X

Açtım kollarımı, yüreğimi; bekliyorum yeni yıl seni!

Yine bir yeni yıl arifesi… Benim için kendime döndüğüm, geçen bir seneyi en çok düşündüğüm zamanlardan biri. Eylül doğumlu olduğumdan aslında bu süreç hep doğum günümle başlar, yeni yıl ile de iyice şahlanır. Zaten nasıl şahlanmasın? Her yerde yeni yıl temalı haberler; interneti her açtığımızda ise hediye seçeneklerinden, kutlama mekanlarına kadar önerilerin ardı arkası kesilmez. “Haydi yeni yıla hazırlan, yoksa ben karışmam” der gibi. Bense bu dış bombardımanlardan sıyrılıp, içimde neler var ona bakma çabasındayım yine!

“Her şeyin başı sağlık” sözünü bol bol söylediğim bir sene oluyor 2017”

Geçtiğimiz koskoca bir sene, bana nelerin önemini hatırlattı diyorum kendime. En başta “sağlık” uzatıyor başını. Hakikaten de “Her şeyin başı sağlık” sözünü bol bol söylediğim bir sene oluyor 2017. Özellikle son çeyrekte bir bayram günü, hayatta her şey pamuk ipliğine bağlı dediğimiz bir olay geçiyor başımızdan. Çok şükür bizi teğet geçiyor ama yaşadığımız her anın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor ve sevdiklerimize sıkı sıkı sarılarak geçirdiğimiz zamanın büyüsünü yüceltiyor.

Sağlık ile açıyoruz ya bir kez kapıyı, bu sefer “Ben seni bir daha yoklamaya geldim” diyor. Kolay kolay hasta olmayan ben, grip oldum ama geçer diyorum. Fakat bu sefer o kadar kolay geçmiyor; neredeyse 2 aydan uzun bir hasta, bir iyi… Yatak döşek moduna sokuyor beni. Bayağı inatlaşıyorum; “Doktora gitmeyeceğim, ilaç içmeyeceğim, ben seni yeneceğim” diye. Gripten başka irili ufaklı, çok şükür hiçbiri çok mühim olmayan, hastalıklar birer birer sıraya giriyor. Başta yoruluyorum. Yeri geliyor, sinirimden ağlarken buluyorum kendimi. Sonra diyorum ki; ben savaş gibi algıladıkça hastalık da çıkarıyor kılıçlarını. “Bu sefer de böyle olacakmış, napayım” kabullenişine geçmeye çalışıyorum. Ve o zaman görüyorum ki, o da barışmaya başlıyor benimle.

Hastalıkların aslında birer iyi niyet elçisi olduğunu düşünmeye başlıyorum, hastalıklar unuttuklarımızı hatırlatmak için çıkıyorlar karşımıza genelde. Artık sağlıklı günlerime daha çok şükrediyorum. Vücuduma daha özenli bakmam gerektiğini fark ediyorum. Hepimiz evimizi temiz, düzenli, bakımlı tutmak için çaba harcarken; biricik evimiz “bedenimize” o kadar iyi davranmıyoruz sanki!

“Bazen de çıktığım yolları anlatmışım satırlarımla. Bu yüzden 2017 benim için çok kıymetli bir sene aslında.”

Sizleri bilmem ama ben bazı dönemler çok sağlıklı beslenip, güzel güzel spor yapıyorum. Sonrasında (özellikle de yaz ayları) vur patlasın, çal oynasın moduna geçiyorum. Uzun yaz günleri; deniz, kum, güneş, gezmeler derken ipin ucunu kaçırıyorum. Bu sene farklı mı oldu? Ah keşke! Temmuz ayına kadar süper sağlıklı beslenen ben, 2017’nin geri kalanında öbür uca yelken açıyorum. Durum böyle olunca yılsonu kapanış raporu; verilmeyi bekleyen kilolar, başlanacak sağlıklı yaşam hareketleri ve spora gidilecek haftalar olarak karşımda duruyor. Neyse ki onlardan hiç korkmuyorum!

Bedenimize bakmak mühim; hepimiz dışarıdan hoş görünmek istiyoruz, iltifat alınca mutlu oluyoruz. Hele günümüzde kameranın yönü hep bizlere dönük olunca; bolca süslenme, allanma pullanma ihtiyacına giriyoruz. Sağlıklı yaşamak, fit olmak, güzel giyinmek, bakımlı olmak bunların hiçbirinde sorun yok; aksine kendimize ve çevremize önem verdiğimizi gösteriyor. Ama sanki biraz dışımıza ve dışarıya gereğinden fazla önem verip, asıl olan içimizi göz ardı mı ediyoruz?

“İnsan sınırlarını zorlayınca, daha önce yapmadığı bir şeyi yapınca, ilerleme kaydedince mutlu oluyor”

Benim abartılı bulduğum durum artık filtresiz yaşanmayan hayatlar oluyor sanırım. No make-up ama aslında pür makyaj kadınlar, sporu başka bir statü sembolüne çevirenler… Ne bileyim baklavası olmadan gayet mutlu mesut yaşayanların ya da uçan kaçan pilates pozu olmayanların gözüne sokarcasına; işte siz eziksiniz, ben değilim tadında paylaşımlar…

İnsan sınırlarını zorlayınca, daha önce yapmadığı bir şeyi yapınca, ilerleme kaydedince mutlu oluyor ve belki de bu anları sevdikleriyle paylaşmak istiyor. Buradaki içsel motivasyonun ne olduğu, sanırım asıl önemli olan. “Bakın ben ne yaptım?” gösterişi için mi yaşıyorsun, yoksa kendin için iyi bir şey yapmaya mı çalışıyorsun?

Ben son birkaç senedir, daha çok kendime iyi gelen şeyleri yapma peşindeyim. Eskiden ilk indirim, son indirim, yeni sezon diye mağaza mağaza gezen ben; artık bir şey alırken “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” diye soruyorum. Dolabımda zamanında aldığım ama artık giymediğim her şeyi, ihtiyacı olanlarla buluşturuyorum. Fazlalıklardan kurtulmak, sadeleşmek insanı nasıl da hafifletiyor artık farkındayım.

Eşyaya harcayacağım kaynağı, katılmak istediğim bir kursa ayırmayı tercih ediyorum. Hiç olmadığı kadar çok tiyatroya gidiyorum, sevdiğim konserleri kaçırmamaya çalışıyorum. Arkadaşlarımla, ailemle keyifle yaşayacağımız anlar yaratmaya çabalıyorum; daha az dışarıda yemek yiyip, daha çok evde vakit geçiriyorum.

Yollar ile birlikte yeni hikayelere ortak oluyorum; farklı gözlerle bakmaya başladığımı, yaşadığımı hissediyorum!

Sadece sevdiklerimle keyifli anlar yaratma peşinde değilim. Kendimle baş başa güzel zaman geçirmeye başlıyorum. Tek başına olmanın da bana iyi geldiğini fark ediyorum. Sahile inip yürüyorum, kitabımı alıp okuyorum; en sevdiklerimden biri de tekrardan yazıyorum!

“Yazı yazmak” içimdekileri satırlara dökmek; bazen başkalarıyla paylaşmak, bazense sadece kendime saklamak… Çok konuşmayı sevdiğim gibi, çok ve uzun uzun yazmaya da bayılırım ben. Çocukluğumdan beri günlüklere, mektuplara, kartlara, maillere yazmışım da yazmışım. Bazen de çıktığım yolları anlatmışım satırlarımla. Bu yüzden 2017 benim için çok kıymetli bir sene aslında. Zaman zaman bahane bulduğum, elime almayı ertelediğim kalem- kağıt artık hep başucumda!

Bana her zaman iyi gelen, sağlığım ve imkanım olduğu sürece hep yapmak istediğim; “yola çıkmak”. Yollar ile birlikte yeni hikayelere ortak oluyorum; farklı gözlerle bakmaya başladığımı, yaşadığımı hissediyorum! Bu sene de bu yüzden sürekli kampanya peşinde koştuğum, yeri geldi ucuz bilet için alarm kurduğum bir sene oldu. Ama iyi ki de öyle oldu! Birçok gidilmemiş yer, birçok denenmemiş tat, birçok yeni an biriktirdim; hem kendimle, hem de sevdiklerimle.

Bu sene de bu yüzden sürekli kampanya peşinde koştuğum, yeri geldi ucuz bilet için alarm kurduğum bir sene oldu.

Mış gibi yapmalar ise hiçbir zaman bana göre olmadı; kendimi ait hissetmediğim ortamlarda, yerini beğenmeyen çiçek gibi soldum ben. İşte bu yüzden artık kimin yanında mutluysam, kimin yanında rahat içimi açabiliyorsam oralardayım. Zaman bana geçirilen yıllardansa; paylaşımın yoğunluğunun, aynı dilden konuşmanın, benzer hisleri paylaşmanın önemli olduğunu gösterdi sanırım. Yıllardır süren bazı can ciğer dostluklarım biterken, hiç hesapta olmayan başkaları dahil oldu hayat yolculuğuma. Eskisiyle yenisiyle, çok sık görüşebildiğimle pek nadir kavuşabildiğimle, aynı mahallede yaşadığımla dünyanın öbür ucuna uzandığımla… Bütün dostlarım, iyi ki’lerimdi yine 2017’de!

Bu sene benim için biricik. Benzer yollardan yürüsek de, benzer maceralara atılsak da bugüne kadar yollarımız kesişmemiş; demek ki kısmet! Bizi buluşturacak rastlantılar ve dostlar olması; şans! Sadece birinin gözlerinin içine bakmakla kalmayan; aynı yöne bakabildiğin, derdini paylaşabildiğin, aklından geçeni söze gerek kalmadan anlayabilen, hem sevincini hem üzüntünü hep konuşabildiğin, kalbini tümüyle açabildiğin yol arkadaşını bulmak ise; şükür! “Geç olsun, yeter ki güç olmasın!” ise hep kulaklarda küpe! Nazar değmesin, tü tü tü!

“Birçok gidilmemiş yer, birçok denenmemiş tat, birçok yeni an biriktirdim; hem kendimle, hem de sevdiklerimle.”

Gelelim mi artık 2017’nin final değerlendirmesine? Bu yıla dair her şeyi önüme döktüğümde, neler çıkıyor karşıma? Bugüne kadar çok liste yapmışım; içerisinden hala yapılmayı bekleyen çok hedef var. Ama listelerimin bazıları da ete kemiğe bürünmüş; gönlümden geçenlerin, içten dilediklerimin birçoğu da benimle olmuş. Ne mutlu bana! Bu yüzden hayal kurmaya, çabalamaya devam!

Çabalarken, inandıklarımın peşinden koşarken bol bol düşmüşüm. Ama düşmek de normal, hazır hissettiğinde yeniden kalkıp başlamak kadar! Sen içini temiz tuttukça, kötülükler daha zor barınıyor etrafında. Güzel olan da geç gibi gelse de bazen sana; tam zamanında tam karşına çıkıyor işte!

Gecesiyle gündüzüyle, soğuğuyla sıcağıyla, gözyaşlarıyla kahkahasıyla hep birlikte büyüdüğüm bir yıl olmuş yine. Çıktığım yollar beni kendime yaklaştırmış; dostlarım, ailem, sevdiklerim ise beni hep sıcacık çevrelemiş. Ne kadar şanslıyım ki, paylaştıkça çoğaldığımız nice anlar yaşamışız. Gözlerimin içi ışıl ışıl parıldamış! Masalsı bir yıl olmuş 2017; bazen kötü kalpli cadı, bazen kurt çıksa da yoluma; çok şükür hep mutlu sona bağlanmış.

“Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir.” -John Lennon

2018 senden dileğim ise bol bol sağlık, huzur, anlayış, arayış, keşfediş, cesaret, aşk, ilham… Çıkılan yeni yollar, yazılan yeni satırlar, paylaşılan yeni hikayeler… Ben bir küçük Sino’yum; yine planlar yapacağım, listeler hazırlayacağım illaki! Ama biliyorum sen de 2018 olarak üzerine düşeni yapacaksın. Bana bol bol şu çok sevdiğim sözü hatırlatacaksın. “Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir.” -John Lennon

Olsun varsın, ben zaten seni böyle sürprizlerinle seviyorum! Kocaman açtım kollarımı, yüreğimi… İyisiyle kötüsüyle, seninle kavuşacağım için çok heyecanlıyım. Tıpkı yeni yıl hediyesini merakla bekleyen, küçük bir kız çocuğu gibi… Haydi güzel gel, hoş gel yeni yıl!

Not: Sıcak şarap kokusunun sokakları sardığı, birbirinden renkli tezgahların dolup taştığı, çoluk çocuk, dede nine hep birlikte festival ruhunun paylaşıldığı, masalsı Colmar- Strasbourg- Basel Noel pazarları tatilimizden fotolar. (Aralık 2017)

 

İlginizi çekebilir: Sen hiç 10 gün susup kendinle baş başa kaldın mı?

Sinem Kocacan: Bir eylül sabahı Denizli'de gözlerimi açmışım dünyaya. Benim hayat yolculuğum küçük bir şehirden üniversite ile İstanbul'a taşınmış. Boğaziçi Uluslararası Ticaret'i tercih etmişim, yurtdışına açılan kapım olsun diye. Gerçekten okul benim bambaşka diyarlarla tanışmama vesile olmuş; gönüllü çalışma kampları, work&travel, değişim öğrenciliği... Hepsi beni insanların hikayelerine yoldaş yapmış. Sino derler bana, heyecan verenlerin peşinden koşarım hep; bol bol samimiyet ve gözlerinin içi gülen insanlar ise en sevdiklerim olur. Kendi dünyamı yaratmak, -meli -malı'lardan kurtulmak için bolca çabalarım. Yeni ve rengarenk olan beni kendine çeker; düşe kalka büyüyen, içindeki küçük kız çocuğunu yaşatmak isteyen biriyim ben. Kurumsal hayatta pazarlama yaparken, bir gün kendime başka yollar yaratma kararı aldım. Sırtçantamla Güney Amerika'nın altını üstüne getirirken, 30'unda Interrail yaparken buldum kendimi. Fark ettim ki yolda attığım her adım kendi özüme yaklaştırıyor beni. Hayat bana göre bir yolculuk; onu dolu dolu yaşamak içinse ihtiyacımız, o ilk adımı atmak ve fark etmeye başlamak. Yolculuklarımızla hep beraber büyümek ve hikayelerimizi birlikte paylaşmak dileğiyle.. Her şey gönlümüzce olsun.

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale