Yoga pratiği bir performans değil: “Daha fazlası” gerçekten daha iyi mi?
Bir süredir yoga derslerinde ve sosyal medyada sıkça gördüğüm bir şey var.
Daha ileri bir poz.
Daha derin bir esneme.
Daha uzun bir denge.
Daha güçlü bir beden.
Daha “iyi” bir fiziksel yoga pratiği.
Peki bütün bunları yaparken yoga pratiğinin kendisini kaçırıyor olabilir miyiz?
Fiziksel yoga pratiği yaptığımızda bazen farkında olmadan bir performans alanına giriyoruz. Bedenimizi bir yere götürmek, bir pozu başarmak, daha önce yapamadığımızı yapmak istiyoruz. Bir süre sonra matın üzerinde bile kendimizi başkalarıyla karşılaştırmaya başlayabiliyoruz. Oysa yoga bize başka bir şey söylüyor.
Daha ileri gitmek zorunda değilsin. Önce nerede olduğunu fark et.

Bir pozu yapabilmek elbette güzel. İlerlemek, güçlenmek, bedenimizin kapasitesini keşfetmek de pratiğin doğal bir parçası. Fakat bunlar yoga pratiğinin amacı haline geldiğinde başka bir şey ortaya çıkıyor. Yoga yaparken bile kendimize bir “başarı” hikayesi yazmaya başlıyoruz.
Bugün daha iyiydim.
Dün yapamadığım pozu yaptım.
Artık daha esneğim.
Daha uzun durabiliyorum.
Daha iyi görünüyorum.
Peki nefesim nasıldı? Bedenim bana ne söylüyordu? Zihnim neredeydi? Kendimi gerçekten duyuyor muydum? Belki de asıl mesele burada başlıyor. Çünkü yoga yalnızca bedenin aldığı şekille ilgili değil. Bir asanada dışarıdan bakıldığında çok etkileyici görünen bir beden olabilir ama içeride nefes tutuluyorsa, zihin sürekli mücadele ediyorsa, kişi kendini kanıtlamaya çalışıyorsa orada başka bir şey konuşuluyordur.
Fiziksel yoga pratiği bize bedenle ilişki kurmayı öğretirken, bu ilişkinin nasıl olduğunu da gösterir.
Kendimize karşı ne kadar sabırlıyız? Bir şey hemen olmadığında ne yapıyoruz? Sınırımıza geldiğimizde geri çekilebiliyor muyuz? Yoksa “biraz daha” diyerek kendimizi zorlamaya devam mı ediyoruz? Bunların hepsi matın üzerinde görünür hale gelir. Belki bu yüzden yoga aynaya benzer. Sadece bedenimizi değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de gösterir. Bugünün dünyasında ise neredeyse her şey ölçülebiliyor.
Kaç kilometre yürüdük.
Kaç kalori yaktık.
Kaç dakika meditasyon yaptık.
Kaç gün üst üste pratik yaptık.
Kaç saniye başımızın üzerinde durduk.
Kaç takipçimiz var.
Kaç kişi bizi beğendi.
Bazen fark etmeden yoga pratiğini de aynı ölçüm sisteminin içine yerleştiriyoruz. Ama yoga, bana göre, tam da bu ölçme ve değerlendirme halinden biraz uzaklaşabileceğimiz bir alan. Matın üzerine geldiğimizde başka birinin bedenine sahip olmamız gerekmiyor. Başka birinin pratiğini yapmamız gerekmiyor. Bugün bedenimiz nasıl hissediyorsa oradan başlayabiliriz.
Bazı günler daha güçlü oluruz.
Bazı günler daha yorgun.
Bazı günler derinleşiriz.
Bazı günler sadece nefes alıp vermek bile yeterli gelir. Ve bütün bunlar pratiğin bir parçasıdır. Yoga pratiğinin değeri, ne kadar “iyi” göründüğümüzle ölçülmek zorunda değil. Bazen en kıymetli pratik, kimsenin dışarıdan fark etmeyeceği kadar küçük bir şeydir.
Bir nefesi fark etmek.
Omuzları biraz bırakmak.
Dizleri gerektiğinde bükmek.
Kendini zorlamamayı seçmek.
Bir pozu yapmak yerine dinlenmek.
Ve belki de uzun zamandır ilk kez kendimize şunu sormak: “Bunu gerçekten neden yapıyorum?”
Yoga bir performansa dönüştüğünde dikkatimizi sonuca veririz. Yoga bir pratiğe dönüştüğünde ise dikkatimizi sürece veririz. Aradaki fark küçük gibi görünür ama aslında çok büyüktür. Çünkü biri bize kendimizi kanıtlamayı öğretirken, diğeri kendimizi tanımayı öğretir. Belki de matın üzerinde ulaşmamız gereken bir sonraki seviye yoktur. Belki bugün sadece olduğumuz yerde biraz daha bilinçli kalmak yeterlidir. Çünkü yoga bize daha iyi bir beden yaratmaktan çok daha fazlasını sunabilir.
Kendimizle daha sahici bir ilişki kurabileceğimiz bir alan açabilir.
Ve bazen en güzel poz, dışarıdan en etkileyici görünen değil; içeride en çok şey fark ettiğimiz pozdur.
İlginizi çekebilir: Yoga eğitmeni olmak :Bir pozu öğretmekten çok daha fazlası