X

Özür dilemenin ardındaki psikoloji: Kendimizi savunmaya neden ihtiyaç duyarız?

Birine kırıcı bir söz söyledikten sonra konuyu değiştirmek, haksız olduğunu fark ettiği halde kendini savunmaya devam etmek ya da günlerce bekleyip bir türlü “Özür dilerim” diyememek… İnsan ilişkilerinde özür dilemek kimi zaman birkaç kelimeden ibaret görünse de bu kelimeleri söylemek her zaman kolay değildir. Çünkü hata yaptığımızı kabul etmek, yalnızca karşımızdaki kişiye karşı sorumluluğumuzu değil, kendimizle ilgili düşüncelerimizi de gündeme getirir. Örneğin, yakın bir arkadaşınızın anlattığı özel bir konuyu başka bir ortamda istemeden de olsa paylaşmış olabilirsiniz. Arkadaşınızın kırıldığını fark ettiğinizde ilk tepkiniz hatanızı kabul etmek yerine kendinizi açıklamak olabilir: “Ben zaten kimseye anlatacağını düşünmemiştim” ya da “Bu kadar büyüyeceğini tahmin etmedim.” Oysa niyetiniz kötü olmasa bile davranışınızın karşınızdaki kişide yarattığı etki değişmez. Özür dilemekte zorlandığımız anlar, çoğu zaman tam da bu iki gerçek arasında sıkıştığımızda ortaya çıkar.

Psikolojik açıdan özür dilemenin önündeki engeller yalnızca gururla açıklanamaz. Hata yaptığını kabul etmenin benlik algısını tehdit etmesi, utanç duygusu, reddedilme endişesi ve özrün ilişkiyi düzeltmeyeceğine yönelik inançlar da bu süreci zorlaştırabilir. Peki, insanlar neden özür dilemekte zorlanır ve bu durum ilişkilerimizi nasıl etkiler?

Özür dilemek neden bu kadar zor olabilir?

1. Hata yapmakla kötü biri olmak arasındaki farkı görememek

Bazı insanlar için hata yaptığını kabul etmek, belirli bir davranışın yanlış olduğunu söylemekten çok daha fazlasını ifade eder. Bir konuda haksız olduklarını kabul ettiklerinde kendilerini düşüncesiz, bencil ya da yetersiz biri olarak değerlendirebilirler. Bu durumda özür dilemek, yalnızca bir davranışın sorumluluğunu üstlenmek değil, kendileriyle ilgili olumsuz bir yargıyla yüzleşmek anlamına gelir.

Current Directions in Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırma incelemesi, kişinin olumlu benlik algısının tehdit altında olduğunu hissetmesini, etkili bir özür dilemenin önündeki önemli engellerden biri olarak ele alıyor. Kişi kendisini iyi niyetli ve adil biri olarak görüyorsa yaptığı hatayı kabul etmek bu algıyla çelişebilir. Böyle anlarda hatanın kendisine odaklanmak yerine davranışını haklı çıkarmaya çalışabilir.

Bir ekip toplantısında çalışma arkadaşınızın fikrini dinlemeden eleştirdiğinizi düşünün. Toplantıdan sonra onun kırıldığını öğrendiğinizde, “Ben sadece işin daha iyi yapılmasını istedim” diyerek kendinizi savunabilirsiniz. İşin iyi yapılmasını istemeniz gerçekten de mümkün olabilir. Ancak bu niyet, karşınızdaki kişinin sözünün kesilmesinden veya küçümsendiğini hissetmesinden bağımsızdır.

Buradaki ayrım önemlidir: Bir davranışımızın yanlış olduğunu kabul etmek, kendimizi bütünüyle kötü bir insan olarak tanımlamamızı gerektirmez. Hata yaptığımızı kabul edebilmek, kendimizle ilgili olumlu düşüncelerimizden vazgeçmeden de sorumluluk alabileceğimizi gösterir.

2. Utanç duygusuyla yüzleşmekten kaçınmak

Suçluluk ve utanç birbiriyle ilişkili olsa da aynı deneyimi ifade etmez. Suçluluk daha çok yaptığımız bir davranışa odaklanırken utanç, o davranışın kendimiz hakkında ne söylediğine ilişkin daha genel ve olumsuz bir değerlendirmeyle bağlantılıdır.

“Arkadaşımı dinlemedim ve onu üzdüm” düşüncesi, davranışın sorumluluğunu üstlenmeye yardımcı olabilir. “Ben zaten kötü bir arkadaşım” düşüncesi ise kişinin kendisini savunmasına, konudan uzaklaşmasına veya konuşmayı tamamen kapatmasına yol açabilir.

Bu nedenle bazı insanlar, karşı tarafın kırıldığını duyduklarında onun duygularını anlamaya çalışmak yerine hemen kendilerini açıklamaya başlayabilir. Kimi zaman da özür dilemek yerine sessiz kalmayı tercih edebilirler. Çünkü sessizlik, o an için hata yaptığını kabul etmenin getirdiği rahatsızlıktan kaçınmanın bir yolu gibi görünebilir. Uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızın önemli bir gününü unuttuğunuzu düşünün. Arkadaşınız bunu dile getirdiğinde “Bu aralar o kadar yoğunum ki hiçbir şeyi yetiştiremiyorum” demek isteyebilirsiniz. Yoğunluğunuz gerçek olsa da arkadaşınızın yaşadığı hayal kırıklığını duymak ve unutmanın ilişkiniz açısından ne ifade ettiğini kabul etmek daha zor gelebilir.

Burada amaç, kişinin kendisini suçlamasını veya hatası üzerinde gereğinden fazla durmasını sağlamak değildir. Aksine, davranışın sorumluluğunu üstlenirken kişinin kendisine yönelik sert yargılardan uzaklaşabilmesi, özür dilemeyi kolaylaştırabilir. Hata yapmış olmakla hatadan ders çıkarabilmek aynı hikâyenin iki farklı parçasıdır.

3. Özür dilemeyi güç kaybetmek gibi algılamak

Özellikle anlaşmazlıkların bir kazananı ve kaybedeni olması gerektiğine inanan kişiler için özür dilemek, karşı tarafa hak vermek veya tartışmayı kaybetmek anlamına gelebilir. Bu yaklaşımda önemli olan, yaşanan sorunu anlamaktan çok kendi pozisyonunu korumak haline gelir.

Oysa bir anlaşmazlıkta sorumluluk almak, her konuda karşı tarafın haklı olduğunu kabul etmek değildir. İki kişi bir olayın farklı yönlerinde haklı olabilir; yine de taraflardan biri kullandığı ifadeler, sergilediği tutum veya verdiği tepki nedeniyle özür dilemesi gerektiğini fark edebilir. Partnerinizle hafta sonu için yaptığınız planın değişmesi üzerine tartıştığınızı düşünün. Planın son anda değiştirilmesine itiraz etmekte haklı olabilirsiniz. Ancak tartışma sırasında onunla alay ettiyseniz veya sesinizi yükselttiyseniz bu davranışınızın sorumluluğunu ayrıca üstlenebilirsiniz. Plan konusunda aynı fikirde olmamanız, iletişim biçiminiz için özür dilemenize engel değildir.

Sağlıklı bir özür, kimin üstün geldiğini belirlemekten çok yaşanan olayın ilişki üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olur. Özellikle yakın ilişkilerde her anlaşmazlığı bir haklılık mücadelesine dönüştürmemek, tarafların birbirini daha iyi duyabilmesi açısından önem taşır.

4. Özür dilerse karşı tarafın bunu aleyhine kullanacağından korkmak

Özür dilemek, kişinin kendisini duygusal açıdan savunmasız hissetmesine de neden olabilir. Hata kabul edildiğinde karşı tarafın daha fazla öfkeleneceği, geçmişte yaşanan diğer sorunları gündeme getireceği ya da bu kabulü ileride bir tartışmada kullanacağı düşünülebilir.

Bu kaygı özellikle hataların sık sık hatırlatıldığı, anlaşmazlıkların küçümseme veya suçlamayla sonuçlandığı ilişkilerde anlaşılabilir bir hal alabilir. Kişi, sorumluluk üstlenmenin sorunu çözmek yerine kendisini daha zor bir duruma sokacağını düşünebilir. Bir arkadaşınıza verdiğiniz sözü tutamadığınız için özür dilemek istiyorsunuz. Ancak geçmişte benzer bir durumda hatanızın uzun süre gündeme getirildiğini hatırlıyorsunuz. Bu kez de özür dilemenin yeni bir tartışmanın başlangıcı olacağını düşünüp konuyu açmaktan kaçınabilirsiniz.

Bununla birlikte, her özürden kaçınmayı aynı nedenle açıklamak doğru değildir. Bazı insanlar benlik algılarını korumaya çalışırken bazıları da ilişkinin nasıl bir tepki vereceğinden emin olamayabilir. Üstelik özür dilemek her durumda barışmayla sonuçlanmaz. Karşı tarafın hemen affetmesini beklemeden sorumluluk alabilmek, bu sürecin önemli bir parçasıdır.

5. Özrün hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünmek

Bazen insanlar özür dilemenin neden gerekli olduğunu anlayamadıkları için değil, artık çok geç olduğunu düşündükleri için geri çekilirler. Karşı tarafın kendilerini affetmeyeceğine, güvenin yeniden kurulamayacağına veya söyleyecekleri sözlerin samimiyetsiz bulunacağına inanabilirler.

Özellikle aynı hata tekrarlandığında bu düşünce güçlenebilir. Bir arkadaşınıza defalarca geç kaldığınız için özür dilemiş ancak davranışınızı değiştirmemişseniz yeni bir özrün inandırıcı olmayacağını düşünebilirsiniz. Bu kaygı anlaşılır olsa da sorunu düzeltmek için atılabilecek adımları ortadan kaldırmaz.

Özür dilemenin etkisini inceleyen araştırmalar, sorumluluğu açıkça kabul etmenin ve zararı telafi etmek için somut bir adım önermenin etkili bir özrün önemli bileşenleri olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla yalnızca “Üzgünüm” demek yerine neyi yanlış yaptığınızı kabul etmek ve bundan sonra neyi farklı yapacağınızı belirtmek daha anlamlı olabilir. Örneğin, bir arkadaşınızla buluşmalarınıza sürekli geç kalıyorsanız “Yine geç kaldım, kusura bakma” demek yerine “Seni beklettiğim için özür dilerim. Buluşma saatini planlarken yol süresini hesaba katmıyorum. Bundan sonra daha erken çıkacağım” diyebilirsiniz. Elbette asıl belirleyici olan, bu sözlerin sonraki davranışlarınıza yansımasıdır.

Özür her zaman ilişkiyi eski haline getirmeyebilir. Ancak kişinin kendi payına düşen sorumluluğu üstlenmesi, karşı tarafın yaşadığı etkiyi kabul etmesi ve değişim için adım atması açısından yine de değerlidir.

Özür dilemek ilişkilerimiz için neden önemli?

Özür dilemek yalnızca bir tartışmayı sonlandırmak veya karşı tarafın öfkesini yatıştırmak için kullanılmaz. Aynı zamanda ilişkide yaşanan kırılmanın fark edildiğini, diğer kişinin deneyiminin önemsendiğini ve davranışın sorumluluğunun üstlenildiğini gösterir.

Kaliforniya Üniversitesi Berkeley bünyesindeki Greater Good Science Center’ın etkili özürler üzerine hazırladığı kaynaklar, iyi bir özrün birkaç temel unsuruna dikkat çekiyor: Yapılan hatayı açıkça kabul etmek, pişmanlığı ifade etmek, gerektiğinde bir açıklama sunmak ve zararı telafi etmek için adım atmak. Bu unsurların hepsinin her durumda aynı ölçüde gerekli olmadığı da vurgulanıyor.

Arkadaşınızın önemli bir konuyu anlattığı sırada telefonunuzla ilgilendiyseniz yalnızca “Seni dinlemediğim için özür dilerim” demek başlangıç olabilir. Ardından telefonu bir kenara bırakıp anlatmak istediği konuya gerçekten odaklanmanız, özrün davranışla desteklenmesini sağlar.

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da niyet ile etki arasındaki farktır. Bir davranışı kırıcı olmak amacıyla yapmamış olabilirsiniz. Ancak iyi niyetli olmak, davranışınızın diğer kişi üzerindeki etkisini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. “Seni kırmak istemedim” demek niyetinizi açıklayabilir; fakat “Sözünü kestiğimde kendini önemsenmemiş hissetmiş olabilirsin. Bunun için özür dilerim” demek, karşınızdaki kişinin deneyimini de dikkate alır.

Elbette özür dilemek, karşı tarafın hemen affetmesini veya ilişkinin anında düzelmesini garanti etmez. Kırılan güvenin yeniden kurulması zaman alabilir. Bazı durumlarda ise özür, ilişkiyi sürdürmekten bağımsız olarak kişinin kendi davranışının sorumluluğunu üstlenmesini sağlar.

Daha sağlıklı bir özür nasıl dilenir?

Özür dilemekte zorlanıyorsanız ilk adım, kendinizi uzun uzun savunmaya çalışmadan yaşanan olayı değerlendirmek olabilir. Bunun için şu noktalara dikkat edebilirsiniz:

  • Davranışınızı somutlaştırın: “Her şeyi mahvettim” gibi genel ve ağır ifadeler yerine ne yaptığınızı belirleyin. Örneğin, “Konuşurken sözünü kestim ve seni dinlemedim.”
  • Karşı tarafın deneyimini anlamaya çalışın: Sizin için küçük görünen bir olayın diğer kişi açısından ne ifade ettiğini dinleyin. Bunu yaparken onunla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz.
  • Açıklama ile bahaneyi birbirinden ayırın: Neden öyle davrandığınızı anlatabilirsiniz; ancak açıklamanız sorumluluğu karşı tarafa yüklememeli.
  • Telafi için somut bir adım belirleyin: Gerektiğinde davranışınızı nasıl değiştireceğinizi söyleyin. Verdiğiniz sözü tutmak, özrün samimiyetini destekler.
  • Affedilmek için acele etmeyin: Karşı tarafın duygularını işlemesi ve güvenini yeniden kazanması için zamana ihtiyacı olabilir. Özür dilemek, hemen affedilme talebinde bulunmak anlamına gelmez.

Özür dilemek her zaman uzun bir konuşma gerektirmez. Bazen kısa ama açık bir cümle, kendimizi savunmak için kurduğumuz uzun açıklamalardan çok daha anlamlı olabilir: “Sana böyle davranmam doğru değildi. Seni kırdığım için üzgünüm ve bunu tekrarlamamak için dikkat edeceğim.”

Bir de özür dilemenin gerekli olmadığı durumları ayırt etmek önemlidir. Bir sınır koyduğunuz, bir talebi reddettiğiniz veya başkasının beklentisini karşılayamadığınız her durumda yanlış yapmış sayılmazsınız. Amaç, her anlaşmazlıkta kendinizi suçlamak değil; gerçekten sorumluluğunuz olan davranışları fark edebilmektir.

Sonuç olarak özür dilemek, kusursuz biri olduğumuzu kanıtlama çabasından vazgeçip hatalarımızla birlikte de sorumluluk alabileceğimizi kabul etmeyi gerektirir. Bunu yapabilmek, kendimize yönelik değerlendirmemizle karşımızdaki kişiye verdiğimiz değeri birbirine karşıt konumlara yerleştirmememize yardımcı olur. Çünkü sağlıklı ilişkilerde önemli olan hiç hata yapmamak değil, hatalarımızla karşılaştığımızda ne yaptığımızdır.

Kaynaklar: greatergood.berkeley.edu, greatist, psychologytoday

İlginizi çekebilir: Manipülatif insanların davranışları: İlişkilerde manipülasyonu tanımak

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale