X

Follow Up: Farklı sektörlerin uzmanlarının iş yaşamında hedef belirlemenin önemi hakkındaki görüşleri ve önerileri

İş hayatı hakkında önemli tüyolar

Uplifers olarak sektörlerin farklı alanlarına dair fikir sahibi olabilmek ve sektörün önde gelen isimlerinin fikirlerine yer verebilmek için hazırladığımız Follow Up köşesinde bu ay, farklı sektörlerin önde gelen isimleriyle ‘hedeflerin iş hayatında ve özel yaşamdaki önemi’ üzerine konuştuk.

Melis Abacıoğlu – Actifit Genel Müdürü

Alman Lisesi ve Columbia Üniversitesi Matematik ve Sanat Tarihi çift anadal mezunu. 2009-2013 arasında sağlık sektöründe iş geliştirme pozisyonlarında yöneticilik yaptı.

2012 yılında Yunus Sezener ile, insanların hareketi hayatlarının bir parçası haline getirmeleri için onlara ilham veren bir spor oluşumu olan ‘Hareket Candır!’ı kurdu. Grup, günümüzde 2000’in üzerindeki üyesi ile sosyal sorumluluk projelerine destek olarak, tamamen gönüllüler tarafından, sevgiyle yürütülüyor. 

Abacıoğlu, 2013 yılında kendi şirketi olan Actifit’i kurdu. Kurumsal firmalara sağlıklı yaşam projeleri üreterek özel sağlık sigortası giderlerini düşürmeyi ve çalışan bağlılığını arttırmayı hedefliyor. Actifit’in kadınları özgürleştirirken güçlendiren etkinliği ‘Kızlar Sahada’, Türkiye’nin ilk kadınlar kurumsal futbol turnuvası olma özelliği taşıyor.

1.İş hayatında ya da özel yaşamda başarıya ulaşmak için hedefler neden önemlidir?

Eğer bir şeyi zaten yapabiliyorsam o benim hedefim değildir. Bu nedenle de konfor alanımın dışına çıkıp bir şeyler başarmak ya da fark yaratmak istediğimde kendime hedef koyuyorum. Hep aynı yerde kalmamak, sürekli değişmek ve sınırlarımı tanımak adına hedefler benim için çok önemli.

2. Kendinize uzun dönemli hedefler mi kısa dönemli hedefler mi koyuyorsunuz? Bu hedefler genelde ne kadar gerçekçi oluyor ve hangi ölçüde başarıya ulaşıyor? Hedefin uzun ya da kısa dönemli olması başarınızı nasıl etkiliyor?

Hedeflerimi daima kısa vadeli koyuyorum. Eğer uzun zamanda ulaşılacak bir hedefim varsa bile bunu parçalara bölüyorum.

Hedeflerimde genelde gerçekçi olmamayı tercih ediyorum ancak aşırı uçmadan tabi… Evet, gerçekçi olunduğunda başarma ihtimalimin çok daha yüksek olduğunun ve hedefe giderken daha az stresli olacağımın farkındayım. Ancak bu da ister istemez bir trade-off u beraberinde getiriyor. Konforumuzu bozmadan ulaşılabileceğimiz tüm hedefler bence olası bir sıçramayı ve yeniliklere açık olmamızın önünü kesiyorlar. Öte yandan konforlu olmasa da galaktik uzaklıkta olmayan hedefler bize ‘İNNOVASYOOON’ diye çığlık atıyor. Bu şekilde koyduğum hedefler beni daha açık, daha yaratıcı, daha büyük düşünmeye itiyor.

3. Kendinize hedef koyarken nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Mutlaka rakama dökülebilecek hedefler koyuyorum. Misal; koşucu olmak istiyorum demek yerine haftanın en az üç günü koşan bir kadın olmak istiyorum diyorum. Daha da abartırsam haftanın üç günü yarımşar saatten 12.0 km/s hızla koşan bir kadın olmak istiyorum diyorum. Yukarıda da bahsettiğim gibi bu hedefler genelde konfor alanımın biraz üstünde oluyor.

Benim için bu süreçte en önemli şey hedef koymak değil, niyet etmek. Koyduğum hedefin hizmet ettiği, hayatımda yaratacağı değişikliğe niyet edip orada hissedeceğimi bildiğim duyguyu yaşamak uzun vadede motive olabilmem ve vazgeçmeden bu hedef uğruna çalışabilmem için en kuvvetli araçlar. O kadar ki, bazen hedefime ulaşmadan, farklı yollarla bu niyetin yerine geldiğini görüyorum.

Bence niyet etmek hedef koymaktan çok daha kuvvetli bir süreç. Çünkü yolda giderken bazen şartlar değişiyor; ancak siz hedefinize o kadar takılmış oluyorsunuz ki niyetinizi unutuyor ve bir takım fırsatları göremiyorsunuz. Bu körlüğü aşmak için her gün yaptığım şey, kendi kendime tekrar tekrar kendi niyetlerimi hatırlatmak.

4. Hedeflerinizi belirledikten sonra bu hedefleri gerçekleştirmek için attığınız ilk adım ne oluyor? Sonrasında nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Benim için en önemli şey ilk adım. İlk adımın nasıl olduğu önemli değil; önemli olan hızla ve hedef konulduktan hemen sonra o adımı atmak. Ondan sonra gelen geri dönüşler bana zaten doğru yolda olup olmadığımı gösteriyor ve sonraki adımları da buna göre değiştiriyor ve şekillendiriyorum.

5. Belirlediğiniz hedeflere ulaşmaya çalışırken izlediğiniz süreç iş-yaşam dengenizi nasıl etkiliyor?

İş-yaşam dengesine inanmıyorum. Günümüzde 7/24 işteyiz, çünkü cebimizdeki minik alet bize zaten sürekli işi hatırlatıyor ve her ortamda bizi tekrar tekrar ofise sokuyor. O yüzden de iş-yaşam bütünlüğüne inanıyorum. Buna inandığım için de aşık olduğum işi yapıyorum. İş hedeflerim de bu nedenle iş-yaşam bütünlüğümün tam göbeğinde yer alıp bana hizmet ediyorlar.

6. Hedeflerinize ulaşmak hayatınızı nasıl etkiliyor? Başarının hayatınızdaki yeri nedir?

Hedeflerim niyetlerimi yaratmak için araç olduklarından, onlar da başarıya ulaştıklarında hayat kalitem gerçekten çok pozitif bir şekilde değişiyor.

Zaman ne gösterir bilmiyorum ama bugüne kadar kalbimin sesini dinleyerek ve bir çok zor karar alarak bana hizmet etmeyen ilişkiler ve işlerden sıyrıldığım için kendimle gurur duyuyorum. Hayatımdaki en büyük başarı, bunlar yerine kurduğum dünyamdır.

7. Bir yönetici olarak kariyerinizle ilgili gelecek hedefleriniz neler?

Gelecek hedefim, daha çok insanın hayatına dokunup kendi potansiyellerini gerçekleştirirken birbirine özen gösteren insanlardan oluşan bir dünya yaratmak.

Bu mega hedefin şemsiyesi altında, hareket etmeyi ve sağlıklı yaşamayı araç olarak kullanıyorum. ‘Kızlar Sahada’ ile 2014’te 32 takımla kadınları güçlendirerek özgürleştirmek; Actifit ile daha çok firmaya ulaşarak sağlıklı yaşam projeleri başlatmak bu senemin hedefleri.

Orçun Kuyucuoğlu – EY Danışmanlık Hizmetleri Performans Geliştirme Müdürü

ODTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü’nden 2004 yılında şeref öğrencisi olarak mezun olduktan sonra sırasıyla Procter&Gamble, aile işi, ve Henkel’de çeşitli kademelerde çalıştıktan ve yöneticilik yaptıktan sonra; Dünya’nın önde gelen iş okullarından olan Nottingham Üniversitesi İş Okulu’nda İşletme alanında (MBA) yüksek öğrenimini tamamladı.  Bir süre İngiltere’de danışmanlık yaptıktan sonra Türkiye’ye dönerek EY Danışmanlık Hizmetleri’ne katıldı ve şu anda Müdür olarak EY’da yönetim danışmanlığı görevini sürdürmekte. 

1. İş hayatında ya da özel yaşamda başarıya ulaşmak için hedefler neden önemlidir?

Burada ben iş hayatı ile özel hayatı ayırmak gerektiğini düşünüyorum.

İş hayatı için hedef koymak enerjimizi ve zamanımızı doğru kullanmak anlamına gelir ki günümüzün karmaşık iş yapısında bu, başarı için çok önemlidir. Öte yandan, artık çok daha hızlı ve dinamik olan iş hayatında hedeflerimize saplanıp kalmak da doğru değil. Sürekli okuyarak, gelişmeleri takip ederek hedeflerimizde değişiklikler yapabilecek esneklikte olmalıyız.

Özel hayat konusunda ise farklı düşünüyorum; akışına bırakmak tarafındayım hayatı. Zaman bize doğrusunu gösterir, bir hedef koyulması gerekiyorsa da gerçekten hisseder insan ve o hedefe doğru yola koyulur.

2. Kendinize uzun dönemli hedefler mi kısa dönemli hedefler mi koyuyorsunuz? Bu hedefler genelde ne kadar gerçekçi oluyor ve hangi ölçüde başarıya ulaşıyor? Hedefin uzun ya da kısa dönemli olması başarınızı nasıl etkiliyor?

Ben bu seneye kadar kariyerimde uzun dönemli hedefler koymadım, uzun dönemli hedef koyabilmek için insanı kendini tanıma yolculuğuna çıkmış ve belirli bir noktaya ulaşmış olması gerekir diye düşünüyorum.

Kısa dönemli hedeflerime ulaşmakta genelde başarılı oldum, ama başarısız olduğum ve canımın yandığı anlar da yaşadım. Kısa dönemli hedefler, motivasyonumu yukarıda tutmamı sağlıyor ve değişimlere karşı adaptasyon olanağı veriyor. Ancak dediğim gibi, kendini tanımayı başarmış ve hayattan ne istediğini, ne yapmaktan mutlu olacağını çok net bilen insanlar oldu çevremde ve tabii onlar için uzun dönemli hedefler koymak zor değil.

Bir de, hedefi nasıl tanımlandığınız çok önemli. Benim için mutlu olacağım, keyif alacağım bir işte çalışmak hedef iken; başka biri için tamamen ölçülebilir milyon dolarlı rakamlar kazanmak hedef olabilir.

3. Kendinize hedef koyarken nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Büyük resimde belirli dönemlerde kariyerimin ilerleyişini gözden geçiririm. Kendimle kaldığım bu zamanlar çok özeldir ve mümkün olduğunca objektif olmaya çalışırım. Yılda 2-3 kere ‘Neredeyim?’ ve ‘Nerede olmak istiyorum?’ sorularını sorar, cevaplara göre yol haritamı oluşturur ve  hedeflerimi belirlerim. Bunun dışında günlük ve haftalık hayatımda sürekli gelişim prensibini ilke edinmiş bir kişi olarak, yaşadıklarımdan ve gözlemlerinden elde ettiğim bilgileri bir sonraki döneme adapte etmek için de hedefler koyarım. Bunları zaman zaman yazılı, zaman zaman da aklımda yaparım.

4. Hedeflerinizi belirledikten sonra bu hedefleri gerçekleştirmek için attığınız ilk adım ne oluyor? Sonrasında nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Aksiyon planı, uygulama ve takip önemli hedeflere ulaşmak için oldukça gerekli. Mutlaka yazılı ya da aklımda bir planım olur ve uygulama aşamasında takip ederek gelişimimi görürüm.  Bu süreci araba ile bir seyahata çıkmaya benzetebiliriz; gideceğimiz yeri belirliyoruz, gerekli hazırlıkları yapıyoruz, yola çıkıyoruz. Yol üzerinde bir arıza olabilir, tamir edip devam etmek  gideceğimiz yere varmak için önemli. Bu arada uzun dönemde başarılı olmak ve sizin farklılığınızı ortaya koyacak önemli bir düşünce yapısını burada vurgulamak gerekli; yani arızanın bir daha olmaması için gerekli önlemleri almak… Bunu da yapmaya çalışıyorum.

5. Belirlediğiniz hedeflere ulaşmaya çalışırken izlediğiniz süreç, iş-yaşam dengenizi nasıl etkiliyor?

Güzel soru 🙂 Bu konu üzerinde çalışmam gerek. Ben şu anda yaptığım işten gerçekten keyif alıyorum, ve bu durum iş-yaşam dengesinin işe doğru kaymasına neden oluyor.

6. Hedeflerinize ulaşmak hayatınızı nasıl etkiliyor? Başarının hayatınızdaki yeri nedir?

Tabi ki mutluluk veriyor. Özellikle özel ve iş çevreme, müşterilerime, çalışma arkadaşlarıma, firmama ve kendime bir katma değer yaratabiliyorsam; çok daha mutlu ediyor bu başarılar. Başarı, yolumda ilerken ihtiyacım olan enerjiyi veriyor bana.

7. Bir yönetici olarak kariyerinizle ilgili gelecek hedefleriniz neler?

Dediğim gibi bu seneye kadar uzun dönemli bir hedef koymamıştım kendime ama şimdi yönetim danışmanlığında uzun dönemde bir kariyer planı yapmış durumdayım. Neden derseniz; firmalara, topluma ve çalışanlara ciddi katma değer yaratma potansiyeline sahip bir işte çalışıyorum ve benim için ‘o an’lar işte bu değerleri yarattığımı hissettiğim anlar. Kendimi tanıdığım kadarıyla işte bu anlarda mutluluk ve keyif seviyem yukarıya çıkıyor. Bu hedefime ulaşma yolunda ilerlerken özellikle şimdiye kadar başarımda büyük etkisi olduğuna inandığım etik değerlerimi koruyarak ulaşmak konusunda da bir hedefim var.

Volkan Biçer – Mobilike Kurucu Ortağı, Genel Müdürü

1984 İstanbul doğumlu olan Volkan Biçer, Boğaziçi Üniversitesi’nde Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü’nde lisans eğitimini aldıktan sonra Galatasaray Üniversitesi’nde MBA eğitimini tamamladı. Türkiye’nin lider mobil operatörü Turkcell’in Mobil Pazarlama & Reklam Departmanı’nda Ürün Yöneticisi ve Yahoo! EMEA ekibinde Ülke İçerik Yöneticisi olarak çalışan Biçer, aynı zamanda Yahoo! EMEA Pazarlama Ekibinde Hedef Kitle ve Topluluk Yöneticisi görevlerini yürüttü. 

2009’da Türkiye’nin lider mobil reklam ağı Mobilike’ı kurdu; şirketin Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü olarak görevini sürdürmekte. 

1. İş hayatında ya da özel yaşamda başarıya ulaşmak için hedefler neden önemlidir?

İş hayatının her adımında gidilecek yol, ulaşılacak nokta ve ara duraklar belirlenmezse hiç bir şekilde istenilen tatmin seviyesine ulaşılabileceğini sanmıyorum. Diğer taraftan bakarsak, özel hayat tarafında da insanlar biraz daha kendilerini tesadüflere bırakacak kadar özgür olmalılar; sonuçta yargılayan kişi ne olursa olsun gene kendileri olacaktır. Ancak iş hayatında plansız ve hedefsiz olmak, rekabetin bu kadar ciddi olduğu bir dünyada geri dönülemeyecek kayıplar getirebilir.

Sonuç olarak özel hayat içerisinde değil ama iş hayatında kaybetmeyip kazanmak istiyorsak ve en önemlisi kişisel tatmin arıyorsak, hedefsiz bir hayat düşünülemez. Kişisel olarak ben de özel hayat tarafında nispeten geniş planlar ve az hedef/takip ile; ancak iş hayatında her daim hedefleri belirleyip onlara göre hareket ediyorum. Çok da fena oldu diyemem bugüne kadar 🙂

2. Kendinize uzun dönemli hedefler mi kısa dönemli hedefler mi koyuyorsunuz? Bu hedefler genelde ne kadar gerçekçi oluyor ve hangi ölçüde başarıya ulaşıyor? Hedefin uzun ya da kısa dönemli olması başarınızı nasıl etkiliyor?

Her ikisini de yerine göre yapıyorum. Sadece uzun dönemli plan yapamazsınız; aynı şekilde sadece kısa zamanlı planlar yaparak da hayatınızı ancak mutluluk oyununa çevirirsiniz ve hayat bir anda korku filmine dönüşebilir. Bence yerine göre ilgili hedefi koymakta fayda var. Bugüne kadar sanırım bu şekilde bir deneyimim oldu ve hiç bir şekilde sıkıntı çekmedim. Sanırım uzun veya kısa olmasından ziyade, kişinin gerçekleştirilebilir hedefleri belirlemesi daha önemli.

3. Kendinize hedef koyarken nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Mümkün olabildiğince gerçekleştirebileceğimin biraz daha fazlasını hedef olarak koymaya çalışıyorum.

4. Hedeflerinizi belirledikten sonra bu hedefleri gerçekleştirmek için attığınız ilk adım ne oluyor? Sonrasında nasıl bir süreç izliyorsunuz?

Ne olursa olsun günlük olarak takip benim için oldukça önemlidir. Bu noktada ortada bir hedef varsa öncelikle bunu nasıl takip edebileceğimi çözmeye çalışırım. Bu alanlarda oldukça çılgın bir kontrol hastalığım da vardır.

5. Belirlediğiniz hedeflere ulaşmaya çalışırken izlediğiniz süreç iş-yaşam dengenizi nasıl etkiliyor?

Sadece iş tarafında kalıyorum diyebilirim. Ağırlıklı olarak hedefleri iş yaşamında koyduğum için, iş tarafındaki hedeflerim günlük yaşamımın da önemli bir kısmını sömürüyor. Çok sağlıklı olmamakla beraber bir şekilde değiştirmeye çalışıyorum.

6. Hedeflerinize ulaşmak hayatınızı nasıl etkiliyor? Başarının hayatınızdaki yeri nedir?

Sanıyorum başarmaktan daha güzel bir tatmin insanoğlu için henüz keşfedilmemiştir. Hedefin küçük veya büyük olmasına bağlı olmaksızın hedeflerime ulaşmak günlük modumu oldukça etkiliyor. Başarı her insanın hayata bağlanması ve kendisini gerçekleştirmesi için gerekli olan ana unsurlardan. Benim için oldukça vazgeçilmez bir ihtiyaç. Tabii şunu da unutmamak gerek; başarısızlık da dünyanın sonu değil, tecrübe olarak hayatımızda var olmalı.

7. Bir yönetici olarak kariyerinizle ilgili gelecek hedefleriniz neler?

Kurucu ortağı ve Genel Müdürü olarak çalıştığım Mobilike’ın kendi alanında liderleğini devam ettirmesi, mobil dünyanın büyüme ortalamasının altında kalmadan büyümeye devam etmesi ve çalışanlarımızın hiç bir gün pazartesi sendromu yaşamaması.

 

Farklı sektörlerde çalışan kişilerin görüşlerine yer verdiğimiz diğer Follow Up röportajlarımıza buradan ulaşabilirsiniz. 

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale