Çocuklar yaşadıkları her duyguyu hemen kelimelere dökemeyebilir. Okuldan eve döndüğünde içine kapanan, oyununun bitmesine öfkelenen ya da gün içinde yaşadığı bir anlaşmazlığı anlatmak yerine odasına çekilen bir çocuğun ne hissettiğini anlamak her zaman kolay değildir. Üstelik çocuklar üzüntü, hayal kırıklığı, kıskançlık veya kaygı gibi duyguları tanımayı ve bunlarla başa çıkmayı zaman içinde öğrenir.
Bu süreçte ebeveynlerin yaklaşımı, çocukların duygularını nasıl anlamlandırdıkları ve başkalarıyla nasıl paylaştıkları üzerinde etkili olabilir. Çocuğun duygularını rahatça ifade edebilmesi için her soruna hemen çözüm bulmak ya da onu sürekli neşelendirmeye çalışmak gerekmez. Yargılanmadan dinlenmek, hissettiklerinin fark edildiğini görmek ve ihtiyaç duyduğunda destek bulabileceğini bilmek de önemlidir. Peki, çocukların duygularını ifade etmesine nasıl yardımcı olunur?
Çocukların duygularını ifade etmesi neden önemlidir?
Duygular, çocukların çevrelerinde olup bitenleri ve yaşadıkları deneyimleri anlamlandırmalarına yardımcı olur. Ancak özellikle küçük yaşlarda bir duyguyu tanımak, neden ortaya çıktığını anlamak ve onu uygun şekilde ifade etmek henüz gelişmekte olan becerilerdir. Çocuk öfkelendiğinde bağırabilir, hayal kırıklığı yaşadığında ağlayabilir veya arkadaşlarıyla yaşadığı bir sorunu anlatmak yerine iletişimden uzaklaşabilir. Bu davranışların her biri, çocuğun neye ihtiyaç duyduğunu anlamak için bir ipucu olabilir.
Duygularını tanımayı öğrenen çocuklar, zaman içinde yaşadıkları deneyimleri daha açık anlatma ve ihtiyaçlarını sözcüklerle ifade etme konusunda gelişebilir. Örneğin, bir arkadaşının teneffüste başka bir çocukla oynamasına üzülen çocuk, ilk anda “Kimse beni sevmiyor” diyebilir. Ebeveyninin desteğiyle yaşadığı duyguyu anlamlandırdığında ise asıl meselenin kendini dışlanmış hissetmek olduğunu fark edebilir.
Buradaki amaç çocukların her zaman sakin kalmasını sağlamak değildir. Üzüntü, öfke, korku ve kıskançlık da sevinç kadar insani duygulardır. Önemli olan, çocukların bu duyguları tanımayı, ifade etmeyi ve başkalarına zarar vermeden yönetmeyi öğrenmesidir.
Çocukların duygularını ifade etmesine nasıl yardımcı olunur?
Çocuklarla duygu üzerine konuşmak için özel bir ortam hazırlamak ya da her gün uzun sohbetler yapmak gerekmez. Günlük yaşamın içinde kurulan küçük iletişim anları, çocukların kendilerini anlatmalarını kolaylaştırabilir.
1. Duygularını adlandırmalarına yardımcı olun
Çocuklar kimi zaman ne hissettiklerini bilir ancak bunu anlatacak kelimeleri bulamaz. “Kötüyüm” veya “Sinirliyim” gibi ifadelerin altında hayal kırıklığı, utanma, özlem ya da endişe bulunabilir. Duyguların adını öğrenmek, çocuğun yaşadığı deneyimi daha anlaşılır hale getirebilir.
Çocuğunuz okuldan döndüğünde sessizleştiyse hemen nedenini öğrenmeye çalışmak yerine gözlemlediğiniz durumu nazikçe dile getirebilirsiniz. “Bugün eve geldiğinden beri biraz sessizsin. Canını sıkan bir şey mi oldu?” gibi bir yaklaşım, konuşması için baskı kurmadan iletişime kapı aralar. Bir arkadaşının doğum günü davetini alamadığı için üzgün olduğunu anlattığında ise “Kendini dışarıda kalmış hissetmiş olabilirsin” diyerek duygusunu tanımasına yardımcı olabilirsiniz.
Burada çocuğun ne hissettiğine karar vermek yerine ona bir seçenek sunmak önemlidir. Önerdiğiniz duygu ona uymuyorsa kendi kelimelerini kullanmasına fırsat verin. Amaç, çocuğun deneyimini sizin yorumunuza uydurmak değil, kendini daha iyi anlatabilmesini desteklemektir.
2. Hemen çözüm üretmek yerine önce dinleyin
Çocuğunuz bir sorun anlattığında onu korumak ve rahatlatmak istemeniz doğaldır. Ancak daha ilk cümlesinde öneriler sıralamak, yaşadığı duyguyu anlatmaya fırsat bulamadan konuşmanın yönünü değiştirebilir. Çocukların her zaman tavsiyeye değil, kimi zaman yalnızca anlaşılmaya ihtiyacı vardır.
Örneğin, grup çalışmasında arkadaşlarının onun fikrini dikkate almadığını söyleyen bir çocuğa hemen “Bir dahaki sefere öğretmenine anlat” demek yerine, önce yaşadığı hayal kırıklığını dinleyebilirsiniz. “Bir fikir sunduğunda kimsenin seni dinlememesi üzücü gelmiş olmalı” demek, çocuğun deneyimini ciddiye aldığınızı gösterir.
Çocuğunuz anlatmaya devam ediyorsa sözünü kesmeden dinleyin. Bir süre sessiz kalıyorsa düşüncelerini toparlaması için zaman tanıyın. Ardından “İstersen birlikte ne yapabileceğimizi düşünebiliriz” diyerek çözüm aramaya hazır olup olmadığını sorabilirsiniz. Böylece çocuk, duygularını paylaşmanın hemen bir öneriyle ya da değerlendirmeyle sonuçlanmadığını deneyimler.
3. Üzüntü ve öfke gibi duyguları küçümsemeyin
Yetişkinlere küçük görünen bir olay, çocuk için oldukça önemli olabilir. En sevdiği kalemin kaybolması, oyun sırasında takımına alınmaması veya uzun süredir beklediği etkinliğin iptal edilmesi yoğun bir hayal kırıklığı yaratabilir. Çocuğun yaşadığı duyguyu olayın büyüklüğüne göre değerlendirmek, kendini anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir.
“Bunun için üzülmeye değmez” ya da “Bunda kızacak ne var?” demek yerine “O kalemi çok sevdiğini biliyorum, kaybolmasına üzülmen anlaşılır” gibi bir karşılık verebilirsiniz. Bu yaklaşım, yaşanan olayın mutlaka büyük bir sorun olduğu anlamına gelmez; çocuğun o anda hissettiği duygunun fark edildiğini gösterir.
Duyguyu kabul etmekle her davranışa izin vermek arasındaki farkı da korumak gerekir. Çocuğunuz öfkelendiğinde kardeşine vurmak istiyorsa kızgınlığını anladığınızı söyleyebilir, ancak vurmasına izin vermeyebilirsiniz: “Çok sinirlendiğini görüyorum. Kızgın olabilirsin ama vuramazsın. İstersen ne olduğunu birlikte konuşalım.” Böylece hem duygusuna yer açar hem de davranışları için güvenli sınırlar belirlersiniz.
4. Konuşmak istemediğinde ona zaman tanıyın
Her çocuk duygularını aynı şekilde ifade etmez. Kimi yaşadıklarını hemen anlatırken kimi önce yalnız kalmaya, oyun oynamaya veya düşüncelerini toparlamaya ihtiyaç duyar. Özellikle yoğun öfke ya da üzüntü sırasında art arda sorular sormak, çocuğun kendini daha fazla baskı altında hissetmesine neden olabilir.
Okuldan döndüğünde keyifsiz görünen çocuğunuz “Bir şeyim yok” diyorsa konuşmaya zorlamak yerine yanında olduğunuzu hissettirebilirsiniz. “Şimdi anlatmak istemiyorsan sorun değil. Hazır olduğunda seni dinleyebilirim” demek, iletişimin kapısını açık bırakır. Birlikte yemek hazırlamak, yürüyüşe çıkmak veya sevdiği bir oyunu oynamak da konuşmanın kendiliğinden başlamasına yardımcı olabilir.
Çocuğunuzun sessizliğini hemen ilgisizlik ya da inatçılık olarak yorumlamamaya çalışın. Bununla birlikte, belirgin bir sıkıntı uzun süre devam ediyorsa veya günlük yaşamını etkiliyorsa konuyu yeniden ele almak ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmak önemlidir.
5. Duygular hakkında konuşmayı günlük rutinin parçası haline getirin
Duygular üzerine sohbet etmek için mutlaka bir sorun yaşanmasını beklemek gerekmez. Günlük yaşamda kurulan kısa konuşmalar, çocukların hislerini daha rahat anlatmalarına yardımcı olabilir. Burada önemli olan, her sohbeti bir sorgulamaya dönüştürmemektir.
Akşam yemeğinde günün en güzel anını ve en zorlayıcı anını paylaşmak, yatmadan önce o gün nelerin sevindirdiği veya üzdüğü üzerine konuşmak bu alışkanlığı destekleyebilir. Daha küçük çocuklarla yüz ifadelerinden yararlanabilir, farklı duyguları gösteren resimler arasından kendilerini en yakın hissettiklerini seçmelerini isteyebilirsiniz.
Birlikte kitap okurken karakterlerin davranışları da iyi bir başlangıç noktası olabilir. Hikâyedeki çocuk arkadaşından ayrıldığında “Sence şimdi ne hissediyor?” diye sorabilir, ardından “Sen de buna benzer bir şey yaşadın mı?” diyebilirsiniz. Bu yöntem, doğrudan kendileri hakkında konuşmakta zorlanan çocuklara duygularını dolaylı yoldan anlatma fırsatı sunar.
6. Kendi duygularınızı ifade ederek örnek olun
Çocuklar duygularını yalnızca yetişkinlerin söylediklerinden değil, zorlayıcı durumlar karşısında nasıl davrandıklarını gözlemleyerek de öğrenir. Üzüntüyü saklamak, öfkeyi bağırarak göstermek veya stresli anlarda iletişimi tamamen kesmek, çocukların duygu ifadesine ilişkin fikirlerini etkileyebilir.
Gün içinde yaşadığınız bir durumu yaşına uygun bir dille anlatabilirsiniz. İşte yorucu bir gün geçirdiğinizde “Bugün çok yoruldum ve biraz gergin hissediyorum. Birkaç dakika dinlenip sonra birlikte vakit geçirelim” demek, hem duygunuzu tanımlamanızı hem de onunla nasıl başa çıktığınızı göstermenizi sağlar.
Burada çocuğa yetişkinlerin sorunlarını taşıma sorumluluğu vermemek önemlidir. Kendi duygularınızı paylaşırken ondan sizi teselli etmesini beklemeyin. Amaç, herkesin farklı duygular yaşayabildiğini ve bu duygularla baş etmek için sağlıklı yollar kullanabileceğini göstermektir.
7. Duygularını farklı yollarla anlatmasına fırsat verin
Duyguların ifade edilmesi her zaman konuşarak gerçekleşmez. Özellikle küçük çocuklar, yaşadıklarını çizim, oyun, hareket veya hikâyeler aracılığıyla daha rahat gösterebilir. Bu yollar, kelimelere dökülmesi zor deneyimleri anlamlandırmak için de bir başlangıç oluşturabilir.
Çocuğunuz gün içinde yaşadığı bir olayı anlatmakta zorlanıyorsa kâğıt ve boya kalemleriyle o gününü çizmesini isteyebilirsiniz. Resimde en mutlu olduğu anı, kendisini şaşırtan bir olayı veya canını sıkan bir durumu gösterebilir. Ardından çizdikleri hakkında merakla sorular sorabilir, anlatmak istemediği bir ayrıntı için ısrarcı olmayabilirsiniz.
Oyuncaklarla kurduğu hikâyeler de duyguları anlamak için ipuçları sunabilir. Bir oyuncağın sürekli gruptan uzaklaştırıldığı bir senaryo kuruyorsa bunun doğrudan kendi yaşantısını anlattığını varsaymadan hikâyeye eşlik edebilirsiniz. “Sence bu karakter kendini nasıl hissediyor? Ona ne yardımcı olabilir?” gibi sorular, duygular hakkında güvenli bir konuşma başlatabilir.
Çocuğun duygularını ifade etmesini kolaylaştırırken nelere dikkat edilmeli?
Çocukların duygularını ifade etmeyi öğrenmesi zaman ve tekrar gerektirir. Bir gün kendini açıkça anlatabilen bir çocuk, başka bir gün öfkelendiğinde ağlayabilir veya konuşmayı reddedebilir. Bu durum, öğrendiği becerileri kaybettiği anlamına gelmez; duygusal gelişim her zaman aynı hızda ilerlemez.
Ebeveynlerin dikkat edebileceği birkaç nokta bulunur:
- Duygularını anlatması için baskı kurmayın. Konuşmaya hazır olmadığında ona zaman tanıyın ve daha sonra yeniden iletişim kurabileceğinizi hatırlatın.
- Duygularını başka çocuklarla kıyaslamayın. Kardeşinin daha çabuk sakinleşmesi, onun da aynı şekilde davranması gerektiği anlamına gelmez.
- Her duyguyu hemen ortadan kaldırmaya çalışmayın. Üzüntü ve hayal kırıklığı da yaşanması ve zamanla yönetilmesi öğrenilen deneyimlerdir.
- Duygular ile davranışları birbirinden ayırın. Öfkelenmek kabul edilebilir; başkasına zarar vermek ise sınırlandırılması gereken bir davranıştır.
- Çocuğunuzun yaşına ve gelişim düzeyine uygun bir dil kullanın. Küçük çocukların ihtiyaç duyduğu açıklamalarla ergenlerin beklentileri aynı değildir.
Çocuğunuzun duygularını ifade etmekte sürekli zorlandığını, yoğun kaygı veya öfke yaşadığını, arkadaşlık ilişkilerinden uzaklaştığını ya da okul ve ev yaşamında belirgin değişiklikler olduğunu fark ederseniz bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek alabilirsiniz. Bu tür değişiklikler tek başına belirli bir sorunun göstergesi değildir; ancak çocuğun ihtiyaçlarını daha iyi anlamak için değerlendirme yapılmasını gerektirebilir.
Çocukların duygularını ifade etmeyi öğrenmesi, bütün hislerini her zaman doğru kelimelerle anlatmaları anlamına gelmez. Asıl önemli olan, kendilerini anlatabilecekleri güvenli bir ilişki içinde büyümeleri ve zorlandıklarında dinleneceklerini bilmeleridir. Yargılanmadan dinlenmek, duygularının küçümsenmemesi ve ihtiyaç duyduklarında destek görebilmek, bu beceriyi geliştirmeleri için güçlü bir başlangıç sunar.
Kaynaklar: childmind.org, kidsmentalhealthfoundation
İlginizi çekebilir: Çocukların değişim süreçlerine uyum sağlamasını kolaylaştıracak ipuçları