Ekoterapi: İnsan ve doğa arasındaki ilişkinin iyileştirici gücü

Etkisi giderek artan ve kontrol altına alınamayan yangınlar sebebiyle yüzlerce hektar ormanı, milyonlarca bitkiyi ve hayvanı kaybettik; kaybetmeye devam ediyoruz. Parçası olduğumuz doğanın bizlere sunduğu kaynakları bilinçsizce kullanmanın, sadece kendi çıkarlarımızı gözeterek diğer canlıların yaşam hakkını ihlal etmenin ve bunun sonucunda karşı karşıya kaldığımız iklim krizinin yıkıcı sonuçlarıyla yüzleştiğimiz şu günlerde aslında doğa-insan ilişkisinin ne kadar besleyici ve güçlendirici olduğunu hatırlayabilmek, yavaş yavaş yok ettiğimiz doğayla birlikte neleri kaybettiğimizi görmek ve doğayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden ‘yeşertebilmek’ için bu #HaftanınTeması‘nda doğa-insan ilişkisini ele almaya karar verdik.

İnsan ve doğa arasındaki ilişkinin iyileştirici gücü

Kendinizi stresli hissettiğiniz zamanlarda toprakla ve bitkilerle ilgilenmek stresinizi azaltıyor mu? Peki, yemyeşil bir ormanın içinde birkaç saat yürüdüğünüzde bile içinizin huzurla dolduğunu hissediyor musunuz? Hiç kendinizi mutsuz hissettiğiniz bir günde ayaklarınızı suya sokmanın zihninizi tüm olumsuz düşüncelerden arındırdığını hissettiniz mi? Çıplak ayakla toprağa basmak, yeni biçilmiş çimlerin kokusunu içinize çekmek, kuşların ve böceklerin sesini dinlemek, rüzgarla birlikte hareket eden yaprakları izlemek, ağaçların arasından sızan ışık huzmelerinin büyüleyici görüntüsünü seyretmek…

Doğada geçirdiğiniz zamanlarda kendinizi çok daha huzurlu, mutlu ve yenilenmiş hissetmemiz tesadüf değil. Doğada zaman geçirmenin ruh halini iyileştirdiği ve pek çok stres faktörünün etkisini azaltarak rahatlama sağladığı araştırmalarla kanıtlanmış bir gerçek ve psikoloji dünyasında doğanın iyileştirici gücünden faydalanmak ekoterapi olarak adlandırılıyor.

İlginizi çekebilir: Çevresel psikoloji nedir: Çevreyle etkileşimimiz neden önemli?

Doğa terapisi, yeşil terapi, toprak terapisi gibi isimlerle de adlandırılan ekoterapi, insanoğlunun tıpkı diğer canlılar gibi doğayla ve üzerinde yaşadığı gezegenle derin bir bağlantısı olduğu fikrine dayanan bir terapi yaklaşımı. İnsanın parçası olduğu doğayla etkileşime girmemesinin ve bağlantısını beslemeye yönelik deneyimlerden uzak oluşunun ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ve iyi oluşunu güçlendirmek için ben merkezci (egocentric) bakış açısından kurtularak ekolojiyi merkezine alan (ecocentric) bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini savunan ekopsikoloji yaklaşımı ve uygulamaları son yıllarda çok daha yaygın hale geldi. Ekopsikoloji henüz gelişmekte olan bir alan olmasına rağmen, uzmanlar şu konuda hemfikir: Doğada vakit geçirmek insanın zihin ve ruh sağlığı için iyileştirici ve şifalı bir etkiye sahip.

Farklı ekoterapi uygulamaları

Ekoterapi, diğer terapi yaklaşımları gibi yapılandırılmış teknikleri değil daha çok günlük yaşamda uygulanabilir olan sahilde yürüyüş yapmak, ormanda pikniğe gitmek, su kenarında oturarak doğanın çıkardığı sesleri dinlemek gibi oldukça basit gibi görünen, insanın doğayla iletişim kurmasını içeren aktivitelerden yararlanıyor. Doğada deneyimlediklerinizin daha çok farkında olmak, doğanın iyileştirici gücünden ruh sağlığınızı iyileştirmek için nasıl faydalanabileceğinizi öğrenmek ve en önemlisi de kendinizi üzerinde yaşadığınız dünyanın bir parçası olarak hissetmek ekoterapinin merkezinde yer alıyor. Temelde hepimizi birbirimize bağlayan bir yaşam ağının olduğunu ve bu ağın ancak doğayla bir bütün halinde var olabildiğini söyleyen ekoterapi, bu sebeple her bireyin doğayla olan biricik ilişkisini keşfetmek için zaman yaratmasının önemi üzerinde duruyor.

Peki, günlük yaşamdaki hangi aktiviteler ekoterapi yaklaşımında kullanılıyor ve nasıl faydalar sağlıyor? Gelin yakından inceleyelim:

Hobi bahçeciliği ya da çiftçilik

Büyük şehirlerde son yıllarda gittikçe daha yaygın hale gelen hobi bahçelerinde ya da mümkünse evinizin bahçesinde vakit geçirmek, balkonunuzda ya da evinizin uygun bir köşesinde yetiştirdiğiniz bitkilerin bakımıyla ilgilenmek, bu alanlarda kendi ürünlerinizi yetiştirmek en yaygın ekoterapi uygulamaları arasında yer alıyor.

İlginizi çekebilir: Zen: Ruh ve beden sağlığı için Japon Bahçesi tasarımı

Vahşi doğa ya da macera terapisi

Ruh sağlığıyla ilgili olumsuz durumların iyileştirilmesini hedefleyen bu yaklaşımda, özellikle ergenlik ve erken yetişkinlik dönemindeki bireyelerin kamp, doğa yürüyüşleri, tırmanıcılık gibi doğa sporları ve açık hava aktiviteleri aracılığıyla temel yaşam becerileri kazanmaları, karşılaştıkları zorluklarla baş etme kapasitelerinin geliştirilmesi ve doğanın sunduğu kaynakları etkili şekilde kullanabilme yetkinliği ve çevre bilinci kazanmaları amaçlanır.

İlginizi çekebilir: İstanbul’a yakın kamp alanları

Park ziyaretleri

Şehir yaşamında doğayla baş başa vakit geçirmenin en erişilebilir yolu olan parklara giderek ve bu alanlarda açık hava etkinlikleri yaparak, doğada zaman geçirmeye bilinçli şekilde vakit ayırmayı hedefliyor.

Orman banyosu (shinrin-yoku)

Japon hükümetinin 1982’de ortaya attığı ve şehirli nüfusa ormanları cazip kılmayı amaçlayan “shinrinyoku”, yani orman banyosu, ormanlarda ya da ormana benzer ağaçlıkların yoğun olduğu yerlerde zaman geçirirken tüm dikkatinizi ana getirmenizi ve beş duyunuzu kullanarak yaşadığınız deneyimi bedenselleştirmenizi merkezine alıyor.

İlginizi çekebilir: Hepimizin ihtiyaç duyduğu orman banyosu nedir?

Hayvan destekli terapi

Açık havada at, köpek, kedi, tavuk, keçi ya da kuş gibi hayvanlarla etkileşime girmenin, vakit geçirmenin, oynamanın stres azaltıcı etkisinden faydalanmayı içerir.

Açık havada meditasyon ve yoga

Yoga ve meditasyonun ruh sağlığını korumak, şimdiki ana gelmek, beden ve ruh bağlantısını geliştirmek için sağladığı faydaları doğanın ve açık havanın iyileştirici gücüyle birleştirerek ruh sağlığını desteklemeyi hedefler.

Pek çok ekoterapi uygulaması insanın doğadan faydalanması kadar doğanın da insandan faydalanmasını odağına alır ve ağaç dikmekten çöp toplamaya, bitkileri sulamaktan toprağı kazarak havalandırmaya insan ve doğa arasında iki yönlü bir ilişki kurulmasına önem verir. Ekoterapi uygulamalarının bu kapsayıcı yaklaşımı aynı zamanda insanın doğaya verdiği zararın, küresel ısınmanın, çevre kirliliğinin ve beraberinde gelen doğal afetlerin farkındalıkla ele alınmasına, sorunların çözümünde etkili adımlar atılmasına yardımcı olabilir. Ekoterapi uygulamaları arasında yer alan geri dönüşüm, kompost yapımı ve doğal kaynakların bilinçli kullanılması gibi karbon ayak izini azaltmaya yönelik küçücük çabaların bile hem bireye hem de gezegene karşılıklı bir fayda sağlayabilir.

İlginizi çekebilir: Açık havada spor yapmanın faydaları ve egzersiz önerileri

Ekoterapi’nin faydaları

Doğanın sunduğu kaynakların yanı sıra sadece varlığının ve sunduğu görüntülerin bile iyileştirici bir etkisinin olduğunu inkar edemeyiz. Hali hazırda üzerinde yaşadığımız dünya, başa çıkmakta zorlandığımız duyguları, toksik ilişkilerin üzerimizde bıraktığı olumsuzlukları, yoğun stresi ve kaygıyı azaltabilecek, muhteşem bir kaynak. Doğayla iç içe olmanın ve bağlantınızı güçlendirmenin sağlayabileceği faydaları şöyle özetleyebiliriz:

Sosyal bağlantılarınızı geliştirebilmeniz için alan yaratır

Bireysel Psikoterapi ekolünün kurucusu Alfred Adler teorisinde, her insanın üzerinde yaşadığı dünyaya ve bu dünyanın parçası olan insanlara, hayvanlara, bitkilere ve objelere doğuştan gelen bir ilgisinin olduğunu söyler ve bunu ‘sosyal ilgi’ (social interest) olarak tanımlar. Adler’e göre bu ilgiden yoksun olan kişinin ruh sağlığı ancak birlik ve bütünlük hissini deneyimlemesiyle iyileşebilir.

Doğada zaman geçirmek ve sadece insanlarla değil bitkilerle, hayvanlarla, ağaçlarla, toprakla ya da suyla bağlantı kurmak iletişimlerinizde yeni bir dil geliştirmenize, farklı bakış açılarıyla ufkunuzu genişletmenize, empati becerilerinizi geliştirmenize ve dünyadaki yerinizi keşfetmenize aracı olacaktır.

Diğer insanlarla kurduğunuz iletişimi güçlendiren ekoterapi, sizin gibi doğaya ilgi duyan ve korumaya çalışan yeni inşalarla tanışmanızı ve ortak hedefler doğrultusunda iş birliği içinde çalışmanızı mümkün kılabilir. Doğa yürüyüşü grupları, çevreci gruplar, atıksız yaşam grupları gibi pek çok farklı toplulukta aynı sizinle ilgi alanlarına sahip insanlarla tanışabilirsiniz.

Hareket etmek için motivasyon sağlar

Pek çok ekoterapi uygulaması evinizden uzakta, doğanın içinde olmanızı gerektirdiği için hareket etmeniz kaçınılmaz olacaktır. Bahçe işleri, engebeli arazi tırmanışları, karşınıza çıkan engellerle baş etmek fazlasıyla enerji harcamanızı ve çok daha aktif bir yaşam sürdürmenizi sağlayabilir. Egzersizin zihin sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinin yanı sıra temiz hava, bol oksijen, depresyon ve kaygıyı azaltan güneş ışığı da kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Farkındalığınızı geliştirir

Doğal bir ortamda zaman geçirdiğinizde, çevrenizi gözlemlemek ve deneyimlemek için duyularınızı kullanma olasılığınız çok daha yüksektir. Kuş cıvıltıları veya yaprakların hışırtısı gibi sakinleştirici sesler, rüzgarı teninizde hissetmek, yemyeşil renklerin arasında kaybolmak, hiçbir yere yetişme telaşı olmadan sadece ana odaklanmak; trafikteki korna sesleri, işyerinde çözmeniz gereken krizler, kısacası günlük hayatın olağan stres faktörlerinden uzaklaşmanıza yardımcı olabilir.

Gün batımının büyüleyici renklerinin yansımalarını izlerken zihninizin sizi rahatsız eden ve endişe veren düşüncelerle çok daha az meşgul olduğunu göreceksiniz. Doğada daha fazla zaman geçirdiğinizde, odaklanma ve anda kalma becerileriniz gelişecek, duyularınızla ilgili farkındalığınız artacak ve farkında olmadan farkındalığı daha yüksek bir insana dönüşeceksiniz!

Ekoterapi’nin bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları

Ekoterapi’nin sunduğu tüm bu faydaların yanı sıra, bu yaklaşımla ilgili şimdiye kadar yapılmış olan pek çok bilimsel araştırma da bu yaklaşımın çeşitli ruh sağlığı problemleriyle başa çıkmada son derece etkili olduğunu gösteriyor:

Psikolojik dayanıklılığı geliştiriyor

2018 yılında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, kırsal alanlarda yaşayan çocuklar şehirde yaşayan çocuklara göre strese karşı çok daha dayanıklı, kendileriyle ilgili algıladıkları öz değerleri çok daha yüksek seviyelerde ve konsantrasyon, problem çözme, analiz etme gibi bilişsel becerileri çok daha gelişmiş olma eğiliminde. Araştırmayı yürüten uzmanlar, açık havada ve doğada geçirilen zamanın yaratıcılığa katkı sağladığını ve benlik algısını güçlendirdiğini söylüyor.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtilerini azaltıyor

2017 yılında yapılmış olan bir araştırmada, savaştan dönmüş olan askerlerin deneyimlediği ekoterapi uygulamalarının Travma Sonrası Stres bozukluğu semptomlarını önemli ölçüde azalttığı bulundu. Özellikle bireysel terapi ya da grup terapisi almakta zorlanan ya da geleneksel terapi yöntemlerini faydalı bulmadığı için terapiye gitmeyi reddeden kişiler için oldukça faydalı olan ekoterapi travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun yıkıcı etkileriyle baş etmede umut vadediyor.

Sinir sistemini dengeliyor

2010 yılında yapılmış olan bir araştırma, sinir sistemini çok fazla uyarana maruz bırakan şehir yaşamının kaotik doğasının etkilerinin doğada vakit geçirerek dengelenebileceğini gösteriyor. Sinir sisteminin sempatik sinir sistemi olarak adlandırılan bölümünün çok fazla uyarılıyor olması zamanla bireyin kendini regüle etme kapasitesini güçsüz hale getirebiliyor. Doğa sesleri, zihnin anda olması, toprakla temas etmek gibi stres seviyesini azaltan ve rahatlatan doğa deneyimleri bu yolla parasempatik sinir sisteminin de eşit derecede uyarılmasını ve sinir sisteminin dengeye gelmesinin sağlıyor.

İyi oluşa (wellbeing) katkı sağlıyor

2020’de yapılan bir araştırma, evde bahçe işleriyle uğraşmanın duygusal ve zihinsel iyi oluşu destekleyebileceğini öne sürüyor. Bir psikiyatri hastanesindeki hastaların ruh sağlığını bahçecilik faaliyetleriyle iyileştirmeyi başaran 2019 yılında yapılan başka bir araştırmanın sonuçları da bu bulguları destekler nitelikte: Daha sakin davranışlar, pozitif ruh hali, artan aidiyet duygusu ve gelişen farkındalık becerileri.

Bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bu bulgular, ekoterapinin destekleyici bir tedavi yaklaşımı olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Ancak bununla birlikte, doğayı odağına alan bu terapi yaklaşımının Bilişsel Davranışçı Terapi gibi kanıta dayalı ve yapılandırılmış terapi yaklaşımları gibi tek başına kullanılabilmesi için etkilerinin çok daha fazla bilimsel araştırmayla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmamızda fayda olacaktır.

Doğanın sunduğu tüm bu faydaları deneyimleyebilmek ve doğayla kurduğumuz ilişkiyi güçlendirebilmek için önce bitki örtüsünü ve doğayı korumamız, sonrasında ise insanoğlunun da doğanın bir parçası olduğunu kabul ederek doğa bilincini artırmak için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekiyor.

İlginizi çekebilir: Doğayla iç içe olduğunuzda başınıza gelecek 6 güzel şey

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!