X

Ankara’nın gri sokaklarından rock devrimine: Batu Akdeniz

Türk rock müziğinin son yıllardaki en üretken ve “karakterli” imzalarından biri olan Batu Akdeniz, sadece 3,5 oktavlık geniş ses aralığıyla değil, müziğine kattığı o ruhla da fark yaratmaya devam ediyor. Yolculuğuna Ankara’nın öğretici atmosferinde, Heavy Sky grubuyla İngilizce rock yaparak başlayan ve “Türk olduklarına inanılmayan” bir başarı hikâyesi yazan Akdeniz, bugün solo kariyerinde Türkçe söz yazarlığının ve modern rock sound’unun sınırlarını zorluyor.

Kariyerinin “gelişme” fazında olduğunu belirten, hem bir “melankolik şövalye” hem de stadyum hayalleri kuran bir rock neferi olarak karşımıza çıkan Batu Akdeniz ile; Ankara’nın üzerindeki etkisini, müzik piyasasının mevcut sertliğini, vokalistlikteki özgürlük alanlarını ve Türk rock tarihine bırakmak istediği mirası konuştuk. 

İşte Türkiye’nin hak ettiği ana akım görünürlüğe doğru emin adımlarla ilerleyen o güçlü sesin, samimiyetle dolu dünyası…

1- Kariyerinizin her aşamasında Ankara’nın sizin için bir “ev” ve “öğretici bir yer” olduğunu vurguluyorsunuz. Son çalışmanız “Ankara’nın Sokaklarında” ile bu şehre bir aşk mektubu bıraktınız. Gençliğinizin geçtiği o “yapacak bir şey olmayan” Ankara’nın kısıtlı imkanları, bugün İstanbul’da yaşayan ve üreten Batu Akdeniz’in müziğindeki o odaklanmış ve güçlü sound’u ne ölçüde beslemeye devam ediyor?

Tabii ki, Ankara’da olmadığım sürede de bir Ankaralı olmaya devam ediyorum.. İstanbul’da da pek İstanbullu gibi yaşadığım söylenemez. Çok sabit ve sakin bir hayatım var, sporuma giderim, alışverişimi yaparım, yürüyüş yaparım. Hadi bugün Adalar’da gezi, yarın Beyoğlu’nda sabahlayayım, sonraki gün Moda sahilde biramı alayım oturayım gibi bir hayat yaşamıyorum burada da. Hala o Ankara bebesiyim ve öyle kalacağım. Ankara’da yaşadıklarım, müzisyenlik hayatımın ilk yılları, hepsini yanımda ve ruhumda taşımaya devam ediyorum.

2- Heavy Sky ile “Dreamer” albümünü yaptığınızda Türkiye’de İngilizce rock yapmanın zorluğuyla mücadele edip başarıya ulaştınız. “Hayat Böyle” ile Türkçe solo kariyerinize başlarken bu değişimi “konfor alanından çıkmak” olarak tanımlamıştınız. Aradan geçen yıllarda, Türkçe şarkı sözü yazarlığı sizin o meşhur “elektriklenmiş rock’n’roll” anlayışınızda nasıl bir kimyasal değişim yarattı?

Ne kadar güzel sorular hazırlamışsınız, öncelikle teşekkür ederim. Şarkı sözü yazarlığımda her yıl evrim geçirdim ve geçirmeye devam ediyorum. Türkçe söz yazarlığımın ilk yıllarında zıtlıklardan çok besleniyordum. Eksik’te kullandığım ‘’üşürsen evini yakmak’’metaforum gibi ya da Hareket Vakti’ndeki ‘’boş bir kalabalık’’ cümlesi gibi, bunları kullanmayı çok seviyordum ve bu şarkıların hepsi çok başarılı oldu ne mutlu ki. Sonraki yıllarda, daha basit şeyler yazmak istedim, tıkandığımı düşündüğüm anlar da oldu ama şu an fark ediyorum ki kafam çok rahat değildi. Özellikle 2023 2024 yıllarında Türkiye’deki siyasal, toplumsal olaylar, belirsizlikler; kalemimi de etkiledi ve özellikle bu 2 yıl en büyük tıkanıklıklarımı yaşadım. Bu yıl köklerime döndüm ve bir sürü bayıldığım şarkı yazdım. Kafamda tam olarak otutturdum ne yapabileceğimi ve ne yapmak istediğimi. İngilizce, Türkçe, çok fazla şey biriktirdim ve çok heyecanlıyım.  

3- Dinleyicilerinizden sık sık “Seni Türkiye’ye sığdıramıyoruz” veya “Yurt dışında olsan çok daha farklı bir yerde olurdun” gibi yorumlar alıyorsunuz. Amerika ve İngiltere’de rock’n’roll yapma hayaliniz hala canlı olsa da, önce Türkiye’de bir şeyleri kanıtlamak istediğinizi belirtmiştiniz. Bu coğrafyanın rock müziğe olan bakış açısı, sizin gibi dünya standartlarında üretim yapan bir sanatçı için bazen bir “kısıt” mı yoksa aşılması gereken bir “meydan okuma” mı?

Evet bu YouTube’da ilk coverlarımı yayınlamaya başladığım 2010’ların başından beri duymaya alışkın olduğum bir şey, çok sağ olsunlar. Hayatımın çok büyük bir kısmında barlarda İngilizce sözlü rock şarkıları söyledim, Türkçe rock müziğe çok fazla aşina bile değildim son birkaç seneye kadar. 2024 sonunda Bad Company’nin efsanevi davulcusu Simon Kirke ile çalışma şansı buldum ve bildiğim kadarıyla Rock ‘n’ Roll Hall of Fame üyesi bir sanatçıyla düet yayınlayan 2 Türk’ten biri oldum. Bu benim için inanılmaz bir onurdu. Kendisi radyoda da beni övdü. Aynı zamanda aynı sene Alabama’da, baya Sweet Home Alabama’da Grammy’li country – rock sanatçıları ile aynı sahnelerde jam yapma fırsatı buldum ve onların şok olmuş bakışlarıyla karşılaştım. Sen Türkiye’de ne alaka diyenler oldu çünkü bambaşka bir coğrafya ve müzik kültüründen geliyorum ama onların müziğine çok aşinayım. Bütün bunlar, aslında bu yorumların da tesadüfi ya da boş bir gazlama olmadığını gösterdi. Şu an 30’larımın başındayım ve bir sürü şey kafamda çok daha oturmuş durumda. Artık İngilizce de Türkçe de yaparken üzerimde çok daha az baskı var. Tek bir yol yok, artık dünya küçüldü.

4- 3,5 oktavlık geniş bir ses aralığına sahip olmanız müzik çevrelerinde hep hayranlıkla karşılandı, ancak siz “mesele oktav değil, sesi nasıl kullandığın” diyorsunuz. Yıllar içinde sesinizdeki o “karakterli imza” ve güçlü vokal tekniği, sahnede binlerce kişiye eşlik ettirirken mi yoksa stüdyoda kendi prodüktörlüğünüzü yaparken mi daha çok özgürleşti?

İkincisini seçerim. Vokalist olmak isteyen genç arkadaşlara en büyük tavsiyem her zaman kendi kendilerini kaydetmeye ve duymaya alışmalarıdır. Bu en iyi antremandır. Mikrofon hakimiyetini güçlendirir ve sesinizi nerede nasıl, ne kadar güçle kullanmanız gerektiğini size öğretir.

5- Karl Golden ile YouTube üzerinden kurduğunuz küresel dostluktan Murathan Mungan projelerine, Pamela’dan Koray Candemir’e kadar çok farklı isimlerle düetler yaptınız. Bu kadar geniş bir yelpazede “aranan vokal” olmak, kendi solo kariyerinizde “Batu Akdeniz tarzını” korurken size nasıl bir perspektif kazandırıyor?

Daha şimdiden uzun bir yolculuk oldu ama çok daha fazlası ve büyükleri için çok açım. Güzel şeyler duymak ve vokalistliğimin beğenilmesi beni çok mutlu ediyor ama ben daha vokalimin sınırlarını tam gösterebildiğimi bile düşünmüyorum. Sıradaki projelerim ve yayınlanacak şarkılarımda çok daha özgürüm, daha geniş bir alanda top oynuyorum ve bu beni çok heyecanlandırıyor.

6- Türkiye’de bir “rock devrimi” yapılacağına inandığınızı ve en büyük uzun vadeli hayalinizin bir stadyum konseri vermek olduğunu söylemiştiniz. Günümüzde popüler müziğin dijitalleştiği ve tarzların birbirine karıştığı bir dönemde, bir rock müzisyeni olarak bu devrimin neresindesiniz?

(gülüyor) Buna dinleyicilerin karar vermelerini isterim. Evet bana böyle bir misyon yükleyen çok insan var, gitarlarını imzalatmaya gelen genç arkadaşlar var. Ben artık  Batu değilim sadece; yavaş yavaş Batu ağabeyleri oluyorum ve bu beni mutlu ediyor. Sadece ben değil, çok yetenekli ve iyi işler yapan dostlarım, arkadaşlarım var. Birçok farklı rock tarzında. Rock çok geniş bir yelpaze sonuçta. Ben kendi yolumdayım, bu soruya 10-20 yıl sonra; yanımda benden 20-30 yaş genç bir rock müzisyeni oturuyorken birlikte cevap vermek isterim çünkü kendi yaptıklarımı ondan dinlemek isterim. Öteki türlü objektif olamam.

7- Son yıllarda oldukça üretken bir dönem geçiriyorsunuz; ardı ardına gelen single’lar ve EP’ler ile diskografiniz hızla büyüyor. Kendinizi şu an kariyerinizin “gelişme kısmında” gördüğünüzü ifade ediyorsunuz. Türkiye’de sizin kadar nitelikli rock müzik üreten isimlerin hak ettiği ana akım görünürlüğe ulaşması konusunda piyasanın biraz “yavaş” kaldığını düşünüyor musunuz?

Ne yazık ki evet. Spotify’da toplam 100 milyon dinlenmeye ulaşmış bir sanatçı olarak söylüyorum bunu. Şu an yeni çıkan öyle güzel gruplar, yetenekler var ki hiç kimseye ulaşamıyorlar. Ben onların yanında çok daha fazla şey başarmış durumdayım; piyasa çok ama çok sertleşti özellikle pandemiden sonra. Orta kesimin Türkiye’de giderek zorlanması gibi, orta segment dinleyiciye sahip olan müzisyenler de bu işi bir gelir kapısı olarak görme hayalinden giderek uzaklaştı ya da uzaklaştırıldı. Bunu aşmanın tek yolu, bir ya da birden fazla kafasına takmış insanın çıkıp, ‘’kardeşim ben inat ettim, bu tarzı bu ülkede ısrarla yapmaya devam edeceğim’’ diyebilmesi. Bunu diyebilmeleri için de tabii ki destek almaları gerek. Maddi, manevi her türlü desteği alabilmeleri gerek. Medya desteği alabilmeleri gerek. 

2000’ler neden herkesin gözünde, dilinde altın bir dönem olarak adlandırılıyor? Ekonomi çok daha iyi?  ana akımda rock müzik çalınıyor, festivaller var, müzik promosyonu sadece tiktok, instagram’a kalmamış durumda; dergisi var, televizyon programı var. Bunları insanlar izliyor, dinliyor. Refah çok daha üst düzeyde. 

Şimdi tam tersi. İşte birinin ya da birkaç kişinin çıkıp ‘’bir dakika, o iş öyle değil’’ demesi lazım. Nasıl der, nasıl söyler bilmiyorum. Hemşehrim Sercan’ın, Ezhel’in 2017 yazında Türkçe rap için yaptığı gibi. O da anlık bir şey değildi biliyorsunuz, yılların birikimi, emeği ve mücadelesi vardı. 

8- Barış Manço’dan “Kara Sevda”, Ajda Pekkan’dan “Bir Günah Gibi” gibi klasikleri kendi tarzınızla yeniden yorumladınız. Gelecekte Batu Akdeniz diskografisine bakıldığında, insanların sadece “iyi bir yorumcu” değil de, Türk rock tarihine nasıl bir “yeni kiremit” koymuş bir sanatçı olarak sizi anmasını istersiniz?

Ben batı yakasının taksisiyim. Müziğim Batılı normlarda rock müzikten etkileniyor. Ekol olarak Yavuz abinin, Yavuz Çetin’in devamı gibi görmek isterim kendimi. O tabii ki daha blues odaklı bir rock müzik icra ediyordu. Ben daha klasik – modern rock etkilenimli bir müziğin peşindeyim. Ama kendimi bununla da sınırlandırmak istemiyorum. 

Gitar sololarını geri getirmek istiyorum. Ama bunu kolaya kaçmadan, dinleyiciyi kandırmadan yapmak istiyorum. İnsanlar beni dinledikleri zaman, bazı albümlerde bir singer – songwriter duysun, bazı işlerimde epik gitar soloları yazan bir rocker gibi duysun, bazı işlerimde de melankolik bir şovalye duysun isterim. Umut olabilmeyi de isterim. Sesim yerinde olduğu sürece, onlara çok farklı renkler sunabileceğimi biliyorum. Söylediklerimin arkasında olacağım şeyler bırakmak istiyorum. Dediğim gibi gerisine tarih karar versin. 

9- Son olarak Uplifers okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Saygı, sevgi ve rock’n’roll. Harika sorular için çok teşekkür ederim.

İlginizi çekebilir: Sosyal medyada filizlenen bir dayanışma hikayesi: Anıl Şirin ile röportaj

Yağmur Aşık Mola: Yağmur Aşık Mola, 1993 yılında Aydın’da doğdu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli ajans ve gazetelerde muhabirlik yaptı. Halen bir kamu kurumunda editörlük görevine devam etmektedir. Türkiye’nin en uzun ömürlü insanlarının yaşadığı Nazilli’de hayatını sürdüren Mola, minimalizm, dijital detoks, sağlıklı yaşam konularında araştırmalar yapmış, çeşitli gazete ve dergilerde yazılar kaleme almıştır. İletişim: yagmurasik1@gmail.com https://www.instagram.com/yagmurmola/

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale