Değişim bir süreçtir: Bazen başa döner, bazen ileri gidersin ama yol hep senindir

Bu yazıyı bu aralar kendine olan inancını tazelemeye ihtiyacı olanların kalbine dokunmak niyetiyle yazıyorum. Çünkü sanıyorum ki hepimiz zaman zaman zorlanıyor, tam değiştim derken eski duygularımızla, düşünce yapılarımızla veya olaylarla karşılaşabiliyoruz, yani en azından bana öyle oluyor… Eğer bir de çok merkezimizde değilsek kendimizden şüphe etmeye meyilli olabiliyoruz. İşte bu yazıyı o anlar için yazıyorum.

Hepimiz farklı ailelere ve kültürlere doğduk; üzerine farklı eğitimler alıp farklı tecrübeler yaşadık. Ve şimdi eğer bu ekranda buluşabiliyorsak paylaştığımız kimi ortak değerlerimiz var diyebiliriz, değil mi? Benim terimimle; kendimizi istediğimiz yönde değiştirmeye istekli kalpleriz ve hepimiz kendi yolumuzda arayışlardan, denemelerden, değişimlerden ve bazen tökezlemelerden geçebiliyoruz. Şimdi bir örnek vermek istiyorum, belki sana rezone eder, belki de hiç dokunmaz, yine de seni açık bir kalple okumaya davet etmek istiyorum.

İstediğin zamanın birinde bir kız çocuğu hayal etmekle başlayalım o zaman. “Ben” dedikçe var olabildiğini öğrenen bu ufaklık, edindiği başarılarla bakışların ona döndüğünü ve alkışlandığını zamanla fark ediyor. E biraz da çevik bir aklı var, kolay kapıyor derken gerek okuldaki adımlarıyla gerekse sosyal hayattaki tavırlarıyla takdir ediliyor da takdir ediliyor. Sonra büyüyor, hayatın farklı hediyeleri sunuldukça o da deneyimlemek istiyor. Yıllar geçiyor, dünya görüşü geliştikçe kendine ve hayatına bakış açısı da değişiyor.

Bir gün diyor ki “Acaba sabahları uyandığımda midemde hissettiğim acı tadın tutunduğum hırslarla veya başarı arzusuyla bir alakası olabilir mi?” Okuyor, araştırıyor, belki bir bilene danışıyor sonra bu takdir edilme isteğinin sindirim sisteminden öte hayatının farklı alanlarını etkilediğini fark ediyor. Çünkü hep iyi kız, başarılı kadın olmak zor iş; “insan mükemmeliyetçiliğe uğramadan bu yollardan yürüyemiyormuş” diyor ve başlıyor kendindeki kusurları kabul etmeye, örtmemeye, oldurmaya çalışmamaya, kendi gibi olmaya.

E tabi bir anda olmuyor, bu bir süreç. Ufak dalgalanmalar yaşansa da bizim örneğimizdeki kadın kendi yolundan memnun, devam ediyor. Yeri geldiğinde kutluyor kendini, arkadaşlarıyla paylaşıyor derken hayat bu ya, önüne ya hep ya hiç demek zorunda olduğu bir olay çıkıyor. Ya kazanacak ya kaybedecek yani, belki işteki bir pozisyon, belki bir partner adayı, belki bir alışkanlığı ya da aile mevzuları. İşte o zaman derinlerden, eskilerden en iyi bildiği davranışları, düşünce kalıpları ve inançları çıkıp geliyor. Kabulden, teslimiyetten, akıştan bahsederken “Bu mükemmeliyetçi, otoriter cadı kim peki?” derken bambaşka duygular kapısını çalıyor. “Hangisi doğru? Ben kendimi mi kandırdım? Onca emeğime yazık” denilen o an var ya işte biz de bu kadınla o anda buluşuyoruz.

Neyse ki çoğumuz bu anda senkronize bir şekilde buluşmuyoruz, iyi ki hayatlarımız farklı akıyor! İşte böyle zamanlarda bu döngünün başka basamağında olan kız kardeşlerimiz bize hatırlatıyorlar, diyorlar ki: “Merak etme, öncelikle hiçbir şey kalıcı değil. Kazandığın veya kaybettiğin de kalıcı olmayacak, bu duyguların da. Bir derin nefes al sonra kendine bir sor insan 25 yıldır bildiği, güvendiği bir yoldan mı yürümeyi tercih eder yoksa 5-6 yıldır yeni aşina olduğu yoldan mı? Hele bir de kafan dalgınsa eve yeni açılan yoldan mı gidersin, yoksa kendini bildin bileli yürüdüğün yoldan mı? O yüzden sakinleş, o çıkıp gelen cadı var ya, ‘iyi ki var’ de. Sana kattıklarını bir düşün, bir teşekkürü çok görme. Sonra dönüşmeye çalıştığın kadına bak ona da teşekkür et, cesaretini kutla. Hayatta her zaman en az iki seçeneğin olduğunu fark et, bak ne kadar şanslısın. O her şeyi olması gerektiği gibi yapan kadın da sensin, geleni olduğu gibi kabul eden de. Şimdi dönüp bak hayatına, bu karşılaştığın durumla nasıl bir ilişki kurmak istiyorsan onu yeniden şekillendir. Bil ki tercih etme gücü hep sende!

Bugün sana bunu hatırlatan kız kardeşin bırak ben olayım, belki bir gün bambaşka bir an, sen de bana ve diğer kardeşlerimize anımsatırsın.

Ps: Bana bu ilhamı veren tatlı arkadaşıma çok teşekkürler.

İlginizi çekebilir: Kendimiz olmak için: Kalıplara sığmaya çalışmadan bir yaşam sürmek mümkün

Seza Aslanbaş
Yolculuğuma başlamadan evvel, Kabataş Erkek Lisesi ve ODTÜ’de aldığım eğitimimim sonrasında, uluslararası FMCG ve kozmetik firmalarının satış planlama ve pazarlama departmanlarında çalışıyordum. 2013 yılından ... Devam