Zihin gökyüzü, düşünceler ise bulutlardır: Düşüncelerin geçip gitmesine izin vermek

Günlük hayatta zihnimizden geçen düşüncelerin ucu bucağı yok. Araştırmalara göre, zihnimizden geçen düşünce sayısı günlük olarak yaklaşık 60.000 imiş! Peki biz bu kadar düşünceye sahip olduğumuzun farkında bile değilken, bu düşüncelerin bizim üzerimizde ne gibi etkilere yol açtığını biliyor musunuz?

Bu etkileri anlatmak için şu anda okumaya devam ettiğim Kendiniz Olma Alışkanlığını Kırmak (Dr. Joe Dispenza) kitabından da pekişen bilgilerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

İnsan biyolojisi uzun yıllardır incelenmiş ve görülmüş ki, biz bir şey düşündüğümüzde beynimiz düşündüğümüz konuya uygun hissetmemizi sağlayacak kimyasallar üretir. Bu kimyasallar aracılığıyla düşüncelerimiz duygularımıza yansımaya başlar. Duygularımız yoğunlaştıkça, başlangıçta bu duyguyu yaşamamıza neden olan düşünceyi daha çok düşünmeye başlarız ve sürekli aynı düşünceye sürükleniriz. Ve bu düşünce-duygu-düşünce kısır döngüsü sürer gider. Aynı düşünceyi uzun süre boyunca tekrar tekrar zihnimizde canlandırdığımızda; bizim hayata, kendimize ve çevremize bakış açımızı etkiler hale gelir ve bu düşünce bir süre sonra da kimliğimizin bir parçası olur. O kadar uzun süredir bizimledir ki, onun düşünce olduğunu ya da ilk ne zaman bu şekilde düşünmeye başladığımızı fark edemeyiz bile.

Bir öğrenci düşünün, bu siz de olabilirsiniz, üniversitedeki ilk yılında aldığı bir dersin ilk sınavına çok çalışıyor ama sınavda bir şekilde düşük not alıyor. Bu öğrenci düşük not aldığını öğrenince, bedeni bu düşünceye uygun üzüntü, kendisine kızgınlık gibi duyguları hissetmesini sağlayan kimyasallar üretir. Bu sınav için geçerli olan bu durumu yaşadığını kabul edip, yanlışlarından ders alarak bundan sonraki sınava daha farklı hazırlanması bu öğrencinin yapabileceği normal bir davranış olur.

Ama bu madalyonun bir de diğer yüzü vardır ki çoğu kişi bu bahsedeceğim ikinci fikre daha yatkındır. “Üniversitede girdiğim ilk sınavdan böyle düşük not alıyorsam, kim bilir diğer sınavlarda başıma neler gelecek, okulu nasıl bitireceğim” gibi kaygılar duymaya başlarsa, bu düşüncesine uygun benzer duyguları tekrar tekrar hissetmeye başlayacaktır. Ve bir süre sonra her sınavda kaygı duyan, daha sınav sonucu bile açıklanmadan üzülen bir öğrenci haline dönüşecektir. Bu düşünce eğer yıllarca kafasında dönüp durursa, ileride iş yaşamını ve hatta özel yaşamını bile etkileyecektir. Ve artık çevresindeki insanlar onu hep kaygılı bir insan olarak tanımlayacaktır. Kişinin kendisi yıllar sonra düşündüğünde niye bu kadar kaygılandığını bilemeyip, üniversitenin ilk yılında aldığı basit bir düşük not nedeniyle bu duruma geldiğinin farkında bile olamayacaktır.

Buna benzer birçok örnek hepimizin hayatında mevcut. Araştırmalar göstermiş ki, gün içinde düşündüklerimizin %5’i yeni fikirken, geri kalanı ya geçmişin analizi ya da geleceğin planlanması şeklinde yargı, eleştiri, kaygı bulunduran düşüncelermiş. Bu %95’lik kısmı düşünürseniz her gün bu aynı düşünceler kendini zihnimizde bilinçsizce tekrar ediyor. Bu düşünceleri farkındalıkla dönüştürmedikçe de maalesef ki olumsuz duygular benliğimizin bir parçası oluyor. Bu kadar iç karartabilecek bilgiden sonra gelelim iyi habere: Bu düşünceleri dönüştürmek mümkün! 

Yıllar önce katıldığım grup yoga dersinde, çok sevdiğim hocamız o gün matın üzerinde, zihnimizden gelip geçen düşünceleri gözlemlemek üzerine bir pratik yapacağımızı söylemişti. Ve ardından, konusu her açıldığında herkese bahsetmekten keyif aldığım şu cümlesi geldi: “Biz mavi bir gökyüzüyüz, düşüncelerimiz ise gelip geçen bulutlar.

O kadar güzel bir benzetme ki, her deneyimlediğimde cümlenin anlamı benim için daha da derinleşiyor. Cümleyi açacak olursam, bulutlu bir günde gökyüzüne baktığımızda, rüzgarın hızına göre değişmekle birlikte, bulutlar bir yöne doğru sürekli hareket ederler ve şekilleri sürekli değişir. Aynı bulut hiçbir zaman sabit kalmaz, bir şekilde gelip geçer. Benzer şekilde bir düşüncenin de zihnimizde sabit kalması doğal değildir ve ortalama kalış süresi 90 saniyedir. Ona tutunup, düşünce-duygu-düşünce kısır döngüsünü devam ettiren ve yarattığı duyguyu kalıcı hale getiren bizleriz. Nasıl bulutlar gelip geçiyorsa ve mavi gökyüzü tüm ihtişamıyla beliriyorsa; biz de düşüncelerimizin gelip geçici olduğunu bilerek gitmelerine izin verdiğimizde, düşünceler kalıcı ve olumsuz duygulara dönüşemez ve zihnimizden akıp giderler. Geriye, mavi ve ihtişamlı gökyüzü gibi, yalnızca berrak bir zihin kalır.

Bu noktada, günlük hayatımızdaki düşüncelerin kalıcı negatif duygulara dönüşmemesi ve berrak bir zihne sahip olabilmek için farkındalığımızı artırmak bize düşüyor. Farkındalığın ilk aşaması, düşüncelerin gelip geçici olduğunu kabul etmek. Yaşadığımız bir olayla ilgili zihnimizde negatif bir düşünce belirdiğinde, onun geçici olduğunu bildikten sonra onu yargılamadan, sadece gözlemleyerek gelip geçmesini izlemek de ikinci aşama oluyor. Meditasyon, nefes egzersizi ve yoga pratikleri bu farkındalık seviyesine ulaşmak için mükemmel araçlar. Pratik ettikçe zihninizde tekrar tekrar beliren düşünceleri görmeye başlayacak ve birçok negatif duygunuzun dönüşümünü sağlayabileceksiniz.

İlginizi çekebilir: Sözcüklerin yaşamınız üzerindeki yaratıcı gücü: Ağzınızdan çıkanlara dikkat!

Sibel Okan
Merhaba ben Sibel. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunuyum ve şu anda özel sektörde pazarlama alanında çalışıyorum. Mühendislik eğitiminin bana katmış olduğu analitik düşünce ... Devam