X

Atmaya kıyamadığımız eşyaların hikayesi: Neden saklıyoruz, niye bırakamıyoruz?

Bir eşyayı atmak bazen düşündüğümüzden çok daha zor olabilir. Çünkü mesele çoğu zaman o eşyanın kendisi değildir. Eski bir fincan, yıllardır saklanan bir konser bileti ya da kullanılmayan bir çanta; her biri bir anıyı, bir duyguyu ya da hayatımızın belirli bir dönemini temsil edebilir. Bu nedenle evlerde biriken şeyler yalnızca nesnelerden ibaret değildir; çoğu zaman geçmişimizin sessiz tanıklarıdır.

Bu yüzden dağınıklık, çoğu zaman sanıldığı gibi yalnızca bir düzen meselesi değildir. Daha derinlerde kişisel geçmişle, duygularla ve alışkanlıklarla örülü bir hikâye taşır. Bu nedenle konuya yalnızca “toparlanması gereken bir ev” gibi bakmak çoğu zaman yetersiz kalır. Bu noktada mesele sadece “dağınık bir yaşam alanı” değil, daha çok eşya biriktirme davranışının arkasındaki duygusal ihtiyaçlardır.

Bu yazımızda, dağınıklığın yalnızca fiziksel bir mesele olmadığını; hangi duygusal katmanlardan beslendiğini ve bazı eşyaları bırakmanın neden bu kadar zor geldiğini birlikte anlamaya çalışacağız.

Eşyaları biriktirmek ne zaman bir sorun haline gelir?

Uzmanlar dağınıklığı, “yaşam alanında karmaşa yaratan, çok sayıda ve dağınık halde bulunan eşyalar” olarak tanımlıyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Her dolu ev dağınık değildir, her dağınık görünen ev de aslında sorunlu bir yaşamı işaret etmez.

Uzmanların sıkça vurguladığı gibi, “Benim dağınıklığım size ait değildir.” Bir ev dışarıdan kalabalık görünebilir ama içinde yaşayan kişi için oldukça işlevsel olabilir. Önemli olan, bu düzenin kişinin hayatını nasıl etkilediğidir.

Eğer yemek masası sürekli dağınık olduğu için kullanılmıyorsa, sürekli “sonra hallederim” denilen işler birikip zihinsel yük yaratıyorsa ya da evin içinde dolaşmak bile yorucu hale geldiyse, işte o noktada dağınıklık sadece fiziksel değil, duygusal yük olmaya başlar.

Eşyaların ardındaki görünmeyen duygular

Eşya biriktirmenin en önemli nedeni çoğu zaman eşyaların kendisi değil, onlara yüklenen anlamdır. Birçok insan için bir eşyayı saklamak, yalnızca bir nesneyi korumak değil; bir dönemi, bir hatırayı ya da eski bir “ben” halini de yanında tutmaktır. Bu nedenle bu bağların en yoğun görüldüğü yer genellikle hatıralardır.

Yas ve hatıralar

Sevilen birine ait bir eşya, çoğu zaman sıradan bir nesne olmaktan çıkar. Bir kupayı, fotoğrafları veya bir kıyafetini saklamak ya da atamamak, o kişiye dair bağı koruma çabası gibi hissedilebilir. Oysa gerçek bağ nesnede değil, hafızadadır.

İnsanlar çoğu zaman “değersiz” görünen şeyleri değil, hayatlarının izlerini saklar. Eski bir çanta, bir yolculuğun, gençliğin ya da “o dönem başka biriydim” hissinin sembolüne dönüşebilir. Bu nedenle bir eşyayı bırakmak, sadece fiziksel bir karar değil, duygusal bir vedadır.

Duygusallık: “Bunu atarsam sanki her şey silinecek” hissi

Birçok insan için eşyalar, duyguların somut halidir. Özellikle hatıra niteliği taşıyan nesneler birikir. Doğum günü kartları, eski notlar, küçük hediyeler… Bir noktadan sonra zihin, “Bunları saklıyorum çünkü hepsi bir hatıra” diyerek eşyaları bu anlamla kodlamaya başlar. Ancak zamanla bu hatıralar kutulara sığmayacak kadar büyür.

Asıl mesele burada şudur: Hatırlamak için gerçekten her nesneye ihtiyacımız var mı? Yoksa bazı duyguları zihnimizde ve kalbimizde taşımak yeterli mi?

Erteleme alışkanlığı ve zihinsel yük

Eşya biriktirme davranışını besleyen bir diğer unsur ertelemedir. Ancak bu çoğu zaman tembellikten değil, duygusal kaçınmadan kaynaklanır.

Anısı olduğu için atmaya kıyamadığımız her eşya, aslında ertelenmiş bir karar gibidir. “Sonra bakarım” dediğimiz her şey, zamanla zihnimizde bir yük haline gelir. Bu yük arttıkça, karar vermek daha da zorlaşır.

Böylece bir döngü oluşur; erteledikçe birikir, biriktikçe karar vermek zorlaşır, zorlaştıkça yeniden ertelenir.

Geçmişten gelen alışkanlıklar ve “bir gün lazım olur” hissi

Bazı insanlar için eşya saklamak, geleceğe karşı bir güven alanı oluşturur. Özellikle maddi olarak zor dönemler yaşamış ya da göç deneyimi olan ailelerde bu durum daha belirgindir.

“Bir gün lazım olur” düşüncesi, aslında geçmişteki deneyimlerin bugüne taşınmış halidir. Bu yüzden bazı eşyaları atmak, sadece fiziksel değil, güven hissinden de küçük bir uzaklaşma anlamına gelebilir.

Kimlik meselesi: “Ben aslında kimdim?”

Eşyalar bazen geçmişteki bir kimliği temsil eder. Spor yapma hevesiyle alınmış ama hiç kullanılmamış ekipmanlar, başlanıp yarım kalmış kurs kitapları ya da “bir zamanlar çok severdim” denilen nesneler…

İnsan bazen o eşyalarla birlikte eski bir versiyonunu da saklar. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkar: O eski versiyonu korumak mı gerekir, yoksa bugünkü hayat için alan açmak mı?

Eşya biriktirme davranışı çoğu zaman konuşulmaz. Çünkü beraberinde kişilerde utanç duygusunu da getirebilir. Özellikle sosyal medyanın etkisiyle “kusursuz ev” algısı güçlendikçe, insanlar kendi yaşam alanlarını daha fazla yargılayabilirler.

Oysa gerçek şu ki, dağınıklık oldukça insani bir durumdur. Kadın ya da erkek fark etmeksizin herkesin yaşamında farklı dönemlerde ortaya çıkabilir. Ancak toplumda bunun yükü çoğu zaman eşit dağılmaz.

Peki bu döngü nasıl değişir?

Değişim çoğu zaman büyük adımlarla değil, küçük farkındalıklarla başlar. Uzmanların bu noktada önerdiği en önemli şeylerden biri şudur: Bir odaya bakarken önce kendinize şu soruyu sormak gerekir:

“Ben bu odada nasıl hissetmek istiyorum?”

Bu soru netleşmediğinde, her şey eşit derecede önemli görünür. Ama anlam ortaya çıktığında, karar vermek de kolaylaşır.

Bir diğer önemli nokta ise şudur: Düzenlemek, sadece yer değiştirmek değildir. Gerçek düzenleme, bir şeyin neden orada olduğunu sorgulamayı gerektirir.

Bazen insanlar bir eşyayı bırakmadan önce onun hikâyesini anlatmaya ihtiyaç duyar. Örneğin biri, lise yıllarından kalan bir kitabı eline aldığında aslında sadece bir ders kitabına bakmaz; o dönemdeki kendisini, sınav stresini, arkadaşlarını ve o zamanlar kurduğu hayalleri hatırlar. Ya da dolabın en arkasında unutulmuş bir kıyafeti gördüğünde, onu giydiği bir günü, bir buluşmayı ya da o zamanki ruh halini düşünür. Hikaye görünür hale geldiğinde ise o eşya, taşınması gereken bir yük olmaktan çıkıp sadece bir hatıraya dönüşür.

Eşyalar değil, anlamlar kalır

Günün sonunda mesele aslında hiçbir zaman sadece eşyalar değildir. Mesele, onların bize ne anlattığıdır.

Bir şeyi bırakmak, çoğu zaman onu yok etmek anlamına gelmez. Aksine, o anlamı zihnimizde doğru yere koyabilmekle ilgilidir. Hatıralar eşyaların içinde değil, bizde yaşar.

Bu yüzden asıl soru şudur: “Bunu neden saklıyorum?” değil… “Ben aslında neyi kaybetmekten korkuyorum?”

Bu sorunun cevabı bulunduğunda, dağınıklık artık bir problem olmaktan çıkıp bir farkındalık alanına dönüşür. Ve belki de en önemlisi, insan kendi yaşamına yeniden alan açmaya başlar.

Kaynak: theguardian

İlginizi çekebilir: Geçmişi düşünmeden duramamak: Ruminasyon nedir ve nasıl durdurulur?

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.

Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.

Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 

İlgili Makale