X

Geç kaldığımızı düşündüğümüzde kimin takvimine bakıyoruz?

Bazen bir arkadaşımızın güzel bir haberini alıyoruz. Yeni bir işe başlamış, evlenmiş ya da uzun zamandır istediği evi almış. Seviniyoruz onun adına. Sonra, belki de aynı akşam, kendimize dönüp bakıyoruz: Ben ne yapıyorum?

Biraz garip bir his bu. Sabah kendi hayatımızla ilgili bir sorunumuz yokken akşam birden geride kalmış olabiliyoruz. Üstelik hayatımızda değişen bir şey de yok. Sadece bir başkasının nerede olduğunu öğrenmişiz.

“Bu yaşıma kadar bir düzen kurmalıydım.”

“Yeniden okumak için geç mi?”

“Herkes yolunu buldu, ben hala düşünüyorum.”

Peki bunları neye göre söylüyoruz?

Psikolojide “sosyal saat” diye bir kavram var. En basit haliyle, yaşadığımız toplumun hayatın önemli adımlarını hangi yaşlarda atmamızı beklediğini anlatıyor. Okul bitecek, işe girilecek, evlenilecek, çocuk sahibi olunacak. Araya biraz kendimizi bulmayı da sıkıştırabilirsek güzel. Ama çok uzatmadan, çünkü sırada yapılacak başka şeyler var.

Bu beklentileri her zaman birinden açıkça duymamız gerekmiyor. Aile sohbetlerinden, arkadaşlarımızdan, gördüğümüz hayatlardan öğreniyoruz. Sonra bir noktada kendi isteğimizle öğrendiğimiz beklentiyi ayırmak zorlaşıyor. Gerçekten evlenmek mi istiyorum, yoksa herkes evlendiği için mi huzursuzum? Yaptığım iş bana uymuyor mu, yoksa yaşıtım benden daha fazla kazandığı için mi yetersiz hissediyorum?

Bunları ayırmak kolay değil tabii.

Ben de hep hızlı ilerlemeye, büyümeye ve başarılı olmaya çalışan bir çocuktum. Hani “büyümüş de küçülmüş” derler ya, kendimi bildim bileli biraz öyleydim. Bir an önce öğrenmek, bir sonraki aşamaya geçmek istiyordum.

Üniversiteye gireceğim yıl sakatlandım ve bir yıl geç başladım. Sonra bir yıl da hazırlık okuyunca yaşıtlarımdan yaklaşık iki yıl sonra mezun oldum. Bugün anlatırken iki yıl diyorum, çok büyük bir zaman gibi gelmiyor. Ancak o dönem benim için öyle değildi.

Arkadaşlarım mezun olmuş, işe başlamıştı. Ben hâlâ öğrenciydim. Sanki onlar hayatlarına geçmişti de ben bir yerde bekliyordum. Oysa benim öğrenciliğim de hayatımın bir parçasıydı. Fakat o sırada böyle bakamıyordum pek. Yıllarca koşmaya alışmışım, durunca ya da biraz yavaşlayınca geride kaldığımı düşündüm.

Kime göre, neye göre?

Bunu kendime sonradan çok sordum. Zamanla o düşünceden uzaklaştım ama o dönemin hissi bütünüyle geride kalmadı. Bugün yeni bir şey öğrenmek, başka bir alana yönelmek istediğimde bazen yine geliyor: “Şimdi mi başlayacaksın?”

Eskiden bu soruyu duyunca hemen cevap bulmam gerekiyormuş gibi hissederdim. Artık biraz daha tanıyorum o tarafımı. Geldiğinde biraz vakit geçiriyoruz, sonra birbirimizden uzaklaşıyoruz. Her gelişinde hayatımla ilgili yeni bir karar vermem gerekmiyor.

Sanırım sosyal medya da bu karşılaştırmayı günün içine fazlasıyla taşıyor. Birkaç dakika içinde birinin terfisini, diğerinin düğününü, başka birinin başka bir ülkeye taşındığını görüyoruz. Sonra hepsini aynı anda yapmış tek bir insan varmış gibi kendimizle kıyaslıyoruz. Hem iyi kazanmalı, hem gezmeli, hem aile kurmalı, hem de bütün bunları yaparken ne istediğimizi biliyor olmalıyız.

Bir insan için biraz fazla beklenti değil mi?

Üstelik o hayatların hangi koşullarda kurulduğunu da tam bilmiyoruz. Aile desteği, para, sağlık, bakım verilen bir yakınımızın olması… Hepimiz aynı yaşta olabiliriz ama aynı imkanlarla yaşamıyoruz.

Tabii buradan “Yaşın hiçbir önemi yok, her şey her zaman olur” sonucuna da varmak istemiyorum. Bazı şeyler zamanla zorlaşıyor. Bedenin, ekonominin, sorumlulukların getirdiği gerçek sınırlar var. Bunları görmezden gelmek de kendimizi anlamamıza yardım etmiyor.

Ama bir eğitime başlamak istediğimizde daha koşullarını bile araştırmadan “Bu yaştan sonra olmaz” diyorsak, orada biraz durabiliriz. Gerçekten önümüzde bir engel mi var, yoksa o yaşta başka bir yerde olmamız gerektiğine mi inanıyoruz?

Belki istediğimiz şey de değişmiştir bu arada. Yirmi yaşında kurduğumuz hayali otuzumuzda hâlâ istemek zorunda değiliz. Sırf bir zamanlar istedik diye peşinden gitmediğimiz her şeyi başarısızlık saymak yoruyor insanı. O zaman kendimizle ilgili bildiklerimiz de başkaydı, hayatla ilgili bildiklerimiz de. Bir mesleği uzaktan beğenmekle o işin içinde yaşamak aynı şey olmuyor mesela. Ya da yıllarca başka bir ülkede yaşamak isterken, zamanla yakınlarımızın yanında bir düzen kurmayı daha fazla önemseyebiliyoruz.

Bazen bunu kabul etmek de zor geliyor. “O kadar istedim, bunun için uğraştım, şimdi vaz mı geçeceğim?” diyoruz. Hâlâ istiyorsak devam edebiliriz elbette. Ama artık istemiyorsak, bunu fark etmiş olmamız da kendimizle ilgili bir bilgi. Her değişen isteğin hesabını eski halimize vermemiz gerekmiyor sanırım.

Bugün geç kaldığınızı düşündüğünüz bir şey varsa, önce onu gerçekten isteyip istemediğinize bakın derim. Hâlâ istiyorsanız, bugünkü koşullarınızla nasıl bir başlangıç yapabileceğinize. Belki yeniden eğitim almak hemen mümkün değildir ama programları araştırabilirsiniz. Belki işinizi bırakamazsınız ama merak ettiğiniz alana haftada birkaç saat ayırabilirsiniz. Başlamak dediğimiz şey her zaman bütün hayatı bir anda değiştirmek zorunda değil.

Cevap hemen gelmeyebilir. Ben de bazı konularda hâlâ dönüp aynı soruları soruyorum kendime. Bugün ne istediğimi anlamaya çalışırken bir de geç kaldığım için kendime yüklenmemeyi öğrenmeye çalışıyorum. Zaten karar vermek yeterince zor bazen.

Yolunuza ışık olması dileğiyle…

İlginizi çekebilir: Wellness konuşurken birlikte yaşamayı unutuyor muyuz?

Mert Bağ: Merhabalar, ben Mert Bağ. Erken yaşlarda ilk olarak voleybol branşını hayatıma kattıktan sonra basketbolla tanıştım ve uzun yıllar basketbol ve voleybol branşlarında çeşitli takımlarda oynadım. 2012 yılında aktif sporculuk hayatımı bırakarak, Marmara Üniversitesi Spor Yöneticiliği bölümünü bitirdim. Üniversitedeyken pazarlama, iletişim ve psikoloji alanlarında daha çok uzmanlaşmaya çalıştım ve birçok farklı spor branşını da tecrübe etme şansı buldum. Kısa bir süre spor pazarlaması alanında çalıştıktan sonra, 2017 yılından itibaren insan bedeni üzerine egzersiz, nefes, fiziksel ve zihinsel beden travmaları gibi alanlarda yurt içinden ve yurt dışından eğitimler alarak bu alanlarda çalışmaya ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Kendi bedensel travmalarımı çözmek adına çıktığım bu yolculukta çok fazla farklı keşiflerin içerisinden geçtim ve insanı anlamaya dair her bilimsel alanın içerisinde dolanmaya çalışıyorum. O yüzden burada yazmaya, sizlerle paylaşmaya çalışacağım şeylerde kendi geçtiğim yollardan, bu yolda karşılaştığım farklı öğrencilerim ve danışanlarımla tecrübe ettiğimiz deneyimlerden, araştırmış olduğum farklı konulardan bahsetmek olacak. Bir gün psikoloji ile ilgili bir yazıya denk gelmişken, bir sonraki yazıda egzersiz, bir sonrakinde biyolojiden, bir başka yazıda nefesten bahsetmiş olabilirim sizlere, insanın işleyişi ve bağlantılı olduğu veya yoldayken karşılaşmış olduğum ne varsa bütün bu deneyimleri sizlerle paylaşacağım. Bu uzun ince karışık bir adamın insanı, işleyişi ve evreni keşfetmek adına çıkmış olduğu bir serüven, bu serüvenin içerisinde durağımız şu anda burası. Burada olmaktan umarım siz de keyif alırsınız.
İlgili Makale