X

Çiçeği burnunda Egeliden komşuluk ve Ege yemekleri

İstanbul’dan Ege’ye göçeli neredeyse 3 ay olacak. Bize sorsanız sanki 3 yıl gibi, öyle dolu dolu.

Geldik geleli beni en çok şaşırtan şey insan ilişkileri, en mutlu eden şey ise otlar ve ege yemekleri oldu.

Bizim burası yarı kasaba, yarı köy. Komşularımızın inekleri, koyunları, tavukları, kazları -hatta kimisinin devesi- var. Yer seçerken “buranın insanı nasıldır” diye hiç düşünmedik. “Ya kısmet” deyip geldik.

Komşuluğun nasıl bir şey olduğunu, çocukluğumdan sonra, yeniden burada hatırladım. İlk günden beri komşularımız tabak yolladı hep. Biz de alıştık. Evde ne pişirsek birbirimize gönderir olduk. Bazen bir çeşit yemek yapar, herkese yollarız. Tüm tabaklar aynı akşam çeşit çeşit yemekle, mezeyle dolu geri gelir.

Geldiğimiz ilk hafta her sabah yürüyüşe çıktık. Yolda gördüğümüz herkes, istisnasız, selam verdi. Dışarıdan olduğumuzu anladıklarından “hoş geldiniz” dediler. Yolda tanıştığımız insanların evlerinde yemek yedik. Sıcak ama boğmayan bir ilgi alakayla karşılandık. Zaten buralara koşa koşa gelmişiz, bu karşılamayla birlikte “alışma dönemi” diye bir şey kalmadı, bizim için “buralı olmak” dönemi hemencecik başladı.

Karşı komşumuz Fatma Teyze, bilmem kaç kuşak buralı. Güler yüzü, aksanı, bağ bahçe bilgisi, insan sevgisiyle tam bir Egeli. Ayaklı kütüphane bizim için. Ne zaman yanına gitsek bir dolu şey öğreniyoruz. 4 oğlu, 4 gelini, torunları, yakınları derken bizim sokağın neredeyse tamamını oluşturuyorlar. İlk günler kim kimin eşi, çocuklarının isimleri, hatta hayvanları (kaç buzağının ismi Serpil Kakao olabilir ki şu hayatta 😊), gelinlerin gelinleri, bebekleri derken epey çaba sarf ettim ezberlemek için. “Ben kendi akrabalarımı bu kadar bilmem” deyince güldüler epey. Selamlaşmalar, gitmeler gelmeler, sohbet muhabbetler derken Fatma teyzenin demesine göre “kızları oluverdim.”

Serpil Kakao

3 ayda hepsinden o kadar çok şey öğrendim ki. En çok da otlar, çiçekler, yemekler ve bahçe işleriyle ilgili. Doğal bir okul oldu benim için burası. Hala “sen bu otu bilir misin?” sorusunu duyuyorum.

İlk öğrendiğim “tilkişen” oldu. Yol kenarlarında biten, kuşkonmaza benzeyen minik bir ot. Annem görünce “çalı süpürgesine” benzetti tipini. Hani kaç sabah geçtik de o yollardan, yenecek bir ota benzetip de toplamadık. Pazarda bir demetini 5 liraya satıyorlarmış halbuki. Tilkişeni yumurtaya katıyorlar genelde. İnce ince doğra, zeytinyağında sarımsakla kavur, üstüne yumurtayı kır, afiyetle ye. Faydasını saymakla bitiremiyorlar. Böylelikle bizim de hayatımıza girdi bir anda.

Fatma Teyze bir gün balkonda görünce çağırdı ‘bir geliver kızım’ diye. Gidiverdim hemen. Bahçeden bir şeyler toplamış bize sağ olsun, onları ayıklıyor. Oturdum ben de karşısına. Bir süre taze sarımsakları soğan sanarak temizledim köklerini. Daha önce hiç taze sarımsak görmediğimi anladım o anda. Cahilliğime aldırış etmedi, anlatmaya devam etti. Normalde mantının yoğurdunu bile sarımsaksız yerdim, burada taze sarımsak en en en çok tükettiğim şey oldu. Sanki zeytinyağı ve taze sarımsağın olmadığı yemek yeterince lezzetli olmazmış gibi geliyor artık.

Fatma Teyze ve taze soğanları

Buralarda bakla çok yapılıyor. Sağ olsun konu komşu bahçesinden poşet poşet bakla verince mecbur ben de yapmaya başladım. Bakla yemeğinin haricinde bakla içini meze gibi hazırlıyorlar. Onu daha çok sevdim. Baklanın içini suda haşlıyorsun. Yumuşayınca suyunu süzüp biraz ılınmasını bekliyorsun. Zeytinyağı, sarımsak, bol dereotu, tuz ve limon katıp ılık yiyorsun. Sarımsağı havanda dövüp suyunu çıkartırsan daha iyi lezzet veriyor.

Bakla

Yine burada öğrendiğim ve yapmaya başladığım bir diğer meze de araka. Araka yerine dirilce de diyen var. Komşum Selma Ablaya uğradım geçen gün. Dedi “sen bunu bilir misin”? Benim atmasyon tahminler başladı yine; fasulye, bakla, küçük bakla, bezelye… Tutturamadım tabi. Araka dedikleri fasulye görünümünde ama daha ince kabuklu ve daha küçük bir sebze. Kısa bir süre oluyor, topladın topladın. Gününü kaçırırsan kuruyup gidiyor. Bakla içi gibi suda haşlıyorsun arakayı da, kabuklarıyla. Yumuşayınca suyunu süzüp soğumasını bekliyorsun. Kabuklarını soymadan zeytinyağı, biraz tuz ve bol limonla sosluyorsun. Kabuklarıyla servis ediliyor ama yerken ucundan tutup dişinle kabuğunu sıyırarak, tanelerini yiyorsun. Çekirdek gibi ye dur. Hem hafif, hem de çok lezzetli bir yemek.

Araka

Yukarıda bir komşumuz var, bir poşet asma yaprağı verdi bahçesinden. Ben ve yaprak sarması! Annem görse gözleri yaşarır valla. İstanbul’dayken doğru düzgün yemek bile yapmazdım, şimdi sarma saracağım, ohoooo! Yapraklar dolapta durdu tabi bir süre! Sonra Selma Abla dedi “al gel yapraklarını, biz de saracağız, birlikte sararız”. Aldım, gittim. İç malzemesi olarak; domates rendesi, bol taze sarımsak, bol taze soğan, dereotu, maydanoz, nane, pirinç, tuz, karabiber, nane ve tabi ki zeytinyağı…

Selma Ablanın eltisi var, onun da adı Ayşe. Bahçe işlerine bayılır, en çok ondan öğreniyorum otları, çiçekleri. Neyse… O da geldi. Baktım turuncu turuncu çiçekler getirmiş, yıkıyor. “Bu ne?” dedim. Kabak çiçeğiymiş. Dalından toplamış da getirmiş. İnanamadım! Restoranlarda ayıla bayıla yediğim kabak çiçeği dolması yani. Çiçeği doldurup, yemek yapacağız yani. Benim kafa gitti! Kadınlar sarmaya başladı yaprakları, ben manyak gibi kabak çiçeğinin fotoğrafını çekip duruyorum. Bitti mi? Bitmedi. Pazarda, markette taneyle satılan enginarları bahçelerinden toplayıp getirmişler. “Bunları da doldurup tencerenin dibine koyacağız ki tat versin” dediler. Koyduk. Yetmedi, çiçeklerin dibindeki minik kabakları da dizdik tencereye. Tam bir muhteşem zeytinyağlılar şöleni oldu.

Ayşe Abla kabak çiçeği aşkıma şahit olunca dedi “haftaya gel de bahçeden birlikte toplayalım, öğrendin artık, sararsın”. Allaaaaah koşa koşa gittim. Sabah 7’de gel dedi, 10 kala gittim. Koca bir poşet toplamış bile, tez canlıdır, mevzu bahçe işi olunca bekleyemez. Katıldım ben de ona. “Ahhh benim güzellerim, yapraklarını nasıl da gizlermiş, hanimiş bakayım” diyerek ot toplayan bir kadın Ayşe Abla. Koyunlarını da öyle sever. Benim merakım, onun anlatma arzusunu kamçılar. Bahçede birlikteysek 5 dakikalık iş, olur sana yarım saat. Olsun!

Kabak çiçeği

Ne diyorduk? Kabaklar… Kabakları akşamdan sulayınca sabah çiçekleniyor. Güneş tepeye çıkmadan toplaman lazım. Yoksa kapatıverirler kendilerini. Çiçeklerin kimisi kabak verir, kimisi vermez. Kabaklananlara “akıllı”, “uslu” diyor Ayşe Abla, diğerine ise “deli çiçek”.

Eve döneceğim sırada “dur” diyor “bir şey göstereceğim sana”. Bir dal ot getiriyor. Uçlarında yemişi… Soru geliyor: “Bil bakalım bu ne?” Tahmin bile yapamıyorum. En sevdiğim baklagillerden biri çıkıyor; nohut! Ama taze hali… Nohutu tanımayı bırak, tazesinin olabileceğini bile düşünmemişim hiç bu yaşıma kadar. “Bak tadına” deyip, açıyor bir tanesini. Bir elimde kabaklar, bir elimde nohut eve dönüyorum. 

İstanbul’dayken hayatımızda hiç olmayan ama buraya geldik geleli haftalık rutinimiz haline gelen bir şey var; pazar alışverişi. Erken kurulup, erken toplanıyor burada. Pazar sabahları 8 gibi kalkıp koşa koşa pazara gideceğimi söyleseler inanmazdım. Pazarın eğlencesi, curcunasının yanında marketler bizi cezbedemiyor artık. Üstelik her şey hem daha ucuz, hem de tazecik. Muhabbet de hediyesi. Boyozcu teyzeyle gül, peynirci çocukla sohbet et, Musa Abilere selam ver, Gülsüm Abla neyli börek yapmış bak, Kerime Abla bu hafta ne getirmiş bahçeden… Ona selam, buna sabah… Uzun uzun pazar alışverişi yapar olduk yani. Bir hafta gidemedik de, sanırsın ömrümüz pazarlarda geçmiş, söylenip durduk.

Pazarın en sevdiğim yanlarından biri de her hafta yeni şeylerin gelmesi. Şu sıralar bezelye ve deniz börülcesi favorim. Zamanında pilav yapmayı eşinden öğrenmiş biriydim ama şimdinin acemi Egelisi olarak evde deniz börülcesi yapıyorum ve havalara uçuyorum.

Deniz börülcesi

Marketlerde asla hissedemediğim, neredeyse tamamen unuttuğum doğanın o harika döngüsünü burada yeniden hisseder oldum. Hastası olduğum taze sarımsak bu haftalarda artık bitiyor örneğin. Öğrendiğimde yıkıldım, o ayrı! Her meyvenin, sebzenin, otun bir zamanı var. O zaman geldiğinde coşkuyla buluşuyor, zamanı geçtiğinde şükranla, yeniden görüşmek üzere, ayrılıyorsun. Her şey her an elinin altında olmadığı için, olduğu zamanlarda kıymet bilmeyi öğreniyorsun.

Bazen uzun uzun yıkıyorum yeşillikleri. Balkondaki çiçekleri her gün sulayıp seviyorum tek tek. Yol kenarında bir kara dut ağacı var. Her geçişimde bütün parmaklarımı kapkara yapasıya dut yiyorum. Ayşe Dudu Ablanın bahçesinde eski zaman gülleri, Höre Ablada leylak var. Koklamadan geçmiyorum. 32 yaşımdayım, dalından limon kopartmanın ne demek olduğunu burada öğrendim. Tüm bu kokular, tatlar en büyük hazinem, biliyorum.

Çiçeklerim bir kaç kere soldu. İlkinde çok üzüldüm. Hatta Kerime ablanın verdiği güzeller güzeli koca bir saksı salkım çiçek, onca ilgime rağmen, kurudu. Ama sonra gün be gün, o kuruyan dallar minik minik yeşerdi. Yeniden ve sabırla tazeledi kendini. Hayat dersi gibi aynı bahar açtı, soldu, sonra yeniden açtı. Ona her baktığımda sabretmeyi ve çabayı görüyorum. “Ah diyorum Seval, olmadı deyip bıraktığın ne çok şey var hayatta. Halbuki her şey çaba ve sabırda gizli”.

Buralar fazlaca “yaşam bilgisiyle” dolu benim gözümde. Ekip biçmek; hayvanları, otları, sebzeleri tanımak; mevsimine göre yemek yapmak ve üretmekle dolu… Ve şanslıyım ki merak duyduğum tüm bu bilgileri paylaşmaya açık insanlarla çevrildi etrafım. Civcivler yumurtadan çıkmaya yakın “Seval’e diyelim de gelip izlesin, merak eder o” der oldular. Hanım abla var yukarı tarafta. 2 aylık bir buzağısı var. Sabahları yayıldıkları yer bizim balkondan görünüyor. Oturup o buzağının sağa sola koştuğunu izliyoruz bazen. Buzağı değil, keçi sanki. O nasıl zıplamak öyle. “Bir sabah gel” dedi Hanım Abla, yakından seversin.

Havası, suyu, kokusu, sesi, dokusu, renkleri, insanı, hayvanıyla doğa değiştiriyor insanı. Yeni yuvamda öğrendiğim her yeni bilgi tanesi, tattığım her yaşam tecrübesi ile dün olduğumdan farklıyım bugün. Azar azar, yavaş yavaş değişiyorum. İster teslim ol, ister diren; doğa yapmak istediği değişimi her şeye rağmen yapıyor. Tekrar tekrar hayran bırakıyor kendine.

İlginizi çekebilir: Sadelikle gelen özgürlük

Yazarın diğer yazıları için tıklayın.

Seval Yılmaz: İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Üniversiteyi Eskişehir’de okudum. Bir süre İspanya’da yaşadım. Uzun yıllar sivil toplum kuruluşlarında ve firmalarda eğitmenlik yaptım. Şimdilerde ise boyaların ve renklerin büyülü dünyasındayım. Çizip boyadıklarım ve tasarladıklarım, aşkla yürüdüğüm bir yola dönüştü. Çalışmalarımı @miniminidesign instagram hesabından görebilirsiniz. Kendimi bildim bileli yazı yazarım. Son zamanlarda hayata dair, her telden yazdığım yazılarım bir araya geldi ve www.sevalyilmaz.com oluştu. Hayatı sade yaşamayı, az eşyayı, yogayı, temizlik ve bakım ürünlerimi kendim yapmayı, fotoğraf ve video çekmeyi, kamp kurmayı, denizi ve ormanı, her mevsimi, öğlen kestirmelerini ve gün ortası kahvesini, işini aşkla yapan insanları seyretmeyi ve insan hikayeleri dinlemeyi, doya doya yaşamayı, insan olmayı, içinde güzellik, naiflik ve aşk olan her şeyi çok seviyorum.

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale