X

İkili ilişkilerde değersiz hissettiren darbeler: Love bombing, gaslighting, ghosting

Eğitimlerde, derslerde bunu çok söylüyorum: Hiçbirimiz iyi değiliz ve bu iyi olmama hali devam ederken başta kendimizi ve dokunduğumuz her şeyi yakıp yıkma eğiliminin içindeyiz. Durum böyle olunca, kendimiz hakkında en güzel geri bildirimi aldığımız alan ilişkilerde karanlık girdaplar yaratıyoruz. Her şey ile oluşturduğumuz bağ aslında ilişki ama bugün ikili ilişkiler üzerine yazmak istiyorum.

Modern insanın, sevgili ilişkilerinde yeni bazı terimler var ki, bence bunlar hiçbirimizin iyi olmadığının kanıtı! Önce bu terimleri açıklayacağım ve bu durumlara karşı ne yapmalıyızı kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazmak istiyorum, çünkü hepimiz günün sonunda aynı öğreti ile eğitilmeye çalışıyoruz ve görüyorum ki yolunu kaybetmiş birçok ruh başkalarının yollarında yürümemeleri için elinden geleni yapıyor ve insanlığımızın o narin yerlerinden kırılıyoruz.

Love bombing (Sevgi/İlgi bombardımanı)

Flörtün ya da ilişkinin başında yoğun sevgi/ilgi gösterisi diyebiliriz. Yoğun ilgi ve sevgi ile bir anda  nedensiz yere sarmalanırsınız, kendinizi özel hissetmeniz için karşı tarafının her şeyi düşündüğünü görürsünüz. Siz bu ilgiye alışıp, tabiri caiz ise bağımlısı olduğunuzda bir anda love bombing (ilgi bombardımanı) de biter.

Love bombing’in iki aşaması:

  • Birinci aşama: Flört ya da ilişki yoğun ilgi ile başlar.
  • İkinci aşama: Yoğun ilgi bir anda kaybolur ve o ilgiyi yeniden elde etmek için koşturmaya başlarsınız.

Gaslighting (Manipülasyon)

Türkçe’de “gaz lambası” anlamına gelen bu terim, 1938 yapımı Gas Light adlı bir tiyatro oyunu vasıtasıyla kullanılmaya başlanmıştır. Bu tanımlama, ikili ilişkilerde bir tarafın diğer tarafa karşı, yürüttüğü yıldırma ve algı yönetimi stratejisini ifade etmek için kullanılır. Gaslighting, psikolojik tacizdir. İlişkinin içinde sürekli kendinizi sorgulamanıza ve değersiz hissetmenize neden olur.

Gaslighting’in 3 aşaması:

  • Birinci aşama: İlişkinin mükemmel olduğuna inanırsınız. Mükemmellik evresi de diyebiliriz.
  • İkinci aşama: Bir sonraki ve en zor olan evre, yani değersizleştirme evresidir.  Karşı taraf, size söyledikleri ve yaptıkları ile kendinizi değersiz ve beceriksiz hissetmenize neden olur.
  • Üçüncü aşama: Son evre ise terk edilme evresidir. Karşı taraf sizi gözden çıkarmaya ve ilgisini başkalarına çevirmeye başlar. Siz de kendinizi değersiz hissederek özür dileyerek onun peşinden koşmaya başlarsınız.

Ghosting (Hayalet olma)

Bir anda ilişki içindeyken karşı tarafın hiçbir açıklama yapmadan kaybolmasıdır. Bir ilişki içinde olduğunuzu düşünürken sevgilinizin sizin aramalarınıza ve mesajlarınıza geri dönmeyip ortadan kaybolma durumudur.

Ghosting’in aşamaları:

  • Birinci aşama: Her şey çok güzeldir. İlişki yeni başlamıştır.
  • İkinci aşama: Karşı taraf hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolur. Mesajlara cevap vermez yine değersizlik hissiyle baş başa kalırsınız.

Farkında mısınız bilmiyorum ama bu 3 terim ve niceleri aslında yine kişinin değersiz hissetmesi ile bitiyor. Ve insanın değersiz hissetmemek için yaptıkları daha çok yaralıyor.

O zaman nasıl olacak, kimseye mi güvenmeyeceğiz?

İkili ilişkilerde partnerlerimizi seçen aslında yaralarımız! Bunu bence artık biliyoruz ama hepimiz çılgınca sevilmek için koştururken neye, kime çekildiğimize bakmadan kendimizi kıracak ilişkilerin içine atıyoruz. Sonra da bu döngüyü düzeltmek için yeni ilişkilere başlamak için koşturuyoruz. Okurken bile ne kadar sağlıksız farkındasınız değil mi?

Sağlıklı olan her şey zamanla inşa olur! Bir anda birilerinin hayatı, aşkı olmak bana pek gerçekçi gelmiyor!  Bir anda ruhların buluşamadığı ve sağlıksız  olan ilişkiler bitmek zorunda! Sağlıklı olanın başlaması için bu bölüm çok değerli ama yaşarken tam tersiymiş gibi hissediyoruz, değil mi?

En büyük darbeyi, ilişkilerden almamızın nedeni, kendimizle ilgili en büyük öğretileri de onlardan öğrenmemizden kaynaklanıyor. Yani, hangi durumla karşılaşıyorsanız karşılaşın, önce payınıza düşeni sorgulayın! Karşıyı suçlamak çok kolay ama neden bu insanları hayatıma çekiyorum sorusu daha çok kök nedene ulaşmanıza yardımcı olur.

Ne demek istiyorum? Derin bir değersizlik hissiniz varsa, çektiğiniz adamlar ya da kadınlar tabi ki bu hissi ortaya çıkaran kişiler olacaktır. O yüzden olumlamalar hiçbir işe yaramıyor!

‘İlişkiler acı vermezler, içimizdeki acıyı ortaya çıkartırlar.’ –Eckhart Tolle

Ne yapacağız?

Kendinizle kurduğunuz ilişkiyi en başa oturtarak, adım adım her şeye yaklaşmak, zaman vermek, görmek ve tanımak çok şeyi değiştiriyor. Bir şeylerin olmadığını görebilmek, üstüne düşmek yerine tamam diyebilmek, havasız bir ortamda oksijen maskesi takmak değerinde biliyor musunuz?

Kendimi sıkışmış hissettiğim bir dönemde seans sırasında psikoloğum: ‘Olursa olur, olmazsa olmaz! Canın isterse açarsın telefonu konuşursun, istemezsen açmazsın!’

Onun, bunu söylerken ki, rahat ve emin tavrından o kadar etkilenmiştim ki… Hayır, bir şeyleri itmek zorunda değildim, sürekli bir açıklama yapmak zorunda değildim, sürekli gitmeyen, yürümeyen şeylerde Özde’yi ‘lüzumsuzca’ deşmek zorunda değildim!

Geriye dönüp baktığımda çektiğim kişileri neden ve niçin çektiğimi net bir şekilde görebiliyorum. Olanları değiştiremem, sadece ortaya anlayışın o dayanılmaz ışığını bu ana getirebilirim!

Arkadaşlar, kendi yalnızlığı ile kalamayan ne adam ne de kadın hiç çekici değil! Önce kendinizle kalın, kendinizle zaman geçirin! Sonra da ilişkim olmalı diyerek koşturmadan, tanımaya, görmeye zaman verin! Olmuyorsa da olmaz! İttirmeyin, olmayacak yolları!

Tüm bunlarla beraber risk alın! Atlayın, bir belki düşüyorsa deneyin! Yara almaktan korkmayın. Adım adım yaklaşın. İnsanlığınızın narin yerlerinden kırılmasından korkmayın!

Gördüğüm ve anladığım üzere düşündüğümüzden çok daha güçlüyüz! Sadece koşmayın!
Merak etmeyin, insanlığımızın o narin yeri hassas olduğu kadar yeterince güçlü.
Ve bir haberim var:
Onu güçlü kılan, kırılmaması değil,
Kırılması…

İlginizi çekebilir: Her şey geçici; sen sadece payına düşeni kabul etHer şey geçici;

Özde Çolakoğlu: Çalışma Ekonomisinden mezun oldu. Mezun olduktan sonra metin yazarlığı, editörlük, sosyal medya uzmanlığı gibi farklı alanlarda uzun yıllar çalıştı. 2009 yılında yoga ile tanışmasının ardından farklı uzmanlar ve stillerle çalışma şansı yakaladı. Bedende başlayan bu öğretiyi daha da derinleştirmek isteyen Çolakoğlu bu amaçla ilk temel yoga uzmanlık eğitimini 2012 yılında aldı. O zamandan itibaren farklı birçok eğitime katıldı ve katılmaya devam ediyor. Ocak 2018’de Yoga Alliance’ın E- RYT 500 Sertifikasını almaya hak kazandı. 2013 senesinden itibaren çeşitli yoga merkezlerinde ders vermeye başlayan Çolakoğlu, 2017 yılında Githa Yoga ekibine katıldı ve stüdyonun ana hocalarından biri oldu. Bu dönemde stüdyonun büyümesi için kurucu ekip ile birlikte çalıştı, atölyeler ve eğitimler verdi. Çolakoğlu, yoga uzmanlık programları düzenleyerek uzmanlar yetişiyor. 200 ve 300 saatlik temel ve ileri yoga uzmanlık programları ve kamplar düzenliyor. 2021’de bu mesleğini stüdyo sahipliğine dönüştürmüştür. Kadıköy, Moda’da kurulan, Yoga ve Ayurveda merkezi Goa Yoga’nın kurucu ortağıdır.

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale