüştüremiyoruz. Ama olanla gönüllü olduğumuzda, paradoksal bir biçimde, olabileceklerin alanı genişlemeye başlıyor.

Sadece bir olasılığımız yok

Belki de unutmamamız gereken en güzel şeylerden biri bu: Sadece tek bir olasılığımız yok. Hayat çok büyük. Şükür ki önümüzde milyonlarca olasılık var. Ve belki de her nefeste yeni bir olasılık doğuyor: Kendi eşsiz varoluşumuzla, kendimizi sıkıştırmadan var olabilmek.

Bir gülün papatya olmaya çalışmasına gerek yok.

Bir kedinin köpeğe benzemesine gerek yok.

Her tohumun ağaca dönüşmesine, her ağacın meyve vermesine de gerek yok.

Doğa zaten bize bunu anlatıyor.

Yoga da belki aynı şeyi hatırlatıyor: Kendi gerçeğimizin değerini başka yerlerde aramayalım. Çünkü mesele başkasının bedenine, pratiğine ya da hayatına ulaşmak değil. Mesele, bize verilmiş olan bu eşsiz bedende ve bu eşsiz hayatta, kendi yolumuzla gerçekten var olabilmek.

İlginizi çekebilir: Yoga pratiği bir performans değil: “Daha fazlası” gerçekten daha iyi mi?

Özde Çolakoğlu: Çalışma Ekonomisinden mezun oldu. Mezun olduktan sonra metin yazarlığı, editörlük, sosyal medya uzmanlığı gibi farklı alanlarda uzun yıllar çalıştı. 2009 yılında yoga ile tanışmasının ardından farklı uzmanlar ve stillerle çalışma şansı yakaladı. Bedende başlayan bu öğretiyi daha da derinleştirmek isteyen Çolakoğlu bu amaçla ilk temel yoga uzmanlık eğitimini 2012 yılında aldı. O zamandan itibaren farklı birçok eğitime katıldı ve katılmaya devam ediyor. Ocak 2018’de Yoga Alliance’ın E- RYT 500 Sertifikasını almaya hak kazandı. 2013 senesinden itibaren çeşitli yoga merkezlerinde ders vermeye başlayan Çolakoğlu, 2017 yılında Githa Yoga ekibine katıldı ve stüdyonun ana hocalarından biri oldu. Bu dönemde stüdyonun büyümesi için kurucu ekip ile birlikte çalıştı, atölyeler ve eğitimler verdi. Çolakoğlu, yoga uzmanlık programları düzenleyerek uzmanlar yetişiyor. 200 ve 300 saatlik temel ve ileri yoga uzmanlık programları ve kamplar düzenliyor. 2021’de bu mesleğini stüdyo sahipliğine dönüştürmüştür. Kadıköy, Moda’da kurulan, Yoga ve Ayurveda merkezi Goa Yoga’nın kurucu ortağıdır.
İlgili Makale