X

Hayattaki tercihiniz hangisi: Duygusal olmak mı, duyarlı olmak mı?

Geçen haftaki felsefe dersinde yoga hocam dikkatimi çeken bir cümle kurdu, dedi ki: “Çevremizde olan bitene verdiğimiz en ilkel tepkilerden biri duygusallık; çünkü duygu bizi alır götürür. Hatta bir duygu büyüyüp doldukça form değiştirir, düşünce olur. Duygusal yerine duyarlı olmaya çalışmalıyız; çünkü onun içinde empati var.” İlk duyulduğunda kulağa sert gelen bu sözler, içimde döndükçe anlamlanmaya başladı.

Farkındalık ve kendimi tanıma yolculuğuma ilk çıktığımda ilk hedefim düşüncelerimi susturmaktı. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim üzere meditasyon ve andalığın böyle işlemediğini anlamam uzun sürmedi. Denemeler, düzenli pratikler, eğitimler derken düşüncelerimi tanımayı, yeri geldiğinde onları etiketlemeyi ve kendimden ayırmayı tecrübe etmeye başladım. Ve sanırım duyguları daha derinden hissetmeye de o zaman başladım. Düşünce sanki dikkat çekmeye çalışan yavru bir köpek, duygularsa gerçeğin elçileriymiş gibi algılıyordum. İkisinin de aynı mayanın farklı formları olduğunu sonradan kavradım.

Ve o zaman en azından benim için duyguların düşüncelerden daha güçlü olduğunu fark ettim; bütün bedende hissedilen, onunla arkadaş olunmadan vedalaşılmayan, göz ardı edildikçe biriken duygular, gerçeklik algısını oldukça bozabiliyorlardı. Bu sefer düşüncelerimi tanımaya çalıştığım gibi duygularıma çevirdim dikkatimi. Benim olduğunu bilip kendimle duygum arasına bir mesafe koymaya başladım. Başarılı olduğum anlar çoğunlukta olsa da bazen beni ziyaret eden kocaman duygu dalgalarına da kapıldığım oluyor tabii, neyse ki hepsi yolumda yeni birer adıma dönüşüyor.

Bahsettiğim gibi yoga hocamın sözleri bana duygusallık konusuna farklı bir bakış açısı geliştirmek için ilham verdi. Size de şöyle anlatabilirim sanırım; mesela Avustralya’da devam eden korkunç yangına duygusal bir tepki verdiğimizde içten gözyaşları dökebiliriz, yanan hayvanlar için içimiz acıyabilir, iklim krizinin gerçekliği bizi endişelendirebilir ve bu kadar duygu içinde sürüklenirken mantıklı ve yararlı kararlar almamız zorlaşabilir. İşte bu noktada duyarlı olmayı tercih edebiliriz diye düşünüyorum; tüm bu acı ve gerçeği tam kalbimizde hissedip Greta Thunberg gibi dünya liderlerine, üretim yapan firmalara ve medya devlerine sesimizi duyurmayı deneyebiliriz. Gerçekten hangisi daha içine siniyor?

Daha gündelik hayattan bir örnek verecek olursam; seni üzen ve ümidini kıran bir olay yaşadığında çevrendekilerden nasıl bir desteğe ihtiyacın oluyor? Seninle birlikte kalbi parçalanıp ağlayanları mı, yoksa seninle derinden bağ kurup “Şimdi bu konu hakkında daha iyi hissetmen için neler yapabiliriz?” diyenlere mi daha yakın hissediyorsun kendini?

Peki sen hayatında hangisi olmayı tercih edersin? Duygusal olmayı mı, duyarlı olmayı mı?

*Eğer bugün katılmak ve yorumlarını paylaşmak istersen Instagram hesabımdaki ankete göz atabilirsin!

İlginizi çekebilir: Değişim bir süreçtir: Bazen başa döner, bazen ileri gidersin ama yol hep senindir

Seza Aslanbaş: ODTÜ Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi Bölümü’nden mezun olduktan sonra 7 yıl kurumsal şirketlerde satış planlama ve pazarlama departmanlarında çalıştım. 2013 yılında dışarıdan her şey güzel görünürken sıkışmış hissettiğim ve hayatıma anlam aradığım zamanlarda meditasyonla tanıştım. Bireysel dönüşümüme katkısını gördükten sonra bu bilgileri daha çok öğrenmek, aktarmak ve paylaşmak için Türkiye ve Hindistan’da farklı hocalarla çalıştım ve hala çalışmaya devam ediyorum. 2016'dan beri zihnen bildiklerimizi kalpten hatırlamak niyetiyle meditasyon temelli bireysel seanslar, atölyeler ve grup çalışmaları yapıyorum. Aldığım farklı eğitimlerle kendi yolculuğumda bana iyi gelenleri birleştirerek bazen paylaşımlarla bazen hareketle bazen de sessizlikle farkındalığımızı destekleyecek alanlar sunuyorum. Online ve yüzyüze yaptığım çalışmalar hakkında bilgi almak ya da sadece tanışalım istersen bana seza.aslanbas instagram hesabımdan veya sezaaslanbas@gmail.com'dan bir merhaba diyebilirsin. Çokça sevgiler.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale